iste-afrin-sokaklariafrin-suriye-1676390.jpg

Suriye savaşının yeni çatışma merkezi Afrin: Bundan sonra ne olacak?

Yoksa AKP'nin İdlip'teki cihatçı tasfiyeleri için odaklandığı “alan açma” hedefine ulaşmasına bir süre göz mü yumulacak? Eğer öyleyse, İdlip operasyonu başladığında AKP'nin elinde tuttuğu mevzilerden Afrin'e doğru yoğun cihatçı akışı olacaktır. Bu durumda yeni cihatçı yığınak merkezi haline gelecek olan Afrin'in önümüzdeki günlerde çok taraflı/çok uluslu çatışmaların da merkezi olacağı aşikâr.

19 Mart 2018 Pazartesi
TSK ile AKP destekli cihatçı gruplar, Afrin'e yönelik operasyonun 58. gününde kent merkezine girmiş durumda. Bu süreci nasıl okumalı?
 
Başlangıçta AKP açısından operasyonun iyi gitmediğini belirtmek gerekir. 20 Ocak'ta başlatılan ve “3 günde Afrin'deyiz” denilen operasyonda tam 58 gün sonra kent merkezine girildi. Operasyonun ilk günlerinde ilerleme çok yavaş, buna karşın verilen kayıplar yüksekti. Süreç bu şekilde 15 Şubat'a kadar devam etti. Bu tarih oldukça kritiktir, çünkü Ankara bu tarihte önemli bir ziyaretçi ağırladı: ABD'nin eski Dışışleri Bakanı Rex Tillerson.
 
Arap basınında bu kritik ziyarete ve sonrasındaki gelişmelere çokça yer verildi. Bunlardan Lübnanlı askeri analist Şarel Abi Nader'in yorumu dikkat çekicidir. Abi Nader, 9 Mart'ta Al-Ahed News'teki analizinde “Zeytin Dalı Operasyonu'nu takip eden herkes, Türkiye hükümetinin en başından beri belirlediği çoklu hedeflerinden biri olan alan hakimiyeti hedefine ulaşma yolunda ilerlediğini görür” tespitini yaptıktan sonra şu kritik soruları soruyor:
 
“YPG neden kaybetti? Özellikle çok sayıda YPG'linin katılımına rağmen Afrin'i neden koruyamadı? ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'un Ankara'ya yaptığı ziyaret ve Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmesiyle Kürt savunmasının çöküşü arasında bir bağlantı var mı?”[1]
 
Tillerson'dan önce ve sonra: Afrin'de ne değişti?
  
Şarel Abi Nader'in bu kritik sorulara dokunmasının altında yatan saha gelişmelerine bakılırsa, bu ziyaretin bir kırılma noktası olduğu yönünde kanaat geliştirmek mümkündür. Tillerson'un Ankara ziyareti, “Zeytin Dalı” operasyonunun 27. gününe denk geldi. O zamana kadar TSK ve cihatçılar sınırdan en fazla 6-7 kilometre içeriye girebilmişti. Verilen kayıplara gelince, operasyonun 13. gününde AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Bu çevrede 29 şehidimiz var, 36 gazimiz var… Bizim de 20 civarında, 25 kadar şehidimiz var”[2] demişti. Operasyonun 13. gününde kayıp sayısı 29 mu, “20 civarı 25 kadar” mı, yoksa daha fazla mıydı? Tam belli değil ama 25. güne gelindiğinde toplam kayıp sayısı 31 olarak açıklandı. Ancak Tillerson'un Türkiye'ye gelmesinden iki gün önce Sağlık Bakanlığı verilerine göre, “25 gündür sürdürülen harekâtta 32 asker yaşamını yitirdi, 43 ÖSO mensubu ile 9 sivil yaşamını yitirdi ve 500 kişi yaralandı.”[3]
 
Bunun ötesinde, bir günde 11 askerin yaşamını yitirdiği, TSK'ye ait ATAK tipi bir askeri helikopterin düşürüldüğü, yine TSK'ye ait bir tankın vurulduğu haberlerini okurken, YPG güçlerinin elinde bulunan silah envanterlerine dair açıklamaları da gördük. Tankın ABD üretimi TOW anti-tank füzesiyle vurulduğundan, AB ve ABD menşeli çok sayıda ileri teknoloji silahların varlığından söz edildi. Burada dikkat çeken konu şudur: Tillerson'un Ankara ziyaretinden sonra bu silahların kullanılmadığı, TSK destekli “ÖSO”nun daha az kayıpla ve daha hızlı bir şekilde Afrin içlerine doğru ilerlediği aşikârdır.
 
Bu verilerden sonra tekrar Lübnanlı askeri analist Şarel Abi Nader'in tespitlerine dönelim: “Afrin savaşı devam ederken Tillerson'un AKP'ye ‘Afrin operasyonunu durdurun' dediğini hiç kimse duymadı. Operasyon devam ederken görüştüler, ama o gittikten sonra Türkiye durmadığı gibi, savaş daha da şiddetlendi. Bir farkla ki, YPG, Türk birliklere başlangıçtaki karşılığı vermemeye başladı. Amerikalıların sürekli, Kürtlerin ABD'den temin ettikleri silahları Türk birliklerine karşı kullanılmasını engelleme konusundaki talebine Kürt birlikler cevap verdiler mi? Özellikle başlangıçta Amerikan silahlarıyla Türk birliklerine büyük kayıplar verdiren YPG, ABD'nin bu yöndeki taleplerine yanıt mı verdi?”
 
Eğer böyleyse, ABD'nin verdiği birtakım garantiler olmalı, ama ne? Bilindiği gibi Afrin operasyonunun başladığı ilk zamanlardan bu yana hem ABD ve AB'nin, hem de NATO'nun tutumunda şu ortak yön vardı: Bir yandan Türkiye'yi küstürmemek için ortada laf etmek, hatta Rusya'dan uzaklaştırıp kendi taraflarına çekmek için bu badireyi bir fırsat olarak değerlendirmek. Bir yandan da Kürtlerin, ABD'nin yatırım yaptığı Fırat'ın doğusuna odaklanmasını sağlamak… En baştan ABD'nin Afrin'le ilgilenmediği biliniyor. Tillerson'la gerçekleşen görüşmelerde, AKP'nin talebiyle Kürtlerin Fırat'ın doğusuna tahliye edilmelerine Washington'un yeşil ışık yaktığı da tahmin ediliyordu. Fakat Tillerson, bütün taahhütleriyle beraber gitti.
 
Afrin'de bundan sonra ne olacak?
 
Suriye hükümeti son zamanlarda Doğu Guta'yı özgürleştirmeye yoğunlaştı. Bunu engellemeye yönelik bütün uluslararası girişimlere rağmen, işgal altındaki bölgeyi ve rehin tutulan halkı özgürleştirme yolunda epey yol aldığı söylenebilir. Bu süreçte Suriye hükümetinin, Türkiye'nin Afrin girişimini “işgal” olarak kabul ederek, “ülke toprağının her karışını işgalden kurtarma kararlığında oldukları” yönündeki açıklamalarla yetindiğine tanık olduk. Peki, Suriye hükümeti açısından ülkenin kuzeyi ve özellikle Afrin, Doğu Guta'yı özgürleştirme mücadelesinden daha az stratejik bir öneme mi sahip?
 
Şarel Abi Nader'e göre, Afrin'e, Doğu Guta'dan daha az bir stratejik önem atfedilemez.  Çünkü “Afrin, bölgesel ve uluslararası güçlerin çatışma merkezi haline geldiği için Suriye krizinin bütünü kadar etki yaratacak bir önem taşıyor.”
 
Yukarıdaki tespit şu açıdan kritiktir: Suriye devleti 7 yıldır, onlarca ülkenin taraf olduğu bir savaş yürütürken, bugüne kadar emperyalist müdahalecilerle doğrudan karşı karşıya gelmedi; onların vekâlet savaşçıları ve taşeronlarıyla savaştı. Ancak Fırat'ın doğusundaki varlığı nedeniyle ABD'yle, Afrin'de de Türkiye'yle fiili olarak karşı karşıya gelmiş olacak. Bu karşı karşıya gelişin çok uluslu muhatapları olacaktır. Çünkü bilindiği gibi Türkiye'nin Afrin operasyonunun arkasında duran bir NATO var. Brüksel'den açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'nin NATO'ya Afrin operasyonu ile ilgili bilgi verdiğini söyledi ve “Türkiye'nin müttefiklerini bilgilendirmeyi sürdürmesini umuyorum” [4] ifadelerini kullandı. Dolayısıyla NATO'nun bu işgalin tarafı olduğunu görmek lazım. Buna rağmen gidişatın kimin lehine olacağını önden kestirmek zor. Çünkü NATO adına sahadaki asıl muhatap ABD'dir ve Şarel Abi Nader'in deyimiyle “Amerikalılar her zaman müttefiklerini korurlar, ama müttefiklerine desteklerini sürdürürken de, çıkarlarına aykırı bir şey ortaya çıktığında müttefiklerini anında terk ederler.” Dahası, her an arkalarını dönüp gidebilirler…
 
ABD, Suriye savaşından elini çekiyor mu?
 
Bilindiği gibi ABD, Suriye'deki vekâlet savaşında kullandığı cihatçı gruplardan elini çekeli çok oldu. Kürtlerin kazanımı üzerinden edindiği pozisyona odaklandı ve Suriye'deki varlığını sadece Demokratik Suriye Güçleri (QSD) adlı oluşum üzerinden sürdürüyor. Her zaman QSD'nin karma bir yapı olduğunu dile getirdik. Ancak Kürtlerin varlığından bir meşruiyet sağlama kurgusuyla hareket ABD ve müttefikleri, QSD için hep şu tabirleri kullandılar: “YPG öncülüğündeki QSD”, “Çoğunluğu Kürtlerden oluşan QSD”… Fakat son zamanlarda ABD'nin Kürtlerle ilgili tutumunda ve söyleminde bir farklılaşma dikkat çekiyor. Fırat'ın doğusuna odaklanma ve Fırat'ın batısını gözden çıkarma tutumunun yanı sıra, Rakka'daki YPG'lilerin QSD'den çekilmelerine ses çıkarılmadı. Ve son olarak NATO'nun CENTCOM saha komutanı, “QSD'nin yarısı Kürtlerden, yarısı Araplardan oluşuyor”[5] ifadesini kullandı. Bu bir ilktir. Askeri kanadın söylemlerindeki bu değişime Tillerson'un “Türkiye'nin güvenlikle ilgili endişelerinin farkındayız”[6] ifadesi de eklenince, YPG'nin “terörist” addedilmesine herhangi bir itiraz olmadığı (üstü örtük de olsa bir onay var aslında) ve QSD'nin de salt Kürtlerden ibaret olmadığına yönelik vurgu sezilmektedir.
 
Son günlerde Arap basınında öne çıkan bir başka konu da, ABD'nin “Suriye savaşından çekilme ve Suudi Arabistan'ı yerine vekil olarak tayin etme” sinyalleri verdiğidir. Bu konu, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın 20 Mart'ta gerçekleştireceği Washington ziyareti nedeniyle gündeme taşındı. El-Alem'in Washington Post'a dayandırdığı bir habere göre, Muhammed bin Selman'ın bu ziyareti, Suriye'nin istikrara kavuşturulması için ABD ile işbirliği yapma çerçevesinde değerlendiriliyor. Habere göre, ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz yıl Aralık ayında Muhammed bin Selman'la yaptığı bir görüşmeden sonra, Suriye'deki çözüme dair Suudi Arabistan'a işbirliği teklifi yapıldı, ardından Bin Selman'a Washington daveti geldi. Kimliklerini açıklamayan ABD yetkililerin aktardıklarına dayandırılan habere göre, ABD'nin Suriye savaşından çıkışını hızlandırma fikri ziyaretin temelini oluşturuyor.[7] Buna göre Trump'ın planı, ABD güçleri ve onların yerel müttefikleri tarafından kontrol edilen Suriye'deki bölgeyi istikrara kavuşturmayı amaçlıyor. “İstikrar”dan kasıt, Suriye ordusu ve müttefiklerinin, yani İran, Rusya ve Hizbullah'ın bu bölgeleri ele geçirmelerini engellemektir. Yanına çeşni olarak da, “bölgeye yeniden IŞİD terör örgütünün geri dönmesini engelleme” hedefi ekleniyor. Bu durumda şu kritik sorular akla geliyor: ABD Suriye savaşından elini çekiyor mu? Bakan değiştirerek, dışişleri siyasetini başka mekânlardaki başka savaşlara mı yoğunlaştırıyor? Örneğin ABD'nin gündeminde olan “Küresel cihadın Orta Asya'ya taşınması” meselesinin vakti mi geldi? Ve en önemlisi, “Suriye'nin istikrarını sağlama” görevine Suudi veliaht prensini tayin ediyorsa, önümüzdeki günlerde QSD'ye cihatçı yapılar mı damga vuracak? Bugünlerde ABD bürokrat-diplomat değiştirmekle meşgul ama önümüzdeki günlerin önemli gündemleri bunlar olacak gibi duruyor.
 
Afrin yeni “cihatçı yığınak merkezi” mi?
 
 
Öte yandan Rusya'nın başlangıçta yeşil ışık yaktığı “sınırlı” operasyonun giderek derinleşmesine seyirci kaldığını gördük. Tillerson'un kırılma yaratan turundan sonra da bu sessizlik sürdü. Belki seçimlere odaklandığındandır ama hala Suriye hükümetiyle anlaşmada direnen, daha doğrusu Rus yetkililerin deyimiyle “ABD'nin bu anlaşmayı engellemesine yol veren” Kürtleri sınamaya devam ettiğini söyleyen gözlemciler var.
 
Nader'e göre Ruslar, Kürtleri ikna etmeye çalıştıkları konuda onları rehin aldılar ve giderek Kürtlerin o noktaya geldiklerini hesap ettiler. Eğer öyleyse, “bu kırılmada Tillerson'dan ziyade Rusya'nın etkisi var” demek gerekir. Ama sonrasına dair öngörüler nelerdir? Bunu sadece şu şekilde tahmin edebiliriz:
 
Son durum haritasına bakıldığında Afrin büyük oranda ele geçirilmiş durumdadır, ama yine de güneydoğu hattında Suriye ordusuna bağlı güçlerin kontrolü altındaki bölgeye açılan bir koridor var. Rusya, YPG güçlerinin bu koridordan tahliyesine garantör mü olacak? Ya da çözüm olarak Suriye ordusunun siyasi ve askeri olarak Afrin'i devralması fikrine mi geri dönülecek? Yoksa AKP'nin uzun zamandır korkulu rüyası haline gelen İdlip'teki cihatçı tasfiyeleri için odaklandığı “alan açma” hedefine ulaşmasına bir süre göz mü yumulacak? Eğer öyleyse, İdlip operasyonu başladığında AKP'nin “gözlem noktası” olarak elinde tuttuğu mevzilerden Afrin'e doğru yoğun cihatçı akışı olacaktır. Bu durumda yeni cihatçı yığınak merkezi haline gelecek olan Afrin'in önümüzdeki günlerde çok taraflı/çok uluslu çatışmaların da merkezi olacağı aşikâr.
 
Hamide Yiğit 
sendika.org
 
 
------------------------------------------------------------------------------------------------------------ 
Dipnotlar:
 
[1] https://alahednews.com.lb/161615/221/%D9%83%D9%8A%D9%81-%D8%B3%D8%AA%D9%86%D8%AA%D9%87%D9%8A-%D8%B9%D9%85%D9%84%D9%8A%D8%A9-%D8%BA%D8%B5%D9%86-%D8%A7%D9%84%D8%B2%D9%8A%D8%AA%D9%88%D9%86-%D9%81%D9%8A-%D8%B9%D9%81%D8%B1%D9%8A%D9%86%D8%9F.
 
[2] http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/917788/Erdogan__20_civarinda__25_kadar_sehidimiz_var.html
 
[3] https://www.evrensel.net/haber/345440/afrin-operasyonunda-25-gununde-neler-yasandi
 
[4] https://www.evrensel.net/haber/345440/afrin-operasyonunda-25-gununde-neler-yasandi
 
[5] https://gazeteyolculuk.net/centcom-komutanindan-turkiye-aciklamasi
 
[6] https://www.birgun.net/haber-detay/abd-disisleri-nden-afrin-aciklamasi-204132.html
 
[7] http://www.alalam.ir/news/3435161
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler