!cid_part2_05030200_08050905@neomailbox.jpg

Batı’nın kimyasal silah bahanesi ile Suriye’ye karşı yeni komplosu

Amerika ve müttefikleri önceden yazdıkları bir senaryo çerçevesinde ve destekledikleri tekfirci teröristlerin direnişe karşı ağır hezimetleri örtbas etmek amacıyla Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçladı. ABD şaibeli kimyasal saldırıyı bahane ederek Şairat hava üssüne füze saldırısı düzenledi. Bu saldırının esas amacı Şam yönetimini zayıflatmak ve teröristlerin elini güçlendirmekti.

22 Nisan 2017 Cumartesi
Suriyeli muhalifler geçtiğimiz günlerde Suriye ordusunu İdlib'in çevresinde yer alan Han Şeyhun kentini bombardımanları sırasında kimyasal silah kullanmak iddiası ile suçladı. Bu iddia, Suriye ordusu son altı yılda tekfirci teröristlerle mücadelesinde hiç bir zaman kimyasal silah kullanmadığı halde ileri sürüldü.
 
Suriye ordusu bu bağlamda yöneltilen ve Suriyeli askerleri Han Şeyhun'da kimyasal silah kullanmakla suçlayan iddiaları ve spekülasyonları reddederek, Suriye ordusu bundan önce hiç bir zaman kimyasal silah kullanmadığını ve gelecekte de böyle bir şey söz konusu olmayacağını açıkladı.
 
Buna karşın ve Suriye ordusunun bu saldırı hakkında hızlı ve net ve şeffaf tepkisine rağmen muhalifler Şam yönetimine karşı medya üzerinden büyük bir psikolojik savaş ve karalama kampanyası başlattı ve muhaliflerin önde gelen liderleri tüm gücünü uluslararası camiayı Suriye'nin yasal Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetimine karşı seferber etme yönünde kullandı.
 
Bu süreçte dikkat çeken nokta, Amerika ve Batılı müttefiklerinin Şam yönetiminin kimyasal silah kullandığı iddialarına gösterdikleri tepkiydi. Amerika bu haberin üzerinden henüz bir kaç saat geçtiği bir sırada siyasi ve aynı zamanda komik bir çıkış yaparak hem Beşar Esad yönetimini bu olaydan sorumlu tuttu. Oysa İdlib'in Han Şeyhun bölgesinde kimyasal silah kullanıldığı iddiaları henüz araştırılmamıştı.
 
Amerika'dan sonra beyaz sarayın İngiltere ve Fransa gibi Batılı müttefikleri de hemen harekete geçti ve Suriyeli muhaliflerce önceden yazılan bu senaryo çerçevesinde Beşar Esad yönetimine baskı uygulamaya başladı.
 
 
Medyaya yansıyan habere göre Amerika, İngiltere ve Fransa Suriye yönetimi karşıtı bir kararname tasalğı hazırlayarak BM güvenlik konseyinde oylamaya sundu.
 
Kuşkusuz henüz hakkında hiç bir araştırma yapılmayan ve hiç bir kesin sonuç elde edilmeyen bir olay hakkında bunca dış baskının Şam yönetimine uygulanması başka amaçlar çerçevesinde gerçekleşiyor ve Şam yönetiminin kimyasal silah kullanmakla suçlanması uluslararası camiayı Beşar Esad'ın yasal yönetimine karşı seferber etmeyi amaçlıyor.
 
Amerika ve müttefikleri hazırladıkları kararname taslağında Şam yönetimini Şairat hava üssünden yapılan tüm uçuşları içeren tam bir liste ve rapor sunmakla yükümlü hale getirmeye çalıştı. Rapor aynı zamanda BM genel sekreteri Antonio Guteres'i de Şam yönetiminin söz konusu kimyasal saldırı hakkında uluslararası araştırmalara eşlik edip etmeme derecesini belirlemek ve bu konuda aylık rapor sunmakla yükümlü hale getiriyordu.
 
Amerika ve Batılı müttefikleri Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen şaibeli kimyasal saldırıdan Suriye ordusunu sorumlu tutarak bir nevi Şam yönetiminin esas müttefikleri olan İran ve Rusya'ya baskı uygulamak ve sonuçta dolaylı bir şekilde Tahran ve Moskova'yı sorumlu göstermek istiyor. Gerçi Amerika İran ve Suriye arasındaki stratejik ilişkilerin asla kesilemeyeceğini çok iyi biliyor, fakat Rusya'nın Suriye'ye yönelik desteğinin kesilmesine göz diktiği anlaşılıyor ve bu yüzden kimyasal silahla saldırı parolasına sarılarak Rusya yönetimini bölge ve dünya kamuoyunun Moskova yönetimine karşı tepkisinden sakındırmak ve böylece Şam yönetimi ile siyasi ve askeri ilişkilerini kesmesi konusunda ikna etmek istiyor.
 
 
Öte yandan Amerika yönetimi Han Şeyhun kimyasal saldırısından Beşar Esad yönetimini sorumlu tutarak uluslararası camiada Esad'a karşı bir konsensüs oluşturmaya çalışıyor. Biraz önce de belirtildiği üzere Şam yönetimini Han Şeyhun bölgesine kimyasal saldırı ile suçlamak önceden hazırlanan bir senaryo çerçevesinde gündeme geliyor. Bu bağlamda ve saldırıdan tam bir gün önce teröristlere bağlı bir muhabir twitter sayfasında şöyle yazıyor: yarın Hama çevresinde düzenlenecek ve sivillere karşı klor gazı kullanılacak bir hava akını hakkında yeni bir haber dalgası başlıyor.
 
Han Şeyhun bölgesi Hama ve İdlib eyaletlerinin ortak sınırında bulunduğundan bu insanlık dışı cinayeti kimin işlediği bu ifade ile daha iyi anlaşılıyor.
 
Bundan başka Suriyeli muhaliflerin ve bölgesel ve küresel hamilerinin önceden yazılan bir senaryo çerçevesinde Şam yönetimini İdlib'in Han Şeyhun bölgesinde kimyasal saldırı ile suçlaması aslında tekfirci teröristlerin ve silahlı muhaliflerin Suriye ordusu ve direniş cephesine karşı uğradıkları art arda hezimetlerin ve ağır yenilgilerin örtbas edilmesine yönelik bir çabadır. Şimdi Amerika ve müttefikleri her yol başvurarak Suriye'de destekledikleri ve besledikleri tekfirci teröristlerin ağır hezimete uğramalarını örtbas etmeye ve kamuoyunu saptırmaya ve bölge ve dünya kamuoyuna yanlış adres göstermeye çalışıyor.
 
Hali hazırda Amerika ve Batı'nın ve bölgede bazı malum ülkelerin desteklediği tekfirci teröristler Suriye'nin askeri sahasında söyleyecek bir tek sözü bulunmuyor. Bugün Suriye'de tekfircilerin işgal ettiği bir çok bölge artık direniş güçlerinin eline geçmiş bulunuyor ve teröristlerin çok zayıf konuma düştükleri gözleniyor. Siyaset arenasında da Suriyeli muhaliflerin ve teröristlerin durumu askeri arenadaki zayıf konumundan pek farklı görünmüyor. Muhalifler siyasi alanda da Şam yönetiminin temsilcileri ile boy ölçüşemeyeceklerini çok iyi biliyor, çünkü mevcut şartlarda Şam yönetimi ile yürütecekleri siyasi müzakerelerde ellerinde ortaya atabilecekleri bir tek koz bile bulunmuyor.
 
Suriyeli silahlı muhaliflerin siyaset arenasındaki zayıf konumları ile ilgili bir başka nokta, muhaliflerin kendi aralarında yaşadıkları derin anlaşmazlıklardır. Bugün Suriyeli muhalifler bir kaç kesime ayrılıyor. Muhaliflerden bazıları Riyad tarafından destekleniyor ve emirleri Suud hanedanından alıyor. Kahire grubu olarak anılan kesim ise Mısır yönetiminin komutası altında faaliyet yürüterek bağımsız bir tutum sergiliyor. 
 
 
Her halükarda Suriyeli silahlı muhaliflerin ve tekfirci teröristlerin Suriye ordusu ve müttefiklerine karşı hezimetlerini örtbas etmek ve öbür yandan kamuoyunu Suriye ordusu ve direniş ekseninin askeri sahada zaferlerinden saptırmak, Suriye yönetimini kimyasal silah kullanmakla suçlama senaryosunun en önemli amaçlarından biridir. ancak bu senaryonun başarısız olacağı şimdiden açıkça ortadadır. Gerçekte Amerika'nın Suriye topraklarına saldırması Beşar Esad yönetimini deviremeyeceği de kesindir. Nitekim Amerika'nın Şairat hava üssüne füze saldırısı da önceden karara bağlanan bir operasyondur ve Han Şeyhun olayı sadece bu saldırının bahanesini oluşturmuştur. 
 
Ray El Yom gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan Amerika'nın Şairat hava üssüne füze saldırısını kaleme aldığı makalede ise şu ifadelere yer verdi: "Bu saldırı önceden tasarlanan bir saldırıydı". Atvan Amerika'nın Şairat hava üssüne Tom Hawk füzeleri ile saldırısı beklenmedik bir saldırı olmadığını, zira iki gün öncesinden Han Şeyhun cinayeti etrafında yapılan provokatif yayınlar ve aşırı abartmalar böyle bir saldırının yolda olduğunu gösteriyordu. Amerika Başkanı Donald Trump da başta askeri seçenek olmak üzere intikam amaçlı seçenekleri incelemekte olduğunu açıklamıştı.
 
Bu gelişmelerin ardından Amerika yönetimi hemen yargısız infazda bulundu ve Han Şeyhun olayı ile ilgi haberler yayınlanmaya başlar başlamaz Beyaz Saray Suriye yönetimini kimyasal saldırı cinayeti işlemekle suçlamaya başladı, üstelik olayın uluslararası bağımsız bir komisyon tarafından araştırılmasını da beklemedi. Bu çıkış, Han Şeyhun saldırısının Suriye düşmanları tarafından önceden tasarlanan bir cinayet olduğunu ve bu cinayetten Şairat askeri hava üssüne saldırmak için yararlanılacağını ortaya koydu.
 
Öte yandan Amerika'nın Suriye'ye yönelik bu saldırısı Irak ve Libya ve Yemen topraklarına yaptığı saldırı ile benzerlik arz ediyordu. Amerika bu ülkelere de sahte ve uydurma bahaneleri ileri sürerek saldırmış ve sonraları ileri sürdüğü gerekçelerin tamamen yalan ve uydurma olduğu anlaşılmıştı. Üstelik bu son saldırı da hiç biri de uluslararası camianın izni olmaksızın yapılmıştı ve tek amacı Amerika'nın yeni Başkanı Donald Trump'ın zayıf ve savaş yüzünden dağılmış bir ülkeyi hedef alarak gövde gösterisi yapması ve Amerika'nın çöken ihtişamını yeniden inşa etmesine yönelikti.
 
 
Ray El Yom gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan makalesinin devamında bölgede en az dört Arap ülkesine saldıran, üstelik hepsinde de başarısız olan ve bu ülkeleri kana ve teröre bulayan Amerika gibi bir ülkenin insanlık ve insan haklarından dem vurması asla kabul edilemez olduğunu, çünkü Amerika Irak'ta bir milyon ve Libya'da yüz bin ve Yemen'de binlerce insanın ölümü ile sonuçlanan korkunç cinayetleri işleyen bir devlet olduğunu ve ayrıca Suriye'de tekfirci teröristlere askeri ve mali ve askeri eğitim sağlayarak Suriye'de en az 300 bin sivilin katliamından sorumlu olan bir devlet olduğunu ve sonuçta Amerika insanlıktan söz edebilecek son ülke olduğunu kaydetti.
 
Amerika'nın Suriye topraklarına tecavüzü, Arap dünyasını bölgesel savaşlara ve hatta dünyayı da dünya savaşına sürükleyebilecek bir çığ gibi büyüyebilir. Nitekim Rusya devlet Başkanı Vladimir Putin bu saldırıyı hemen şiddetle kınadı. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov da saldırı önceden planlandığını ve Suriye'de silahlı terör örgütlerinin elini güçlendirmeyi amaçladığını belirtti.
 
Ray El Yom gazetesi başyazarı Abdulbari Atvan Amerika'nın Suriye'nin Şairat hava üssüne saldırısı tüm dengeleri bozduğunu ve Suriye krizini sil baştan noktasına getirdiğini, ayrıca bu krizin barışçıl yollardan çözümlenmesi ve bu ülkede barışın sağlanması yolunda sarf edilen tüm çabaları boşa çıkardığını ve bölgede kanlı savaşların alevlenme ihtimalini yükselttiğini vurguladı.
 
...
 
Bu arada Amerika'nın Suriye topraklarına bu tür saldırıları, Şam yönetimini deviremeyeceği belirtilmelidir. Ama maalesef bölgede Suud rejimi bu tecavüze alkış tutan ve olumlu karşılayan ilk ülke oldu. Arabistan'ın hemen ardından siyonist rejim İsrail ve daha sonra da Türkiye bu saldırıya alkış tutan rejimler oldu. Çünkü gerçekte bu üçlünün ortak bir yönü bulunuyor, o da komşularına saldırmaktır. Bilindiği üzere Arabistan rejimi Yemen topraklarına saldırdı, Türkiye de Fırat kalkanı adı altında Suriye topraklarına tecavüzde bulundu. Korsan İsrail'in durumu zaten ortada. İşgalci rejim Gazze şeridi, Lübnan ve Suriye topraklarına saldırmayı adet edindi. Ancak ne var ki Ortadoğu bölgesinin Arap kesimi Amerika'nın Şairat hava üssüne saldırmasının ardından adeta büyük bir infilaka imza atmak için bir kıvılcım bekleyen barut fıçısına dönüştü. Kuşkusuz bu patlamanın esas kurbanları Araplar ve Müslümanlar olacağı gibi bu kesimin gelecek kuşaklarının güvenliği ve istikrarı da tehlikeye girecek ve gelecek kuşaklar kan, yoksulluk ve açlıktan başını kaldıramayacaktır.
 
Bugün İslam dünyasına tecavüz ve düşmanlık gütme cephesinde yer alanlarla bu cephenin karşısında duran kesimleri birbirinden ayırma zamanı gelmiştir. Nitekim Batı'nın Irak ve Libya ve Yemen topraklarına saldırdığı günde olduğu gibi bugün yine saldırıya uğrayan Suriye milletinin yanında yer almak gerekir.
 
Peki, ama Amerika Başkanı Donald Trump neden Suriye'ye saldırma yönünde talimat verdi, dersiniz? Aslında Trump'ın neden Suriye'ye saldırılması yönünde talimat verdiğini aydınlatan bir çok neden açıkça ortadadır. Bu işaretler aynı zamanda Amerika'nın şimdilik bu saldırı ile yetindiğini da ortaya koymaktadır.
 
 
İranlı uzman Sadık Kurbani bu saldırı hakkında şu değerlendirmede bulunuyor:
 
Amerikan savaş gemileri Suriye'nin Şairat hava üssüne onlarca füze fırlattı. Peki ama Amerika neden bunu yaptı? Acaba bu saldırılar aynı şekilde devam edecek mi? bu soruların cevabı için bazı işaretler bulunuyor.
 
Birincisi, Han Şeyhun'da düzenlenen şaibeli kimyasal saldırı Amerika'nın iç arenasında gerginlikler doruğa ulaştığı ve Başkan Trump'ın Rusya ile ilişkileri mercek altına alındığı bir sırada gerçekleşti. Amerikan kongresinin bir üyesinin açıkladığına göre bu ilişkinin araştırılması devam ettiği takdirde hatta Trump'ın yakınlarından bazılarının gözaltına alınması da muhtemeldir. Gerçi Trump Amerika'da ve uluslararası çevrelerde Putin'in  kuklası olarak biliniyor ve bu yüzden kendisini Rusya'dan bağımsız ve ABD çıkarlarını düşünen bir lider gibi gösterebilmek için çok ses getirecek bir harekete ihtiyacı bulunuyordu.
 
İkinci nokta, Donald Trump işbaşına geldiği günün üzerinden üç ay geçtiği bir sırada Trump'ın önerdiği hemen hemen tüm planları suya düştü. Göçmenlerin ABD'ye giriş yasağı, Obamacare sağlık sigortası kanununun feshedilmesi ve yerine Trump'ın gözetlediği bir sağlık sigortasının getirilmesi ve vergi reformu yasa tasarısı gibi Trump'ın bir çok önerisi duvara tosladı. Ancak beklendiği gibi Trump'ın düzenlediği askeri bir operasyon ilk kez demokrat senatörleri Trump'a destek vermeye yöneltti.
 
Öte yandan Trump'ın kamuoyunda desteği anketlere göre en düşük seviyeye gerilemiş ve bu yüzden Amerikan tarihinde beyaz saraya giren en sevilmeyen Başkan ünvanını kazanmıştı. Aslında Donald Trump Amerika'da ani ve sınırlı bir askeri operasyonla kaybeden imajını düzeltmeye ve Amerikan kamuoyunun desteğini arkasına almaya çalışan ilk Başkan da değildir.
 
Amerika'nın yeni muhafazakar kesimine bağlı medyanın raporlarına göre Donald Trump, Obama'dan daha farklı bir politika izleme sözü vermişken, korsan İsrail'e yakın lobilerin baskısı altında en azından dış politika alanında bir değişiklik yaratması gerekiyordu.
 
 
Her halükarda Trump'ın Suriye topraklarına saldırması siyonist lobilerce büyük ilgi ile karşılaştı. Fakat bazı karineler Trump'ın Suriye'ye karşı askeri operasyon seçeneğini en azından şimdilik sürdürmek istemediğin gösteriyor.
 
İlkin, her ne kadar askeri operasyon geçici de olsa Trump'tan güçlü bir imaj yaratabilir, ancak Trump savaş karşıtı sloganlar atarak başkanlık seçimlerini kazanan bir liderdir ve bu yüzden uzun süreli ve muhtemelen yıpratıcı bir savaşa girmesi hiç kuşkusuz imajını zedeleyecek ve halk arasında desteğini yok edecektir.
 
İkincisi, Pentagon yetkilileri saldırıdan bir kaç saat önce Şairat hava üssünün vurulacağı konusunda Rusya yönetiminin bilgilendirmişti. Rusya da bu saldırıdan Şam yönetimini haberdar etti. Bu yüzden Suriye yönetimi üsteki önemli askeri teçhizatını başka yerlere taşıyarak hasarın artmasını önledi. Trump'ın Putin'i saldırı hakkında bilgilendirmesi, Rusya ile Suriye'de doğrudan çatışmaya girmekten korktuğunu ortaya koydu.
 
Öte yandan ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da saldırıdan önce ve sonra Suriye'de siyasi çözüm yolu bulma zaruretinden söz etti. Pentagon'dan bir yetkili de saldırının Amerika'nın Suriye'ye yönelik politikası değiştiği anlamına gelmediğini açıkladı.
 
Gerçi Amerika'nın tüm müttefikleri söz konusu askeri saldırıyı destekledi, fakat Türkiye ve Arabistan dışındaki tüm müttefikleri bu saldırıya geçici ve güdümlü bir adım olarak destek verdiklerini, fakat Suriye krizinin askeri çözümü olmadığına inandıklarını belirtti.
 
Aslında Amerika ve müttefiklerinin Irak, Afganistan ve Libya gibi ülkelere dayattıkları savaş ve yıkım yüzünden uluslararası camia şimdilik Suriye'ye karşı geniş çaplı askeri operasyonu asla tasvip etmiyor.
 
Öte yandan Amerika'nın iç durumuna ve Amerikalı yetkililerin açıklamalarına ve olayla ilgili yayımlanan bilgilere bakıldığında, saldırının sırf prestij kazanma ve iç arenada destekleri arttırma ve Rusya'dan bağımsız hareket edildiğini telkin etme yönünde gerçekleştiği ve şimdilik de bu saldırı ile yetinileceği anlaşılıyor.
 
Amerika'nın Suriye'de Şairat hava üssüne 59 Tom Hawk füzesi ile saldırısı, Başkan Donald Trump daha önce Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırı yüzünden Suriye'ye askeri operasyon düzenlemeyi incelediğini açıkladığı bir sırada gerçekleşti.
 
İranlı uzman Feridun Meclisi ise saldırıyı şöyle değerlendirdi:
 
Bu saldırı ele alınırken en başta Amerika'nın Suriye'ye saldırısının asla yasal ve haklı olmadığı belirtilmelidir, zira Amerika'nın yeni yönetimi bir kaç gün önce İdlib'in Han Şeyhun bölgesinde düzenlenen kimyasal saldırının failleri belirlenmeden bu saldırıyı gerçekleştirmişti. Bu hadisede dikkat çeken önemli nokta, İdlib'deki kimyasal saldırı hakkında yürütülen geniş çaplı kampanya ve Şairat hava üssüne saldırının da bu kampanya ekseninde yapılmasıdır. Oysa Saddam'ın İran'a dayattığı savaş yıllarında Han Şeyhun saldırısından daha ağır ve facia boyutunda kimyasal saldırılar İran'a karşı düzenlendi, ama Batı bu saldırıları görmezden geldi ve İran yönetimi yıllarca saldırının Saddam tarafından düzenlendiğini ispat edemedi. Bu durum Trump yönetimi Suriye'ye yönelik iddialarına itibar kazandırmak için bir mazeret peşinde olduğunu ve Han Şeyhun'daki kimyasal saldırı Trump yönetimine Suriye'den başlayarak bölgeye yönelik tek yanlı uygulamalarını başlatmak üzere gereken bahaneyi oluşturduğunu ortaya koyuyor.
 
Amerika'nın Suriye'ye yaptığı illegal saldırıyı haklı göstermek için yürüttüğü kampanyadan dikkat çeken bir başka nokta, Trump yönetiminin bir kaç kimyasal saldırıdan sonra bu saldırıyı yapmak zorunda kaldığı telkin edilmesidir. Oysa 2013 yılında ve Amerika ve bazı müttefikleri ilk kez Beşar Esad yönetimini kimyasal saldırı ile suçlandığında, BM temsilcileri olayı araştırdı ve saldırının selefi ve tekfirci güçlerce ve Irak'ta geriye kalan kimyasal silahlarla yapıldığını ve daha sonraki saldırılarda da selefi tekfircilerin benzer kimyasal silahları kullandığını ispat etmişti. Bu yüzden ve bu maziye bakarak Han Şeyhun saldırısında da saldırının Beşar Esad yönetimi tarafından yapılıp yapılmadığı araştırılması gerekiyordu.
 
 
Aslında mevcut şartlarda ve Suriye yönetimi iç savaşta daha üstün konumda olduğu ve Astana ve Cenevre müzakerelerine de elindeki güçlü kozlarla katıldığı bir sırada Şam yönetiminin kendi bacağına sıkması asla makul olmadığı da açıkça ortadadır. Çünkü gerekli araştırmalar yapılıp Beşar Esad yönetiminin İdlib'deki kimyasal saldırının sorumlusu ortaya çıktığı takdirde Şam'da hiç kimse bu durumu savunamayacağı ve ayrıca karşı tarafın elinde büyük bir bahane olacağı kesindir ve bu yüzden Suriye ordusu üstün konumdayken, Beşar Esad'ın böyle bir riske girmeyi kabul edeceği asla muhtemel ve mantıklı değildir.
 
Öte yandan Suriye'nin Han Şeyhun'daki kimyasal saldırıda Şam yönetiminin eli bulunduğu iddiası ispat edildiği takdirde Beşar Esad en başta Rusya yönetiminin sert tepkisi ile karşılaşacağı da kesindir. Örneğin Rusya yönetimi Şam yönetiminin onayı ile daha önce Suriye'ye gönderdiği S-300 ve S-400 füze savunma sistemleri ile düşman ülkelerin savaş uçaklarının Suriye hava sahasında uçmalarına yasak uygulanması durumunda hiç kuşkusuz daha fazla tehlikelere ve daha fazla sivil kaybına yol açacağı kesindir.
 
Ancak bir başka durumda ve Suriye yönetiminin kimyasal saldırıda suçsuz olduğu ispat edildiği takdirde tarafların müzakere masasına oturarak meseleyi çözümlemeleri de muhtemeldir.
 
Her halükarda Amerika'nın Suriye topraklarına yönelik saldırılarının boyutu, bölgede topyekun bir savaşı tetikleyecek boyuta ulaşmayacağı anlaşılıyor. Gerçi bu uygulamanın bir süre Türkiye'nin Irak ve Suriye'de bu ülkelerin yasal yönetimlerinin izni olmaksızın kurduğu üslerine darbe vurulmasına sebebiyet verebileceği de muhtemeldir.
 
Son nokta ise, devletlerin bu tür şartlarla sabırlı hareket etmeleri ve mümkün mertebe kanlı bir savaşın patlak vermesini önlemeleri gerekir. İran yönetimi de diplomasi alanında gerekli akılcılığı sergileyerek kendine düşen paya göre ve milli çıkarları çerçevesinde bölgede çatışma tarafları arasında askeri yüzleşmeleri engellemelidir. Nitekim İran'ın bölgesel ve küresel düşmanları bu tür fırsatları İran ile hesaplaşma yönünde yararlanmaya çalışacağı ve İran'ı da bu krizin içine çekmek için gayret edecekleri kesindir.
 
 
Parstoday
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler