191107105848-20191107-macron-nato-trump-exlarge-169.jpg

Macron, Economist dergisine, dünya savaşı ve NATO’nun çöküşü uyarısında bulundu

Fransa devlet başkanı, NATO'nun beyin ölümünü ilan etti. Bizzat Macron, anlamlı bir şekilde, gelişmekte olan şeyin NATO içindeki geçici bir münakaşa değil, uluslararası ilişkilerdeki köklü bir çöküş olduğunu vurguladı. Bu kriz, özellikle NATO'nun Ortadoğu ve Afrika genelindeki emperyalist savaş dalgasının ortasında, kapitalist devletlerin de altını oyuyordu.

13 Kasım 2019 Çarşamba
Emperyalist güçler arasında var olan ve 20. yüzyılda iki kez dünya savaşı biçiminde patlak veren inatçı çelişkiler, dünya kapitalizminin gidişatı açısından kritik önem taşıyan uluslararası ittifakların altını bir kez daha oyuyor. Fransa Devlet Başkanı Emmanuel Macron'un Britanya'da yayımlanan Economist dergisine verdiği, Amerika ile Avrupa arasındaki NATO ittifakının öleceğini ilan eden uzun ve son derece kötümser röportajın içeriğini bu oluşturuyordu.
 
Macron, önce dünya durumuna ilişkin şaşkınlığını ve ABD politikasına ilişkin hayal kırıklığını dile getiriyor ve şunları söylüyordu: “Sağduyulu olmaya çalışıyorum ama dünya genelinde neler olup bittiğine bakın. Bu, beş yıl önce düşünülemezdi. Kendimizi Brexit ile bu şekilde tüketiyoruz, Avrupa gelişen bunca güçlükle ve stratejik meselelerde bu kadar hızlı şekilde bize sırt çeviren bir Amerikalı müttefikle karşı karşıya. Bunların hiçbirinin olası olduğu düşünülmezdi.”
 
Dünya savaşı tehlikesini vurgulayan Macron, ABD'nin Ortadoğu'dan Rusya ile Çin'e ve küresel finansa kadar birçok alandaki politikasını Fransa'nın yaşamsal çıkarlarına yönelik tehditler olarak gördüğünü belirtti. Macron, Trump'ın ABD askerlerini Suriye'den çekip, Türkiye'nin, Suriye'deki NATO savaşındaki vekiller işlevi gören Kürt milislere yönelik saldırısına yeşil ışık yakmasını şiddetle eleştirdi.
 
“Gördüğümüz şeyin NATO'nun beyin ölümü olduğunu düşünüyorum” diyen Macron, NATO'nun kolektif meşru müdafaa üzerine 5. maddesinin, Fransa'yı, onun sözde NATO müttefiki Türkiye tarafından Suriye'ye ve Suriye'nin ana müttefiki Rusya'ya karşı başlatılan bir savaşa sürükleyebileceğinden kaygılandığını belirtti: “5. madde yarın ne anlama gelecek? (Suriye Devlet Başkanı) Beşar Esad yönetimi Türkiye'ye karşı saldırı yapmaya karar verirse, kendimizi askeri olarak görevlendirecek miyiz? … Stratejik ve siyasi açıdan bakıldığında, NATO için çok büyük bir sorun var.”
 
Macron, ABD'nin büyük bir nükleer silahlı güç olan Rusya'ya yönelik politikasına da saldırdı: “ABD Rusya'ya karşı ne zaman çok sert olsa, bu, idari, siyasi ve tarihsel bir histeri biçimidir.”
 
Macron, ABD'nin politikasının Rusya ile topyekun bir savaşı kışkırtabileceğini vurgulayarak, bunun yerine Moskova ile bir ittifak geliştirme çağrısı yaptı: “Eğer Avrupa'da barışı sağlamak ve Avrupa'nın stratejik özerkliğini yeniden kurmak istiyorsak, Rusya'ya yönelik tavrımızı tekrar ele almalıyız.” Macron, Fransa “herkesle konuşabilir ve böylece dünyanın bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için ilişkiler kurabilir,” diye ekledi.
 
Macron, ayrıca, “son 15 yılda, ikili bir kutuplaşma tehlikesi yaratan ve Avrupa'yı açıkça marjinalleştiren bir Çin gücünün ortaya çıktığı” uyarısında bulunarak, Rusya ve Türkiye gibi “Avrupa yakınlarındaki otoriter güçlerin dönüşüne, bir ABD-Çin ‘G2'si tehlikesi eklenmiştir,” diye belirtti. 15 milyar dolarlık sözleşmeler imzaladığı ve ABD'nin Çin'e ve Avrupa'ya karşı ticaret savaşı niteliğindeki gümrük vergilerini kınadığı Çin ziyaretinden kısa süre önce dönmüş olan Macron, Huawei konusunda “tarafsız” olduğunu söyledi. Washington, Huawei'nin, Avrupa ve dünya internet yapısını düzenlemesini engellemeye çalışıyor.
 
Macron, başlıca kapitalist devlet arasında piyasalar üzerine var olan sert mücadelelere de ışık tuttu. ABD'deki bir mali çöküşün kendisiyle birlikte Avrupa'yı da perişan etmesinden duyulan korkulara işaret eden Macron, ABD'nin ticaret savaşı politikalarına saldırarak şunları söyledi: “Avrupa, birçok tasarrufa sahip bir kıtadır. Bu tasarrufların çoğu ABD borcu satın almaya gidiyor. Yani tasarruflarımız ABD'nin geleceğini finanse ediyor ve onun kırılganlığına maruz kalıyoruz. Bu saçma.”
 
ABD'nin ticaret savaşı politikalarını kabul edilemez gördüğünü vurgulayan Macron, şunları ekledi: “Trump … NATO sorununa, bir ticaret meselesi süsü veriyor. Ona göre, [NATO] ABD'nin bir tür jeopolitik kapsam sağladığı bir plandır ancak buna karşılık özel bir ticari ilişki söz konusudur. NATO, Amerikan [malı] almak için bir sebeptir. Fakat Fransa'nın üye olduğu böyle bir ittifak değildi.”
 
Macron, defalarca, kendisinin ve başka Avrupa devlet başkanlarının, hem Trump'la olan bağların hem de Amerika ile 70 yıllık NATO ittifakının yaşayabilirliği üzerine geniş kapsamlı sonuçları çıkarıyor olduğunun altını çizdi.
 
Macron, Ortadoğu üzerine kaygıları konusunda Trump'ın “Bu sizin komşunuz, benim değil” gibi açıklamalar yaptığını belirterek şunları ekledi: “Amerika Birleşik Devletleri Başkanı bunu söyleyince, sorumlu bir şekilde davranmak için, bunu yapmak istemesek bile, ondan sonuçlar çıkaramıyor veya her durumda, düşüncelerimizi dile getirmeye başlayamıyoruz… Bazı ittifaklar ya da bazı bağların güvenilirliği kuşkulu durumda. Ortaklarımızın birçoğunun bunu gördüğüne ve olayların bu konuda ilerlemeye başladığına inanıyorum.”
 
Her ne kadar Economist Macron röportajının İngilizce çevirisini bir ödeme duvarının arkasına gizlese de, röportaj NATO yetkilileri arasında şaşkınlığa neden oldu. Berlin Duvarı'nın çöküşünün 30. yıldönümü için Avrupa'da bulunan ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Macron'u şu sözlerle yanıtladı: “NATO'nun hâlâ önemli, kritik, belki de tarihsel olarak tüm kayıtlı tarihteki en önemli, stratejik ortaklıklardan biri olduğunu düşünüyorum.”
 
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Macron'un açıklamasını “sert sözcükler” olarak adlandırdı ve şunları ekledi: “Sorunlarımız olsa ve kendimizi toparlamamız gerekse bile, bu tür kapsamlı yargıların gerekli olduğunu düşünmüyorum.”
 
Oysa Avrupa burjuvazisinin geniş kesimleri aslında Macron ile aynı fikirdedir. Almanya'da yayımlanan Der Spiegel dergisi şunları yazdı: “Fransa devlet başkanı, NATO'nun beyin ölümünü ilan etti ve buna çok büyük öfke var. Ama özünde, Macron'un çözümlemesi doğrudur.”
 
Dergi, şöyle devam ediyordu: “Beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişinin vücudu yaşıyor gibi görünüyor ama gerçekte o ölmüştür ve her türlü tedavi anlamsızdır. Fransa devlet başkanının NATO hakkında düşündüğü bu.” Der Spiegel, Merkel'in yaptığı, Macron'un NATO hakkında “kapsamlı yargı”ya vardığı eleştirisini reddederek şunları belirtti: “Gerçekte bu, NATO'nun oldukça isteksiz bir savunusu. Merkel için de, hastanın aslında kendini böyle bir durumda bulduğu açıktır.”
 
Egemen çevrelerde, 20. yüzyılda iki kez dünya savaşına giren emperyalist güçler arasındaki 70 yıllık bir ittifakın çökmesine ilişkin yürütülen tartışma, çok tehlikeli bir krize işaret etmektedir. Kapitalist sistem, insanlığı bir kez daha –bu kez nükleer silahlarla yürütülecek– bir dünya savaşıyla tehdit ediyor.
 
Bizzat Macron, anlamlı bir şekilde, gelişmekte olan şeyin NATO içindeki geçici bir münakaşa değil, uluslararası ilişkilerdeki köklü bir çöküş olduğunu vurguladı. Bu, Stalinistlerin 1991'de Sovyetler Birliği'ni dağıtmasından bu yana onlarca yıldır devam eden emperyalist savaşlarla hazırlanmıştı.
 
Dördüncü Enternasyonal'in Uluslararası Komitesi (DEUK), Sovyetler Birliği'nin tasfiye edilmesinin Marksizmin değil ama Stalinizmin ulusalcı, otarşik ve Troçkizm karşıtı ekonomik programının iflasının ürünü olduğunu açıklamıştı. Stalinist rejimler, kapitalist küreselleşme sayesinde dünya pazarının kaynaklarına doğrudan erişebilen kapitalist devletler tarafından geride bırakıldılar. 1980'lerde artan işçi sınıfı militanlığı ile karşı karşıya kalan Stalinist bürokrasi, kapitalist mülkiyeti restore etti ve emperyalizm ile sıkı bağlar kurdu.
 
Sovyetler Birliği'nin 1991'de dağıtılmasından sonra DEUK, ünlü “Tarihin Sonu”nu, Marksizmin ölümünü ve kapitalist demokrasinin nihai zaferini ilan eden Francis Fukuyama gibi burjuva propagandacılara karşı çıktı. Sovyetler Birliği'nin dağıtılması, gerçekte, kapitalizm üzerinde yükselen ulus devlet sisteminin yoğunlaşan krizinin bir dışavurumuydu. Bu kriz, özellikle NATO'nun Ortadoğu ve Afrika genelindeki emperyalist savaş dalgasının ortasında, kapitalist devletlerin de altını oyuyordu.
 
Banker Devlet Başkanı Macron, kuşkusuz, sosyalizmin yeminli bir düşmanıdır fakat bu çözümleme hükümeti içinde açıkça tartışılmıştır. O, Economist'e şunları söylüyordu: “1990'larda ve 2000'lerde Tarihin Sonu fikri etrafında geliştirilmiş ve her tarafa yayılmış bir anlayış vardı: Batı kampı kazanmıştı ve kendisini evrenselleştirecekti. Bu, bir dizi krizin bunun doğru olmadığını gösterdiği 2000'lere kadar içinde yaşadığımız tarihti.”
 
Macron, devamında şunları itiraf ediyordu: “Zaman zaman, halkın desteğini almadan değerlerimizi dayatmaya ve rejimleri değiştirmeye çalışarak hatalar yaptık. Irak'ta ve Libya'da gördüğümüz … ve belki de Suriye'de planlanıp başarısız olan şey buydu. Genel olarak söyleyecek olursam, Batılı yaklaşımın bir unsuru, belki de kader olan, iki eğilimin, dış müdahale hakkının ve yeni muhafazakarlığın çakışması nedeniyle, bu yüzyılın başından beri hatalı olmuştur. Bu ikisi, çarpıcı sonuçlarla iç içe geçti.”
 
Macron, başlıca NATO hükümetlerinin son 30 yıldaki politikalarının siyasi olarak tamamen suç oluşturduğunu itiraf ediyor. Macron ona değinmese de, Trump, Twitter'daki bir mesajında, Amerika'nın “milyonlarca insanın öldüğü” savaşlara tek başına “8 trilyon dolar” harcadığını ve bu savaşların “sahte ve artık yanlışlığı kanıtlanmış” ön kabullere dayandığını belirtmişti. Macron'a gelince; 2013'te Suriye'yi bombalama baskısı yapan Fransız hükümetinin bir bakanı olarak bu suçlara derinlemesine bulaşmıştır.
 
...Kapitalist sistem yalnızca iflas etmiş ve suçlu değildir. Onun pazarlar ve stratejik üstünlük uğruna tırmanan çatışmaları, bizzat önde gelen kapitalist politikacıların itiraf ettiği gibi, dünyayı topyekun bir çatışmanın eşiğine getiriyor.
 
Macron'un bu durumu ele alırken özetlediği gerici perspektif (yani, İslamcı terörizme karşı gizli servisler arasındaki uluslararası işbirliğinin arttırılması), pazarlar ve stratejik üstünlük uğruna emperyalistler arası esas çatışmaları çözmeyecektir. Doğrusu, Macron'un kapitalist bir temelde önerdiği çözümün çatışmaları yalnızca yoğunlaştıracağı oldukça açıktır.
 
“Stratejik ilişkiyi … güven ve güvenlik mimarisi diye adlandırdığım şeyi nasıl yeniden kuracağımızı açıkça tekrar düşünmeliyiz” diyen Macron, şunları ekliyordu: “İstihbarat kurumlarımızı birlikte çalıştıracak, tehdidine yönelik bir vizyonu paylaşacak ve tüm komşularımızda İslamcı terörizme karşı belki de daha koordine bir şekilde müdahale edeceğiz.”
 
İslamcılığı “18. yüzyıl Avrupa Aydınlanması ile inşa edilen modelimiz” ile karşılaştıran Macron, İslamcılığı, “özgür ve düşünen bireylere, kadınlar ile erkekler arasında eşitliğe ve özgürleşmeye dayanan Avrupa'nın hümanist değerlerinin en kötü düşmanı” olarak adlandırdı.
 
Bu saçmadır. Macron, Aydınlanma'nın savunucusu değil; kemer sıkma politikalarına ve toplumsal eşitsizliğe artan muhalefete karşı polis baskısının parçası olarak Fransız Devrimi'nden şikayet eden ve Fransa'nın bir krala ihtiyacı olduğunu ilan eden sağcı bir banker ve politikacıdır. Onun hazır kalıp “insani değerler” ifadelerine gelince; bu sözler, Fransız güvenlik güçleri içinde yaygın olan ve giderek artan neo-faşist İslam karşıtlığına durmadan başvurmasıyla çelişmektedir.
 
Macron'un önerdiği politika, savaş yönelimini durdurmayı değil, savaş karşıtı bir harekete karşı seferber edilecek olan devletin baskı aygıtlarını daha da güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
 
Alex Lantier
WSWS
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler