2709566797.jpg

Batı’nın Suudilere “imaj düzeltme” operasyonu

Suudiler “İstedikleri her şeyi elde edebilmelerini”, bir coğrafyanın yıkıcısı iken yapıcısı olabilmelerini uluslararası sermayeye sundukları “cezbedici” koşullara borçlular. Bu sebeple, Batılı emperyalistler bu katil otokratların kadınlara araç sürme izni vermesini büyük “reform” olarak ayakta alkışlar, bu otokratlardan Ortadoğu’nun yeni “reformcularını” çıkarma gibi çok zor bir işi başarırlar...

27 Ekim 2017 Cuma
CIA ve Ulusal Güvenlik Ajansı (NSA) için çalışan bir bilgisayar uzmanı olan Edward Snowden, Ulusal Güvenlik Ajansı'nın bir dizi belgesini 2013 yılında basına sızdırmış, Guardian gazetesi bu belgelerin çok küçük bir kısmını yayımlamış, gelen politik baskılar üzerine yayını kesmek zorunda kalmıştı.
 
Murtaza Hussain, Intercept'te yayımlanan yazısında Snowden tarafından sızdırılan belgelerden birini ele alıyor. (NSA DOCUMENT SAYS SAUDI PRINCE DIRECTLY ORDERED COORDINATED ATTACK BY SYRIAN REBELS ON DAMASCUS, Oct 24)
 
ABD Ulusal Güvenlik Ajansı'nın Suriyeli isyancılara yönelik dinleme ve izleme faaliyetleri sonucunda elde ettiği bilgileri içeren bu “yüksek derecede gizliliğe” sahip belge bir istihbarat raporu ve 18 Mart 2013'te Şam'da, Şam Uluslararası Hava Alanı, Başkanlık Sarayı ve yine Şam'da bir askeri merkeze düzenlenen roket saldırılarıyla ilgili.
 
 
Prens Salman'dan “Şam'ı yok edin” talimatı
 
Sözü edilen raporda, Özgür Suriye Ordusu ismi altında faaliyet gösteren bir dizi grubun militanları tarafından düzenlenen bu saldırıların “Suriye Devrimi'nin ikinci yıldönümü” nedeniyle ve doğrudan Suudi Arabistan Kraliyet ailesi mensubu Prens Salman bin Sultan'ın talimatıyla gerçekleştirildiği, Sultan'ın muhaliflere, “havaalanını düzleyin”, “Şam'ı yakın yok edin” dediği ifade ediliyor. Raporda, Suudilerin Suriye'ye 120 ton patlayıcı ve silah gönderdiği ifade edilirken, Şam'daki saldırılardan dolayı çok memnun oldukları da belirtiliyor.
 
Raporun 14-18 Mart tarihleri arasında üç ayrı kaynaktan gelen bilgilere dayandığının belirtilmesi, Ulusal Güvenlik Ajansı'nın saldırıların düzenleneceğini önceden bildiğini ortaya koyuyor. Saldırıların talimatını veren Salman bin Sultan üvey ağabeyi Prens Bender bin Sultan'ın Suudi Arabistan'ın ABD elçisi olduğu dönemde Washington'da askeri ateşe olarak görev yapmış. Bu görevinden sonra, Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Konseyi'nde İstihbarat ve Güvenlik konularından sorumlu asistan olarak yer almış ve ardından Suudi Arabistan Ulusal Güvenlik Konseyi İstihbarat Genel Başkanlığı gibi çok önemli bir göreve getirilmiş. Sultan o dönem Prens Bender ve Prens Suud'la birlikte Suriye politikasından sorumlu üç kişiden biriymiş.
 
Suudi Arabistan'ın Suriye politikasından sorumlu en üst düzey yetkililerinin faaliyetlerinin kapsamını en iyi anlatanlar herhalde: “120 ton patlayıcı ve silah”, “havaalanını düzleyin”, “Şam'ı yakın yok edin” olsa gerek… “Suriye Devrimi”nin gerçek içeriğini en iyi yansıtan bir dizi unsur da bu küçük sızıntıda gizli. Suudi yetkililerinin finanse ve komuta ederek doğrudan yönettiği “devrimin yıldönümü” ve patronun şerefine sivillerin bulunduğu alanları vuran “özgürlük savaşçıları”nın ana yürütücü gücü olduğu bir “demokratik devrim”.
 
 
“Ilımlı İslam” müjdesi
 
Trump yönetiminin ve İsrail'in İran'a yönelik yeni stratejisinde merkezi bir role sahip olan Suudi Arabistan'a patronlarının bir “imaj düzeltme operasyonu” tavsiye ettikleri Veliaht Prens Muhammed bin Salman'ın Guardian gazetesinde yayımlanan söyleşide sarf ettiği sözlerle daha görünür hale geldi.
 
Salman söyleşide, “Suudi Arabistan 1979 yılından önce böyle değildi. İran devriminden sonra bazı ülkelerde insanlar bu modeli kopya etmek istediler, bunlardan birisi Suudi Arabistan'dı. Ancak bununla nasıl baş edeceğimizi bilemedik, problem tüm dünyaya yayıldı. Ama artık bundan kurtulmanın zamanı geldi” diyor (I will return Saudi Arabia to moderate Islam, says crown prince, Oct 24) ve yeniden “ılımlı İslam”a dönecekleri müjdesini veriyor.
 
Salman kendisini çok seven ve birkaç yıldır sayfalarını sürekli kendisine açarak güzellemesini yapan ana akım Batı basınının bu kez “solcu” gazetesinde “imaj düzeltme” operasyonuna son derece uygun bir tonla konuşuyor ve “Suudi Arabistan'ın yüzde 70'i 30 yaşın altında. Biz hayatımızın 30 yılını daha aşırı düşüncelerle mücadele ederek geçirmeyeceğiz, o düşünceleri derhal yok edeceğiz” diyor.
 
 
Ah o İran yok mu!
 
Zaman yeniden “İran'ı sınırlama” politikası için İran'ı şeytanlaştırma, Vahhabi otokratlarını yıkayıp arındırma zamanı, solcu Guardian da bu iş için biçilmiş kaftan. Batı'nın “güvenilir”, “saygın” yayın organı… Aslında 30 sene öncesine kadar Suudi Arabistan bir “ılımlı İslam” ülkesiymiş, ama şu İran yok mu? Ah o İran! Bütün İslam dünyasını mahvetmiş… Herkes bu modeli kopya etmeye başlamış… Dalga Suudileri de içine çekmiş… Şimdi yeniden “ılımlı” günlerine dönüyorlarmış…
 
İşte ABD'nin stratejik ortağının Batı'nın “saygın”, “solcu” gazetesine anlattıkları bunlardır. Asgari düzeyde Ortadoğu tarihi, Ortadoğu politikası bilen birinin ancak gülebileceği bu sözler ne yazık ki Suudilerin petro-dolarlarına duyulan bağımlılıktan, Suudilerin canı gönülden yerine getirdiği her türlü kirli hizmete duyulan ihtiyaçtan dolayı “saygın” Batı basınında kendine geniş yer bulmaktadır.
 
Muhammed bin Salman'ın bu sözleri boşuna manşetlere taşınmıyor. Bir yandan bunlar manşete taşınırken, bir yandan da Prens'in ne büyük bir “reformcu” olduğunun göstergeleri sıralanıyor, bakalım onlar neler: “3 Ekim'de ilk kez devlete ait kültür kanalında konserler yayımlanmaya başlanmış”, “Kral Salman'ın 26 Eylül'de imzaladığı kararnameyle de ülkede kadınların araç kullanması önündeki yasal engel kaldırılmış”, “ülkede yasak olan sinema salonları açılacakmış.” Bunların tümü prensin “reformcu” olması sayesinde gerçekleşiyormuş. Prens ısrarla, “eğer devlet ve vatandaş arasında bir sosyal sözleşme oluşturamazsak, ekonomik rehabilitasyon başarılı olamaz” diyerek, ekonomik ve sosyal reform için kararlılığını gösteriyormuş.
 
 
“Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu”
 
Guardian, çok derin bir tutucu temele dayanan bir ülkede bu reformların çap ve kapsamının modern tarih açısından benzersiz olduğunu ve aynı nedenle cesur Prens'in büyük bir azimle gerçekleştirmeye çalıştığı bu kültürel devrimin ciddi zorluklarla karşı karşıya olduğunu ve bu durumun yapılması hedeflenen ekonomik reformları da zorlaştırabileceğini ifade ediyor.
 
Suriye'yi, Irak'ı, Yemen'i kana bulayan bu katillerin Batı kamuoyuna “reformcu” olarak sunulmasının güncel nedeni ise Prens'in iki yıldır öncülüğünü yaptığı “Suudi Arabistan'ın 2030 Vizyonu” adlı ekonomik program. Bu programın ana unsurları: “Ülkenin yabancı yatırımlarına açılması”, “devlet mülkiyetindeki bazı işletmelerin özelleştirilmesi”, “eğitim ve sağlık hizmetleri sunan devlet işletmelerinin özelleştirilmesi”, “Suudi Petrol Şirketi Aramco'nun yüzde on'luk hissesinin halka arz edilmesi”, “sübvansiyon ve vergilerde yapılacak değişikliklerle, ileriki yıllarda, elektrik, su ve benzin fiyatlarının piyasa fiyatları seviyesine çekilmesi”nden oluşuyor.
 
Prens'i “reformcu” yapan asıl unsur bu ekonomik program; diğerleri Batı kamuoyunu etkilemek için yapılan “halkla ilişkiler” kampanyasının nadide parçaları. Prens'in emirleri sonucu Yemen'de açlıktan, koleradan, bombalardan ölen çocuklara, kadınlara çizilen bu “reformcu” portresinin içinde yer yok doğal olarak. Ya da “Şam'ı yakın yok edin” talimatında da çıplak biçimde görüldüğü gibi, Ortadoğu'daki büyük yıkımın asli unsurları artık bölgenin “ılımlı” “yapıcı” unsurları. Musul'da, Rakka'da ABD'nin stratejik müttefikleri olarak önceden “yaktırdıkları” yerleri şimdi milyon dolarlarıyla yeniden yaptıracaklar…
 
Yeni bir haber tüm bunların nasıl olabildiğini gösteren bazı önemli öğeler içeriyor…
 
 
Kızıl Deniz kıyısında 500 milyar dolarlık kent
 
New York Times'tan Ben Hubbard ve Kate Kelly'nin yazdıklarına göre, dünyanın en önemli finans ve sanayi şirketlerinin yöneticileri, çeşitli ülkelerin üst düzey devlet yetkilileri ve uluslararası kuruluşların yöneticilerinden oluşan 3500 kişilik seçkin bir grup geçtiğimiz salı günü Riyad'da “Vizyon 2030”dan nasıl para yapacaklarını çalışmak için Suudi Arabistan tarafından düzenlenen konferansta bir araya gelmişti. (Saudi Arabia's Grand Plan to Move Beyond Oil: Big Goals, Bigger Hurdles, Oct 25)
 
Normalde sabah konferansın açılışını yapması beklenen Prens, konferansa ancak öğlen katıldı ve Kızıl Deniz kıyısında inşa edecekleri serbest ticaret bölgesi niteliğindeki bir kent projesini hakkındaki bilgileri konferans katılımcılarına sundu ve bu proje için 500 milyar dolar fon ayırdıkları bilgisini verdi. NEOM adı verilen bu serbest ticaret bölgesi 26 bin 500 kilometre karelik bir alana yayılacak, Akabe Körfezi'nde ve Süveyş Kanalı ile deniz ticaret yollarına yakın bir noktada inşa edilecek. İnşa edilecek bu kentte enerji, su, biyoteknoloji, gıda, eğlence sektörlerine yönelik yatırımlar yapılması hedefleniyor.
 
 
“Cezbedici” koşullar
 
Proje, “NEOM dünyanın en önemli ekonomik kanallarından birinde konumlanacak. Stratejik yerleşimi bölgenin Asya, Avrupa ve Afrika'yı birleştiren küresel bir merkez olmasını kolaylaştıracak” şeklinde tanıtıldı. Konferansta bulunan Goldmann Sachs yöneticilerinden Jeffrey Currie, “piyasalarda Suudilerin ‘Vizyon 2030'u gerçekleştirme yeteneklerine dair ciddi kuşkular var, ama ben iyimser bir bakış açısına sahibim” diyor. Yine konferans katılımcılarından JPMorgan Chase yöneticisi Mary Callahan Suudilerin projelerini “bu ülke her istediğini elde edebilir” biçiminde değerlendiriyor. Goldmann Sachs ve JPMorgan Chase'in Suudi Arabistan'daki faaliyetlerinde son birkaç yılda çok ciddi bir genişleme olduğu haberde verilen rakamlarla özellikle vurgulanıyor. Yöneticilerinin “Vizyon 2030”dan ve Suudi Arabistan'dan umutlu olması boşuna değil kuşkusuz.
 
Gazeteciler yaptıkları görüşmeler sonunda, yatırımcılara sunulan Suudi Arabistan'da yatırım seçenek ve koşullarının “cezbedici” olduğu kanaatine ulaşmışlar. Suudiler “İstedikleri her şeyi elde edebilmelerini”, bir coğrafyanın yıkıcısı iken yapıcısı olabilmelerini uluslararası sermayeye sundukları bu “cezbedici” koşullara borçlular. Bu nedenledir ki, Batılı emperyalistler Irak'ı, Libya'yı, Suriye'yi “demokrasi ve özgürlük” yokluğu gerekçesiyle bombalarla yakıp yıkarken, bu katil otokratların kadınlara araç sürme izni vermesini büyük “reform” olarak ayakta alkışlar, bu otokratlardan Ortadoğu'nun yeni “reformcularını” çıkarma gibi çok zor bir işi başarırlar…
 
 
Cenk Agcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler