c043b2aac2614500cb57a92aa411b169.jpg

“Bombaların anası” gerçekte ne işe yaradı?

Toplam 600 ile 800 arası militanı bulunan ve Afganistan’a ciddi bir tehdit oluşturmayan bir grup için ABD’nin neden “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B bombasını kullandı?

19 Nisan 2017 Çarşamba
Guardian gazetesine Kabil'den yazan Sune Engel Rasmussen, (It felt like the heavens were falling': Afghans reel from MOAB impact, 14 April) bazı uzmanların toplam 600 ile 800 arası militanı bulunan ve Afganistan'a ciddi bir tehdit oluşturmayan bir grup için ABD'nin neden “tüm bombaların anası” olarak bilinen GBU-43/B bombasını kullandığını sorguladıklarını dile getiriyor.
 
ABD Hava Kuvvetleri'nin Afganistan'ın Nangahar bölgesindeki IŞİD militanlarına karşı kullandıkları bu “nükleer olmayan en büyük bomba”nın yıkım gücü 11 ton TNT'ye eşitmiş. Bombanın atıldığı Achin ilçesinin belediye başkanı Naved Şinvari, “Bomba insanlarımızı terörize etti. Akrabalarım dünyanın sonunun geldiğini sandı. Zaten her gün savaş jetleri, helikopterler, drone'lar uçuyor. IŞİD kanlı bir örgüt, halkımıza saldırdı, ama böyle bir bomba neden atıldı anlayamadım” diyor.
 
Bomba atıldığı sırada evinde ailesiyle birlikte yemek masasında olan Muhammed Şahzade, “Yer fırtınaya yakalanmış bir bot gibi sarsıldı. Evim bombalandı sandım. Geçen sene komşumun evi bir drone tarafından vurulmuştu. Bu farklıydı, yerler gökler yıkılıyordu. Ailem çok korktu” diyerek yaşadıkları dehşeti anlatıyor.
 
Bombanın kullanıldığı bölgede yaşayan insanlar, birtakım uzmanlar soruyor: bu bomba neden kullanıldı? ABD yetkililerine bakarsanız, bölgedeki IŞİD operasyonlarını kolaylaştırmak için… ABD'nin önemli “düşünce kuruluşları”ndan Council on Foreign Relations yöneticisi Max Boot ise açık konuşuyor: “Ön raporlar 36 militanın ölmüş olabileceğini ve kullandıkları tünellerin yok edildiğini gösteriyor. Bunlar kutlanması gereken güzel sonuçlar ve bu şaşırtıcı ateşgücü gösterisi İran ve Kuzey Kore'nin gözünü korkutursa çok daha iyi olacak.” (Sound and Fury, New York Times, 14 April)
 
 
Peki ya korkutmazsa?
 
Korkutmazsa ne olabileceğine dair bir işaret Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakanları'nın Moskova'da yaptığı toplantı sonrası Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un yaptığı açıklamada bulunuyor. Lavrov açıklamasında: “Biz ABD ve müttefiklerini Suriye egemenliğine ısrarla saygı göstermeye davet ediyoruz. 7 Nisan Şayrat Hava Üssü benzeri yeni bir saldırının tekrarlanması durumunda bunun sadece bölge değil, tüm dünya güvenliğini ve dünya düzenini tehlikeye atacağını önemle belirtmek isteriz” dedi. İdlip'teki kimyasal silah meselesinin ABD tarafından müdahale için düzmece gerekçe ve fırsat olarak görüldüğünü de tekrarlayan Lavrov, “Rusya, İran ve daha birçok ülkenin 4 Nisan İdlip trajedisinin soruşturulma önerisi başta ABD olmak üzere Batılı ülkeler tarafından göz ardı ediliyor” ifadesini kullandı.
 
“7 Nisan Şayrat Hava Üssü benzeri yeni bir saldırının tekrarlanması durumunda bunun sadece bölge değil, tüm dünya güvenliğini ve dünya düzenini tehlikeye atacağını önemle belirtmek isteriz.”
 
Tehlikenin büyüklüğü son derece açık ifade edilmiş… Bu Ortadoğu'daki, ama başkaları da var…
 
Pentagon, Kuzey Kore'nin nükleer poligonunun 500 kilometre uzağına iki destroyer konuşlandırdı, öncesinde ise Kore yarımadasına nükleer silah yüklü Carl Vinson uçak gemisini gönderdi. Kuzey Kore ve ABD arasındaki gerilim karşılıklı açıklamalarla hızla tırmanırken, korkutucu açıklama Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi'den geldi. Bölgede “her an bir çatışmanın  başlayabileceğini” söyleyen Yi, “Gerçekten çıkacak bir savaş, sadece çok sayıda kayba yol açar. Bu savaşın kazananı olmaz. Tüm tarafları karşılıklı provokasyonlara ve tehditlere bir son vermelerine ve durumun kontrolden çıkmasına izin vermemeye çağırıyoruz” dedi.
 
Son derece tehlikeli günlerden geçiliyor, Julian Borger'in de Guardian'da vurguladığı gibi, ABD provokasyonlarını bu kez “nükleer cephanesi gerçek olan” bir ülke üzerinde geliştiriyor ve bu durum bölgeyi geri dönüşü olmayan bir büyük yıkımla karşılaşma riskiyle baş başa bırakıyor.
 
Obama yönetiminde Savunma Bakanlığı yapan Leon Panetta Kuzey Kore ile tırmanan gerginliğe ilişkin açıklamasında, “Milyonlarca insanın yaşamını alabilecek bir nükleer savaş potansiyeli var. Çok çok dikkatli olmalıyız, provokatif hareketlerden mutlaka kaçınılmalı, tehlikeli eylemlerden kaçınılmak zorunda” uyarısında bulunuyor. (Trump Threats Risk Nuclear War With North Korea Ex-Pentagon Chief Leon Panetta, Sputnik İnternational, April 15)
 
Panetta bu uyarıları yapıyor, ama Anshel Pfeffer'in verdiği bilgiye göre, Trump'ın göreve başlamasından bu yana raitingleri ilk kez Suriye'deki hava üssünü vurup çok daha saldırgan bir başkan profili çizdikten sonra yükselişe geçmiş. (‘Mother of All Bombs' Is Trump's Mother of All Messages, Haaretz, April 15)
 
Pfeffer'e göre de, “Bombaların anası Trump'ın mesajlarının anası” anlamına geliyor. Bu bombayla verilen mesajın menzili, Kremlin'den Kuzey Kore'ye, İranlılar'a kadar uzanıyor. Mesajın menzilinde Trump taraftalarının da olduğunu belirtiyor Pfeffer, IŞİD'le savaşın  güçlü bir şekilde yürütüleceği mesajını da taşıyor bu bomba…
 
New York Times'tan Eric Schmitt ve Elene Cooper'ın geniş haber-analizi de aynı konuyu ele almıştı, onlara göre de “bombaların anası” ABD'nin potansiyel düşmanları Kuzey Kore ve Suriye'ye yönelik bir mesaj içeriyordu. Aynı zamanda Amerikan kamuoyuna yönelik de bir mesajı vardı. Yeni başkan gerektiğini güç kullanmaktan çekinmeyecek çok daha sert bir duruşa sahipti. (A Giant U.S. Bomb Carries an Even Bigger Message, April 14)
 
“Bombaların anasının” kullanılmasının gerginliğin zaten son derece tırmanmış olduğu Kuzey Kore'yi daha da endişelendirebileceği ve bunun savaş tehlikesini arttıdığı yönünde görüş bildiren kimi unsurlar da bulunuyor, ancak Pentagon yetkilileri yaptıkları açıklamada, bu bombanın kullanılması için başkanın onayına dahi gerek olmadığını, kendileri gerek gördüğünde bombanın kullanıldığını ve kullanılacağını belirtiyorlar.
 
“Bombaların anası”nın Afganistan'da kullanılmasını Guardian'da yorumlayan Mustafa Bayumi ise başka bir noktaya dikkat çekti. Bayumi'ye göre, Batılılar'ın “sömürgelerini silah deneme laboratuvarı olarak kullanması yeni değildi, uzun bir geçmişi vardı.” (The west used colonies as laboratories for weapons. It's not different today, 14 April)
 
Batı sömürgeciliği işgal ettiği toprakları ve buranın insanlarını aynı zamanda deney alanları olarak kullanıyordu. Bayumi yazısında, IŞİD'den nefret etmek için yeterince neden bulunduğunu, ancak Afganistan'da bu bombanın kullanılmasının tuhaflığını görmek için askeri uzman olmaya gerek duyulmadığını belirtiyor. Bayumi, bombanın neden atıldığını anlamak için Batı sömürgeciliğinin tarihine bakılması gerektiğini belirtip, bu tarihten bazı kesitleri gözler önüne seriyor.
 
Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı'ndan sonra İngilizler tarafından işgal edilen bugünkü Irak'ta işgale karşı başlayan ilk isyan İngiliz işbirlikçileri dışındaki tüm grupları bir araya getirmişti. İngilizler, Irak'ta yaşayan bu grupları “uygarlaşmamış kabileler” olarak adlandırıyordu. Bölgede büyük çaplı asker bulundurma çok pahalıya geldiği için bu isyanın esas olarak hava gücüyle ezilmesine karar verilmişti. Bu nedenle, Bayumi'nin sözleriyle “günler, haftalar, aylar süren büyük bombalamalar başladı.”
 
Aylar süren bombalamalar da yetmedi, Kraliyet Hava Kuvvetleri, “uygarlaşmamış kabileler”in yaşadığı köyleri zehirli gazlarla vurmaya başladı. “Medeni Batı”nın sembol ismi Winston Churchill 1919 yılında şöyle yazmıştı: “uygarlaşmamış kabilelere” karşı zehirli gaz kullanılmasını güçlü bir biçimde savunuyorum” ve dönemin İngiliz yetkililerinden bu yönde deneysel çalışmalar yürütmelerini istemişti. Deneysel çalışmalar sömürgelerdeki Churchill'in özgün deyimiyle “inatçı yerliler” üzerinde yürütülecekti.
 
“Bombaların anasının” kullanılmasının böyle bir boyutu da var. ABD cephaneliğindeki nükleer olmayan en güçlü bombayı denemiş oldu. Diğer boyutlar da en az bunun kadar geçerli. ABD yönetiminin tırmandırdığı gerilimler, onun politik ve askeri yönelişlerine ışık tutar nitelikte. 2. Empeyalist Paylaşım Savaşı'ndan bu yana askeri kapasitelerini sürekli büyüten ABD'de devasa boyutlarda bir askeri-sınai kompleks belirleyici güç kazanmış durumda.
 
ABD'nin dünyanın değişik bölgelerinde tırmandırdığı askeri gerilimler bir başkanın, bu örnekte Trump'ın kişilik özelliklerinden, onun savaşçılığından falan değil, asıl olarak askeri-sınai kompleksin kazandığı hegemonik alandan, onun gereksinimlerinden kaynaklanıyor. Trump'ı seçim kampanyasında söylediklerinin neredeyse tümünün tersini yapma noktasına getiren de işte askeri-sınai kompleksin bu gücüdür. ABD'nin dünya hegemonyasını militer kontrolle tesis etme yönelişi de bu sürecin ürünüdür.
 
Sömürgeci Batı “uygarlaşmamış kabileler” sözünü boşuna kullanmıyordu, bu çok daha büyük bir anlatının parçasıydı. Sömürgeci işgaller, büyük katliamlar bu büyük anlatı aracılığıyla meşrulaştırılıyordu. Bu anlatıya göre, mesela Ortadoğu halkları “kendini yönetme yeteneğinde olmayan geri” uluslardı, ileri uluslar onlara “kendini yönetme yeteneği kazanana dek” yardımcı olmalıydı. İşte manda yönetimleri bu mantıkla meşrulaştırılmıştı.
 
Batı sömürgecilik ve emperyalizmin katı savunucusu İngiliz tarihçi Liamm Ferguson'a göre manda yönetimi aslında “sömürgeciliğin yumuşatılmış bir biçimiydi.” Bu mantığa göre, “geri uluslara kendilerini yönetme yeteneği kazandırmak için” gerektiğinde “zehirli gaz” kullanabilirdiniz. Bugün değişen tek şey kullanılan silahların yıkıcılık kapasitesindeki devasa farklılıklar.
 
Yeni düşen haberlere göre, Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı General H.R. McMaster, Beyaz Saray'ı Suriye'ye on binlerce Amerikan askerini gönderecek bir plana ikna etmeye çalışıyor.
 
IŞİD'le mücadele adı altında, yalnızca hafif silahlı Amerikan askerlerinin Suriye'ye gönderilmesine karşı çıkan McMaster'ın, çok sayıda ABD askerini Fırat Nehri bölgesine gönderecek bir plan üzerine çalıştığı söyleniyor. (Sol Portal 15 Nisan)
 
ABD emperyalizmi korkunç sonuçlara yol açacak savaş tehditlerini parlatarak kendi jeostratejik, politik önceliklerini sürekli el yükselterek dayatıyor. Dünya güçlü bir anti-emperyalist, anti-kapitalist temele sahip bir BARIŞ hareketine büyük ihtiyaç duyuyor.
 
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler