siluet-orang-laki-merenung-sore-330x220.jpg

Mübarek Ramazan ayının fazileti... Düşünmek, düşünmek, düşünmek...

Namazını kıl ve oruç tut. Humus ve zekatı ver. Hacca ve cihada git. Marufu emret, münkerleri yasakla. Ehl-i Beyti ve dostlarını dost et; düşmanlarından beri olduğunu ilan et. Bunların bütünü ne içindir? "Beni anmak için namaz kıl" Yani zikir mertebesine, fikir mertebesine ve düşünme mertebesine ulaşmak için. Hazret-i İmam Humeyni (k.s.) daima şu sözü tekrarlardı: Düşünmek, düşünmek, düşünmek...

22 Mayıs 2018 Salı

Birinci ders

Mübarek Ramazan Ayının Fazileti Hakkında Önsöz

Orucun Kısımları

1- Şeri Oruç

2-Ahlaki Oruç

3- İrfani Oruç  

Ahlaki Güzellikler ve Çirkinlikler

İlahi Ayetler Hakkında Derin Derin Düşünme ve Tefekkür

 

Birinci ders: Mübarek Ramazan ayının fazileti hakkında bir önsöz 

 

İlahi ayetler hakkında düşünme ve tefekkür  

Rahman Rahim Allah-u Teala'nın İsmiyle.

Hamd alemlerin rabbi Allah'a; salat ve selam da mahlukatın en hayırlısı, yaratılmışların en şereflisi Ebu'l-Kasım Muhammed (s.a.a.)'e, tertemiz aline, bütün nebi ve resullere özellikle de Allah-u Teala'nın yerler üzerinde bırakmış olduğu Bakiyetullah Mehdi (a.s.)'a olsun. Allah-u Teala'nın laneti de onların düşmanlarının bütününün üstüne olsun.

Ramazan ayı mübarek bir aydır. Azametle dolu bir aydır. Dünyanın hayrına ulaşmak isteyen varsa dünyanın hayrı bu ayda olduğunu bilsin. Bu ayda alemlerin Rabbi rahmeti indirmektedir. Yapılan dualara isticabet etme vadini vermiştir.

Eğer ahretin hayrına ulaşılmak isteniliyorsa ahiretin hayrı da bu aydadır. 

Biz Kur'an-ı Kerim'de oruç tutanların cennete girdiklerinde kendilerine şöyle hitap edileceğini okuyoruz: "(Onlara denir ki:) Geçmiş günlerde işlediklerinize (iyi amellerinize) karşılık, âfiyetle yeyin, için." (69/el-Hakka/24)

Oruç taatine karşılık cennet nimeti verilmiştir. Mübarek Ramazan ayında sizin için hazırlamış olduğu mükafattan yiyiniz ve içiniz.

Seyr-ü sülukta kemale ermek ve ilerlemek istiyorsan elli yıllık bir ilerlemeyi bir ayda gerçekleştirebilme kudretine sahipsin. Hatta bir gecede hatta bir saatte dahi gerçekleştirebilirsin.

"Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz". (2/el-Bakara/183)

Allah-u Teala şahsiyetinizi oluşturmanız ve seyr-ü sulukta kemale varabilmeniz için sizden öncekilere orucu farz kıldığı gibi size de farz kılmıştır.

Orucun kısımları

Değerli gençlerden dikkat ve inayetlerini orucun üç kısmına vermelerini istemekteyiz.

1- Şeri oruç

Şeri oruç insanın karnının oruç tutmasıdır. İlmihal kitaplarında geçen orucu bozan şeylerden kaçınmaktır. İlmihal kitaplarında geçtiği üzere hareket eden ve bu şekilde oruç tutan bir yükümlü için orucu kaza etme ve keffaret etme sorumluluğu bulunmamaktadır. Tutulan bu oruçla dünyanın menfaatinin ve ahretin sevabının elde edileceği kesin hakikatlerdendir. Ancak bu oruç elde edilmesi umulan diğer faydaları gerçekleştirmez. Bu şekilde tutulan oruç şeri oruçtur. Bu oruç insanların genelinin tuttuğu oruçtur.

2- Ahlaki oruç 

İnsanın karnının yanısıra göz, kulak, el ve ayak gibi organlarının da oruç tutmasıdır. Bu oruç haram kılınan şeylerden kişinin kendisi engellemesidir. Ahlaki oruç kişinin mekruh ve şüphelerden kendisini engelleyerek tuttuğu oruçtur.

Bazı rivayetlerde mübarek Ramazan ayında yalan söyleyen veya bir kişiyi çekiştiren veya bir kişiyi töhmet altında bırakan veya diliyle birisini yaralayan kişinin tutmuş olduğu orucun batıl olduğu geçmektedir.

Züra, Semae'den rivayet etmektedir. Semae der ki; İmam(a.s.)'dan Ramazan ayında yalan söyleyen bir adamın tuttuğu orucun durumunu sordum. İmam (a.s.) ‘orucu bozulmuştur. Kaza etmesi gerekir' karşılığını verdi.

Ben ‘orucunu bozan yalan nedir?' diye sorunca İmam(as) ‘Allah-u Teala'ya ve Allah'ın Resulüne yalan isnad etmesidir.[1]

Hakiki oruç tutan kişinin iftar esnasında ettiği duası kabul olunur. Karnı oruç tuttuğu gibi organları ve azaları da oruç tuttuğunda Mübarek Ramazan ayının son günlerinde yüce ve ulvi bir dereceye ulaşması ve seyr-u sülukunda ilerlemesi gücü dahilindedir.

Resulullah (s.a.a.) oruçlu olan bir kadının cariyesine sövmesini işitti. Resulullah (s.a.a.) bir yemek getirilmesini istedi. Yemek getirildiğinde Hazret-i Resul (s.a.a.) söven kadına ‘yemeği ye' dedi. Kadın ‘ben oruçluyum' deyince Hazret ‘cariyene sövmüş olduğun halde nasıl oruçlu olmuş olursun ki? Oruç sadece yememe ve içmeme değildir' buyurdular.[2]

Hazret-i Resul-u Azam'dan aktarılan diğer bir rivayette ise Hazret-i Resul (s.a.a.) müstehap olarak iftar esnasında kendisinden izin istemelerini oruçlulara emretmiştir. İftar vaktinde yaşlı bir adam geldi. Hazret-i Peygamber (s.a.a.)'den kendisine ve iki kızına oruçlarını açması için izin istedi.

Hazret-i Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu: Sen oruçlusun, git ve orucunu aç ve iftar et. Ancak senin iki kızın oruçlu değildir.

Şahıs şöyle dedi: Ey Allah'ın Resulü! Ben iki kızımın da oruç tuttuğuna kesin eminim.

Hazret-i Resul (s.a.a.) şöyle buyurdu: Git ve iki kızına kusmalarını söyle. (Hazret yaşlı adama geniş bir kap verdi) Yaşlı adam, Hazret-i Peygamber(s.a.a.)'in isteğini yerine getirince her iki kızın ağzından iki et parçası düştü. Şahıs bu duruma son derece şaşırdı. Zira her iki kızı da et yememişlerdi. Bu et de kokuşmuştu. Yaşlı adam bunun nedenini Hazret-i Resul (s.a.a.)'den sorunca Hazret ‘sen Kur'an-ı Kerim'i okumuyor musun? Kur'an dedikodu yapan kişinin laşe etini yediğini söylüyor. Bu iki genç kız oruçlu olmalarına rağmen insanları çekiştirip gıybetlerini etmişlerdir.[3] Kur'an-ı Kerim "Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir". (49/el-Hucurat/12)

Gıybet etmeyiniz. Zira gıybet ölülerin etlerini yemektir. Ölü etini yemekten kaçındığın gibi gıybet etmekten de kaçın. İnsanları gıybet etmek için ayıplarını ve kusurlarını ağızlarınızda gevelemeyiniz.

Orucun bu ikinci kısmına ‘ahlaki oruç' denilir.

Zira insan bu oruçta karnına oruç tutturmasının yanı sıra organlarına da oruç tutturur.

Allah-u Teala'dan başarı talebi, tertemiz Ehl-i Beyt İmamlarına ve Hazret-i Zehra (a.s.)'a tevessül etmek, şeri oruca ek olarak ahlaki orucun eda edilmesi noktasında da oruçlulara yardımcı olur.

Mübarek Ramazan ayında bir kişi bakışlarıyla oynar, göz, dil ve kulağını korumazsa diğer organlarını da aynı şekilde muhafaza etmezse şeri orucu yerine getirmiştir. Ancak takva derecesine ve dua-i müstecab ve seyr-i sülukta tekamüle ulaşmak noktalarında muvaffak olamamıştır.

3- İrfani oruç 

Orucun üçüncü kısmı meşakkatli olarak bilinen ariflerin orucudur. Bu oruç karnın ve organların orucuna ek olarak kalbin de oruç tutmasıdır. Ancak kalp nasıl oruç tutacaktır ve kendisini hangi şeylerden engeller?

Kalp kötü düşüncelerden ve rezil sıfatlardan kendisini engelleyerek oruç tutar.

Yani kalpte kötü sıfatların varlığına rağmen kalpte bu düşüncelerin yanıp tutuşmasına engel olunmalıdır. Kalpte kıskançlık ateşi alevlenmemeli, cimrilik ateşi alevlenmemeli. Su-i zan ateşi alevlenmemeli. Tekebbür/büyüklenme ateşi alevlenmemelidir.

Yani kalp Allah-u Teala'dan başkasına yönelmeyerek oruç tutar. Arif oruç ibadetini yerine getirdiğinde kalbinde ğayrullahı bulundurmaz, barındırmaz. Bu tarz bir oruç bize göre değildir. Ancak bizler şeri oruçta ve ahlaki oruçta muvaffak olursak Ramazan ayının sonuna kadar bu makama ulaşabiliriz.

İnsan –özellikle de gençler- kalbin halisliği ve katışıksızlığı noktasında ısrar eder ve kalbinde gayrullahın tahakküm etmemesini sağlarsa bunu başarabilir.

Ramazan ayında oruç bu gayeyi gerçekleştirmek için vacip kılınmıştır. Oruç, insanın adım be adım ilerleyebilmesi için vacip kılınmıştır. İlk gecede, ikinci gecede, onuncu gecede, on beşinci gecede ve Kadir gecelerinde ve Kadir gecelerinden sonra adım adım ilerler. İnsan bakışlarını ve düşüncelerini incelerse karın ve organlara ek olarak iradenin de kendi elinde olduğunu görür. Kötü düşüncelerin yok edilebileceğini de görür.

Aynı şekilde kötü özellikler ve sıfatlar kökünden sökülüp atılamasa da insanın sultası ve otoritesi altına alınabilirler. Putlar birer birer yıkılır. Buna göre Allah-u Teala oruçlu kulun kalbine sahip olur. Oruçlunun kalbini nurlandırır ve kalbin saflığı ve katışıksızlığı derecesine ulaştırır. Ramazan ayının sonunda Allah-u Teala'nın da buyurduğu gibi "Onlar, ne ticaret ne de alış-verişin kendilerini Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır". (24/en-Nur/37) olur.

Ramazan ayında oruçlunun velayet nurundan ve oruç nurundan faydalanarak öne doğru adım atması gerekir. Ta ki karnı ve organları oruç tutsun. Umulur ki Allah-u Teala böylece onun elinden tutar da Ramazan ayının sonunda yücelikler makamına, kemal konumuna ulaştırır. Bu mümkün bir olaydır. Elli yılda ulaşılabilecek bir mesafeyi bir saatte hatta bir anda alabilen nice kişiler bulunmaktadır.

Ahlaki üstünlükler ve alçaklıklar 

Bu yıl bir gün ahlaki üstünlükleri ve alçaklıkları ele alıp incelemeyi ahlaki faziletlerin nasıl kazanılacağı ve kalpte nasıl yerleştirilip kökleştirileceğini açıklamayı kararlaştırdım.

Başka bir günde de ahlaki alçaklıkları rivayetleri aktararak tedavi edilme tarzıyla birlikte ele alıp anlatacağız. Bugün inşallah Allah-u Teala'nın yardımıyla ve Bakiyettullahın lütfuyla ilk fazileti ele alacağız.

 İlahi ayetler hakkında tefekkür ve teemmül  

Allah-u Teala'nın ayetleri hakkında tefekkür etmek faziletlerin en başta gelenlerindendir. Bazı rivayetlerde geçtiği üzere tefekkür/teemmül sevap yönünden en üst düzeyde olan amellerdendir. "Bir saat tefekkür bir yıllık ibadetten daha hayırlıdır". [4]

Yani insan bir an kendisini huzur-u İlahide, Peygamber ve Ehl-i Beyt İmamlarının ve Sahibu'z-Zaman'ın huzurunda olduğu düşüncesinden hareketle nereden geldiği, niçin dünyaya geldiği, nereye gideceği düşüncesine bir saat dahi dalsa dünya ve ahiret konularında bir saat dahi düşünse, nefsi hakkında biraz düşünse bu tefekkürü bir yıllık ibadete denk gelir.

Yani gecesiyle gündüzüyle mescidde bir kişinin tam bir yıl yaptığı ibadete Ramazan ayında veya Ramazan ayı dışında yapmış olduğu bir saatlik tefekkür denktir.

Bizim değerli Üstadımız Hazret-i İmam Humeyni® Kırk Hadis Şerhi adlı eserinde şöyle demektedir:

‘Bir saatlik tefekkür atmış veya yetmiş yıllık ibadetten daha hayırlıdır' Malumdur ki bir yılın veya altmış yılın veya daha başka bir miktarın belirtilmesi misal kabilindendir. Yani bir saatlik düşüncenin sevabının miktarını Allah-u Teala'dan başka hiçbir kimse bilemez.

Ayrıca mutluluğun tefekkür ve iltifata/yönelmeye bağlı olduğunu da eklemek gerekir. Bu insanın fezayı elde etme kudreti ve takati olduğuna göre Kur'an-ı Kerim göklerin bütününün meyvesini toplama imkanına işaret etmektedir. Ancak bu düşünme ve yönelişledir. "Allah'ın, göklerde ve yerdeki (nice varlık ve imkânları) sizin emrinize verdiğini, nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca ihsan ettiğini görmediniz mi?" (31/Lokman/20)

Yani ey insan gücün sadece göklerin meyvelerini elde edebilmeyle sınırlı değildir. Aksine ey insan varlık aleminin bütününü elde edebilme gücün bulunmaktadır. Başka bir yerde ise Kur'an-ı Kerim insanın meleklerle ilişki ikame edebilme gücüne işaret etmektedir. "Şüphesiz, Rabbimiz Allah'tır deyip, sonra dosdoğru yolda yürüyenlerin üzerine melekler iner. Onlara: Korkmayın, üzülmeyin, size vâdolunan cennetle sevinin! derler. Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın çektiği her şey var ve istediğiniz her şey orada sizin için hazırdır". (41/Fussilet/30-1)

Rabbimiz Allahtır deyip bu söz üzere istikamet sahibi olanlar, tefekkür ederler. Yani uyanık ve agah olurlar. Bundan dolayı melekler onlara üzülmemeleri ve gama düşmemelerini söylemek için iner. Melekler şöyle derler: Bizler sizin zorluklarınıza karşı size yardım edicileriz. Ölümün sıkıntısını size karşı hafifleteceğiz. Bizler sizin hem dünyada hem de ahrette velileriniziz.

Fezada ve mahlukat aleminde tasarruf edebilen yegane varlık düşünen, teemmül eden, agah olan ve bu süluk ve hareket üzere ederek tekamüle ulaşan insandır.

Buna ek olarak Kur'an bizden düşünmemizi ve tefekkür etmemizi istemektedir. Hatta bu hususa çok şiddetli vurgu yapmaktadır. "Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin". (33/el-Ahzab/41-2)

Ebu Abdullah (a.s.)'dan şöyle rivayet edilmiştir:

Sınırı bulunmayan hiçbir şey bulunmamaktadır. Ancak zikir müstesnadır. Allah-u Teala farizaları farz kıldı. Bunları yerine getirmek bunların sınırıdır. Ramazan ayında orucu yerine getirmek oruç ibadetinin sınırıdır. Hacc farizasının sınırı hacc etmektir. Ancak zikir böyle değildir. Allah-u Teala zikrin azından razı olmamaktadır. Allah-u Teala zikir için herhangi bir sınır belirlememiştir. Ardından İmam yukarıda zikr edilen Ahzab suresinin 41 ve 42. ayetlerini okudu.[5] "Ey inananlar! Allah'ı çokça zikredin. Ve O'nu sabah-akşam tesbih edin". (33/el-Ahzab/41-2)

Diğer bir matlap da Ona iltifat edilmesidir. Kur'an-ı Kerim'in murad ettiği gibi bütün ibadetlerin hedefi zikir mertebesine ulaşmaktır. Yani fikir ve teemmül makamına ulaşmaktır.

Namaz Allah-u Teala ile karşılıklı konuşma olduğunda fikir ve zikir makamına ulaştırıcı olur. Aynı şekilde mübarek Ramazan ayının orucunda da bu hedef geçerlidir.

Bedeni ve mali ibadet, kalbi ibadet gibi bütün ibadetler fikir mertebesine ulaşma farizası içindir. Zikir mertebesine ulaşmak içindir.

Taha Suresinde Allah-u Teala "Muhakkak ki ben, yalnızca ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et; beni anmak için namaz kıl". (20/Taha/14) buyurmaktadır.

Ben kendisinden başka ilah olmayan Allahım. Ey insan putları kır. Ey insan heva ve hevesine tabi olma. Şeytana uyma. Ey insan dünya hayatında günahkar olma. Namazını kıl ve oruç tut. Humus ve zekatı ver. Hacca ve cihada git. Marufu emret, münkerleri yasakla. Ehl-i Beyti ve dostlarını dost et; düşmanlarından beri olduğunu ilan et. Bunların bütünü ne içindir? "Beni anmak için namaz kıl" Yani zikir mertebesine, fikir mertebesine ve düşünme mertebesine ulaşmak için.

Buna göre bugünün konusu insanın sahip olması gereken önemli fazilet insanın elde etmesi gereken diğer faziletlerdir. Bu faziletler için ibadetler farz kılınmıştır. Bu fazilet fikir ve teemmül/düşünmedir.

Bilginler ahlak öğretmeni ve büyük Üstadımız Allame Tabatabai'nin ölüm esnasındaki vasiyetini aktarmışlardır. Üstadın sözü: Teemmül, teemmül, teemmül olmuştur.

Ben konunun sonuna yaklaştığım bu anda siz değerli beylere ve hanımlara bu büyük adamın vasiyetinin tefekkür ve teemmül olduğunu bildiriyorum. O şöyle diyordu vasiyetinde: Gece ve gündüz bir saat düşüncede gark olun. Allah-u Teala'nın huzurunda hazır bulunduğunuz noktasında uyanık olunuz.

Hazret-i İmam Humeyni (k.s.) daima şu sözü tekrarlardı: Düşünmek, düşünmek, düşünmek...

 
Hüseyin Mezahiri
Kaynak: "Erdemler ve Çirkin Huylar" isimli kitap
Çeviri: Cevher Caduk  
 
 

[1] Biharü'l-Envar, c.96, s.276, 23. Rivayet. 32. Bab.

[2] Furuu'l-Kafi, c.4, s. 87, Bab-u Adabi's-Saim

[3] Biharü'l-Envar, c.96, s.293-4

[4] Age, c.71, s.327, 22. Rivayet 80. bab. Ebu'l-Abbas kanalıyla Ebu Abdullah(as)'dan şöyle rivayet edilmiştir: Bir saatlik tefekkür bir yıllık ibadetten daha hayırlıdır. Ancak akıl sahipleri tezekkür eder.

[5] Usul-u Kafi, c.4 ‘Allah-u Teala'yı çok zikr etme' bab. 1. hadis.

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler