123268-5860926e74787.jpg

Türkiye Irak ve Suriye’de yeni cepheler mi açıyor?

Erdoğan, Trump’la görüşmeye hazırlanırken Türkiye’yi Suriye ve Irak denklemine sokmaya dönük askeri hamleler geldi. Türk ordusunun Rojava ve Şengal’i bombalaması Erdoğan’a istediğini verebilir mi?

1 Mayıs 2017 Pazartesi
Türkiye, Suriye'de Fırat Kalkanı Harekâtı'na giriştiğinden beri gerek Suriye gerekse Irak'ta PKK bağlantılı oluşumlara yönelik operasyon senaryoları eksik olmadı. Esasen senaryonun da ötesinde, fiilen Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin Rojava olarak andıkları bölgeye yönelik taciz ateşleri hep olageldi. Türkiye'nin Rakka operasyonundan dışlanmasının ardından sınır hatlarına askeri yığınağın artması olası operasyonların habercisiydi.
 
Nihayetinde 25 Nisan'ın ilk saatlerinde eş zamanlı olarak Irak'taki Ezidi yurdu Şengal ile Suriye'nin kuzeyinde Derik ilçesindeki çok sayıda mevzi Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) tarafından havadan bombalandı.
 
Suriye'deki bombardımanda Karaçok tepesinde YPG'ye ait karargâh, basın merkezi, irtibat noktası ve Rojava'nın Sesi Radyosu hedef alındı. Saldırıda YPG'nin hizmetler alanında çalışan 20 adamı ölürken 18 kişi de yaralandı.
 
Irak'ta ise Şengal'e bağlı Kersê Vadisi ve Amude köyündeki beş hedef vuruldu. Vurulan yerlerden biri de Ezidilere yönelik yayın yapan Çıra Radyosu'ydu. Kersê Vadisi ağustos 2014'te IŞİD'den kaçan Ezidilere sığınak olmuştu. Saldırılarda Ezidilerin öz savunma gücü Şengal Direniş Birlikleri'nden (YBŞ) bir savaşçı, bir sivil ve beş Peşmerge yaşamını yitirirken dokuz Peşmerge de yaralandı.
 
Türk Genelkurmay Başkanlığı operasyonu şöyle gerekçelendirdi: “PKK ve bu örgütün uzantıları tarafından, Suriye ve Irak'ın kuzeyi, ülkemize terörist, silah, mühimmat ve patlayıcı madde aktarılması maksadıyla kullanılmaktadır.”
 
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Milli Güvenlik Kurulu'nun Fırat Kalkanı'nın bittiğine dair açıklamasından sonra operasyonun yeni hedeflerle devam edeceğini tekrarlarken Şengal'in ikinci bir Kandil olmasına izin vermeyeceklerini söylemişti. Erdoğan son olarak 4 Nisan'da “Sincar'da ikinci bir Kandil oluşturmanın gayretleri var. Bu ikinci Kandil oluşturma gayretlerinde orada da 2 bin 500 kadar PKK'lı var” diye konuşmuştu.
 
25 Nisan'daki saldırıdan hemen önce Türk medyası Rojava kantonları arasındaki bağlantıyı koparacak şekilde TSK'nin Tel Abyad'a gireceğine dair bir senaryoyu gündeme taşıdı. Senaryoya göre Arap, Kürt ve Türkmenlerin birlikte yaşadığı Tel Abyad, YPG'den temizlenecek, bölge TSK destekli Özgür Suriye Ordusu unsurlarına bırakılacak ve ardından Arap iskânına açılacak.
 
Bu haberlere paralel olarak Kürt kaynaklar Tel Abyad'ın karşısındaki Akçakale'de askeri hareketliliğin arttığına, Afrin civarında ise köylere yönelik top atışlarının sıklaştığına dikkat çekti.
 
Bütün bu hamlelerin Erdoğan'ın 16-17 Mayıs'ta ABD'ye yapacağı ziyaret öncesinde yaşanması olaya farklı bir boyut katıyor. Türkiye'nin neyi amaçladığına dair birkaç not düşmek mümkün:
 
Türkiye, Suriye'nin kuzeyinde Kürtlerin liderliğinde inşa edilen özerkliği ulusal güvenlik tehdidi olarak gördüğünden beri saldırgan politika izliyor. Siyasi aktör olarak Demokratik Birlik Partisi (PYD) ve askeri aktör olarak YPG'nin PKK ile ilintisi bu düşmanca siyasetin Türk siyasi yelpazesinde destek bulmasını kolaylaştırıyor. Son olayda da ana muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) hükümete tam destek verdi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Öztürk Yılmaz "PKK, Kandil'den Sincar'a (Şengal) doğru büyük bir yığılma yaptı. Türkiye sınır güvenliğini korumak zorunda ve PKK ile her tarafta mücadele etmek de uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hakkımız. Gayet normaldir, gecikmiştir" ifadelerini kullandı.
 
PKK çizgisinin Şengal'deki Ezidiler arasında benimsenmesi ve bölgenin artan oranda Rojava ile etkileşime girmesi Türk devletinin tehdit algısını büyütüyor. Ankara geliştirdiği bu hassasiyete Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi'ni de ortak etmiş durumda. Erbil yönetimi saldırıyı kabul edilemez bulsa da faturayı PKK'ye kesti ve "Bu bombardımana, Şengal'deki PKK varlığı neden olmuştur. PKK güçlerinin Şengal Dağı'ndan çekilmelerini talep ediyoruz.” dedi.
 
Diğer Kürt partiler arasında paylaşılmasa da bu tavır, Ankara'nın elini rahatlatıyor. Barzani yönetiminin tepkisi Türk medyasında geniş yer alırken Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Goran Hareketi, İslami Hareket, İslami Birlik Partisi ve İslami Toplum Partisi'nin Türkiye'yi kınayan çıkışları ise gözardı ediliyor.
 
Kürt kazanımlarını bitirmenin yanı sıra Türkiye'nin diğer önemli hedefi ABD'nin Suriye Demokratik Güçleri (SDG) şemsiyesi altında YPG ile kurduğu ortaklığı sona erdirmek. Ankara, Rakka operasyonunun YPG ile birlikte yapılmasına şiddetle karşı çıkmış, buna alternatif olarak TSK destekli muhalif unsurlarla 10 bin kişilik bir ordu kurmayı önermişti. Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump'la görüşmeye giderken bu saldırılarla Türkiye'nin kararlılığını göstermek ve NATO'daki ortaklığın değerini hatırlatmak istiyor.
 
TSK'nin yürüttüğü bu operasyonların devam etmesi halinde bunun sahadaki güç dağılımını etkilemesi de mümkün. YPG Rojava'yı savunmak için Rakka ve Tabka etrafındaki güçlerini kuzeye çekmek zorunda kalabilir. Bu da Rakka'ya yönelik Fırat'ın Gazabı operasyonunu zayıflatır ve geciktirir. Bu şekilde Türkiye'nin ABD'ye sunduğu ortaklık modelinin değeri artabilir. Ancak bu oyun doğal olarak IŞİD'in ömrüne de ömür katar.
 
ABD'nin Suriye sahnesine girmesine imkân veren bir seçeneğin zayıflaması Rusya, İran ve Suriye'nin de tercih ettiği bir sonuç. İran ve Rusya'nın önceliği Rakka'yı Suriye ordusunun kurtarması ve ABD'nin Suriye'ye yerleşmesinin önlenmesi.
 
Peki, TSK'nin saldırıları Kürt tarafında nasıl yorumlanıyor?
 
YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, Al-Monitor'a şu değerlendirmeyi yaptı: “Esasen beklemediğimiz bir durum değil. Çoktandır bunun hazırlıkları yapıyorlardı. Büyük güçlerin bundan habersiz olduğunu da sanmıyorum. Rusların da Amerikalıların da haberi vardır. ABD, NATO hukukuna dayanarak Türkiye'nin yaptıklarına göz yumuyor. Burada bizimle çalışan Amerikalı güçlerin bunu engelleyemedikleri için üzgün olduklarını gördük. Karaçok'a gittiler, halkın içine karıştılar. Bu resmi (siyasi) bir tutum değil ama sahadaki komutanların tavrıdır. Bu ‘Kürtlere vurursanız biz buradayız' mesajıdır. Esasen Türkiye'yi Suriye'de engelleyen Rusya idi. Ancak Rusya da Halep'te olduğu gibi İdlib'de de istediğini alabilmek için Türkiye'ye yeşil ışık yakıyor. Dikkat ederseniz bu iş birliği sayesinde Türkiye'nin desteklediği koca koca gruplar tasfiye oluyor.”
 
Sipan Hemo, “Operasyonlar devem ederse YPG, Rakka operasyonundaki güçlerini kuzeye çeker mi?” sorusuna ise şöyle yanıt verdi: “Bizim için DAİŞ'le (İD) savaşmak taktik değil stratejik bir yaklaşımdır. Bunu ABD'den silah almak için yapmıyoruz. Elbette Rojava'yı savunmak birincil önceliğimizdir. Saldırılar artarsa Rakka operasyonu zayıflar ama biz iki cephede de mücadele etmek durumunda kalırız. Bu durum Rusya, İran ve Suriye'nin işine gelir. Çünkü üçü de Fırat'ın Gazabı operasyonunun başarısızlığa uğramasını istiyor.”
 
Hemo, TSK'nin Tel Abyad'a gireceğine dair senaryo ve bu tür bir harekatın yerelde karşılaşacağı tepkiyle ilgili de şunları söyledi: “Tel Abyad'a karadan bir harekat beklemiyoruz. El Bab ile kıyaslanamaz. Tel Abyad sadece Araplardan oluşmuyor, Kürtler de ciddi bir güce sahip. Türkiye Araplardan destek alamaz. Tel Abyad'daki Araplar daha önce (Türkiye destekli) çetelerden kaçmış ve bizim orayı özgürleştirmemizin ardından tekrar dönmüş insanlardan oluşuyor. DAİŞ'in gidişiyle birlikte Türkiye'ye kaçan az sayıda Arap belki bu tür bir operasyona destek verebilir. Aslında oradaki Araplar özünde devlet yanlısıdır, ileride (devlet ile Kürtler arasında yol ayrımı olursa) bizimle sorunları olabilir ama şimdi bizimle birliktedirler. Türkmen varlığı da çok ciddi değildir.”
 
Süryani Birlik Partisi Başkanı ve Suriye Demokratik Meclisi Üyesi İşo Gweriye ise sadece Kürtler değil bütün bölge halklarının bunu saldırganlık olarak gördüğünü belirtti. Al-Monitor'a konuşan Gweriye şu değerlendirmeyi yaptı: “Saldırı şovenist politikalarının devamıdır. Erdoğan için Rakka'ya gitmek önemliydi. Ama ABD'nin tercih ettiği politikalar Türkiye'nin buraya girmesine izin vermedi. Erdoğan'ın istediği Rakka operasyonuna katılan güçlerin kuzeye geri dönmesidir. SDG güçleri Tabka'nın merkezine girerken Türk ordusu saldırıya geçiyor. Bu önemli. Erdoğan, Rakka operasyonunu sekteye uğratarak plana dahil olmak istiyor. ABD, Fırat'ın doğusuna yerleşmek istiyor; Erdoğan da ya bunun önüne geçmek ya da bu plana ortak olmak istiyor. Bu saldırı Erdoğan'ın ABD ziyaretinden önce gerçekleşti. Bu Washington'ı etkileme çabasıdır. Fakat en büyük zararı bölge halkları görüyor. Halklar arasında düşmanlığı artırmaktan başka bir şeye yaramıyor. Araplar da rahatsız. Halklarımız bunu topraklarımızın işgali, egemenlik haklarının ihlali ve sömürgeci bir hareket olarak görüyor. Rant peşinde koşan birkaç kişi destek verebilir ama buradaki aşiretler Türkiye'nin girişimlerini tasvip etmiyor."
 
 
Fehim Taştekin
Al-Monitor
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler