resized_d3109-bf3a9214ech.jpg
  • Anasayfa» 
  • Alıntılar»
  •  Suudi Veliaht Prensi bin Selman, savaşı İran'a taşıma tehdidini uygulamaya başladı mı?

Suudi Veliaht Prensi bin Selman, savaşı İran'a taşıma tehdidini uygulamaya başladı mı?

Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda İran'daki bazı Arap azınlıkları, Sünni etnik grupları ve Belucilerin görevlendirilmesine odaklanan sıkı bir plan çerçevesinde, İran'ı hedef alan istihbarat organlarının savaşı ile karşı karşıya olduğumuzu kesin bir şekilde söyleyebiliriz.

26 Eylül 2018 Çarşamba
İNTİZAR - "ABD Başkanı Donald Trump, İran'ı dünyadaki terör saldırılarının tamamı olmasa da büyük kısmının arkasında durmakla suçladı", "Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman geçtiğimiz yıl İran ile bir savaşın Suudi topraklarında çıkmasını beklemediklerini söyledi", "işgalci İsrail devleti, İran'ın ve askeri kollarının bölgede füze üssü kurmasını engellemek için Suriye'nin derinliklerine saldıracaklarını vurguladı"; tüm bu açıklamaların ardından, geçtiğimiz Cumartesi günü İran'ın güney doğusundaki Ahvaz kentinde askerî geçit törenini hedef alan ve aralarında çocuklar ile kadınların da yer aldığı 29 kişinin ölümüne sebep olan kanlı saldırı, kimse için sürpriz olmadı. Hatta bu saldırı, beklediğimizden daha geç geldi. Belki de daha kanlı yeni saldırılar yolda olabilir. Zira bölge, herkes için daha önce görülmemiş kanlı bir terör ve istihbarat savaşının eşiğindedir.
 
Başkan Trump, İran'a boğucu bir ekonomik ambargo dayattı. Belki de önümüzdeki Kasım ayında ambargonun daha önemli bir ayağı olan petrol ihracatı yasağı uygulanmaya başladığında, bu boğucu kriz zirveyi görebilir. Gel gelelim ki, bu ekonomik baskıların asıl hedefi, İran rejimini, askeri bir değişimin başlangıcına götürecek şekilde yıpratmak, istikrarsızlaştırmak ve güvenliğini sarsmaktır. Tecrübelerimiz bize, Amerika'nın bölgemizdeki savaşlarının hiçbirinin olağanüstü kararlarla girilen sürpriz savaşlar olmadığını gösteriyor. Nitekim bu savaşların tümü, Amerika'nın senelerdir hazırladığı ve anlaşmalar yaptığı kara stratejilerinin meyveleridir.
 
Başkan Trump, bir ülkede rejimi değiştirmek için ekonomik ambargonun tek başına başarılı olamayacağını çok iyi biliyor. Aksi takdirde Kuzey Kore rejimi, Küba rejimi, Saddam Hüseyin liderliğindeki Irak rejimi ve Gazze Şeridindeki Hamas yönetimi düşerdi. Askeri müdahale operasyonu ile desteklemeyen ablukalar, daima tam aksi yönde netice vermiştir. Bundan dolayı 6 Körfez ülkesine ilaveten Mısır, Ürdün ve Fas'ın katılımı ile İran'a karşı Arap NATO'sunun kurulması planları masaya yatırıldı.
 
****
 
İran, bölgedeki problemleri çözebilecek füze gücü ile, yerel ve bölgesel askeri yeteneklerini güçlendirmek isteyen stratejik bir projeye sahip güçlü bir ülkedir. En güçlü silahlarıyla Batı'nın kurduğu hava hakimiyetini, yani havada terör estirmesini sonlandırmak istiyor. Bu durum, başta İsrail ve Suudi Arabistan olmak üzere düşmanlarının çoğunluğu için bir endişe kaynağı haline geldi.
 
Trump'ın bölgedeki en sadık dostu olan ve İran'ı içerinden istikrarsızlaştırma stratejisinin bel kemiği olarak görülen Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, İran rejimini değiştirmek için Amerika ve İsrail'in ortak planları ve bu planların çeşitli aşamalarını bilmeseydi, geçtiğimiz yıl savaşı İran topraklarına taşımakla tehdit ettiği bu açıklamayı yapamazdı. Bu, İran-Suudi Arabistan çatışmasının tarihinde ilk kez yaşandı. Yani ilk defa bir Suudi yetkilisi açıkça, İran içerisindeki mezhepçi ve ırkçı azınlıkları ayağa kaldırma niyetlerini söylemeye cesaret etti. Bugüne kadar Suudi krallarından hiç biri, başka bir ülkeye resmi bir müdahalede bulunduklarını asla açıkça ilan etmediler. Tıpkı bugün Yemen'de hepimizin tanık olduğu gibi, savaşı İran'a taşımak için Suudi prensin inisiyatif kullanacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz.
 
Buradan hareketle, Ahvaz kentinde meydana gelen bu saldırının, üst düzey yetkilileri arasında ölü ve yararlıların yer aldığı İran Devrim Muhafızlarının, müttefikleri ile birlikte Irak, Suriye ve Yemen'de doğrudan ve dolaylı olarak peş peşe zaferler elde ettiği bir dönemde gelmesi, zamanlaması bakımından oldukça dikkat çekicidir. İran, olayın hemen ardından Suudi Arabistanlılar tarafından desteklenen “Ahvaz Ulusal Direnişi” adlı ayrılıkçı bir grubu Ahvaz saldırısının arkasında olmakla suçladı. Kararlı bir misilleme sözü veren İranlı yetkililerin tehdidi, Rehber Seyyid Ali Hamanei, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ve diğer yetkililer tarafından da tekrar edildi.
 
Abu Dabi Veliahtı Şeyh Muhammed bin Zayed'in en önemli danışmanlarından biri olarak bilinen, yani BAE'nin karar alma mekanizmalarına yakın olan Doktor Abdulhalık Abdullah'ın, saldırının ardından attığı bir tweet dikkat çekici oldu: "Askeri hedeflere saldırmak terör eylemi değildir. Çatışmayı İran'ın derinliklerine doğru yaymak ilan edilmiş bir hedeftir. Önümüzdeki dönemde bu örneklere daha fazla şahit olacaksınız". Hiç şüphesiz Abdullah, bu açıklama ile saldırıya meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Bu tweet'in, bir dil sürçmesi olduğunu düşünmüyoruz. Abdulhalık Abdullah, BAE'li liderleri ve Suudi mevkidaşları tarafından bir koordinasyon içinde doğrudan yönlendirilmiş bir projenin hizmetkarıdır.
 
Daha açık söylemek gerekirse, askeri alanda konuşmak, özellikle Körfez'dekiler olmak üzere Arapların önünde istedikleri gibi hareket edebilecekleri açık bir alan değildir. Bu açıklamalarda kullanılan tüm sözcüklerin belirli bir mesajı ulaştırmak için dikkatle ve üstün bir itina ile hesap edildiğini söyleyebiliriz. Doktor Abdullah, savaşın İran'ın derinliklerine taşınmasının açık bir seçenek olduğu ve gelecek dönemlerde artacağını söyleyecek bir askeri sözcü değil, akademisyen bir politikacıdır.
 
Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda İran'daki bazı Arap azınlıkları, Sünni etnik grupları ve Belucilerin görevlendirilmesine odaklanan sıkı bir plan çerçevesinde, İran'ı hedef alan istihbarat organlarının savaşı ile karşı karşıya olduğumuzu kesin bir şekilde söyleyebiliriz. (Bu grupların çoğunluğu İran'ın güney doğusunda Pakistan ve Afganistan sınırındaki bölgelerde yer alıyor ve radikal Sünni Cundullah örgütü tarafından temsil ediliyor.) Bu olayları, tıpkı Sovyet döneminde Afganistan'da, Muhammed Necibullah'ın Komünist rejiminin çöküşüne benzeten taraflar vardır.
 
Bunun büyük bir başarı ile planlanmış bir fırsat olduğunu söylemek için henüz çok erkendir. İran'daki İslam Devrimi yönetimi ile, Afganistan'daki komünist rejim arasında bir kıyas dahi kabul edilemez. İki projeyi de planlayan ABD, maddi, askeri, mezhepsel ve ideolojik açıdan en önemli oyunculardan biri ise Suudi Arabistan olmuş olsa da burada iki örnek arasında büyük farklar vardır. Zamanın değişmiş olması da bu farkların üzerine eklenen önemli bir etkendir.
 
Suudi Arabistan ve Körfez bölgesindeki birtakım müttefiklerine kıyasla İran, istihbarat savaşlarında çok daha derin bir uzmanlığa ve deneyime sahiptir. (Bu arada Kuveyt, Katar ve Umman İran'a düzenlenen saldırıyı kınayarak terör saldırısı olarak nitelendirdiler.) İran'ın istihbarat kollarının Suriye, Irak ve Yemen'de doğrudan doğruya girdiği savaşlarda kazandığı uzmanlık, "operasonel" anlamda katlanarak arttırılmıştır. İran dolaylı yoldan ise Güney Lübnan ve Gazze şeridinde savaşlara girmiştir. Suudi Arabistan'ın istihbarat deneyimine gelirsek, Yemen ve Suriye dışında hiçbir operasyon deneyimi yoktur. Bu savaşların sonuca bakılırsa, Suudi Arabistan şimdiye kadar kısıtlı birkaç mütevazi başarı dışında hiçbir şey kazanamamıştır.
 
İran 30 yıldan beri dış müdahaleler, iç devrim ve komşu Irak ile ayrılıkçı hareketler yoluyla savaşıyor. Ne var ki çöküş, bir gün bile İran rejimi tehdit eden tehlikelerden biri olmadı. Aksine her zaman daha güçlü ve dayanıklı hale gelen İran rejimi, askeri başarılar ile sorunlarının üstesinden geldi.
 
Başkan Trump Suudi Arabistan Krallığını, Körfezdeki müttefiklerini ve bazı Sünni Arap ülkelerini İran'a karşı tehlikeli bir "terör" savaşına bulaştırmak istiyor. İlk olarak İran'ı mali açıdan yıpratmak isteyen ABD, ardından iç güvenliğini tehdit ediyor. Keskin bir geçiş aşaması göz önünde bulundurulduğunda istikrar gerekebilir. Tıpkı, İran'ı istikrarsızlaştırmak için Amerika'nın kışkırttığı Suudi Krallığının kullanabileceği birtakım araçlar olduğu gibi, İran'ın da kullanabileceği başka yollar ve araçlar vardır. İran'ın devrimci, siyasi ve askeri kollarının Irak ve Suriye'de gerçekleştirdiği başarılara kısa bir şekilde göz atmak, İran'ın yöntemlerini anlayabilmek için yeterli olacaktır. Tarihinde girdiği en uzun savaş ile mücadele eden Yemen'e bakılırsa İran'ın stratejileri daha iyi okunabilir.
 
Öngörülerimizdeki asıl problem, Ahvaz'daki askerî geçit törenine düzenlenen saldırıyı bir terör saldırısı olarak tanımlamak ya da tanımlamamak değildir. Ancak eğer en önemli başlığı terörizm ve terörle mücadele olan bir istihbarat savaşına katılma aşamasına girersek, ortaya çıkabilecek olan sonuçlar ciddi bir problemdir. Krizlerin çözümü için diyaloğa başvurulan bir zamanda yaşıyoruz. Kuzey Kore ile Güney Kore liderleri bile, yaklaşık 70 yıldır süren ve neredeyse nükleer bir savaş haline gelen savaşlarını sona erdirmek için müzakere masasına oturdu.
 
Amerika, İsrail'in kışkırtması ile bölgede fitilini ateşlediği ekonomik ve istihbarat savaşlarına girerek ateş ile oynuyor. Ne var ki bu savaşta Suudi Arabistan ve belki de yanındaki diğer ülkelerin parmakları, ateşe karşı en savunmasız olan taraftır.
 
Abdulbari Atvan
Kaynak: Ray el-Yevm
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler