topshots-iran-us-politics-a.jpg

Amerika bölgesel ortaklarıyla birlikte İslami İran'ı şah mat etmek istiyor

Donald Trump'ın seçildiği günden bu tarafa gerçekleşen ziyaretler trafiği ve ABD Savunma Bakanı Jim Mattis'in Riyad ziyaretinde kullandığı ifadeler, bu ziyaretlerde Amerikalı ve onların bölgesel ortaklarının ortaya koyduğu yaklaşımlar ve sarf ettikleri ifadeler ve en nihayetinde Siyonist İsrail'in bütün bu trafiğin önemli bir unsuru olması İslami İran'a karşı bir şah mat operasyona işaret ediyor.

21 Nisan 2017 Cuma
İNTİZAR - Amerika Birleşik Devletleri'nde Barck Hussein Obama döneminin ardından 'müesses nizam'ın beklentilerinin dışında Donald Trump'ın seçilmesi sonrasında Amerika'nın dış siyasetinin, özellikle de Batı Asya'da nasıl bir yaklaşımla politikalarını dizayn edeceği hususundaki belirsizliğin aslında çok da gerçekçi olmadığı anlaşılıyor. Zira ABD'nin bölgedeki geleneksel politikalarında hiç bir değişiklik olmayacağı, baş düşman olarak İslami İran'ın konumunun değişmezliği ve bütün politikaların Siyonist İsrail'in geleceğinin teminine dönük olacağı belliydi ve buna dair veriler giderek de netleşmeye devam ediyor. 
 
Amerika'nın esas düşmanı, başını İslami İran'ın çektiği 'Direniş Cephesi' ve buna mukabil de dostları, bu cepheye karşı ABD'nin bölgedeki politikalarının taraftarı olarak bu cephenin parçalanmasını temine dönük hareket eden bölgedeki geri kalan ülkeler. Bu denklem Obama dönemi ve sonrasında planlandığı şekilde Donald Trump döneminde varlığını bire bir muhafaza ediyor. Bunun yanında Siyonist İsrail'in bölgedeki varlığını ortadan kaldırmaya odaklı 'Direniş Cephesi'ne karşı başta Suudi Arabistan, Katar ve diğer Körfez ülkeleri ile birlikte Türkiye ve en son eklenen Mısır gibi ülkeler üzerinden bir operasyon planlandığına dair önemli bilgiler geliyor. Burada esas hedefin 'Direniş Cephesi'nin lokomotifi olan İslami İran'ın ve bu cephenin altın halkası konumundaki Suriye olduğunu da ayrıca belirtmek gerekiyor. 
 
Esas hedef olan İslami İran'a karşı bir 'şah mat' operasyonun hazırlandığı ortada. Böyle bir operasyonda Türkiye'deki mevcut iktidarın nasıl bir posizyon alacağı önemli. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın en son Körfez ülkeleri ziyaretinde ve diğer vesilelerle (son Al-Jazeera roportajı) 'İran'ın yayılmacılığının durdurulması', 'Pers milliyetçiliği' gibi ifadelerle böylesi bir operasyonda nasıl bir konum alacağına dair ip uçlarını ortaya koyuyor.
 
 
Bindiği dalı kesen Türkiye'deki 'yapay İslamcı iktidar'
 
Burada diğer Körfez ülkeleri yönetimlerinden farklı olarak Recep Tayyip Erdoğan'ın ve şahsında temsil olunan Türkiye'deki 'siyasal İslamcı geleneğin'  İslami İran'ın bertaraf edilmesi durumunda iktidar bağlamındaki geleceğinin temini mümkün olamayabilir. Zira Türkiye'de 'Milli Görüş' kökenli 'siyasal İslamcı' bir ekibe iktidar kapılarının açılması, İran İslam Devrimi ile birlikte bölgede oluşan Ameraka ve beraberindeki Batılı diğer egemen güçlerin tehlikeye düşen çıkarlarının güvenliğinin yeniden temini içindi. Eğer Batılılar için bu tehlike ortadan kalkarsa, İran İslam İnkılabı'nın oluşturduğu bu tehlikenin ortadan kaldırılması için icat ettikleri 'yapay İslamcı iktidar'ın da varlığının devamına gerek kalmaz. Bu çerçevede Türkiye'de Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsında temsil olunan 'siyasal İslamcı iktidar' için kendi bindiği dalı kesmeye çalıştığı tespiti yapılabilir.  
 
Yukarıda resmi oluşturulmaya çalışılan çerçevede Parstoday'da yayınlanan bir haber yorumu ilginize sunuyoruz... 
 
 
ABD'nin bölgesel siyaseti, İran fobia ve İran'ı tehdit üzerine
 
ABD Savunma Bakanı Jim Mattis, Riyad'dta Suudi rejimi yetkilileri ile yaptığı ikili görüşmeler ardından katıldığı bir basın toplantısında, Trump hükümeti takımının İran'ı bölgede etkisiz bırakmak için Suudi rejimi ve Amerika'nın diğer bölgesel müttefikleri ile yakın işbirliği içinde olduğunu bildirdi.
 
Amerika'nın dünyanın muhtelif bölgelerine sürekli müdahalelerine rağmen bu ülke savunma bakanı, İran'ın bölgeye müdahalesine karşı konulması gerektiğini iddia ederek "Bölgede ne zaman bir sorun olursa İran orada oluyor" diye konuştu. 
 
ABD savunma  bakanı Arabistan'ın Yemen'e yönelik iki yıldır sürdürdüğü kanlı saldırılarına değinmeksizin, İran'ın Yemen'den uzaklaştırılması yönünde çalıştıklarını ve Yemen krizinin çözümünde BM'nin aracı olmasını istediklerini söyledi.
 
Aslında Mattis'in bu sözleri Amerikalı yetkililer tarafından İran'a karşı söylenmiş yeni bir söz değil. İster Cumhuriyetçilerden olsun ister demokratlardan ABD yönetimi, İran'da İslam İnkılabının zafere erdiği ve İslam Cumhuriyetinin kurulduğu günden beri devamlı olarak İran'a karşı bu gibi tehditkar dili ve saldırgan edebiyatı kullanmakta ve her zaman muhtelif bahaneler uydurarak İran'ı tehdit etmektedir. Bu bakımdan Amerikalı yöneticilerin İran düşmanlığı hiç bir zaman yok olmamış ve her zaman muhtelif dillerde İran'a karşı bu kin ve nefret duygularını bir şekilde dile getirmiş ve halen de getirmekteler.
 
Ancak bununla birlikte yeni iktidara gelen Trump'ın genellikle militarist kökenli yetkilileri ABD'nin İran karşısındaki geçmiş yenilgilerini ört bas etmeye çalışarak Amerika'nın İran'a karşı yeni bir strateji belirlemek istediği gibi safsatalarla güya Amerika'nın şimdiye kadar İran karşısında tavizkar ve ılımlı davrandığı havasını vererek bundan böyle İran'a karşı daha farklı siyasetler uygulayacaklarını belirtmekteler. 
 
Bu arada Amerika'nın İran karşıtlığı siyasetleri bu dönemde Arabistan'da Suudi rejimi ile bir nevi görev paylaşımı içinde bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump'ın ülkeyi ziyaret edebileceğine işaret eden Mattis, güçlü bir Suudi Arabistan'ın ABD'nin çıkarına olduğunu  vurguladı.
 
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman ile görüşen Mattis, Suudi ordusunun ve gizli servislerinin faaliyetlerini ise öve öve bitiremedi.
 
ABD Savunma Bakanı öyle bir ortamda Suudi rejimi hakkında bu övgüleri dile getirmekte ve Suudi rejimi ile yakın işbirliklerini sürdüreceğini belirtmekte ki gerek bölge ülkelerinde olsun ve gerekse dünyanın başka ülkelerinde nerede bir terör eylemi ve cinayet işleniyorsa bir yoluyla Suudi rejimi ve bizzat gizli istihbarat örgütlerinin bu terör eylemleri ve cinayetlerinde bağlantısı ortaya çıkmaktadır.
 
Amerika'nın bölgesel siyasetleri bellidir ve bu strateji Trump öncesi dönemde izlenen siyaset ve stratejiyle pek bir farkı bulunmamakta. Bu arada Amerika, bizzat kendi oluşturduğu tehditlere karşı koymak bahanesiyle Arap şeyh ve krallarına silah satışı üzerine özel bir hesap açmış ve bu yolla batmakta olan kendi ekonomisini bir nebze olsun kurtarmaya çalışmaktadır. diğer yandan Suudi rejimi gibi bölgenin geleneksel gerici yönetimleri de halk içerisinde desteklerinin olmayışını Amerika ve yabancı casusluk örgütlerine büyük paylar vererek ve Amerika gibi ülkelerden çok yüklü silahlar satın alarak telafi etmeye ve kendi varlıklarını sürdürmeye çalışmakta ve zaman kazanmaktalar.
 
Ancak bu silahlar ve himayesindeki terör örgütleri bile Suudi rejimini içinde bulunduğu bataklığa daha fazla gömülmekten kurtaramamakta. Bunun için de elini ABD'ye uzatarak ABD'den alacak destekle kendini Yemen, Irak ve Suriye bataklığından kurtarmaya çalışıyor.
 
Mattis Riyad'daki açıklamasında Amerika'nın kendi müttefikleri ile birlikte İran'ı Şah Mat etmek istediği ifadesini kullanmıştır. ABD savunma bakanı aslında bu ifadeyle İran'ın yeni yönetim döneminde vereceği tepkiyi ölçmek istiyor. Gerçi ABD'li yetkililer İran'ın bu konudaki tutumunu çok iyi bilmekte ve şimdiye kadar Amerika karşısında kesinlikle taviz vermeyen İran'ın bundan sonra da aynı kararlı tutumunu sürdüreceğinin farkındalar.
 
Nitekim İslam İnkılabı rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei dün ordu komutanlarına hitaben yaptığı konuşmasının bir bölümünde, İslam Cumhuriyeti nizamının bir çok güçlü özelliklere sahip olduğunu, bu güçlü noktaların zayıf noktalardan nitelik ve nicelik olarak fazla olduğunu, bu güçlü noktalardan birinin İran milletinin süper güçlerin karşısında direnmekten ibaret olduğunu belirterek, mütecaviz güçlerin milletleri ve devletleri korkutup gayrı meşru menfaatlerini temin etmek için hadlerini aşarak kendilerini büyük gösterip tehdit dili kullandıklarını, bir ülke için en kötü durumun ülke yöneticilerinin bu tehditlerden dolayı korkuya kapılmaları olduğunu hatırlatarak; böyle bir durumda saldırgan güçlerin küstahlaşıp saldırıya geçebileceklerini vurguladı.
 
İran İslam Cumhuriyeti nizamı ve İran halkının şimdiye kadar büyük güçlerin tehdit ve şantajlarından korkacak ve geri adım atacak olsalardı, şu anda İran ve İranlıdan hiç bir eserin kalmamış olacağını belirten Ayetullah Hamanei, düşmanın, Amerika ve Amerika'dan daha büyüklerin halka dayalı olan bir nizam karşısında, direnen ve kendi nizamını seven bir halk karşısında hiç bir halt edemeyeceklerini bildirdi.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler