resized_732e5-058edd13netanyahulubnan.jpg

Lübnan’a yönelik ABD-İsrail provokasyonu savaşa yol açacak mı?

İran karşıtı cephe, savaşın alanını genişletmek istemekte ve savaşı Lübnan'a yaymaya çalışmaktadır. Lübnan ve Suriye'de yaşananlar, ABD-İsrail cephesinin ilk hedefinin Lübnan'daki farklılıkları işbirlikçileri eliyle kışkırtarak Lübnan'ı dolayısıyla Hizbullah'ı zayıf düşürmek için bir “Sünni-Şii” savaşı imal etmek olduğunu gösteriyor.

6 Aralık 2018 Perşembe
Amos Harel Haaretz'de iki gün önce haber vermişti; her zaman olduğu gibi yine üst düzey İsrail güvenlik yetkililerinden aldığı bilgileri paylaşıyordu… İsrail güvenlik yetkilileri Harel'e, İran'la savaş muharebelerinin Suriye'den Lübnan'a doğru kaymakta olduğu bilgisini vermişlerdi. Suriye yetkilileri kasım ayının son günü yaptıkları açıklamada, Suriye ordusu birimlerine yönelik bir düşman saldırısını hava savunma sistemleri aracılığıyla püskürttüklerini ifade etti. Bu açıklamadaki “düşman” İsrail Hava Kuvvetleri idi. Eylül ayında Suriye'ye yönelik bir İsrail hava saldırısında Rusya'ya ait bir uçağın düşmesi nedeniyle yükselen gerginliğin ardından Rusya Suriye'ye S-300 hava savunma sistemini teslim etmişti. S-300 sevkıyatından bu yana, Suriye'ye yönelik İsrail hava saldırıları da kesilmişti. S-300 sevkıyatından sonraki ilk saldırı kasım ayının son günlerinde geldi.
 
İsrail saldırısından üç gün sonra, 2 Aralık'ta Suriye'nin resmi haber ajansı SANA'da yer alan bir haberde, Suriye'nin Irak ve Ürdün sınırında bulunan Tenef yakınındaki ABD askeri üssünden fırlatılan füzelerin Suriye ordusu birimlerini hedef aldığı bildirildi. ABD konuya ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Son saldırıları Haaretz için değerlendiren eski İsrail Askeri İstihbaratı Başkanı Amos Yadlin, Suriye'ye yönelik İsrail saldırılarının, eylül ayından bu yana İsrail bunu arzu ettiği için değil Rusya'nın caydırıcı etkisi nedeniyle durduğunu belirtiyor; İran'ın da Suriye'deki faaliyetlerini azaltıp, Lübnan'da yoğunlaştırdığını iddia ediyordu.
 
Yadlin'e göre, Rusya Suriye'de istikrar arayışı içindeydi, İsrail saldırılarını caydıracak önlemleri bu nedenle almıştı ve İran'a da Suriye'deki askeri faaliyetlerini azaltması yönünde baskı uygulamıştı. İran'ın taktiklerini değiştirdiğini iddia eden İsrail Başbakanı Netanyahu da eylül ayında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, İran'ın Lübnan'da gelişmiş silahlar üretmek için fabrikalar kurduğunu, gerekli malzemeleri artık Suriye üzerinden değil doğrudan Tahran-Beyrut seferi yapan uçaklarla getirdiğini ileri sürmüştü. Bu iddialar yeni değildi; Lübnan'a yönelik yıkıcı bir saldırıyı gerekçelendirmek amacıyla birkaç yıldan beri belli aralıklarla gündeme getirilmekteydi.
 
Yadlin, İsrail güvenlik yetkililerinde ciddi endişe uyandıran bir başka unsuru da vurguluyordu; ona göre, Suriye'deki savaşta deneyim ve yeni yetenekler kazanan bazı Hizbullah birimleri elde edilen başarılardan sonra daha büyük bir özgüvenle Lübnan'a dönmüştü. Hizbullah'ın da İsrail'in de Lübnan'da topyekûn bir savaş peşinde olmadığını düşünen Yadlin, İsrail güvenlik yetkililerinin kaygılarının istenmeyen yeni bir çatışmaya yol açmasından endişeleniyordu.
 
Geçtiğimiz cumartesi günü bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, İran'ı orta menzilli füze denemeleri yapmakla suçladı ve bu füze denemelerinin 2015'te imzalanan nükleer anlaşmaya ve 2231 sayılı Birleşmiş Milletler kararına aykırı olduğunu ileri sürdü. Pompeo'nun açıklamasında asıl tuhaf olan unsur, Pompeo'nun temsilcisi olduğu ABD yönetiminin ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş olmasıydı. Pompeo, resmi olarak çekildikleri bir anlaşmanın ihlal edildiğini ileri sürerek İran'ı suçluyordu. İsrail Başbakanı Netanyahu konuyla ilgili basın açıklamasında, Pompeo'ya ve ABD yönetimine İran'ın füze programı konusundaki duruşlarından dolayı teşekkür etti.
 
Pazar günü bir açıklama yapan ABD Dışişleri Bakanlığı İran Özel Temsilcisi Brian Hook, İran'ın değişik ülkelerdeki vekillerine gönderdiği gelişmiş silahları yakından takip ettiklerini söyledi ve gerekirse bu silahlar nedeniyle İran'a karşı “askeri güç kullanmakta tereddüt etmeyeceğiz” dedi. Hook temel amaçlarının bölgede barışı sağlayabilmek için “İran'ın son yıllarda bölgede elde ettiği kazanımları” tersine çevirmek olduğunu iddia etti. Hook, İran'ın füze programına karşı Avrupa Birliği'nden (AB) hareket beklediklerini ve AB'nin İran'a yönelik yeni yaptırımları gündemine alması gerektiğini belirtti.
 
ABD Dışişleri Bakanı Pompeo ve İsrail Başbakanı Netanyahu 4 Kasım'da Brüksel'de bir araya geldiler, toplantıdan önce bir açıklama yapan Pompeo, “Bölgedeki İran saldırganlığını, Suriye'deki, Lübnan'daki, Irak'taki ve başka yerlerdeki İran saldırganlığını birlikte nasıl engelleyeceğimizi, bölgede güvenliği ve barışı herkes için nasıl inşa edeceğimizi konuşmak için bir araya geldik” dedi. İran'dan çok geçmeden yapılan cevap niteliğine sahip açıklamada ise, füze denemeleri için ABD'den izin almaya gereksinim duymadıkları, füze denemelerinin İran'ın güvenliği için yapıldığı ve bunların nükleer anlaşmaya uygun olduğu belirtildi.
 
İngiltere, Almanya ve Fransa diplomatik temsilcileri Pompeo'nun ve Hook'un beklentilerini boşa çıkarmadı; bu ülkelerin temsilcilerinin yazdığı ortak bir mektupla Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'ın balistik füze programı üzerine bugün özel bir oturum düzenlenmesi kararı alındı. Fransız Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, İran'a füze denemelerini hemen durdurması çağrısı yapıldı ve denemelerin nükleer anlaşmaya uygun olmadığı vurgulandı.
 
Trump yönetiminin Ortadoğu'da merkeze aldığı İran karşıtı politikayla aralarına belirli bir mesafe koymaya çalışan Avrupalı emperyalistlerin bu son gelişmelerle mesafeyi kapatmaya yönelik adımlar atmaya başlamasının altı çizilmelidir. Belli ki ABD'nin uyguladığı sert baskı politikası belirli sonuçlar vermeye başlıyor. Bunun önemli işaretlerinden birisi, dün İsrail ordusunun yaptığı bir açıklamayla daha da belirginleşmiş oldu.
 
İsrail ordusu tarafından dün yapılan açıklamada, Hizbullah'ın, Lübnan'dan İsrail'e sızmak için çok sayıda tünel kazdığının tespit edildiği ve tünellerin kapatılması için İsrail'in kuzeyinde Lübnan sınırında silahlı kuvvetlerin operasyonlara başladığı bildirildi. Tünellerin “İsrail'in egemenliğinin ciddi şekilde ihlali” olduğunun vurgulandığı açıklamada, operasyonun haftalarca sürebileceği belirtiliyor ve operasyonların sadece İsrail sınırları içinde icra edileceği açıklanıyordu. İngiliz Guardian gazetesine konuşan bir İsrailli yetkili, Netanyahu'nun Pompeo'ya operasyonla ilgili bilgileri dün Brüksel'deki toplantıda aktardığını söyledi.
 
ABD'nin İsrail operasyonuna sunduğu destekle ilgili açıklamalar ABD yetkilileri tarafından çok geçmeden yapılmaya başlandı. Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton yayınladığı mesajda, “ABD, İsrail'in egemenliğini sağlamak için yürüttüğü çabaları güçlü bir biçimde savunuyor” dedi ve Hizbullah'a şiddeti terk etmesi ve gerginliği tırmandırmaması çağrısında bulundu. Bolton mesajında, “İran ve tüm ajanlarına”, “İsrail'in güvenliğini ve bölgesel barışı tehlikeye atan saldırganlıklarını ve provokasyonlarını” sona erdirme çağrısı da yaptı.
 
Gerçek provokasyonun, ABD-İsrail yapımı bu sahte operasyon olduğunun en güçlü göstergesi İsrail ordusunun ikinci açıklamasında en açık haliyle gözler önüne serildi. İsrail ordu sözcüsü yaptığı açıklamada, İsrail'in güvenliğini tehdit eden tünellerin yok edilmesi için tüm senaryolara hazırlandıklarını söyledi ve “bazı senaryolar sadece kendi topraklarımız içinde değil ve biz bu senaryolar için hazırız” dedi. Lübnan askerlerine ve Güney Lübnan'da konuşlu bulunan Birleşmiş Milletler Barış Misyonu'na da operasyon bölgesine yaklaşmama çağrısı yapan sözcü, uyarılara rağmen yaklaşanların kendilerini tehlikeye atmış olacaklarını ifade etti; Hizbullah militanlarına ve Lübnan askerlerine de tünellerden uzak durma çağrısı yaptı.
 
Sözcü açıklamasında, imha ettikleri bir tünelin başlangıç noktasının Güney Lübnan'daki Kefer Kila köyü olduğunu iddia etti ve tünelin İsrail toprakları içine dek uzandığını ileri sürdü. Haaretz'de yer alan konuyla ilgili bir haberde Birleşmiş Milletler Barış Misyonu'na ait askeri araçların ve askerlerin Kefer Kila köyüne yakın bir mesafede bulunduklarını gösteren fotoğraflar yer alıyordu. Bunun anlamı, İsrail ordu sözcüsünün, Lübnan içine düzenleyecekleri bir saldırıda Lübnan yönetiminden ve Birleşmiş Milletler Barış Misyonu'ndan sessiz kalmalarını istemesi, sessiz kalmamaları durumunda kendilerinin de hedef alınacağını ilan etmesiydi. ABD yönetiminden yapılan açıklamalar da İsrail'in bu tehditlerini güçlendirme amacını taşıyordu.
 
Akşam saatlerinde ekranların karşısına yanında İsrail Genelkurmay Başkanı ile birlikte geçen Netanyahu başlatılan operasyonda önemli başarılar elde ettiklerini söyledikten sonra, Hizbullah'ın bu tünelleri kazmasının asıl amacının Kuzey İsrail'i işgal etmek olduğunu iddia etti. İsrail'in daha önce böylesi bir güvenlik tehdidiyle hiç karşı karşıya kalmadığını belirten Netanyahu, İsrail için büyük tehdit oluşturan herkesin çok ağır bedeller ödeyeceğini Hizbullah'ın iyi bilmesi gerektiğini yineledi. Operasyonun hedeflerine tam olarak ulaştıklarında sona ereceğini söyleyen Netanyahu, operasyonun kamuya açık ve gizli kimi boyutları olduğunu da dile getirdi. Bütün bu açıklamaların ve yaşanan gelişmelerin esas olarak, Lübnan'a yönelik bir İsrail saldırısına ve yeni bir işgal girişimine zemin hazırlamak amacıyla gündeme geldiğini kavramak hiç zor değil.
 
Kimi yorumcular İsrail'in bu operasyonu aniden başlatmasının nedeninin Netanyahu'nun birkaç gün önce yüz yüze geldiği rüşvet soruşturmaları olduğunu dile getirdi ve Netanyahu'nun üzerinde toplanan dikkatleri Hizbullah tehdidini kullanarak dağıtmak istediğini söylediler. Operasyonun zamanlamasında bu faktörün ne derece etkili olduğu bilinmez ama İsrail ordu sözcüsü açıklamasında operasyonun planlamasına bir yıl önce başlandığını söyledi. Kulağı delik Haaretz yazarı Amos Harel'de operasyon kararının bir ay önce alındığını ancak Gazze'de yaşananlar nedeniyle operasyonun ertelendiğini yazdı.
 
Gün içinde bir açıklama Lübnan Cumhurbaşkanlığı'ndan geldi. Açıklamada, Lübnan Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın ülkenin güneyindeki sınır bölgesinde yaşanan gelişmeleri meclis başkanı ve başbakan ile görüştüğü ve gelişmeleri yakından takip etmeleri için güvenlik güçlerine talimat verdiği bildirildi. Lübnan ordusu da bir resmi açıklama yaptı ve Lübnan askeri birimlerinin ilgiyi bölgeye sevk edildiğini ve görev başında olduklarını bildirdi.
 
Hizbullah'tan henüz resmi bir açıklama gelmedi ancak Haaretz'e konuşan Hizbullah'a yakın bir kaynak operasyon hakkında çeşitli yorumlar yaptı. Kaynağa göre, başlatılan operasyon geçen ay Gazze saldırısı sırasında İsrail hükümetini neredeyse dağılma noktasına getiren yenilginin ürünü ve amacı dikkatleri İsrail'in iç meseleleri üzerinden çekip Hizbullah'a yoğunlaştırmayı amaçlıyor. Hizbullah'ın bir İsrail saldırısı için yeterince caydırıcılığa sahip olduğunu savunan kaynak, İsrail ve ABD'nin tehditler savurduğunu ancak Hizbullah'ın tüm birimleriyle gelişmeleri dikkatle izlediğini belirtiyor ve operasyonun sınırlı bir alanda kalacağını öngörüyor.
 
Son günlerde bölgede gerilimin hızla yükselmekte olduğuna işaret eden iki dikkat çekici gelişme daha vardı. Bunlardan ilki pazartesi günü Wall Street Journal'a konuşan bir Pentagon yetkilisinin sözleriydi. Gazeteye konuşan yetkili, ABD ordusunun USS John C. Stennis adlı uçak gemisinin ve ona eşlik eden diğer bazı savaş gemileri grubunun birkaç gün içinde Basra Körfezi'ne ulaşacağını haber verdi ve bunların bölgeye geliş amacının “İran'a karşı büyük bir güç gösterisi sergilemek” olduğunu belirtti. Bölgede iki ay kalacak gemi grubunun Irak ve Suriye'de IŞİD'e karşı yürütülen operasyonlara da destek vereceğini belirten yetkili, bu görevin planlamasının aylar öncesine dayandığını da söyledi.
 
Gerilimin yükseklik derecesini gösteren ikinci gelişme, İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin dün yaptığı sert konuşmaydı. Ruhani konuşmasında, “ABD eğer bir gün İran'ın petrol ihracatını tümden bloke etme yönünde adımlar atarsa, Basra Körfezi'nde hiç petrol ihraç edilemeyecektir” sözleriyle yaptırımların sıkılaştırılması yoluyla ekonomik olarak boğulmaya çalışılırlarsa Hürmüz Boğazı'nı kapatarak buna yanıt verecekleri mesajını iletti. ABD yetkilileri böylesi bir girişimin kendileri için savaş nedeni olduğunu son zamanlarda sık sık dile getiriyorlar. Brian Hook bunu en son pazar günkü konuşmasında ifade etti.
 
Suriye'nin güçlendirilen hava savunma sistemi nedeniyle İsrail'in etkinliğinin zayıflamasının önemli sonuçlar yaratacağı bir sır değildi. Lübnan'a yönelik ABD-İsrail provokasyonu, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın Kaşıkçı cinayeti nedeniyle yaşadığı sıkıntılar ve İsrail Savunma Bakanı Lieberman'ın istifasına yol açan Gazze saldırısı sonrasında zayıflama belirtileri gösteren İran karşıtı cephenin aktivize edilmesini sağlamaya yönelik önemli bir hamledir. İran karşıtı cephe, savaşın alanını genişletmek istemekte ve savaşı Lübnan'a yaymaya çalışmaktadır. Geçtiğimiz cumartesi günü Hizbullah'a yakınlığıyla bilinen Dürzi politikacı Viam Vehhab'a düzenlenen bir saldırı ve sonrasında yaşanan bazı çatışmalar savaşı Lübnan'a yayma girişimine işaret ediyordu. Vehhab kendisine yönelik suikast girişiminin sorumluluğunun Lübnan Başbakanı Hariri'ye ait olduğunu dile getirdiği bir mesaj yayınladı. Lübnan ve Suriye'de yaşananlar, ABD-İsrail cephesinin ilk hedefinin Lübnan'daki farklılıkları işbirlikçileri eliyle kışkırtarak Lübnan'ı dolayısıyla Hizbullah'ı zayıf düşürmek için bir “Sünni-Şii” savaşı imal etmek olduğunu gösteriyor. İsrail'in Lübnan'a yönelik fiili saldırısı esas olarak pişirilmeye çalışılan bu savaşta “Sünni cephe”ye savaşma azmi vermeyi hedefleyecektir. Bölgenin çatışma dinamikleri ve tırmanan gerilimler öylesine boyutlar kazanmıştır ki, “güç gösterme”, “geri adım attırma” amacıyla yapılan hamleler bölgesel bir savaşı tetikleme tehlikesi taşıyabilmektedir.
 
ABD'nin geriden iteklemesiyle gerçekleşen Kerç Boğazı provokasyonunun ardından bu kez Lübnan'da yine ABD'nin İsrail üzerinden kotardığı bu provokatif operasyon, krizlerle sarsılan emperyalist-kapitalist dünya sisteminin lideri ABD'nin ne tür bir baskı-savaş-gericilik sarmalı içine yuvarlandığını gözler önüne seriyor.
 
Lübnan'da kotarılan bu provokasyonun büyük çaplı bir İsrail saldırına dönüşmesi ya da ülke içinde bir büyük çaplı çatışmaya yol açması olasılıkları ülkeye ve bölgeye sadece daha fazla yıkım ve katliam getirecektir. Bu nedenle, her iki olasılıkta da gerçekleşecek olan yıkıcı bir savaşın engellenmesi yönünde çabalar büyük bir önem kazanmaktadır. Suriye, Yemen ve Libya örnekleri gözlerimizin önündedir…
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler