aksakurtulacak.jpg

"Yahudi Ulus Devleti" ırkçı yasası İsrail için aslında sonun başlangıcı mı?

Donald Trump'ın, "asrın anlaşması" diye isimlendirilerek yapılan algı operasyonunun bir parçası olduğunun işaretini taşıyan "Yahudi Devliti"ni kurma girişiminin parçası olan "Yahudi Ulus Devleti" ırkçı yasası ile aslında Siyonist devletin sonu mu hazırlanıyor? Trump ve Netanyahu'nun günübirlik siyasi çıkarlar peşinde, paldır kültür siyaset yapma tarzı aslında İsrail'in sonunu getiriyor olabilir.

30 Temmuz 2018 Pazartesi
İNTİZAR - Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump ve Siyonist İsrail'in Başbakanı Binyamin Netanyahu adeta senkronize bir şekilde gerçekleştirdikleri siyasi hamleler ile belki de istemeden bölgede ak ile karanın daha da iyi anlaşılmasına sebep oluyorlar. 
 
Siyonist İsrail'in aslında Batı tipi bir demokratik devlet olmadığı, aslında mutlak bir ırkçı siyasi örgütlenme olduğu, "Yahudi Ulus Devleti" yasası ile artık daha kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde kendini ortaya koyuyor. Bu yeni durum ABD Başkanı Donald Trump'ın Ortadoğu siyasetleri ile paralellik oluşturuyor. Dünya kamuoyu artık çok daha net bir şekilde Siyonist İsrail ile ilgili kanaatini oluşturabilecek. İsrail'in Tıpkı bir zamanlar var olan ama bu tip yapıların yıkılmaya mahkum olması sebebiyle daha sonra yıkılıp yok olan Güney Afrika Apartheid Devleti gibi ırkçı bir siyasi yapı olduğu ve bir gün bu devlet gibi yıkılmaya mahküm olduğu artık daha net bir şekilde görülebiliyor. 
 
İsrail parlamentosundan çıkarılan Yahudi Ulus Devleti ırkçı yasası aslında İsrail için sonun başlangıcı olacağa benziyor. Çünkü Siyonist İsrail var oluşunu dünya kamuoyunun oluşumundaki etkisi üzerinden temin ediyordu. Bu haliyle dünya kamuoyu algısını olumlu şekilde etkilemek artık daha zor olacak. Siyonist İsrail Parlamentosundan çıkan söz konusu yasa ile ilgili Parstoday'da yer alan analiz yazısı bu çerçevede kayda değer tespitler içeriyor. 
 
"Yahudi Ulus Devleti" ırkçı yasası
 
"Yahudi Ulus Devleti" ırkçı yasası ilgili fikir ilk defa 2009'da şu anda Hatnuah Partisi'nin lideri olan eski MOSSAD ajanı, İsrail rejiminin eski Dışişleri Bakanı Tzipi Livni tarafından dile getirilmişti.
 
Ancak kanun metni daha sonra Likud Partisi'nden eski Şin Bet (İsrail Gizli Servisi) direktörü Avi Dichter tarafından kaleme alındı. Binyamin Netanyahu bu fikre dört elle sarılarak bir yasa tasarısı haline getirdi. Tasarı önce 24 Kasım 2014'te (11'e karşı 14 oyla) bakanlar kurulunun onayını aldı. 2015 yılında da bir girişimde bulunuldu ancak meclisteki sert tepkiler yüzünden teklif geri çekildi.
 
Mayıs 2017'de ise Siyonist rejim meclisi, tasarının Yasama Komisyonu'na sunulmasını kabul etti ve bu aşama başarıyla sonuçlandı. Söz konusu kanun taslağı İsrail meclisindeki üç ayrı oturumda oy çokluğuyla kabul edilerek yasalaştı.
 
Asında Siyonist İsrail'in bir anayasası olmadığı için devletin anayasası mesabesindeki "temel kanunlarının" içine girecek olan bu yasayla sözde “İsrail devleti”, tüm dünya Yahudilerinin temsilcisi etnik-dini bir devlet olarak tanımlanıyor.
 
Knesste olarak bilinen Siyonist rejim parlamentosunun işgal edilen Filistin topraklarını Yahudileştirmeye yönelik onayladığı söz konusu yasa, Yahudilerin üstün ırk olarak işgal edilen topraklardaki konumunu güçlendirme bağlamında atılan yeni bir adımdır. Söz konusu yasa Filistin topraklarının işgal edilişi ve çakma İsrail rejiminin kurulmasından itibaren Siyonist rejimin parlamentosunda onaylanan en ırkçı yasadır. Bu yasa uyarınca İsrail rejimi bundan sonra sırf Yahudi olarak tanımlanıyor ve sadece Yahudilerin ana vatanı olarak biliniyor. İşgal edilen topraklarda Yahudi siteleri varlığı yasal olarak resmiyet kazanıyor ve Beyt-ül Mukaddes (doğu ve batı olarak) sahte İsrail rejiminin toprağı ve başkenti biliniyor. 
 
Halihazırda uygulamada var olduğu belirtilen ayrımcı politikaları yasayla hükme bağlayacak tasarıyla, Arapça resmi dil olmaktan çıkacak ve ülkenin tek resmi dili İbranice olacakBöylece işgal edilen Filistin topraklarında ikinci resmi dil ise İngilizce olacaktır. Bu bağlamda işgal edilen Filistin topraklarının tümünde Arapça isimler ve yazılar, kentler ve köylerin isimlerinden, ilkokul, ortaöğrenim ve üniversite düzeylerindeki eğitim ve hatta devlet daireleri ve belgelere kadar her yerden kaldırılmasına 2 yıl süre tanınmıştır. Yasanın bu bölümünde de Beyt-ül Mukaddes bölgesi Siyonist rejimin başkenti olarak tanıtılıyor.
 
Beyt-ül Mukaddes 1967 yılında Araplar ve Siyonist rejim arasındaki savaşta Siyonistler tarafından işgal edildi. Oslo Anlaşmasında Siyonist rejim ve Filistin Özerk Teşkilatı arasında nihai barış anlaşmasının imzalanması ardından, doğu Beyt-ül Mukaddes'in Filistin ülkesinin başkenti olacağı kararlaştırılmıştı. İşgal edilen Filistin'de 2 milyon Arap yaşıyor bu da günümüzde işgal edilen topraklardaki 9 milyon nüfusun yaklaşık yüzde 17'sini oluşturuyor.
 
Knesset'in onayladığı yasaya göre Arap dili 2. Resmi lisan bile tanınmazken işgal edilen topraklarda yaşayan Filistinli Arap vatandaşlar da Yahudiler ile eşit haklara sahip değillerdir; gerçi şimdiye kadar da pratikte Filistinli Araplar, işgal topraklarında yaşayan Siyonistlerle eşit haklara sahip değillerdi. Siyonist rejim elebaşları şimdiye kadar Ortadoğu bölgesinde en demokratik devlete sahip olduklarını iddia ediyorlardı, fakat şimdi "Yahudi Ulus Devleti" yasasının onaylanması ile Siyonist rejimin ırkçı mahiyeti konusunda en ufak bir şüphesi olmayanlar bile çakma İsrail rejiminin, son 30 yılda sadece Güney Afrika Apartheid Devleti ile kıyaslanabileceğini anlamıştır.
 
Yahudi Ulus Devleti yasasının onaylanması dünya çapında ve hatta ırkçı rejimin içinde bile geniş tepkilere sebep oldu. Yasa Siyonist rejimin meclisinde kritik çoğunluk oyları ile onaylandı. Meclisteki 120 temsilciden 55'i Siyonist rejimin ırkçı başbakanı Benyamin Netanyahu önergesine karşı hayır oyu kullanırken 62'si evet oyu verdi. Siyonist Yahudilerden bazılarının tasarıya karşı olması bu yasanın Siyonistlere ne kadar zarar verebileceği oranını gösteriyor. Netanyahu bölgede mevcut istikrarsız şartlar ve Amerika başkanı Donald Trump'ın çok yönlü ve kapsamlı destekleri sayesinde Siyonist işgalcilik sürecine devam edebileceği, Beyt-ül Mukaddes'i çakma rejimin başkenti ilan edebileceği ve de işgal Yahudi sitelerin inşaatına meşruiyet kazandırabileceğini zannediyor.
 
Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) gibi bölgedeki bazı Arap yönetimlerinin Siyonist rejime yakınlaşmaları, korsan rejim başbakanının "Yahudi Ulus Devleti" yasasını onaylama çalışmalarının bir başka sebebidir.
 
Fakat birçok Siyonist Yahudi böyle düşünmüyor. Siyonist rejim meclisinde "Yahudi Ulus Devleti" yasası onaylanması ardından meclisteki Arap ve Yahudi olmayan temsilciler yasa tasarısını yırttılar. 
 
"Siyonist Birliği" partisinden temsilci Şely Yaşimoviç söz konusu yasanın onaylanmasını eleştiri bağlamında, "bahse konu yasanın başkalarının nefret ettiği milliyetçiliğin alçakça bir şekli olduğunu" belirtti. Yahud Ajansı yeni başkanı İshak Hertzug da söz konusu yasanın onaylanmasından endişe duyduğuna işaretle, "bu yasa acaba Israil'i güçlendircek mi yoksa ona hasar mı verecek" diye sorguluyor. 
 
"Şimdi Barış" grubu İsrailli aktivistleri de söz konusu yasanın onaylanmasına itiraz için meclis binasının tepesine çıkarak balkonundan siyah bir bayrak dalgalandırdılar. Amerika'da "J Street" Siyonist lobinin kurucusu ve başkanı Jeremu Ben-Ami, Siyonist rejim başbakanı Netanyahu kabinesini söz konusu yasayı onaylamasını yoğun bir şekilde eleştirerek "bu yasa günahtan doğmuştur" dedi. Amerika'da en büyük Yahudi grubu reformist Yahudilik Birliği Başkanı Rick Jacobs da "bu İsrail'de demokrasi için hüzünlü bir gündür, üstelik buna da ihtiyaç yoktu" dedi.
 
Yahudi Ulus Devleti yasası dünyada bir çok tepkilere sebep oldu.
 
İran'ın BM daimi temsilci yardımcısı İshak Al-i Habib, Siyonist İsrail rejimi parlamentosunun 'Yahudi Ulus Devleti' kanununu onaylamasının tehlikeli bir gelişme olduğunu belirterek, ''bu açık bir şekilde ırkçılığı kanunlaştırmaya dayalı bir girişimdir' dedi.
 
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da yaptığı bir konuşmada, Siyonist rejimin meclisinden geçen "Yahudi Ulus Devleti" yasasına gösterdiği tepkide, “İsrail bu kanunla yaptığı hırsızlığa kılıf üretmiştir. Dünyayı büyük bir felakete sürükleyen Hitler'in ruhu, İsrail'in bazı yöneticileri arasında yeniden hortlamıştır” dedi.
 
İİT'den yapılan yazılı açıklamaya göre, İİT Genel Sekreteri Yusuf bin Ahmed el-Useymin, İsrail meclisinin kabul ettiği “Yahudi ulus devlet” yasasının, uluslar arası toplumun iradesine, yasalarına ve meşrû kararlarına açıkça bir meydan okumayı temsil ettiğini dile getirdi. Genel Sekreter Useymin, “Yasa; ırkçı, geçersiz ve gayrimeşrudur. Filistinli Müslümanların ve Hristiyanların tarihî haklarını görmezden gelinmektedir.” ifadesini kullandı.
 
İslami Direniş Hareketi (Hamas), ise yasa tasarısını kabul etmesinin "işgal rejiminin ırkçılığının meşrulaştırılması olduğunu" söyledi. Hamas sözcülerinden Fevzi Berhum, yasanın Filistin varlığını ve toprakları üzerindeki tarihi hakkını tehdit ettiğini bildirdi.
 
Rusya dışişleri bakanlığı, yayınladığı bildiride, bu girişimin ırkçılık olduğunu belirterek yeni gerginliklere yol açacağı uyarısında bulunurken bunun BM bildirilerine de aykırı olduğunu bildirdi.
 
Aslında " Yahudi Ulus Devleti" yasasının onaylanması son 10 yıllarda işgal edilen Filistin topraklarında 2 hükümetin kurulması için ortam oluşturan tüm uzlaşma müzakerelerine aykırıdır. Geçen ay korsan rejimi İsrail Başbakanı Netanyahu, yaptığı açıklamada Filistinlilerin bağımsız bir ülkeleri olamayacağını ve Ürdün yönetimi ile Ürdün-Filistin Konfederasyonu kurmaları gerektiğini söyledi.
 
Yahudi Ulus devleti yasasının onaylanması, Siyonistler ile uzlaşma çözüm yollarının tümünün boşa vakit geçirmekten başka bir şey olmadığını ve Filistinlilere hiçbir getirisi olmadığını bu yüzden saldırılarında sınır tanımayan Siyonistlere karşı en doğru çözüm yolunun DİRENİŞ olduğunu gösterdi.
 
Siyonist rejim Meclisi'nde Yahudi Ulus Devleti yasasının onaylanması ile birlikte Amerika Başkanı Donald Trump'ın asrın anlaşması adlı projenin diğer bazı bölümleri de ortaya çıktı. Bu planın temeli şimdiye kadar gündemde olan tüm uzlaşma projelerini bir kenara iterken Siyonist rejimin tüm saldırılarına resmiyet kazandırarak iki devletli planın da üstünü çizmiş oluyor.
 
Trump yönetiminin gündeme getirdiği "Asrın Anlaşması"nın özelliklerinden biri 2 Devletli projenin tamamen yok edilmesi, Filistin'de sadece Yahudi bir hükümetin kurulmasıdır. 
 
Siyonist rejimin Meclisi'nde onaylanan Yahudi Ulus Devleti yasasının bentlerinde birisinde, "hakimiyet, Yahudi milletin çocukları ve İsrail vatandaşlarını korumakla mükelleftir, Yahudi olmak ya da İsrail vatandaşı olmaları nedeni ile sorun yaşayanlar; hakimiyet İsrail dışında, Yahudi milletinin çocukları ile ilişkisini korumalı; hakimiyet kültürel miras, tarih ve İsrail dışında yaşayan Yahudilerin dinlerini korumak için girişimde bulunacaktır.”
 
Başka bir ifade ile söz konusu madde ile Siyonistler Filistin ülkesinin tarihini ve kimliğini yok etmeye çalışıyorlar, bu da Amerika Başkanı Trump'ın "Asrın anlaşması"nın temel ilkelerindendir.
 
Aslında Siyonistler söz konusu yasa metnini onaylamakla her türlü demokratik çözüm yolunu kapatmaya çalışıyorlar. Söz konusu demokratik çözüm yollarından biri İran İslam Cumhuriyeti'nin işgal edilen Filistin'deki krizin referandum düzenlenmek ve Filistin kaderinin Filistin içinde ve dışında yaşayan ister Yahudi, ister Hristiyan ve ister Müslüman olan tüm Filistinlilerin kararı ile belirlemesidir. Bu yasa işgal edilen topraklarda sahte Yahudi kimliğine göre bu toprakların demografik, tarihi ve uygarlık kimliğini hızla değiştirmek için bir bahane oluşturuyor.
 
İslami kutsal mekanlar olan Kudüs-i Şerif ve Mescidi Aksa söz konusu değişikliklerin zirvesinde yer alıyor. Trump yönetiminin Filistin krizinin çözümü için önerisinde Filistinli taraf diye bir şey mevzu bahis bile değildir; onun yerine Arap rejimler muhatap alınıyor. Yahudi Ulus Devleti yasası Amerika projesi doğrultusunda Filistin kimliğini tamamen siliyor ve Siyonistler Filistin adında bir tarafı kabul etmek zorunda değillerdir. Böylece aslında Oslo anlaşması resmen yok ediliyor.
 
Yahud Ulus Devleti tasarısının en fazla tepki çeken maddelerinden biri "Ülkede kendi kaderini tayin etme hakkı sadece Yahudilere aittir, İsrail bir Yahudi devletidir, İsrail dünyadaki tüm Yahudilerin tarihi anavatanıdır" maddesidir. Söz konusu yasa Yahudilere kimlik ve vatandaşlık hakkı verirken, ırkçı yasa Filistinli vatandaşların kimliksiz olduklarını ileri sürerek bu milleti tekrar mülteci ve avare olması için ortam hazırlıyor; bu da Filistinli mültecilerin geri dönüşü hakkını yok eden büyük bir engeldir. Fakat bu konu BM'nin 194. kararının konusu olarak altı önemle çiziliyor.
 
Tramp'ın iş başına gelmesinden itibaren Amerika'nın girişimleri BM ve UNESCO, İnsan Hakları Konseyi ve hatta Güvenlik Konseyi gibi alt kurumlarının itibarını yok etmeye yöneliktir.
 
Fakat Filistinliler ve Müslüman ülkeler de Netanyahu'nun ırkçı girişimlerine karşı çaresiz değillerdir. Son yıllarda Siyonist rejim Başbakanı Netanyahu'nun girişimleri ve Siyonist rejimin saldırgan siyasetlerine devam etmesi, korsan rejimin sıkı destekçilerinden olan Avrupa ülkelerinin de bu rejimi en çok eleştirenler arasında yer almalarına sebep oluyor. Bu ülkeler artık eskisi gibi Siyonist rejimin İşgalciliğini örtbas edemiyorlar. Üstelik ırkçı rejimin oluşturduğu krizlerini Avrupa için güvenlik sorunları olduğu gerçeğini anlamışlar ve bu yüzden eskisi gibi Siyonist rejimin eylemlerini savunmuyorlar.
 
Avrupa hükümetlerinin bu tutumu ise Filistinliler ve Müslüman ülkeler için Siyonist rejimin ırkçı ve kriz oluşturan mahiyetini uluslararası düzeyde ve siyasi ve medya çevrelerinde ifşa etmek için çok iyi bir fırsattır.
 
Bu arada Siyonist rejime karşı Direniş'in meşruiyeti dünya kamuoyu için daha da ispatlanmış oluyor; bu yüzden ırkçı İsrail rejimine karşı Direniş'in devam etmesi için daha aydın bir gelecek sergiliyor.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler