u.jpg

Abu Trump al-Amriki’nin kılıçla raksı Kissinger’ın doktrinine dahil midir?

Pepe Escobar, Trump'ın Ortadoğu seyahatini ele aldığı yeni yazısının başlığını, “Abu Trump al-Amriki“ koymuş… Escobar bu mükemmel başlıklı yazısında.. Trump'ın bu seyahatla Suudi Kraliyeti'ne sunduğu güçlü desteğin aynı zamanda Ortadoğu'daki cihatçı gruplara güçlü bir destek anlamına geldiğini ifade ediyor. Trump'ın ortaya koyduğu Ortadoğu yaklaşımı büyük ölçüde Kissinger esintilerine sahip.

24 Mayıs 2017 Çarşamba
Pepe Escobar, Trump'ın Ortadoğu seyahatini ele aldığı yeni yazısının başlığını, “Abu Trump al-Amriki“ koymuş…  Mevcut durumu bundan daha iyi ifade edecek bir başlık herhalde çok zor bulunurdu. Abu Trump al-Amriki'nin Suud kılıçlarını sallarken bazen rock'n roll'a çalan figürlerle raksı, gerçek bir “doğu-batı sentezi”nin, bir “medeniyetler kaynaşması”nın çarpıcı bir ifadesi değilse neydi?
 
Escobar bu mükemmel başlıklı yazısında, Cezayirli yazar Kamel Daoud'un, “IŞİD'in anası ABD'nin Irak'ı istilasıdır, ama onun bir de babası vardır, o da Suudi Arabistan'ın ideoloji endüstrisidir” sözlerini aktarıyor ve Trump'ın bu seyahatla Suudi Kraliyeti'ne sunduğu güçlü desteğin aynı zamanda Ortadoğu'daki cihatçı gruplara güçlü bir destek anlamına geldiğini ifade ediyor.
 
Abu Trump al-Amriki Arabistan'da, daha önceki söylemlerinin aksine, bu kez, medeniyetler arasında dinsel farklılığa dayanan bir savaşın olmadığını, terörle tüm insanlık, iyi ile kötü arasında bir savaşın devam ettiğini söyledi. İyi, başta kendisinin temsil ettiği Batı dünyası, yanında kılıç sallayarak rakseden Arap Kral ve Şeyhleri ve bir araya geldiği “Sünni halkı” temsil ettiği iddia edilen diğer Arap otokratlarıydı.
 
Trump'ın “kötü”leri ise, “IŞİD ve diğer radikal terör örgütleri”, “İran rejimi, Hamas ve Hizbullah”tı. Trump yaptığı konuşmada, “İran, Lübnan'dan Irak ve Yemen'e bütün bölgede yıkım ve kaosu yayan teröristleri, milisleri ve diğer aşırılıkçı grupları silahlandırıyor ve eğitiyor” dedi. Çalışmaları aylardır devam eden ABD-İsrail-Sünni İttifakı'nın oldukça gösterişli bir biçimde en yetkili ağızlardan deklare edilmesi Trump'ın bu gezisinin en önemli boyutuydu. En yetkili ağızlardan deklare edilen bu ittifakın, “İslami Ordu Koalisyonu” adında yeni bir askeri birim oluşturacağı Riyad Deklarasyonu'nda belirtildi. Bu yeni askeri birimin Suriye ve Irak'ta “terörle mücadele”ye katılacağı iddia ediliyor.
 
 
Le Monde ve Financial Times memnuniyetsiz
 
Trump, ABD ve Suudi Arabistan arasında imzalanan devsel boyutlardaki yeni silah satış anlaşması hakkında konuşurken, bu anlaşmayla sağlanan silahlarla Suudi'lerin terörle mücadeleye daha güçlü katkı sunacağını, ABD'nin bu konudaki yüklerinin bir kısmını devralacağını ifade etti. Trump'ın bir başka vurgusu, İsrail ve Arap devletlerini birleştiren tehdidin ortaklığına ilişkindi: İran…
 
Trump'ın gezisinde yaşanan bu gelişmeler Ortadoğu halklarını çok daha tehlikeli günlerin beklediğine işaret ediyor. Fransa'nın etkili gazetesi Le Monde'un editoryası, Trump'ın Ortadoğu seyahatinin yarattığı atmosferden memnun olmamıştı. Editorya konuyla ilgili yazısında, “Washington'un Ortadoğu'da bir tarafında Sünni Araplar, İsrail ve Amerika'nın, karşısında İran, koruyucusu olduğu Suriye ve Rusya'nın bulunduğu diğer kamp arasında yaşanan ‘soğuk savaş' türü bir politika” izlediğini saptıyor ve bu politikanın, bölgede sonu gelmez yıkıcı savaşların yolunu döşeyebileceği uyarısında bulunuyor.
 
İngiltere'den Financial Times'ın editoryası da aynı konuyu ele aldığı yazısında, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı'nda Ortadoğu'da İngiliz devletinin örtülü operasyonlarında önemli görevler yerine getirmiş olan Arabistanlı Lawrence'a gönderme yaparak “Arabistanlı Trump mezhep savaşında taraf oldu” diyor ve “Şii İran'a karşı Sünni Arap otokratlarını desteklemek Ortadoğu'ya yardım etmeyecektir” sözleriyle Trump'ın Ortadoğu gezisinin yarattığı atmosferden memnun olmadığını dile getiriyor.
 
Kuşkusuz, Le Monde ve Financial Times'ın memnuniyetsizliği, savaş ve savaşın Ortadoğu halklarında yarattığı ve yaratacağı yıkıma ilişkin değil. Ekonomik krizle boğuşan Avrupa'nın büyük şirketleri, İran'la imzalanan Nükleer Anlaşma sonrası yaşanacağı beklenen yumuşama sürecinden çok umutluydu ve anlaşma sonrası İran'ı kendilerine yol etmişlerdi. İran pazarından pay almak için ziyaret üstüne ziyaret gerçekleştiriyorlardı. ABD'nin İran karşıtı söylemi yoğunlaştırıp, gerginliği tırmandırmasının sermayeyi İran'la iş anlaşmaları yapma konusunda çekimser kıldığı Batı basınında son dönem sık sık ifade ediliyordu. İran'a yönelik yaptırımların kaldırılmasının iki hafta önce ertelenmesi bu çekimserliği daha da güçlendiren bir faktör oldu.
 
 
“İran karşıtı atmosfer Avrupa'da memnuniyetsizlik yaratacak”
 
Trump'ın en katı eleştirmeni New York Times gazetesinin editoryası da Trump'ın Ortadoğu gezisinin yarattığı atmosfer hakkında söz aldı. Gösterişi çok seven Trump için ülke dışı ilk seyahati Suudi Arabistan'a yapmaktan daha uygun bir seçim olamayacağını söyleyen editorya, Trump'ın dalkavukluk karşısındaki zayıflığını vurguluyor ve Suudilerin de bu konudaki yeteneklerini örnekleriyle ortaya koyuyor.
 
Editorya, her zaman olduğu gibi yine mide bulandıran tarzıyla, Trump'ı, konuşmasında Müslüman ülkelerin yönetimlerine insan hakları standartlarını geliştirmeleri gerekliliğini ifade etmemekle eleştiriyor. Obama'nın yaptığı ziyaretlerdeki konuşmalara atıf yaparak, Müslüman ülke yönetimlerinin sadece “terörizmle mücadeleye” davet edilmesinin yeterli olmadığını, Obama'nın bu yönetimlerden ekonomik ve sosyal reformlar yapmalarını da istediğini ifade ediyor.
 
Trump'ın, İran'ın Lübnan, Yemen ve Suriye'de istikrarsızlık yarattığını ifade ettiğini ve bunun doğru olduğunu söyleyen editorya, Trump'ın dostu Putin'in de Suriye'de Esad'a sunduğu destekle bölgede İran'dan daha az istikrarsızlık yaratmadığını vurgulama gereği duyuyor. Editorya, İran karşıtı bu atmosferin ABD'nin Avrupalı partnerlerinde memnuniyetsizlik yaratacağını sözlerine ekliyor. (President Trump's Mideast Contradictions, May 23)
 
Bunları, sanki birkaç ay önce sayfalarında yeni kuşak Suudi liderlerin reformculuğunu, genç veliaht prensin ekonomideki geniş ufuklarını, petrole dayalı ekonomiden daha çeşitliliğe sahip bir ekonomiye yönelme hedeflerini, bazı devlet işletmelerinin özel sektöre geçmesi için yaptığı çalışmaları, bu hedef için Batılı şirketlerle kurulan canlı ilişkileri anlatan kendileri değilmiş gibi yazıyorlar.
 
New York Times'ın başka bir haberinde konu yine Trump'ın Ortadoğu seyahati ve İsrail Filistin barışı idi. Haberde Trump'ın, Suudi Arabistan'ı merkeze alan bir Ortadoğu politikası oluşturduğu bildiriliyor, özellikle Körfez ülkelerinde etkinliklerini arttırmakta olan yeni kuşak liderlerin bu politikada önemli yer tuttuğu iddia ediliyor. Gazeteye görüş bildiren uzmanlar, temasta oldukları yeni kuşak Körfez liderlerinin eskilere nazaran İsrail konusunda çok daha esnek bir tutuma sahip olduğunu, onu işgalci olarak değil, asıl düşman şeytana karşı işbirliği yapılacak bir müttefik olarak gördüklerini ifade ediyorlar. (Trump's Saudi Arabia Trip Figures Into Plan for Palestinian Deal, May 23)
 
 
Suudi Arabistan İsrail devletini korusun
 
Trump, Ortadoğu seyahatinin ikinci durağı olan İsrail'de, İsrail Ulusal Müzesi'nde bir konuşma yaptı. Buradaki konuşmasında da hedefi İran ve müttefikleri idi. Trump, “Suudi Arabistan'da tarihsel bir toplantıda konuştum. Müslüman dünyadaki dostlarımıza, güvenlik, zenginlik ve gelişme için birlikte çalışma çağrısı yaptım. Onların bu amaçlar için işbirliği yapmaktaki isteklilikleri beni çok cesaretlendirdi” dedi ve ekledi: “Orada yaptığım konuşmadaki amacımla buradaki aynı: çocuklarımıza barışçıl ve umutlu bir gelecek bırakmak için şiddet ve aşırıcılığa karşı bir koalisyon oluşturmak zorundayız. Çocuklarımıza umutlu bir gelecek bırakmak, İsrail devletinin yaşamsal öneminin tüm dünya tarafından bütünüyle kabul etmesinden geçmektedir.” (Trump Talks Iran, Israeli-Palestinian Peace in Major Address at Israeli Museum, May 23, Haaretz)
 
Trump bu konuşmasında da konuyu İsrail'in “güvenliği”ne getirdi ve “İsrailliler radikal terörün nefret ve şiddetini ilk elden yaşadılar. İsrailliler teröristlerin bıçakları ve bombalarıyla öldürüldüler. Hamas ve Hizbullah İsraillilerin, çocukların, okulların üzerine füzeler fırlattılar. IŞİD İsraillilere, mağazalara, sinagoglara saldırdı. İran liderleri İsrail'in yok edilmesi için çağrılar yaptı” dedi. Trump konuşmasını, “Teşekkür ederim. Tanrı sizi korusun. Tanrı İsrail devletini korusun. Tanrı ABD'yi korusun” sözleriyle bitirdi.
 
Trump Roma'ya gitmek üzere havalandıktan bir süre sonra Beyaz Saray bir basın açıklaması yayımladı. Açıklamada, Trump ve Netanyahu arasındaki görüşmelerin son derece verimli geçtiği bildiriliyor, ortak güvenlik ve İran saldırganlığının engellenmesi yolunda önemli adımlar atıldığı vurgulanıyordu. Vurgulanan bir başka nokta, ABD'nin İsrail'in ve bölgenin güvenliği konusundaki katı taahhüdünün aynı kararlıkla sürdürüleceği ve bu çerçevede İsrail'in bölgedeki askeri üstünlüğünün devamlılığının sağlanacağıydı. Suudi Arabistan'la yapılan yeni silah satış anlaşmasında da bu konudaki hassasiyetin her zaman olduğu gibi ön planda tutulduğu belirtildi ve bu nedenle Suudi Arabistan'a her tür silahın satılmadığı, bazı silah sistemlerindeyse, bunların İsrail'e karşı kullanılmasını engelleyecek özel tedbirlerin var olduğu dile getirildi.
 
Yani ne kadar dalkavukluk yaparsan yap, ne kadar uşaklaşırsan uşaklaş, milyarlarca dolar dök… Granit kanun: İsrail'in bölgedeki askeri üstünlüğünün sürdürülmesi zorunluluğudur…
 
 
Şii İran'ı sıkıştırmak için…
 
Yaşanılan bu gelişmelerde yeni olan, daha önce örtülü olan faaliyetlerin artık açıktan yürütüleceğinin duyurulmasıdır. Amerikalı gazeteci Hersh 2007 yılında Amerikan devleti içindeki bağlantılarından aldığı bilgilerle Redirection başlıklı yazısında şöyle yazmıştı:
 
“Son aylarda Irak'ta durumlar kötüye giderken Bush yönetiminin kamu diplomasisi ve örtülü operasyonları, onun Ortadoğu stratejisini gözle görülür şekilde değiştirdi. Beyaz Saray içindeki birilerinin yeni strateji adını verdikleri değişim, aynı zamanda Washington yönetimini İran'la daha açık bir şekilde karşı karşıya getirmiş ve kendisini Şiilerle Sünniler arasında giderek genişleyen bir mezhep çatışması içine sürüklemiştir.
 
Bush yönetimi, ağırlıklı olarak Şii İran'ı köşeye sıkıştırmak için Ortadoğu'daki önceliklerini yeniden belirlemeye karar verdi. Yönetim, Lübnan'da İran'ın desteklediği Şii Hizbullah'ı zayıflatmak için örtülü operasyonlarda Sünni Suudi Arabistan hükümetiyle işbirliği yapmaya başladı. ABD aynı zamanda İran ve Suriye'yi hedefleyen örtülü operasyonlarda da aktif olarak yer aldı. Bu faaliyetlerin yan ürünü, İslam'ın militan bir yorumunu benimseyen, ABD'ye muhalif, el Kaide'ye sempati besleyen aşırılıkçı Sünni grupları desteklemekti.”
 
Şimdi ikinci perde açılıyor. İlk perde, Ortadoğu'yu yıkıma götüren vekalet savaşlarını ateşlemişti. Şimdilerde herkesin “savaşmak için” sıraya girdiği IŞİD bu ilk perdenin ürünüydü. Kim bilir ikinci perde Ortadoğu'ya hangi hediyeleri getirecek? Bugünkü mevcut duruma bakılırsa, Riyad Deklarasyonu'nda kurulacağı bildirilen yeni “İslami Ordu Koalisyonu” ikinci perdenin açılışını yapmaya aday. Suriye'de kullandıkları vekil güçlerin yanına ilave olarak bu yeni oluşumu eklemeye çalışabilirler. Tabii ki, ikinci perdenin şartları ilkinden farklı olacak. Trump İsrail'de yaptığı konuşmada dile getirdiği, “artık kimse kimyasal silahlarla masum insanları öldüremeyecek” sözleriyle Suriye'ye düzenlediği doğrudan saldırıya işaret ediyordu.
 
 
ABD'ye bir Sünni-Şii savaşı lazım
 
Trump seçim kampanyası sırasında yaygın biçimde dağıtılan kitabında Suudi Arabistan hakkında şöyle diyordu: “Eğer diğer ülkeler bizim onları korumamıza bağımlıysa, onları koruyan askerlerimiz ve onlara sağladığımız askeri donanıma ödeme yapmamalılar mı?
 
Suudi Arabistan petrol fiyatlarına bağlı olarak her gün ya yarım milyar dolar ya da bir milyar dolar gelir elde ediyor. Bizim korumamız olmadan, bu zenginlikle var olmaları mümkün değildir. Biz onlardan hiçbir şey almıyoruz. Hiçbir şey. ”
 
Trump yalan söylüyordu. Amerika tabii ki pek çok şey alıyordu, ama daha fazlasını istiyordu ve şimdi daha fazlasını da almaya başladı…
 
Daha büyük manipülasyon ise sürekli tekrar edilen büyük Sünni Şii savaşı. Ortada bir Sünni Şii savaşı yok, ABD'nin Ortadoğu hegemonyasını pekiştirmek için bu tip savaşları pişirmeye ihtiyacı var. Geçtiğimiz Nisan ayında American Interest dergisinde yayınlanan bir yazıdan Henry Kissinger'ın Obama dönemi politikalarına eleştiriler yönelttiğini, Amerika'nın güçlü bir liderliğe ihtiyaç duyduğunu düşündüğünü öğrendik. Kissinger, güçlü bir Amerikan liderliği için Trump'ın bir doktrine ihtiyacı olduğunu düşünerek bir “Trump Doktrini”nin köşetaşlarını ifade etmişti.
 
Kissinger, Obama dönemi Amerikan dış politikasının başarısız olduğunu düşünüyor, en başarısız olunan alan ise Ortadoğu. Kissinger'a göre, Amerika'nın Ortadoğu'daki rolünü oynayabilmesi bölgeden “çekilmesi”ni değil, bölgeye daha fazla “müdahil olması”nı gerektiriyor. Obama'nın Ortadoğu politikasının Amerika'nın Arap müttefiklerini yabancılaştırdığını, Nükleer Anlaşma sonrası eli ekonomik olarak da güçlenen İran'ın bölgesel etkinliğini daha da yoğunlaştıracak koşullar bulduğunu iddia eden Kissinger, Obama'nın Suriye'deki eylemsizliğini de eleştiriyor. Kissinger görevde olduğu 1972-1979 yılları arasında bölgede iyice köşeye sıkıştırdığı Rusya'nın, Obama'nın başarısız politikaları nedeniyle Ortadoğu'ya yeniden büyük bir oyuncu olarak dönüş yaptığını düşünüyor.
 
 
Kissinger'ın önerileri
 
İsrail'le ve Obama döneminde yabancılaştırılan Arap müttefiklerle ilişkilerin yeniden güçlendirilmesi gerekliliğini savunan Kissinger, Suriye'nin 20 yıl önce Yugoslavya'da olduğu gibi “kantonlaştırılması”nı öneriyor. Kissinger, kantonlaştırma sürecinin meseleye taraf olan ülkelerle birlikte yapılmasını, yapılacak anlaşmanın Esad'ın bir yıl içinde yönetimi terk etmesi koşulunu da kapsaması gerektiğini belirtiyor. Kissinger'ın bir başka önerisi, Soğuk Savaş'ta Sovyetler'e karşı uygulanan “sınırlama” politikasının şimdi İran'a yönelik olarak uygulanması yönünde. (Niall Ferguson, Donald Trump's World Order, The American Interest, March-April 2017)
 
Trump'ın dört aylık iktidar pratiğinin ortaya koyduğu Ortadoğu yaklaşımı büyük ölçüde Kissinger esintilerine sahip. Trump'ın seçim kampanyası sırasında da, seçimden sonra da Kissinger'la zaman zaman bir araya geldiği basında ifade ediliyordu. Bu yazıda da, Trump'ın önemli bakanlarının Kissinger'ın düşüncelerini çok dikkate aldıkları bilgisi veriliyor. Zaten Trump yönetiminin Ortadoğu politikasını ve Kissinger'ın bu yazıda ifade edilen görüşlerini yan yana getirdiğimizde karşımıza açık bir tablo çıkıyor.
 
Trump'ın Ortadoğu seyahati ile ilan edilen Ortadoğu'da ikinci perdenin açılışı ise, birincisinden çok daha büyük tehlikeler barındırıyor, çünkü bu kez sahnede, Kissinger'ın kızgınlıkla sözünü ettiği Ortadoğu'ya dönmüş bir Rusya var. ABD'nin Ortadoğu'daki hegemonya zorlaması önceki perdeden çok daha zorlu şartlara sahip bir sahnede yer alıyor…
 
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler