00022B5EG2WE93N3-C122-F4.jpg

Libya: Önce yıkıp yağmaladılar şimdi de paylaşım için masaya oturdular

Batılı güçlerin sömürgeci tecrübelerinin yakın tarihteki en somut örneği bu gün Libya'da yaşanmaktadır. Aslında Suriye ve Irak'ta da ulaşılmaya çalışılan durum bu idi; küçük parçalara ayır, Batılı büyük güçler ile bağı üzerinden bu parçaların siyasi meşruiyetini oluştur ve sömürünün geleceğini böylece temin et. Libya'yı yıkanlar, bu gün ülkenin geleceğini kendi çıkarlarına göre tanzim ediyorlar.

14 Kasım 2018 Çarşamba
İNTİZAR - Libya bu günlerde, yüzyılın başında özgürlük mücadelesini verdiği İtalya ile yeniden yüzyüze bir süreç yaşıyor. 2011 yılına kadar Afrika'nın özgürlük hayalinin parlak ülkesi olan Libya; İtalya'nın organize ettiği bir konferans ile trajikomik bir şekilde "Libya'nın yanında" ifadesi ile karanlık bir geleceğin, yeniden sömürgeleşmenin eşiğinde bulunuyor.
 
Muz kabuğuna basıp düşen Temel'in ertesi gün muz kabuğunu gördüğünde "eyvah yine düşeceğim!!" demesi gibi; İslam ülkelerince, sömürgeci güçlerin tertip ettiği bütün oyunlar en detayına kadar tecrübe edilmiş olunmasına rağmen her defasında tuzağa düşülmesi şaşkınlık veren bir durumdur. Nasıl olur da her seferinde bile bile lades denir ve görece özgür olan bur durumdan daha kötü bir duruma savrulup, sömürünün bir unsuru haline gelinir?!
 
Bu acı gerçeğe dair bu günlerde yaşananları konu eden bir yazıyı ilginize sunuyoruz...
 
 
Libya'yı yıkanlar, şimdi « Libya'nın yanında »
 
Emmanuel Macron'un Libya krizinin çözümünde başarısız olması sonrasında, bir şeyler deneme sırası şimdi İtalya Başbakanı Guiseppe Conte'de. Roma, Beyaz Saray'ın desteğine sahip olduğu ölçüde bu konuda Paris'e göre daha iyi konumdadır. Bununla birlikte, bugünün « iyilik perileri » Libya'yı yiyip yutan eski kurtlar olduğu için, herhangi bir konuda bir şeyi başarmaları için çok az şansları vardır.
Yanına yıldız kondurulmuş, biçimlendirilmiş yarımküre gibi çizilmiş bir hilal (İslamcılığın simgesi) ve “for/with Libya” (Libya için/Libya'nın yanında) sözcükleri, « Libya'nın yanında durmak isteyen bir dünya »yı temsil etmektedir. Bu, yarımküre/hilal'ın iç tarafındaki üç renkli bayrağın da ortaya koyduğu gibi, İtalya hükümeti tarafından düzenlenen « Libya konferansı »nın logosudur.
 
Uluslararası konferans 12-13 Kasım'da, bundan yedi yıl önce ABD komutası altındaki NATO'nun Libya devletini yıktığı savaşın ana başlangıç üssü olan Sicilya'nın, Palermo kentinde düzenlenmektedir. Bu savaş, Libya'da kabile bölgelerinin ve Trablus hükümetine düşman İslamcı grupların finanse edilip silahlandırılması ve aralarında « Libyalı muhalif » kılığına girmiş binlerce Katarlı komandoların da yer aldığı özel kuvvetlerin ülkeye sızdırılmasıyla başlamıştı. Ardından, Mart 2011'de, ABD ve NATO'nun 7 ay süren hava ve deniz taarruzu yürütülmüştü. Hava kuvvetleri, 10.000'i taarruz amaçlı olmak üzere 30.000 sorti gerçekleştirmiş ve 40.000 adet bomba ve füze kullanmıştı.
 
İtalya, soldan sağa geniş yelpazeye sahip bir siyasi iradeyle, savaşa sadece hava ve deniz kuvvetleriyle katılmakla kalmamış, aynı zamanda 7 hava üssünü ABD ve NATO'nun hizmetine sunmuştu: Trapani, Sigonella, Pantelleria, Gioia del Colle, Amendola, Decimomannu ve Aviano.
 
2011'deki bu savaşla birlikte NATO, Akdeniz'in İtalya'ya bakan güney kıyısında, ülke içerisindeki dikkate değer eşitsizliklere karşın, diğer Afrika ülkelerinin üzerinde, « yüksek düzeyde ekonomik büyüme ve insani gelişme » (2010 yılında bizzat Dünya Bankası'nın belgelediği gibi) kaydeden bu devleti yok ediyordu. Çoğu Afrikalı olmak üzere yaklaşık iki milyon göçmenin Libya'da iş bulmuş olması bunun somut delilidir. Libya aynı zamanda ulusal fonlarıyla, Afrika'da bağımsız ekonomik örgütlerin ve bir Afrika ortak para biriminin yaratılmasını mümkün kılabilirdi.
 
Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'un elektronik postalarının da ortaya koyduğu gibi, ABD ve Fransa, her şeyden önce Kaddafi'nin dolara ve Fransa tarafından 14 eski Afrika sömürgesine dayatılan CFA Frangında alternatif bir Afrika ortak para biriminin yaratılması planının engellenmesi konusunda mutabık kalmışlardı.
 
Devletin yıkılması ve Muammer Kaddafi'nin öldürülmesinden sonra, süregelen kaos ortamında, ulusal ve uluslararası alanda devasa ganimetin paylaşımı için bir bıçak dövüşü başladı: Afrika'daki en devasa petrol ve doğalgaz rezervleri; gelecekte siyah altından daha da değer kazanacak olan beyaz altın, Nubya'daki çok büyük yeraltı fosil su tabakası; büyük jeostratejik öneme sahip bizzat Libya toprakları; Libya devleti tarafından yurtdışında yatırılmış, 2011'de en büyük Avrupa ve ABD bankalarında « dondurulan », bir başka deyimle çalınan yaklaşık 150 milyar dolar değerindeki ulusal fonlar. Örneğin Belçika ve Lüksemburg'daki Euroclear Bank'ta bloke edilen 16 milyar Euro'luk Libya fonunun 10 milyardan fazlası kayboldu. « RTBF'nin (Belçika'nın Fransızca yayın yapan radyo televizyon kurumu) belgelediğine göre, bu fonlara ait yüz milyonlarca Euro, 2013'ten beri ciddi bir göçmen krizine yol açan iç savaşı finanse etmek için Libya'ya gönderildi ».
 
Libya'daki çok sayıda Afrikalı göçmen İslamcı milisler tarafından hapse atılıp işkence gördü. Libya, uluslararası kaçakçıların ve tacirlerin elinde, Akdeniz'de her yıl 2011'de NATO bombalarından yol açtığından daha fazla can kaybına neden olan bir düzensiz göçmen akınının başlıca geçiş yolu haline gelmiştir.
 
Palermo'daki alternatif zirvenin düzenleyicilerinin de yaptığı gibi, bu insani trajedinin kökeninde, bundan yedi yıl önce, Afrika'da bir ülkeyi topyekun yok eden ABD ve NATO'nun savaşının bulunduğu gerçeği karşısında sessiz kalamayız.
 
Manlio Dinucci
Çeviri: Osman Soysal
Kaynak: Il Manifesto (İtalya)
Voltairenet
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler