103624.jpg

Küresel silah ticaretine bir bakış - 1

"...her gün hemen hemen iki milyar dolar silah için harcanıyor. Oysa eğer yılda sadece 40 milyar dolar okuma yazma seferberliği ve yoksullukla mücadele için harcansaydı on yıl içinde dünya genelinde cahil insan veya yoksul kalmayacaktı ve yer yüzünde yaşayan tüm insanlar hem okuma yazma bilecek ve hem sağlık hizmetlerinden ve sağlıklı besinden yararlanacaktı."

14 Mayıs 2014 Çarşamba

Uluslararası Stohkolmll barış etüd merkezi özel olarak dünyada silahlı çatışmalar, silahsızlanma, silahların kontrolü ve uluslararası barış ve güvenlik üzerinde araştırma yapan bağımsız bir kurumdur. Merkez her yıl dünyada silah alış verişi ve askeri giderler hakkında detaylı bir rapor yayınlıyor. Merkezin en yeni raporunda dünyanın 2013 yılında askeri giderleri 1750 milyar doları bulduğu belirtildi.

Bu yılda da Amerika geçmiş yıllarda olduğu gibi 640 milyar dolarla listenin başında yer aldı. Amerika'dan sonra Çin, Rusya ve Arabistan sırasıyla 188, 88 ve 67 milyar dolarla geçen yıl en yüksek askeri bütçeye sahip olan ülkeler oldu. Ancak 2013 yılında dünyanın en büyük silah ve askeri teçhizat satıcıları Amerika, Rusya, Almanya, Çin ve Fransa olarak açıklandı. Bu ülkeler 2013 yılında dünya silah ticaretinde sırasıyla en büyük payı kapan ülkeler oldu.

Aslında bu veriler insanın kafasında bunca satılan silahı kimler kullandığı ve silah ticaretinden elde edilen çıkarların kimlerin cebine gittiği sorusu şekilleniyor. Bu çerçevede biz de konuyu sizler için masaya yatırmak üzere bir program hazırladık. Dizi sohbetimizde küresel silah ticaretini biraz daha açmaya ve bazı detaylarına açıklık getirmeye çalışacağız.

Hepimizin bildiği üzere savaş makinesinin esas yakıtı silahtır. Son yıllarda ise silah ticareti ister legal ister illegal boyutlarda olsun büyük oranda arttığı gözleniyor. Nitekim 3. Milenyuma girildiği şu yıllarda da dünyanın bir çok bölgesinde savaşlar ve çatışmalar dünyayı büyük bir kaosa sürüklüyor gibi gözüküyor. Dünyada şiddet olayları ve silahlı çatışmalarla ilgili veriler ise insanı karamsarlığa sürüklüyor.

Her yıl dünyada 12 milyar mermi üretiliyor. Her gün 1500 insan silahlı şiddet olaylarının kurbanı oluyor ve bu olayların yüzünden dünya 43 milyon insan avare ve mülteci konumuna düştüğü belirtiliyor. Dünyada her bir dakikada bir insan şiddet olayları ve askeri çatışmalar yüzünden hayatını kaybediyor.

Bu savaşlar ise silah ve askeri teçhizat ticaretini ihya ettiği gözleniyor. Günümüzde silah ticareti dünya ekonomisinin en büyük kollarından birini oluşturuyor. Her yıl dünya genelinde gerçekleşen ticaretin en az %16'sı silah ticaretinde oluşuyor. Bir başka ifade ile her gün hemen hemen iki milyar dolar silah için harcanıyor. Oysa eğer yılda sadece 40 milyar dolar okuma yazma seferberliği ve yoksullukla mücadele için harcansaydı on yıl içinde dünya genelinde cahil insan veya yoksul kalmayacaktı ve yer yüzünde yaşayan tüm insanlar hem okuma yazma bilecek ve hem sağlık hizmetlerinden ve sağlıklı besinden yararlanacaktı. Ancak savaş silah tacirleri için oldukça kârlı bir piyasadır ve bu yüzden savaş çığırtkanlığı yapan devletler ürettikleri silahları çıkardıkları savaşlarda tüketerek büyük gelirler elde etmektedir. Bu şartlara bakıldığında günümüz dünyasında savaşsız bir dünya yaratmanın ancak bir hayal ve arzu düzeyinde kalacağı anlaşılıyor, çünkü dünyanın dev silah üreticileri devletlerin önemli karar mekanizmaları üzerinde nüfuz ettiği bilinen bir gerçektir.

Bu durumun en bariz örneği ile Amerika'dır. Amerika'da büyük silah firmaları bu ülkede başkanlık ve kongre adaylarının seçim kampanyalarının mali bedelini karşılayan en büyük ve en güçlü lobilerden sayılır. 1997 – 1998 yılları arasında Amerika'nın önde gelen dört büyük silah firması seçimlerde 34 milyon dolar harcadı. Bu firmalar 2000 yılında daha da fazla para harcayarak oğul Bush ve cumhuriyetçi partiyi destekledi. Gerçekte bu destek boşuna değildi, çünkü 1995 yılında cumhuriyetçi parti kongrede güçlendiğinde Pentagon'un yıllık bütçesine 5 ila 10 milyar dolar ekledi.

Silah ticaretinin önemli sebeplerinden biri, dünyanın stratejik bölgelerinde çıkarılan gerginlikler, krizler ve savaşlarla manidar irtibatıdır ki bu durumlar batılı zorba devletlerin silah talebi üzerinde doğrudan etki yapıyor ve bazen bu talebi şiddetle arttırıyor. Örneğin 1991 yılında Saddam'ın Kuveyt topraklarına saldırmasının ardından Amerika Fars körfezi savaşı olarak ün yapan çıkarması için tam 60 milyar dolar harcadı. Balkanlar savaşında da Amerika günde 40 ila 100 milyon dolar harcayarak eski Yugoslavya topraklarını bombardıman etti. tüm bu savaşlar hiç kuşkusuz batılı silah fabrikaları ve firmaları için yüklü çıkarlar sağladı.

Küresel güçlerden başka, gelişmemiş dünyada da Ortadoğu bölgesi dünyanın en büyük silah piyasalarından biri sayılır. Veriler 2013 yılında Amerika ve Avrupa'nın gelişmiş ülkelerinde askeri giderlerin kısmen azaldığını gösterirken, gelişmekte olan ülkelerde ve dünyanın gergin bölgelerinde askeri giderlerin arttığını ortaya koyuyor. Ortadoğu bölgesinde Arabistan askeri giderler bakımından dünyada 7. Sıradan 4. Sıraya yükseldi. Arabistan 2013 yılında 67 milyar dolar askeri giderlere tahsis etti.

Stohkolm barış etüd merkezi uzmanlarından bayan Karina Solmirano, Ortadoğu bölgesinde askeri giderlerin artma sebepleri hakkında şöyle diyor: Ortadoğu bölgesinde 2013 yılında bu artış daha çok Arabistan'dan kaynaklanıyor ki %14'lük bir artış gösteriyor. tabi askeri giderler Bahreyn ve Irak'ta da önemli miktarda artış gösteriyor.

Ortadoğu bölgesinde silah üzerinde yapılan yatırımların artma sebeplerinden bölgede bol miktarda söz konusu olan siyasi husumetlere değinebiliriz. Örneğin dünyanın hiç bir bölgesinde Ortadoğu bölgesi kadar kriz ve gerginlik söz konusu değildir. İşgal altındaki Filistin gibi bölgenin eski yarası ve siyonist İsrail'in bölgeye yönelik askeri tehditlerinden başka Irak toprakları da Amerika tarafından işgal edilmesi ve ardından işgalci güçlerin bu ülkeden çekilmesinden sonra Arabistan'ın güvenlik tehditleri gündeme geldi. Fars körfezi ülkeleri arasında da açık gizli gerginlikler ve sınırların üzerindeki ihtilaflar yüzünden ciddi gerginlikler yaşanıyor. Fars körfezinin 6 Arap rejimi yani Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman yönetimleri arasında da sürekli toprak iddiaları ve sınır anlaşmazlığı söz konusudur, öyle ki bu anlaşmazlıklar üzerinden yıllar geçmesine karşın hala çözümsüz bir şekilde ortada duruyor.

İdeoloji bakımından da Ortadoğu bölgesi bir çok farklı ideolojilerin karşı karşıya geldiği bir alana dönüşmüştür. Bölgede selefiler ve vahabiler sapkın ve radikal düşünceleri ile İslam adını kullanarak köktenci eğilimleri ile bölgede aktif bir şekilde faaliyet yürütüyor ve bölge ülkelerinde hakim olan geleneksel rejimlerin birer siyasi aracı olarak hareket etmek sureti ile bölgede terör ve radikalizmle mücadele bahanesi ile ecnebi güçleri askeri müdahalelerine zemin oluşturuyor.

Tüm bu bileşenler en başta bölgenin güvenliğini etkiliyor. Bu akımlara paralel olarak bir de batılı devletlerin bölge ülkeleri arasında İranofobi projesini yürüterek bu ülkeleri daha fazla silah alımına yönlendiriyor. Kuşkusuz tüm bu bileşenler aynı zamanda Ortadoğu bölgesinde silah yarışını tetikliyor, faka aynı zamanda bölgede silah yarışının esas etkenlerini göz ardı etmemek gerekir.

Gerçekte Ortadoğu bölgesinde yaşanan tüm krizler bölge sınırlarının dışında yer alan odaklardan kaynaklanıyor. Amerika başta olmak üzere Batı'nın özellikle son yarım asırda siyasi, iktisadi, askeri ve güvenlik çıkarları ve özellikle Ortadoğu'nun zengin enerji kaynaklarına musallat olma çabaları, bölgeyi en gergin bölge haline getiren önemli dış etkenlerdir. Gerçekte Ortadoğu bölgesinde süregelen bir çok toprak ve sınır anlaşmazlığı İngilizler başta olmak üzere sömürücü güçlerin 20. Yüzyılda bölgede miras bıraktığı gerginlikler ve anlaşmazlıklardır.

Nitekim Ortadoğu bölgesinde bir çok ideolojik, etnik ve kültürel anlaşmazlıkların kökü de sömürücü güçlerin geçmişteki icraatına dayanır. Bu durumun en somut örneği batılı devletlerin gaspçı rejim siyonist İsrail'e verdiği destektir. Korsan İsrail bugün Ortadoğu bölgesinde silah yarışının esas motorudur. Filistin topraklarının işgal edilmesi, militarist politikaların izlenmesi, uluslararası yasaların hiçe sayılması, 200 nükleer başlık bulundurulması, siyonist İsrail'in karnesinde yer alan maddelerdir ve tüm bunlar bölge ülkelerini tepkiye zorlayan etkenler sayılır. Çünkü gerçekte Ortadoğu bölgesinde hemen hemen bütün devletler siyonist rejimi bir nevi tehdit olarak algılıyor.

Siyonist İsrail'den başka Ortadoğu bölgesinde silah yarışı sürecini şimdiki duruma kadar getiren bir başka etken, bölgede iktidarlarını korumaya çalışan dikta rejimlerin varlığıdır. Ortadoğu bölgesinde ve özellikle Fars körfezinde yer alan Arap rejimler bugün ciddi bir şekilde meşruiyet krizi yaşıyor. Bu rejimlerin mahiyeti ise ordu gücüne ve militarist politikalara dayanmalarını gerektiriyor. Bu arada unutmamak gerekir ki bu rejimlerin büyük bir bölümü batılı devletlerin destekleri ile iktidarın başına geçmiştir ve şimdi de hepsi batılı zorba devletlerin Ortadoğu bölgesindeki müttefikleri sayılıyor. Dolaysıyla batılı devletler bu rejimlere silah satışını her zaman gündemlerinin başında bulunduruyor.

Ortadoğu uzmanları ise bölgede devam eden silah yarışı kısa ve uzun vadede hem bölgeye ve hem dünyaya vahim sonuçlar doğuracağını savunuyor. Bu sürecin ilk olumsuz getirisi, Ortadoğu bölgesinin siyasi kalkınma süreçlerinin gecikmesidir.

Ortadoğu bölgesinde silah yarışı ve son yıllarda bölgede bulunan ülkelere satılan onca modern silah, bölgeyi adeta silah ve mühimmat deposuna dönüştürmüş bulunuyor, nitekim bu silahların kullanılması, bölgede insani facialara yol açacağı kesindir. 

İrib

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler