libya-rebel-g36-2011-08-23.jpg

Küresel silah ticaretine bir bakış - 2

" ...Rıdvan adlı Libyalı bir isyancı ... eski isyancıların geçimlerini temin etmek için silah kaçakçılığı yaptığını belirterek şöyle diyor: hali hazırda Libya'nın silah pazarında bir kalaşnikof 800 dolara ve uçak bataryası 8000 dolara satılıyor. Rıdvan bu silahların Afrika'da huzursuzluk hakim olan ülkelere veya Türkiye'ye götürüldüğünü ve oralarda daha iyi müşteriler bulduğunu belirtiyor."

16 Mayıs 2014 Cuma

Uluslararası Stohkolm barış etüd merkezinin raporu, 2009 ile 2013 yılları arasında silah satışında %14 artış kaydettiğini gösteriyor. buna göre silah ihracatı da 3. Milenyumun ilk yıllarına oranla %24 artış gösterdiği anlaşılıyor. Öte yandan dünyanın en büyük silah üreticileri yani Amerika, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere ve Çin silah üretimi ve ihracatı ve ticareti ile ilgili kısıtlamaları kabul etmek istemiyor, oysa bu kısıtlamalar uygulandığı takdirde dünya genelinde günde en az 1500 masum insanın ölümü engellenebileceği belirtiliyor.

İşin ilginç tarafı da şu ki dünyanın en büyük silah üreticileri ve ihracatçıları, Almanya'dan başka hepsi BM güvenlik konseyinin daimi üyeleridir. Oysa bu kurumun en temel görevi dünyada barışı temin etmek ve her türlü savaş ve gerginliği önlemektir. Fakat maalesef konseyin beş daimi üyesi dünya ticaretinin %74 kadarını kendi tekellerinde bulunduruyor. Dünya genelinde ise hafif ve konvansiyonel silah satışından elde edilen gelir yaklaşık 60 ila 70 milyar dolar civarında seyrediyor ki bu da gerçekten büyük bir rakam sayılır. Bu rakam sadece resmi silah satışını kapsıyor ve gayri resmi ve illegal silah satışını içermiyor.

Bugün Somali, Sudan, Merkezi Afrika, Çad ve Libya ve Afrika'nın diğer bazı huzursuz ülkeleri dünyada silah ticaretinin merkezleri sayılır ve üzerinde hiç bir denetim söz konusu değildir. Öte yandan küresel zorba devletlerin terör örgütlerine ve dikta rejimlere hibe ettiği silahlar, son yıllarda en büyük sorun haline gelen bir konudur. Gözlemlere göre dikta rejimler devrilerek silah depoları açıldıktan sonra bir çok masum insanın ölümüne yol açan şartlar oluşuyor. Bu ülkelerin en somut örneği ise Libya'dır.

Arap kamuoyunda ün yapan Libya'nın devrik diktatörü Muammer Kaddafi'nin en büyük eğlencelerinden ve hobilerinden biri dünyada var olan ve üretilen çeşitli silahları satın almak ve Libya çölünün çeşitli noktalarında depolamaktı. Anlaşılan hatta Kaddafi öldükten sonra bu macera son bulmadı ve Kaddafi'nin silah ve mühimmat depoları hala Afrika ve Ortadoğu bölgelerinde silah ve askeri teçhizat kaçakçılığının ana kaynağını oluşturuyor.

Libya'da Muammer Kaddafi'nin devrilmesi ile sonuçlanan savaşların ardından isyancıların eline Kaddafi'nin silah depolarından yığınla silah ve mühimmat geçti veya Kaddafi'ye karşı savaşan Batı ve NATO ülkeleri tarafından isyancılara hibe edildi. O günlerde hiç kimse Kaddafi devrildikten sonra bu silahları nasıl isyancılardan geri alacaklarını düşünmedi. Şimdi ise bu silahlar kara borsada Afrika'nın çeşitli ülkelerinde isyancılara veya silah kaçakçılarına satılıyor ve silah kaçakçıları da bu silahları büyük kârlar elde ederek yine Afrika'da isyancılara satıyor.

Hali hazırda Libya'ya güçlü bir güvenlik gücü bulunmuyor ve bu yüzden silah ticareti üzerinde hiç bir şekilde denetim sağlanamıyor ve sonuçta bu ülkede silah ticareti yasalmış gibi devam ediyor. Libya'da bir milis örgüte üye olan ve Bingazi'nin düşmesi sırasında savaşan Rıdvan adlı Libyalı bir isyancı silah ticaretini eski isyancıların kesin hakkı olarak görüyor. Rıdvan eski isyancıların geçimlerini temin etmek için silah kaçakçılığı yaptığını belirterek şöyle diyor: hali hazırda Libya'nın silah pazarında bir kalaşnikof 800 dolara ve uçak bataryası 8000 dolara satılıyor. Rıdvan bu silahların Afrika'da huzursuzluk hakim olan ülkelere veya Türkiye'ye götürüldüğünü ve oralarda daha iyi müşteriler bulduğunu belirtiyor.

BM uzmanları da yayınladıkları raporda bu iddiayı doğruluyor. Raporda Libya illegal silah ticaretinin merkezine dönüştüğü, bu ülkeden dünyanın en az 14 ülkesine kaçak silah gönderildiği vurgulanıyor. Son zamanlarda ise Suriye'de savaşan teröristlerin hamileri için çalışan silah kaçakçıları Libya'da sık sık görülüyor.

Bu zümrenin sadece silah temin etmekle yetinmiyor ve aynı zamanda terörist de istihdam ediyor. Bu arada Libya'da savaşan eski savaşçıların Suriye'ye gönderilen teröristleri eğittiği, eğitim alan teröristlerin daha sonra Suriye'de sözde özgür Suriye ordusu adlı terör örgütüne katıldığı belirtiliyor. Öte yandan ifşa edilen bazı belgeler Libya'da Kaddafi'ye karşı savaşan örgütlerin şimdi selefi ve vahabi şeyhlerin paraları ile Suriye'de Şam yönetimine karşı savaşan örgütlerce istihdat edildiğini gösteriyor.

Silah ticareti ile uğraşanlardan biri de Atek Said adında biridir. Said, Libya'dan Suriye'de teröristlerin eline ulaşan silahları tespit etmenin çok kolay olduğunu, çünkü bu silahların hepsi yeni olduğunu ve ilk kez kullanıldığını belirtiyor. Suriye'de teröristlere ulaştırılan silahlar sadece Libya'dan temin edilmiyor, The Guardian ve Associated Press'in raporlarına göre Türkiye, Irak ve Ürdün'den de Suriye'ye silah sokuluyor. Bu silahların bir bölümü ele geçirilirken, bazı bölümlerinin de Suriye'ye geçtiği ve bu ülkede yaşanan katliamlarda ve cinayetlerde kullanıldığı anlaşılıyor.

Yine Mısır'dan gelen raporlar, Mübarek rejiminin devrilmesi ve bu ülkeyi kaos sarmasının ardından Mısır da Libya'dan gelen kaçak silahların dağıtım merkezine dönüştüğünü ortaya koyuyor. Libya'dan Mısır'a gelen silahlar genellikle İskenderiye limanına getiriliyor ve buradan da Lübnan'ın Trablus limanına gönderiliyor. Trablus limanına ticari ürün maskesi altında getirilen silahlar daha sonra Lübnanlı bazı malum siyasi grupların himayesi ile Lübnan'ın kuzeyinde Akar sınır kentine sevk ediliyor ve buradan da kaçak yollardan Suriye'ye sokuluyor. Bir süre önce Lübnan'ın El Ahbar gazetesi yayınladığı raporda, Lübnan ordusu tarafından Trablus limanında ele geçirilen ve 60 milyon dolar değerinde kaçak silah ve mühimmat taşıyan Lütfullah 2 adlı geminin macerasına değinerek şöyle yazdı: Bu gemi, İskenderiye'den Trablus'a ulaşan ve buradan Suriye'ye kaçak edilmek istenen ilk ve son gemi değildi. Gemide yapılan aramalarda onlarca karadan karaya ve karadan havaya fırlatılan Sam 7 füzesi ve stinger füzesi gibi füzeler, anti tank füeleri ve kalaşnikaf ve Duşka gibi çok sayıda hafif ve ağır silah ve yüz binlerce adet mermi, türlü patlayıcı maddeler, el bombaları ve mayınlar ele geçirildi.

Bu arada Mısır'dan Suriye'ye silah kaçakçılığı, sadece silah kaçakçıları tarafından yapılmadığını ve bu maceranın perde arkasında Suriye'de teröristleri destekleyen ittifakta yer alan Arap ve batılı devletlerin yer aldığını ispat eden belgeler bulunuyor. Arabistan ve Katar gibi bazı bölge ülkelerinin özgür Suriye ordusu adlı terör örgütünün silahlandırılmasına yapılan açık vurgunun ardından Akdeniz'de Mısır'ın İskenderiye limanından kalkan silah dolu gemilerin siyonist rejim İsrail donanması ve yine BM'nin Lübnan'da konuşlandırdığı UNIFEL güçlerinin koruması altında yola çıkması ve ardından gemilerde bulunan silahların boşaltılarak Suriye'ye gönderilmesi, Suriye krizinin barışçıl yollardan çözümlenmesini istemeyen uluslararası bir komplonun devam ettiğini gösteriyor. Amerika'nın geçenlerde Suriye'de teröristlere anti tank füzeleri göndermesini de bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Nitekim bağımsız kaynaklar ve Şam yönetimi söz konusu gelişmiş füzelerin ilk bölümü teröristlerin eline geçtiğini doğruladı. 

Libya'da Kaddafi döneminden geriye kalan silahlar Suriye'den başka Cezayir, Muritanya, Burkinafaso ve Nijerya'nın içinde yer aldığı geniş bir alanda istikrarsızlığı körükledi. Mali'nin kuzeyinde isyancılar bağımsızlık ilan etti ve bu bölgeye Azawad adını verdi. Bu bölgede isyancılar El-Kaide bağlantılıdır ve Mali'nin kuzeyinde yerli halkla savaşıyor. Ancak bazı doğrulanan raporlar bu bölgede yaşanan huzursuzlukların Libya'dan kaçak edilen silahlarla beslendiğini ve yine adam kaçırma olayları da aynı silahlarla yapıldığını gösteriyor. Bu silahlar şu anda Afrika'nın huzursuzluk yaşanan tüm bölgelerinde dağıtıldığı anlaşılıyor. Gerçekte uluslararası gözetimin yokluğundan kaynaklanan bu krizlerin Libya'dan gelen silahlarda daha da tırmandığı gözleniyor.

Öte yandan Afrika kıtasının doğudan Arabistan'la ortak sınır bulunması, kıtada selefi ve vahabi düşüncenin nüfuzuna imkan sağlıyor. Bu sapkın düşüncenin öncüsü El-Kaide son yıllarda Afganistan'daki varlığını Afrika kıtasının geniş bir alanına yaymayı başardı. Öyle ki şu anda Afrika'nın kuzeyi ve doğusu El-Kaide örgütünün stratejisinde en önemli ve en stratejik bölge olarak tanımlanıyor ve çeşitli sebeplerden ötürü örgütün terör eylemleri ve cirit attığı alana dönüştüğü anlaşıloyr. Afrika'nın kuzeyinde ve doğusunda yer alan ve El-Kaide bağlantılı örgütlerin faaliyet alanına dönüşen ülkelerde güvenliği temin etmek ise, Fransa gibi bazı batılı devletlerin Mali ve Merkezi Afrika gibi ülkelere askeri müdahalesi için gereken bahaneyi oluşturuyor. Şimdi de Amerika Boko Haram örgütü ile mücadele bahanesi ile Nijerya'yı hedef aldığı gözleniyor.

Tüm bu fırsatçılıklar dünyada uluslararası gözetimle yükümlü olan kurum ve kuruluşların zafiyetinden kaynaklanıyor. Bu zafiyeti fırsat bilen Batı ve NATO Afrika bölgelerinde askeri varlığını sürdürüyor ve ayrıca bölge ülkelerini silah satışını El-Kaide ile mücadele bahanesi ile haklı göstermeye ve sonuçta bu ülkelerin üzerinde sulta kurmaya çalışıyor.

İrib

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler