ayatul_kursi_arabic.jpg

Ayet'el-Kürsi - 1

"...Kitab-ı Kerim kendi kendisini çeşitli özelliklerle tanımlarken son ilahî mesajın elçisi ve elçinin pak ailesi de bu mesajın niteliğine, anlaşılmasına, pratize edilmesine oldukça önem vermişler ve müminlere mesajın yüceliğini anlatmışlardır."

12 Temmuz 2016 Salı
Ayet'el-Kürsi - 1

 

                                                           Cevher Caduk (ilahiyatçı-öğretmen)

 

İNTİZAR -  Rab Teâlâ, insana risalet ve risaletlerin semavî kitaplarıyla mutluluğun, hakkın, hakikatin, doğruluğun ve aydınlanmanın yolunu göstermiştir. Tarih boyunca ilahî inayet ve hidayet hiçbir dönem inkıtaa uğramamış, rahmetini sürekli insana sunmuştur. Son ilahî risaletin kitabı olan Kur'an-ı Kerim de bu ilahî inayetin devamıdır. Kitab-ı Kerim kendisini çeşitli özelliklerle tanımlarken, son ilahî mesajın elçisi ve elçinin pak ailesi de bu mesajın niteliğine, anlaşılmasına, pratize edilmesine oldukça önem vermiş ve müminlere mesajın yüceliğini anlatmıştır.

 

Kur'an'ın faziletlerine ilişkin rivayetler

Ehl-i Beyt Mektebi'nde Kur'an'ın niteliği, okunması, anlaşılması ve pratize edilmesi noktasında oldukça fazla hadis bulunmaktadır. Mektebin, Kur'an'a verdiği önemin ortaya konulması için bu rivayetlerden birkaç tane aktaracak, sonrasında da Ayet'el-Kürsî'nin tefsirine geçeceğiz.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyurdular: “Herkim öncekilerin ve sonrakilerin ilmini isterse, Kur'an'ı araştırıp düşünmelidir.[1]

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Allah Tebarek ve Teâlâ'nın kitabını öğreniniz. O, sözlerin en güzeli ve öğütlerin en etkilisidir. Kur'an'ı derin anlayınız. Zira o, kalplerin baharıdır. Kur'an'ın nurundan şifa dileyiniz. Zira Kur'an, göğüslerdeki hastalıklara şifa verendir. Kur'an'ı güzel tilavet ediniz. Zira ki, Kur'an kıssaların (ibretli öykülerin) en güzelidir.[2]

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurmuştur: “En güzel kıssa, en etkili öğüt, en yararlı hatırlatma, Allah azze ve cellenin kitabıdır.[3]

İmam Ali (as) şöyle buyurmaktadır: “Allah, kudretini göstererek onlar görmeksizin kitabında tecelli etti.” [4]

İmam Bakır (a.s.) şöyle buyurdular: “Kur'an okuyanlar üç kısımdır: Biri, Kur'an okur, onu bir ticaret metaı edinir, onunla sultanların ilgisini çeker, insanlara büyüklük taslar. Bir bölümü de Kur'an okur, harflerini ezberler, ama içerdiği hükümleri zayi eder, hadleri ikamet etse bile yüzeysel bir şekilde ikamet eder. Allah bu tür Kur'an taşıyıcıların sayılarını artırasın. Bir adam da Kur'an okur, Kur'an ilacını kalbinin yarasına sürer, onunla geceleyin uykusuz gündüzünü de susuz geçirir, mescitlerde onu ikame eder. Onun uğruna yatağını terk eder. Allah azze ve celle bunların varlığı sayesinde belaları savar, bunlarla düşmanlara karşı zafer kazandırır, gökten yağmur yağdırır. Allah'a yemin ederim ki, Kur'an okuyucuları arasında bunlar kızıl yakuttan daha değerlidirler.[5]

Kur'an, “Tevrat'ı yüklenmek ve onu taşımak” diye bir olgudan bahseder.[6] Tevrat'ı yüklenmek diye bir olgu olduğuna göre; Kitab'ı yüklenmek de olmalıdır. Bu yüklenmek, Kur'an kıraati, anlam derinlikleri ve marifetlerini bilmekten farklı bir olgu olsa gerek. Belki bunları içermekle birlikte Kur'an'ın farizalarını yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak, düşünce boyutunda onu içselleştirmek vb. gibi.

Biz bu çalışmamızda Kur'an'ın bir ayeti olan Ayet'el-Kürsî'yi incelemeye çalışacağız. Bu ayetin faziletine ve konumuna ilişkin hem Ehl-i Sünnet hem de Ehl-i Beyt kanallarından birçok rivayet vardır.

İmam Ali (a.s.) şöyle buyurdular: “Resulullah'ın (s.a.a.) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Ey Ali! Beşerin efendisi Âdem, Arap'ın efendisi Muhammed'dir, ama bununla övünmem. Farslıların efendisi ise Selman'dır. Rumluların efendisi Suheyb'dir… Sözlerin efendisi Kur'an, Kur'an sûrelerinin efendisi Bakara Sûresi, Bakara Sûresi'ndeki ayetlerin efendisi ise Ayet'el-Kürsî'dir. Ey Ali, bu ayette 50 sözcük vardır. Her bir sözcükte de elli bereket bulunmaktadır.'” [7]

Resulullah'tan aktarılan hadislerde yine, “Allah'ın Kitabındaki en büyük ayet[8] ve “Kur'an ayetlerinin zirvesi [9] ibareleri geçmektedir.

"Her şe­yin bir zir­ve­si var­dır. Kur'ân'ın zir­ve­si de Ayet'el-Kür­si'­dir.[10]

İmam Ali'den (a.s.) şöyle rivayet edilmiştir: “Ben Peygamberimizin (salât ve selam ona olsun) minberin tahtaları üzerinde şöyle buyurduğunu işittim: ‘Her kim her bir namazın akabinde Âyet'e1-Kürsî'yi okursa onun cennete girmesini ölüm dışında hiçbir şey engel­lemez. Bu âyet-i kerîmeyi sıddîk veya âbid olandan başkası okumaya devam etmez. Yatağına çekildiği vakit kim bu âyeti okursa Allah o kimsenin canı­na, komşusuna, komşusunun komşusuna ve çevresindeki evlere eman ve­rir.'” [11]

Çok sayıda rivayetten sadece birkaç tanesine burada yer verebildik. Asıl amaç ise ayetin anlamına ve mesajına odaklanmak. Bu ayetten elde edebildiğimiz mesajları ve Hz. Resulullah'ın bu ayete neden bu kadar önem verdiğini bu çalışmamızda ortaya koymaya çalışacağız.

 

Ayetler arasındaki derece farkı

Rivayetlerden öyle anlaşılıyor ki, Fatiha, İhlâs, Hadid Sûresinin ilk beş ayeti gibi kimi sûre ve ayetler diğer sûre ve ayetlere göre daha üst dereceye sahiptirler. Peki, bu üstünlük ne anlama gelmektedir. Çünkü ilahî mesajdaki her bir sözcüğün Allah-u Teâlâ'nın kelamı olması noktasında aralarında bir fark bulunmamaktadır. Ama eylemler, marifetler, düşünceler arasında bir öncelik ve üstünlük farkı olduğu açıktır. Kimi davranışların, bilgilerin taşıdığı üstün özelliklerden dolayı diğerlerinden daha üstün olması kadar doğal bir şey olamaz. Bu aslî ilkeye dikkat çeken Fahrüddin er-Razî bu ayetin tefsirinde şöyle der: “Bil ki zikir ve ilim, mezkûra ve malûma tabidirler. Mezkûr ve malûm ne kadar şerefli olursa, zikir ve ilim de o nispette şerefli olurlar. Mezkûratın ve malûmatın en şereflisi Allah Subhânehû ve Teâlâ'dır. Hatta O, böyle denilmekten de yücedir. Çünkü O, kendinden başka her şeyden daha şereflidir. Çün­kü böyle bir mukayesede bulunmak, bir tür aynı cinsten olma ve benzerliği gerektirir ki, Allah-u Teâlâ kendisinin dışındakilerle aynı cinsten olmaktan mü­nezzehtir. İşte bu sebepten dolayı Allah'ın celâl ve kibriyâsının sıfatlarına şâ­mil olan her söz, son derece celalli ve şerefli bir söz olmuş olur. İşte Ayet'el-Kürsî böyle olunca, hiç şüphesiz o, şeref hususunda zirvede bulun­muş olur”.[12]

Buna göre, insanın gönderiliş amacı olan tevhid bir diğer ifadeyle Rab Teâlâ'yı tanıma ve buna ilişkin bilgiler kuşkusuz en yüce bilgiler olmalıdır. İnsanın zihni tevhid ile ne kadar aydınlanırsa Rab Teâlâ'ya duyacağı sevgi o derece artacaktır. İnanca ait bilgiler ve marifetler, fıkıh sahasına giren marifetlerden daha üstündür. Zira konunun farklılığı, o ilim dalının da diğerlerinden farklı oluşunu gerektirecektir.

Bir diğer nokta; ayetin mealine bir göz gezdirildiğinde ayetin konusunun tevhid ve marifetullah olduğu her cümlesinin de bu amaca mebnî olduğu rahatlıkla görülecektir. Dolayısıyla bu tür ayetler konu itibariyle böyle olmayan ayetlerden üstündürler.

Ancak şöyle bir soru akla gelebilir. Kur'an-ı Kerim'de tevhidi ve Rab Teâlâ'yı konu edinen birçok ayet var. Onlar da bu dereceye sahip değiller mi?

Burada da bilginin niteliği, niceliği ve derinliği devreye giriyor. Diğer ayetler ilerde de ele alacığımız gibi, tevhidin bir veya birkaç yönüne veya sadece bir boyutuna odaklanmışken, Ayet'el-Kürsî tevhidin özetini sunar niteliktedir. Bir diğer ifadeyle diğer ayetlerden elde edilen veriler bu ayette mündemiç iken, bu ayetin içeriğindeki bilgiler ferdî olarak diğer ayetlerde mündemiç değildir. Bu ayetin içeriği Kur'an'da bulunmaktadır. Özetle içerik olarak bu ayet daha üstün ve daha derinlikli bir anlam örgüsüne sahiptir.

Kısa da olsa yaptığımız bu açıklamadan, neden bu ayete odaklandığımızın amacının anlaşıldığı kanaatindeyiz.

 

Allah, Lâ ilâhe illallah, Hayy ve Kürsî

Ayetin girişi Rab Teâlâ'nın isimleriyle başlamaktadır. Ayetin  ilk bölümü Allah-u Teâlâ'nın isimleriyle başlıyor:

“Allah (ibadete lâyık olan yalnız O'dur); O'ndan başka ilâh yoktur. Hayydır, Kayyûmdur”. (2/el-Bakara/255)

 

Bu bölümde ele alınması gereken kelimeler:

a) Allah

b) Lâ ilâhe illallah

c) el-Hayy

e) el-Kayyum

 

Esmâü'l-Hüsna

En güzel isimler Allah'a aittir.” (8/el-Araf/180).  Kur'an-ı Kerim'de çeşitli sûrelerde Allah-u Teâlâ'nın isimleri geçmektedir. Allame Tabatabaî bu isimleri bir araya getirir. Allame'ye göre; Kur'an'da geçen Rab Teâlâ'nın isimleri 127 tanedir.[13] Fakat isimler bunlarla sınırlı değildir. Nebevî ve Vilayetsel hadislere bakıldığında sayı daha da artmaktadır.[14]

 

Ayetin bu bölümü dört tane isimle başlamaktadır:

1- Allah

“Allah” kelimesinin hangi sözcükten türediği, basit bir isim olup olmadığı gibi detaylara girmek istemiyoruz. Ele almak istediğimiz konu, bu lafza-i celalin bir isim olup olmadığıdır. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için isim sözcüğünün ne anlama geldiğinin anlaşılması gerekmektedir. Bilindiği gibi, Kur'an-ı Kerim isim ile -‘Bi ismillahi'- başlamaktadır. İsmin ne anlama geldiğinin, zihin ve eylem dünyamız açısından neyi ifade ettiğinin ortaya konulması gerekmektedir. Allah ismi hiçbir zaman başka bir ismin sıfatı olarak yer almaz. Mevsuf/nitelenen olarak yer alır. Bir diğer ifadeyle Allah lafza-i celalini başka bir ismin sıfatı olarak kullanamayız. Rab Teâlâ'nın bir başka sıfatı da bu özelliğe sahiptir. “Er-Rahman” ismi de mevsuf olarak kullanılmaktadır.

 

İsim sözcüğü iki yönden kullanılmaktadır:

a-Lafzî isim

b-Haricî dışsal isim.

Varlık âlemindeki mevcudatın bir lafız, bir de gerçeklik boyutları vardır. Biz bu gerçekliklere işaret etmeleri için sözcükler kullanırız ve genelde işe yarayan ise bu gerçekliklerdir. Lafızlar gerçekliği ifade etmede çoğu defa yetersiz kalır, hatta fayda vermezler. Örneğin, aç olan bir kimse için yemek sözcüğü bir şeyi ifade etmez. Açlığını gideren şey, yemeğin dışsal varlığıdır. Susuz kimse için de su sözcüğü bir şeyi ifade etmez. Suyun dışsal maddesi ancak derdine derman olur.

Rab Teâlâ'nın isimleri de bu şekildedir. Rahman, Vehhab, Kadir, Ğafur, Afuvv, Halim gibi isimleri sadece birer lafız mıdır yoksa bir gerçekliği de mi ifade etmektedir? İsimlerin bir lafız olarak kullanıldığı bir vakıadır. Ancak Rab Teâlâ'nın isimleri bunun yanı sıra belki de bundan çok daha ötesinde bir gerçekliktir, hem de evreni kapsayan bir gerçekliktir. Bu açıdan hadis-i şerifte geçen ehsa/ezberlemek ifadesi aslında telaffuzen okumaktan daha çok, Rab Teâlâ'nın en güzel isimlerinin âlemde tecellilerini görebilmek, gerçekliği kavrayabilmek demektir. Önemli olan ve asıl mesele Rab Teâlâ'nın ism-i haricîlerini görebilmektir. Evren bu en güzel isimlerin tecellî ettiği yerdir. Örneğin, ‘eş-Şafî' isminin tecellisi için hastalar ve yakınları dua eder, evlat hasreti çekenler ‘Vehhab' isminin tecellisi, günahları çok olanlar ‘Afuvv' ve ‘Tevvab' isminin tecellisi, mazlumlar ‘Züntikam' ve ‘Aziz' isminin tecellisi için dua ederler.  Zaten bizler de dua ederken Rab Teâlâ'nın özel inayetini gerektiren isimle kendisine dua eder ve o duanın gerçekliğinin hayatımızda tecelli etmesini ve gerçekleşmesini isteriz.

İrfan ehli bu anlamdaki isme önem verir. Onlara göre, isim ez-zat mee't-taayyüni'l-hassdir.[15] Özel yönü bulunan zâttır. Onlar isim ve ismü'l-isimden bahsederler.[16] Onlara göre varlık âlemi Allah-u Teâlâ'nın isimleri, bu tecelliye verilen ad da ismü'l-isimdir.

Kelamcıların “isim, müsemmanın aynısı mıdır yoksa gayrisi midir” tartışmasına göre âriflerin evrene, varlığa, yaratıcıya bakışları daha gerçekçi ve daha cezbedicidir.

Selam ve dua ile   

 

Devam edecek...

 


[1] Allame Alaüddin Ali el-Müttakî b. Hüsamüddin el-Hindî (h.975), Kenzü'l-Ummal fi Süneni'l-Ekval ve'l-Efal, c. 1, s. 548, hadis no: 2454, 1409-Beyrut.

[2] El-Harranî, Ebu Muhammed el-Hasan b. Ali b. el-Hüseyin b. Şube, Tuhefu'l-Ukul An Âli'r-Rasul, h. 1403-Qum.

[3] El-Küleynî, Ebu Cafer Muhammed b. Yakub b. İshak er-Razî (h.328), er-Ravza mine'l-Kafî, c. 8, s. 175, Tahran 1389.

[4] Şerif er-Razî, Ebbü'l-Hasan Muhammed er-Razî b. el-Hasan el-Musevî, Nehcü'l-Belağa, s. 267, hutbe no: 147, Edit: Subhî Salih, 1425, Qum

[5] El-Usul mine'l-Kafî, c. 2, s. 627.

[6] El-Cuma/9.

[7] Et-Tabersî, Eminü'l-İslam Ebü'l-Ali el-Fazl b. el-Hasan, Mecmeü'l-Beyan, c. 2, s. 128-9, Beyrut, 1427.

[8] Es-Suyutî, Celalüddin Abdurrahman b. Ebubekir eş-Şeybanî, ed-Dürrü'l-Mensur, c. 1, s. 322, Beyrut, Darü'l-Fikir.

[9] El-Ayyaşî, Ebü'n-nasr Muhammed b. Mesud b. Ayyaş, Tefsirü'l-Ayyaşî, c. 1, s. 156, Beyrut, 1411.

[10] Tefsirü'l-Ayyaşî, c. 1, s.156,

[11] El-Kurtubî, Ebu Abdullah Muhammed b. Ahmed, el-Cami li Ahkami'l-Kur'an, c. 4, s. 264, Beyrut, 1427. Gerçi Beyhakî, bu rivayetin zayıf olduğunu belirtir.

[12] Er-Razî, Fahrüddin Muhammed b. Ömer, Mefatihü'l-Ğayb, c.7, s.3, Beyrut, 1401.

[13] Tabatabaî, Muhammed Hüseyin, el-Mizan fi Tefsiri'l-Kur'an, c. 8, s. 361-3.

[14] Tavus, Radiyüddin Ebi'l-Kasım Ali b. Musa (h.664), Mühecü'd-Deavat ve Menhecü'l-İbadat, s. 82-92, Beyrut, 1414. Yazar ilgili bölümlerde Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamlarının Kunutlarını aktarır. Bu kunutlar Kur'an'da geçmeyen Rab Teâlâ'nın diğer isimlerinin bir bölümünü de içermektedir.

Yine Ehl-i Sünnet arasında da şöhrete kavuşan Cevşen Duası da bu türden birçok ismi barındırmaktadır.

[15] El-Amulî, Abdullah Cevad, Tesnim fi Tefsiri'l-Kur'an, c. 1, s. 328, Beyrut, 2011.

[16] A.g.e., agy.

 

 

 

 

 

 

Öne Çıkan Haberler