j3GB2wlXAU.png

Suriye Savaşı: Beyaz Miğferler’den Bosna ve Sırbistan’daki silah üreticilerine

Suriye’de yoğunlaşan İsrail saldırıları ve İran üzerinde artan Amerikan baskısı ortak bir hedefin ürünüdür. ... Bu hedef doğrultusunda yapılacak hamleler kaçınılmaz olarak karşı hamleleri getirecektir. Amerika'nın İran'a yönelik bu saldırgan politikası Ortadoğu'yu bütünüyle enkaza dönüştürecek bir savaşı giderek yaklaştırmaktadır.

26 Temmuz 2018 Perşembe
Amerikan emperyalizminin Suriye'de sahnelediği rejim değişikliği operasyonunun yıldız oyuncularından Beyaz Miğferler adlı örgütün İsrail Silahlı Kuvvetleri tarafından düzenlenen bir operasyonla Suriye'den Ürdün'e nakledilmesinin üzerinden çok zaman geçmeden; Suriye'deki savaşın asli taraflarından İsrail'in Savunma Bakanlığı sözcüsü bir Suriye savaş uçağını düşürdüklerini açıkladı.
 
İsrail Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Suriye savaş uçağı İsrail hava sahasına girdiği için düşürüldü. Açıklamada, düşürülen uçağın T4 Hava Üssü'nden kalkış yaptığı belirtildi. T4 Üssü'nün İran tarafından kullanıldığı gerekçesiyle son aylarda İsrail savaş uçakları tarafından defalarca saldırıya uğradığı biliniyor.
 
Suriye Savaşı'nda askeri dengeler Suriye yönetimi lehine değiştiğinden beri, ABD, İsrail ve Fransa “örtülü” yürüttükleri bu savaşta daha doğrudan yer almaya başladı. Beyaz Miğferler üyelerine Ürdün'de geçici sığınma hakkı tanınması ve örgüt üyelerinin buradan Almanya, İngiltere ve Kanada'ya götürülecek olması, bu örgütün esas olarak ilgili ülkelerin istihbarat aparatlarıyla yakınlığının ve onların Suriye'deki kullanışlı bir “varlığı” olduğunun en açık göstergesi oldu.
 
İsrail Başbakanı Netanyahu'nun açıklamasına göre, Beyaz Miğferler'in kurtarılması operasyonu için ABD Başkanı Trump ve Kanada Başbakanı Justin Trudeau kendisinden doğrudan ricacı olmuş. Yani bu örgüt ABD ve Kanada'nın en üst düzey yöneticileri için bu derece önemli bir “varlık”mış. Avrupa Birliği Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini de yaptığı açıklamada, Beyaz Miğferler'in kurtarılma operasyonunun ne denli önemli olduğunu vurgularken, İsrail ve Ürdün'ün çabalarından övgüyle bahsediyordu.
 
Haaretz'den Zvi Barel'in haber-analizinde verdiği bilgilere göre, Beyaz Miğferler en fazla yardımı ABD ve Kanada'dan alıyormuş; sadece 2014 yılında bu ülkelerden örgüte 30 milyon dolar aktarılmış (White Helmets Rescue Shows That Israel Is Involved in Syria Way Beyond Humanitarian Aid). Kimi başka kaynaklara göre, ABD, AB, Kanada, Körfez krallıklarından bu örgüte son 4 yılda 150 milyon dolar para aktarılmış.
 
Amerikan emperyalizminin kumandası altında sahnelenen Suriye'de rejim değişikliği operasyonunun bir başka karakteristiğine ışık tutan Robert Fisk, 2016 yılında Halep'ten tahliye edilen El Nusra militanlarından geriye kalan silahların izini sürerek önce Bosna'ya sonra Sırbistan'a ulaştı. Ocak 2016'da 500 tane 120 milimetrelik havan topunun Balkanlar'dan Suriye'ye gönderildiğini belgeleyen Fisk, Bosna'da silahları üreten fabrikanın yöneticisiyle görüştü. Yönetici, Fisk'e satışları Suudi Arabistan'a yaptıklarını ifade ediyor ve şunları anlatıyor: “Bunlar, 120 milimetrelik havan topları için garanti belgeleri. Bunlar NATO standardı. Sevkıyat Suudi Arabistan'a yapıldı. 500 havan topluk bir sevkıyatın parçasıydı. Suudi sevkıyatını iyi hatırlıyorum. 2016 başında Suudiler silahları incelemek için fabrikamıza geldi.” (Bosna'nın silahları nasıl Suriye'den çıktı?, Gazete Duvar)
 
Fabrikanın yöneticisi Krnjic, Fisk'e, “Suudiler fabrikaya 2016 başında silahları incelemeye geldiğinde, bir Suudi ‘bakan' ve bazı Suudi subaylar vardı. Subaylar sivil giyimliydi. Bakan kandura giyiyordu. Bosna savaşından sonraki tüm üretimimiz buraya sürekli gelen Amerikalıların ve NATO'nun kontrolü altındadır… Fabrikanın dışına çıkan her bir silahın her bir parçasını bilirler” diyor.
 
Krniç sözlerini şöyle sürdürüyor: “Tüm bunları söylememem gerektiğini biliyorum ama NATO ve AB buna yeşil ışık yaktı. Bizim ürettiğiniz, asfalt üzerinden ateş edebilen tek havan topu. Bizim her havan topumuzun bir taban levhası var; diğer ülkelerin ürettiği havan toplarının levhaları kırılıyor. Sadece yumuşak zeminde kullanılabiliyorlar. Bizim havan toplarımız çantada da taşınabiliyor – üç mermi, bir namlu var. Bir binaya ateş edip ortadan yok olabiliyorsunuz.”
 
Fisk'e göre: “500 havan topu devasa bir silah sevkıyatı – çoğu Avrupa ülkesinin ordusunda bu kadar çok havan topu yok – ve bunların en azından bazıları, 1200 mil uzaktaki Bosna'dan çıktıktan sonraki altı ay içinde, Beşar Esad'ın kuzey Suriye'deki düşmanları olan İslamcı El Nusra/El Kaide'nin eline geçti.”
 
Fisk, “Ansari bölgesinde üzerinde Ceyşül Mücahidin yazan bir binanın bodrumunda bulduğu, hepsinin üzerinde üretici olarak Kaliforniya merkezli Hughes Havacılık Şirketi'nin adı ve ‘güdümlü yerden saldırı füzesi' yazan onlarca boş tank savar silah kutusu” bulduğu bilgisini de veriyor yazısında.
 
Fisk, Halep'in özgürleştirilmesi sonrası ziyaret ettiği bir El Nusra karargahında bulduğu bazı silahların kullanım kılavuzlarının izini sürerek silahları üreten Sırbistan merkezli Zastava adlı şirkete ulaşmış ve şirketin yöneticisi Brzakoviç'le de görüşmüş. Brzakoviç, silahları “terörist örgütlere” ya da “yasaklı ülkelere” satmadıklarını, satışlarının AB'nin ilgili kurumları tarafından denetlendiğini, ancak satışların sonunda silahların başkalarının eline ulaşmasından sorumlu tutulamayacaklarını dile getiriyor. Sözü edilen silahların IŞİD militanları tarafından çatışmalar sırasında “IŞİD Karşıtı Koalisyon” mensubu askerlerden ele geçirilmiş olabileceği tezini ileri sürüyor. Fisk'in sıkıştıran sorularından bunalan Brzakoviç, silah piyasasının küçük bir aktörü olduklarını, bu konuda asıl büyük aktörlere bakılması gerektiğini söylüyor (The Serbian Arms-Maker and the Syrian War, Robert Fisk, Counterpunch, 24 July).
 
Brzakoviç, Krniç kadar açık konuşmuyor ama Fisk'in sunduğu toplam veriler bir gerçeğin üzerine güçlü bir ışık tutuyor. Obama'dan Trump'a ABD başkanları, üst düzey ABD yetkilileri yıllardır sürekli olarak Suudi Arabistan ve Körfez krallıklarının Ortadoğu'da “İslamcı terörle savaş”a sunduğu büyük desteği övüyor. Bu ülkeler 2014 yılında ABD'nin talimatıyla “IŞİD Karşıtı Koalisyon”un resmi üyesi oldular. ABD yönetiminin Suriye'nin “yeniden yapılandırılmasında” bu ülkelere önemli bir alan açmaya çalıştığı en yetkili ağızlardan bir yıldır sürekli vurgulanıyor. Suudi Arabistan'ın bakanları Suriye'de ABD denetiminde bulunan bölgelere yeniden yapılanma kapsamında ziyaretler düzenliyor. Bu ülkeler, ABD ve AB tarafından dünyaya Ortadoğu'da “İslamcı terörle savaşın” önemli aktörleri olarak sunulurken bir taraftan da ABD ve AB'nin bilgisi dahilinde “İslamcı terör” için silah alımına ve bu silahları Suriye'deki çetelere aktarmaya devam ediyormuş. Suriye'yi “yeniden yapılandırmak” için öncelikle Suriye'nin yakılıp yıkılması bir zorunluluktu ve 7 yıldır hep birlikte el ele yapmaya çalıştıkları tam olarak buydu. Hesapta olmayan bir unsur hedeflerine tam olarak ulaşmalarını engelledi: Suriye halkı direndi…
 
Suriye halkının direnişi “örtülü” operasyonların “açık”lık kazanmasına yol açan sonuçlar yarattı. İsrail'in İran'ın varlığını bahane ederek Suriye askeri üslerine düzenlediği saldırıların, en son düşürdüğü Suriye uçağının da ortaya koyduğu bu temel gerçektir. Suriye halkının direnişi, ABD, AB ve İsrail'in El Kaide, “İslamcı terör” sevgisini, Politik İslam destekçiliğini en canlı haliyle gözler önüne serdi, seriyor. El Nusra'nın ve diğer cihatçı örgütlerin hakim olduğu bölgelerde senelerce sıkıntısız  faaliyet yürüten Beyaz Miğferler'in gördüğü bu müthiş ilgi, sadece onun Suriye'yi yıkmak isteyenler için gerçekte ne denli değerli işler yaptığının işaretidir. Rejim değişikliği operasyonlarının, “İslamcı terörün” gerçek mağduru göçmenlerin Akdeniz'in, Ege'nin sularında boğulmasını kayıtsızca izleyenlerin, göçmenlerin girişini engellemek için sınırlarına zırhlar örmeye çalışanların Beyaz Miğferler hakkındaki derin kaygıları kuşkusuz bu unsurların ele geçmesi sonucu başlayacak ifşaatları önleme amacına da sahiptir.
 
Amos Harel, düşürülen Suriye savaş uçağıyla ilgili yazısında, uçağın düşürülmesinin Suriye'yle topyekun bir savaş başlatma amacı taşımadığını, bu saldırının Güney Suriye'de Esad güçlerinin elde ettiği açık başarıya karşı İsrail'in bir yanıtı olduğunu söylüyor. Düşürülen uçağın Golan Tepeleri'nde bulunan “isyancılara” karşı operasyon yürüttüğünü belirten Harel, bir paragraf sonra bu “isyancıların” kimler olduğunu dile getiriyor. Harel'in kulağı deliktir, İsrail İstihbarat Örgütleri onun en sağlam kaynaklarıdır. Harel'in verdiği bilgiye göre, düşürülen Suriye uçağı Golan Tepeleri'nde üslenen IŞİD uzantısı bir örgüte karşı operasyonlar yürütmekteydi (Israel Defends Itself by Downing Syrian Fighter Jet – but Won't Interrupt Assad's Return to the Border, Haaretz, 24 July).
 
Harel, İsrail'in Suriye uçağını düşürmesindeki asıl hedefin Suriye'de bulunan İran askeri varlığına İsrail'in kararlılığını göstermek olduğunu belirtiyor. Harel, Suriye'deki İran askeri varlığı konusunda asıl önem taşıyan aktörün Rusya olduğunu vurguluyor, İsrail yetkililerinin son görüşmelerinde bu konudaki kararlılıklarını Rusya yetkililerine bir kez daha aktardığını, Rusya'nın şu ana dek bu konuda İsrail'e ciddi sorun çıkarmadığını ancak İsrailli yetkililer açısından bu konuda Rusya'ya ne kadar güven duyulabileceğinin belirsizliğini koruduğunu dile getiriyor. Harel, İran yanlısı milislerin İsrail sınırından uzak tutulması konusundaki belirsizlik hakkında, Rusya'nın verdiği tüm garantilere rağmen, Suriye Ordusu üniforması giymiş milislerin Suriye Ordusu askerlerinden nasıl ayırt edilebileceği konusundaki belirsizliğin aşılamadığı bilgisini veriyor.
 
Harel'in sözünü ettiği belirsizlik, İsrail'e Suriye'ye saldırma özgürlüğü verdiği için gerçekte İsrail için bulunmaz bir nimet. ABD yönetiminin İran'a yönelik saldırganlaşan tutumuyla da son derece uyumlu. Trump son birkaç haftada İran'a yönelik saldırgan açıklamalarını sıkılaştırırken, asıl önemli açıklamalar Dışişleri Bakanı Pompeo'dan geldi. Pompeo, “Avrupa, İran destekli terörizmden muaf değil. Rejim bir taraftan Avrupa'yı İran anlaşmasında kalmaya ikna etmeye çalışırken, Avrupa'da terörist saldırılar planlıyor” şeklinde bir açıklama yaptı. Trump'ın İran'la imzalanan nükleer anlaşmadan çekilmesi en fazla AB ülkelerinin İran'da yatırımlara başlayan şirketlerini etkilemiş, bu durum ABD ile AB arasında ciddi bir gerilim yaratmıştı. Pompeo'nun bu açıklaması, AB ülkelerinde ABD merkezli provokasyonlar düzenlenebileceği yönünde ciddi işaretlere sahip. Irak'a karşı düzenlenecek saldırıların ve işgalin dünyaya satılmasında bu tip provokasyonlar son derece “kullanışlı” olmuştu ve bunların örneği çok ve hakikaten işe yarıyorlar.
 
En yakın örnekler Irak ve Libya'ya yönelik emperyalist saldırılardır. Irak'ın ABD-İngiliz emperyalist Orduları tarafından istilası bu tip provokasyonlar, yalanlar ve sahte belgelerle dünyaya satılmıştı. Tarihin gördüğü en iğrenç saldırılardan birinden 15 yıl sonra, Irak halkı sokaklarda ve en temel talepleri temiz su, elektrik… Temiz suya ve elektriğe ulaşamıyorlar çünkü işgal ordularının savaş uçakları ülkenin tüm altyapısını yok etti ve Irak'ı “yeniden yapılandırırken” bu konularda çok az adım attı.
 
Irak halkı temiz su ve elektrikten yoksun, bu konudaki taleplerini dile getirmek isterken her gün gencecik çocuklarını toprağa veriyor. İstilanın yerli işbirlikçisi Irak egemenleri halkın en haklı taleplerinin üzerine şiddetle yürüyor. Bu süreçlerinse sadece kaybedenleri yok. Kazananları da var, hem de ciddi kazanıyorlar. Mesela Tony Blair… Irak'ın istilasında ABD Başkanı George W. Bush'un yardımcı oyuncusu olan İngiliz Başbakanı görevi bıraktıktan sonra kurduğu danışmanlık şirketiyle ilk olarak Irak Savaşı'nın asli taraflarından Kuveyt'ten 40 milyon dolarlık bir ihale almıştı. İngiliz Telegraph gazetesinin yeni bir haberine göre, Blair'in şirketi bu yıl aldığı bir ihaleyle Suudi Arabistan yönetiminin “değişim programına” danışmanlık yapmaya başlamış ve Suudi Arabistan şirketin hesabına Ocak ayında 10 milyon dolar yatırmış (Tony Blair is advising the Saudi government under a £9 million deal between the country and his ‘institute', 21 July 2018).
 
Açıkça görüldüğü gibi, milyonların katledilmesinin, açlığının, susuzluğunun, elektriksizliğinin karşılığı emperyalist merkezlerde şirketlerin elde ettiği milyonlarca dolarlık kârlardır. Ama ne gam… Oralarda burjuva demokrasisi var… Adına burjuva demokrasisi denen bu emperyalist aygıt aracılığıyla ülkeleri yakıp yıkabilir, milyonlarca insanı öldürebilir, milyonları elektriğe, temiz suya muhtaç hale getirebilirsiniz… Burjuva demokrasisinin bir gereği olarak, mesela İngiliz Parlamentosunun “Chilcot Raporu” örneğinde olduğu gibi, tüm bunları sahte belgeler, manipülasyonlar ile gerçekleştirdiğiniz resmi bir raporla kayıt altına da alınabilir, ama ne Amerika'da ne İngiltere'de bu suçların tek bir sorumlusu bile yargılanmaz, bırakın yargılanmayı, kurdukları yeni şirketlerle milyon dolarlar kazanmaya devam eder. Irak ve Libya'da yaşanan emperyalist operasyonların en belirgin sonuçları bunlardır.
 
Suriye'de yoğunlaşan İsrail saldırıları ve İran üzerinde artan Amerikan baskısı ortak bir hedefin ürünüdür. İran'a uygulanan yaptırımların genişletilmesi ve daha sıkı uygulanması yönündeki hamleler, İran'ın tüm yaşam damarlarını kurutmayı hedeflemektedir. Bu hedef doğrultusunda yapılacak hamleler kaçınılmaz olarak karşı hamleleri getirecektir. Amerika'nın İran'a yönelik bu saldırgan politikası Ortadoğu'yu bütünüyle enkaza dönüştürecek bir savaşı giderek yaklaştırmaktadır.
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler