900.jpg

Hariri savaşı Lübnan’a mı taşıyor?

Tüm bu gelişmeler, yıllardır krizlerle sarsılan Ortadoğu'da yeni çatışma alanlarının oluşmakta olduğuna, “İran'ı sınırlama” olarak formüle edilen politikanın bölgede yeni çatışma noktalarını ortaya çıkardığına işaret ediyor. Bu bağlamda Lübnan bölgenin yeni sıcak çatışma alanı olmaya aday görünüyor.

5 Kasım 2017 Pazar
Bir haftada iki Suudi Arabistan ziyareti gerçekleştiren Lübnan Başbakanı Saad Hariri, Riyad'da yaptığı bir açıklamayla başbakanlıktan istifa ettiğini açıkladı. Hariri, Suudi Arabistan merkezli televizyon kanalı El Arabiya tarafından canlı yayımlanan konuşmasında İran ve Hizbullah'a yönelik sert açıklamalarda bulundu. 2005 yılında babası Refik Hariri'ye düzenlenen suikast dönemine benzeyen bir atmosfer içinde bulunduklarını söyleyen Hariri'nin istifası sonrası yapılan yorumlarda, bu istifanın Lübnan'da bulunan kendi ekibinde bile bir şaşkınlığa yol açtığı, beklenmeyen bir gelişme olduğu vurgulanırken, istifanın zamanlamasına ve yapıldığı yere haklı olarak dikkat çekiliyordu. Hariri'nin geçtiğimiz hafta Suudi Arabistan veliaht prensi Muhammed bin Selman'la Riyad'da defalarca buluşması da dikkat çekilen bir başka noktaydı.
 
İstifa konuşmasında, “İran'ın bölgedeki elleri kesilecek. İran daha önce de bazı Arap başkentlerine hakim olmakla gururlanmıştı. İran nereye adım atıyorsa orada fitne ve yıkım bırakıyor. İran'ın bölgede yaydığı kötülük dönüp kendini vuracaktır” sözleriyle İran'ı suçlayan Hariri, İran'ın bölgeye yıkım, kaos ve kavga yaydığını iddia etti. Hariri'nin bu sözleri, son aylarda Trump'ın, Netanyahu'nun ya da Suudi Kralı Selman'ın sık sık yaptığı İran'a yönelik saldırgan açıklamaların neredeyse kelimesi kelimesine aynısıydı. Hariri'nin konuşmasında yeni olan unsur, adeta bir savaş ilanı anlamında yorumlanabilecek, “İran'ın bölgedeki elleri kesilecek” sözlerinde ifade bulan meydan okumaydı. Hariri sahibinin sesi olduğu için, bunun ABD-İsrail- Suudi Arabistan'ın meydan okuması olduğunu anlamak hiç zor değildi.
 
Lübnan'ın bölge güvenliğinin tehdit edildiği bir yer olmasını kabul edemeyiz. Hizbullah'ın silahının Suriye halkına karşı kullanılmasını kabul edemeyiz. Ben siyasi olarak tarafsız olmama rağmen İran, Lübnan'a ve bölgeye yönelik yıkıcı adımlarını sürdürüyor. Hizbullah'ın müdahaleleri, Arap ülkeleri arasında bizim için sorun yarattı. Hizbullah, silah gücüyle kendi öngördüğü şartları Lübnan'a dayattı.
 
İstifa konuşmasında bunları söyleyen Hariri, geçtiğimiz temmuz ayında Washington'u ziyaret etmiş, Trump'la yaptığı görüşmeden sonra onunla ortak bir basın toplantısı düzenlemişti. Trump basın toplantısında, “Lübnan, IŞİD, El Kaide ve Hizbullah'la olan savaşta ön cephede yer alıyor. Bütün inançlardan Lübnan halkı ülkelerini güvenli ve müreffeh yapmak için birlikte çalışıyor” sözleriyle katı Hizbullah karşıtı pozisyonunu bir kez daha vurgularken; Hariri, “Lübnan'da IŞİD ve El Kaide'ye karşı savaşıyoruz. Bilindiği gibi, Lübnan'da Hizbullah'la bir mutabakatımız var. Hizbullah parlamentoda yer alıyor. Hizbullah birlik hükümetinde yer alıyor. Bu konsensüs önemli” sözleriyle Trump'ın açıklamasını düzeltmek zorunda kalmıştı.
 
Hariri'nin Washington seyahati hakkındaki yazımızda, bu seyahatin “Trump'tan Hariri'ye ‘İran'ı sınırlama' ayarı” şeklinde karakterize edilmesi gerektiğini vurgulamıştık. Bu “ayar verme” girişiminin belirli sonuçlar yaratmaya başladığı Hariri'nin Beyrut'ta değil Riyad'da açıkladığı istifa kararıyla biraz daha görünür oldu. Geçtiğimiz hafta Lübnan'ın MTV kanalına bir röportaj veren Suudi Arabistan hükümetinin Körfez işlerinden sorumlu bakanı Tamir el Sebhan, röportajda Hizbullah'ın devrilmesi gerektiğini söylemiş, “yakında şaşırtıcı gelişmeler beklediğini” dile getirmişti. Hariri'nin geçen hafta Suudi Arabistan ziyaretinde görüştüğü Sebhan görüşmelerinin ardından, “Çok verimli ve uzun görüşmeler yaptık, sonra ne gelir Allah daha iyi bilir” mesajını paylaşmıştı. Hariri'nin istifa açıklaması sonrası Sebhan bu kez, “Kalleşliğin ve saldırganlığın elleri koparılacak” mesajını paylaştı.
 
Hariri'nin istifasının duyurulmasından sonra bir açıklama yapan Hariri'nin partisi Gelecek Hareketi, Beyrut ve Trablus'ta ülke dışındaki Saad Hariri ile dayanışma gösterileri düzenleme kararı aldığını açıkladı ancak partiden birkaç saat sonra yapılan yeni bir açıklamada, partinin gösterileri iptal ettiği duyuruldu.
 
Suudi Arabistan'ın El Arabiya kanalı, Saad Hariri'yi hedef alan bir suikast girişiminin birkaç gün önce gerçekleştiğini ancak bu girişimin engellendiğini duyurdu. Gelişmeler üzerine bir açıklama yapan İsrail Başbakanı Netanyahu, Hariri'nin istifasıyla, İran saldırganlığının sadece İsrail için değil tüm Ortadoğu için en büyük tehdit olduğunun kanıtlandığını, bunun herkes için bir uyanış çağrısı olması gerektiğini söyledi ve uluslararası topluma İran'ı durdurmak için harekete geçme çağrısında bulundu.
 
Netanyahu bu çağrısıyla son dönem süreklileşen söylemini tekrarlamış oldu, ancak bu çağrının özel bir anlamı var. Balfour Deklarasyonu'nun 100. yılı vesilesiyle Londra'da düzenlenen etkinliklere katılan Netanyahu, Chatham House'da yaptığı konuşmada “İran bir ülkeyi yiyip bitirdikten sonra  diğerine geçiyor doğrudan ya da Şii milisleriyle. Suriye'ye on binlerce milis gönderdi” dedikten sonra, Arap-İsrail ilişkilerinde etkileyici bir değişimin yaşanmaya başladığını, “ılımlı Arap devletlerinin” İran tehdidine karşı “yeni bir yaklaşım sergilediğini”, “ılımlı Arap devletlerinin İsrail'le birlikte İran saldırganlığına karşı yeni bir yol açmaya başladıklarını, Ortadoğu'da barış için bunun ‘büyük bir gelişme' olduğunu” iddia etti.
 
Guardian gazetesinin Ortadoğu yorumcusu Martin Chulov Hariri'nin istifasıyla ilgili yazısında, Obama döneminde görev alan bir dizi ABD yetkilisinin, Riyad ve Washington tarafından son dönem koordinasyon içinde ifade edilen bir dizi mesajın ABD ve İran arasında yeni bir askeri karşı karşıya gelişi koşulladığını, bu yeni gelişmelerin İsrail ve Hizbullah arasında yeni bir savaş tehlikesine işaret ettiğini belirtiyordu.
 
Chulov'un yazısında dikkat çektiği bir başka nokta, bir dizi ABD yetkilisi ve İran'a karşı savaşçı bir tutuma sahip olan CIA Başkanı Pompeo'nun son haftalarda IŞİD'e karşı savaşta İran destekli güçlerin elde ettiği başarılar hakkındaki söylemleriydi. Chulov, İran destekli Iraklı güçlerin El Kaim'i ele geçirmesi ve Suriye ordusu ve müttefikleriyle Irak Suriye sınırında birleşmesine dikkat çekiyor. Chulov'un verdiği bilgiler doğru, bu askeri gelişmeler yaşandı. İran destekli Irak güçleri El Bukemal'ın IŞİD'den temizlenmesi için Suriye ordusuna destek vermek amacıyla sınırın Suriye tarafına geçeceklerini dün açıkladılar.
 
ABD, İsrail ve Suudi Arabistan'ı asıl dehşete düşüren Suriye Irak sınırındaki bu gelişmelerdir. Haaretz'in Ortadoğu yorumcusu Zvi Barel'e göre, olan bitenler tam da bununla ilgilidir. Barel'e göre, Hariri'nin ulusal birlik hükümeti, Hizbullah'tan aldığı onay ile Lübnan'da istikrarlı bir yönetim oluşturdu. Hariri Hizbullah'ın silahsızlanmasını önermedi ve Hizbullah'ın Lübnan ordusuyla birlikte Lübnan sınırlarının Cihatçı güçlerden temizlenmesi operasyonuna muhalefet etmedi, Hizbullah'ın desteklediği Michel Aun'un Lübnan devlet başkanı olmasına onay verdi. Tüm bu gelişmeler, Suudi Arabistan'da Hariri'ye karşı bir güvensizliğin oluşmasına yol açtı. İsrailli yazar Zvi Barel'e göre, Hariri Riyad'a İran karşıtı yeni politikaya uyum sağlayamadığı için kulaklarını çekmek için çağrıldı. Hariri'nin istifasının yeni bir krizi tetikleyeceğini düşünen Barel, bu durumun Lübnan'da Hariri yanlılarıyla Hizbullah yanlıları arasında silahlı bir çatışmayı tetikleyebileceğini düşünüyor.
 
Meselenin özü Barel'in öngörülerinde açık biçimde ifade ediliyor. Irak, Suriye ve Lübnan'da yenik duruma düşen ABD ve İsrail bu alanlarda ellerindeki son kozları oynamaya çalışıyor. Hariri'den kendi savaşçı pozisyonlarına daha uygun bir konumlanış talep ediyorlar. Suudi Arabistan egemenleri, Hariri'den senelerdir ailesine ödedikleri milyonlarca doların bedelini istiyorlar. Hariri'nin şahsında yaşanılanlar, Ortadoğu'da ne denli ciddi bir çatışmanın yaşanmakta olduğuna işaret ediyor. Lübnan Genelkurmay Başkanı Joseph Aun'un geçen hafta, New York Güvenlik Konseyi Toplantısı'nı İsrail Genelkurmay Başkanı'nın varlığından dolayı terk etmesi, gerginleşen ilişkileri gözler önüne sermişti. Aynı toplantıda, Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır ve BAE gibi ülkelerin genelkurmay başkanlarının devam eden varlığı, Netanyahu'nun sözünü ettiği, “ılımlı Arap devletlerinin” işlevinin ne olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor, bu devletlerin talep ettiği temel işlevin “İran'ı sınırlama” politikasında rol almak olduğu gözler önüne seriyor. Hariri'nin istifası da esas olarak bu bağlamda anlam kazanıyor.
 
ABD ve İsrail güdümlü “İran'ı sınırlama” politikası bu gelişmelerle Lübnan'da yeni boyutlar kazanıyor ve Ortadoğu'nun geleceğini belirlemede esaslı bir faktör olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu politikanın dayatılmasının Lübnan'a daha fazla kan ve gözyaşı dışında hiçbir şey getirmeyeceğini herkes biliyor.
 
Tam bu dönemde, CIA, El Kaide kurucusu Usame bin Ladin'in Pakistan'ın Abbottabad kentindeki ikametinde bulunduğunu söylediği “yüzbinlerce” sayfalık belgeleri basına sızdırıyor ve belgeler, neo-con bir kuruluş olan Foundation for Defense of Democracies (FDD) tarafından yayımlanıyor. Kurum onbinlerce sayfalık belgelerin analizinin çok uzun zaman alacağını söyledikten kısa bir süre sonra, nasıl oluyorsa 19 sayfalık İran-El Kaide ilişkisini kanıtlayan belgeleri bulup yayınlıyor.
 
İran karşıtı propaganda için tam da bu dönemde ortaya koyuldukları açık olan bu “belge”ler, Batı'da İran'a karşı saldırganlığın yeni dönem argümanları olarak sahne alıyor. İran karşıtı operasyon yeni psikolojik saldırılarla zemin bulmaya çalışıyor. İran karşıtı İsrailli gazeteci Zvi Barel Haaretz'de , Hariri'nin bu hamlesinin Suudi Arabistan tarafından yönlendirildiğini ve esas amacın Lübnan'da bir kriz yaratmak olduğunu dile getiriyor; Barel'e göre, Hariri'yi Suudi patronları Hizbullah ve İran'la uzlaştığı için istifaya zorladı ve bu hamleyle onları zor duruma sokmak istiyorlar. (Prime Minister Hariri's Resignation Threatens Iranian Grip on Lebanon, Nov 5)
 
Tüm bu gelişmeler, yıllardır krizlerle sarsılan Ortadoğu'da yeni çatışma alanlarının oluşmakta olduğuna, “İran'ı sınırlama” olarak formüle edilen politikanın bölgede yeni çatışma noktalarını ortaya çıkardığına işaret ediyor. Bu bağlamda Lübnan bölgenin yeni sıcak çatışma alanı olmaya aday görünüyor.
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler