us-flag-skulls-missiles.jpg

Dünya üzerindeki gerçek büyük tehdit: Amerika

Amerika geçmişinde olduğu gibi bu gün de; Suriye'den İran'a, Venezuela'dan Rusya ve Çin'e ve en nihayetinde Kuzey Kore'ye varıncaya kadar dünyanın dört bir köşesinde insanlığın geleceğinin en büyük tehdidi olduğunu ortaya koydu. Geçmişte Japonya'ya karşı kullandığı nükleer bombalarla da bu tehtidin hangi boyutlarda olabileceğini göstermişti.

15 Ağustos 2017 Salı
İNTİZAR - Dünya kamuoyu insanlığın geleceği için gerçek tehtidin en çok nereden kaynaklandığı hususunda artık daha net bir kanaate sahip. Bu tehdit daha çok Amerika'nın izlemiş olduğu politikalardan kaynaklanıyor. Amerika ile ilgili bu algı artık daha çok kesim tarafından paylaşılıyor.
 
Amerika'nın insanlığın geleceği için oluşturduğu bu tehdit algısının dünya kamuoyundaki karşılığını Kuzey Kore ile ilgili yaşanmakta olan ve nükleer çatışmayı da içeren problem üzerinden değerlendiren, Cenk Ağcabay imzası ile sendika.org'da yayınlanan yazıyı ilginize sunuyoruz...
 
Bir kente “yıkım yağdığı” zaman…
 
6 Ağustos 1945 günü, Hiroşima'ya atom bombasının atılmasından 16 saat sonra konuşan ABD Başkanı Harry Truman yaptığı açıklamada, eğer Japonya teslim olma şartlarını kabul etmezse, “dünya üzerinde daha önce hiç görülmemiş havadan gelen bir yıkım yağmurunu bekleyebilir” demişti. 9 Ağustos 1945 günü Amerikalıların “şişman adam” adını verdikleri atom bombası yine Truman'ın emriyle Nagazaki'ye atılmış ve “havadan gelen yıkım” kentin üzerine yağmaya başlamış, bu “yağmur” 140 bin civarında insanı katletmiş, şehir çok büyük bir yıkıma uğramıştı.
 
Trump'ın geçtiğimiz günlerde Kuzey Kore'yi “önleyici bir nükleer saldırı” ile tehdit etmek için kullandığı, Kuzey Kore'nin “dünyanın daha önce görmediği ateş ve öfke”nin hedefi olacağı yönündeki sözlerinin Truman'ın sözleriyle benzerliğine son günlerde değişik mecralarda dikkat çekildi. Bu benzerliği gündeme getirenlerden Shashank Joshi, Trump'ın bu açıklamasını içinden geçilen çok hassas dönemde “rahatsız edici ve tehlikeli” buluyor. Joshi, Trump'ın sözlerinin Kuzey Kore'de “tehlikeli yankılar” yapacağını ve son derece hassas olan durumu daha da kötüleştireceğini ileri sürüyor. Son derece haklı… ABD emperyalizmi askeri tehdit, gözdağı ile dünyayı pervasızca kendi öncelikleri doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor, bu durum dünyayı son derece tehlikeli bir yer haline getiriyor…
 
 
Güney'e ABD koruması
 
Uzun yıllardır ABD'nin askeri ve politik “koruması” altında yaşayan Güney Kore yönetiminin, ABD'nin gerginliği hızla tırmadırdığı günlerde içine düştüğü içler acısı durum, ABD'nin nasıl bir dünya tasarımına sahip olduğuna ışık tutuyor. Senelerdir Asya Kaplanları adlandırmasıyla propagandası yapılan ülkelerden biri olan Güney Kore, Kore Yarımadası'ndaki olası bir savaştan en fazla etkilenecek ülkedir. En fazla kendi ülkesini etkileyecek bir savaşı tetiklemesi olası bir tırmanış karşısında Güney Kore devlet başkanı Moon geçtiğimiz hafta Trump'la bir telefon görüşmesi yaptı ve görüşmenin ardından bir basın açıklaması yayımladı. Moon açıklamasında, Kore Yarımadası'nda patlayacak yeni bir savaşı kabul edemeyeceklerini, yükselen askeri gerginliğin ya da silahlı bir çatışmanın hiçbir ülkeye yarar getirmeyeceğini vurguluyordu. Moon, ABD'nin mevcut duruma yanıtının en az kendilerinin tutumu gibi sakin ve sorumlu olacağına inandığını vurguluyordu.
 
Ancak…
 
Moon'un ardından bir açıklama yapan Moon'un sözcüsü ise, Kuzey Kore yetkilileri gibi yüksek seviyedeki Amerikan yetkililerinin de aşırı dilden kaçınmaları gerektiğini ifade ediyor, Amerikan yetkililerinin hazırlıksız ve dikkatsiz açıklamalarının durumu daha da kötüleştirdiğini dile getiriyordu. (South Korea Says U.S. Promises Coordination in Standoff With North, August 11, New York Times)
 
 
ABD'nin tutumuna Güney'den eleştiriler
 
Burada ismi verilmeden işaret edilen ABD Başkanı Trump'ın yaptığı provokatif, kışkırtıcı açıklamalardı, ama sözcünün açıklamasında en önemli öğe, Kore Yarımadası'ndaki ya da dışındaki tüm ülkelere bir diyaloğun başlaması ve barışçıl bir çözüm için katkı sunmaları çağrısı yapmasıydı. Güney Kore yönetiminin bu açıklamalarından yansıyanlar, ülkenin “askeri ve politik koruma” adı altında ABD'nin bir rehin alma operasyonunun kurbanı haline geldiğini gözler önüne seriyordu.
 
Güney Kore lideri Moon'un Ulusal Güvenlik Danışmanı Chung Eui Yang, Trump'ın Ulusal Güvenlik Danışmanı H. R. McMaster'la yaptığı telefon görüşmesinin ardından, görüşmede tarafların ülkelerinin karşılıklı güvenliği konusundaki taahhütlerine bağlılıklarını teyit ettiklerini, koordinasyonu yakından ve şeffaf olarak sürdürmek için bir kez daha söz verdiklerini ifade etti.
 
“Yakından ve şeffaf” koordinasyona yapılan bu vurgu esas olarak, Moon yönetimine karşı ülke içinde gelişen muhalefetin suçlamalarına karşılık olarak ifade edilmişti. Eleştiriler, ABD'nin geliştirdiği agresif tutumun Güney Kore için yarattığı tehlikeleri gündeme getiriyor, ABD'nin bu tutumu geliştirirken Güney Kore yönetiminin görüşünü bile almamasına dikkat çekiyordu.
 
 
ABD bombalarının yarattığı silinmez deneyim
 
Konuya ilişkin yeni bir yazısı Guardian'da yayımlanan Şikago Üniversitesi'nin Kore uzmanı Bruce Cummings, Trump'ın tehditleri sonrası yapılan Kuzey Kore açıklamasını gündeme getiriyor. Cummings bu açıklamada, ABD'nin 1950-1953 arasında Kore'de acımasız bir savaş yürüttüğünün anımsatıldığını, o dönem ülkenin bir kan ve ateş deryasına döndüğünü ancak Kuzey Kore'nin geri adım atmadığının altının çizildiğini söylüyor. (Americans once carpet-bombed North Korea. It's time to remember that past, Guardian, 13 August)
 
Cummings, ana akım Batı basınında Kuzey Kore'nin şeytanlaştırılmasına gönderme yaparak, “Kuzey Kore'de bizim gibi yaşayan ve bizim gibi ölen, yakınlarını bizim sevdiğimiz gibi seven 25 milyon insan yaşıyor” diyor. Bu insanların 1950-1953 yılları arasında ABD bombaları altında 2 milyon insanlarını kaybettiklerini ve bu silinmez deneyimin hemen her Kuzey Korelinin belleğine güçlü bir şekilde yerleştiğini ileri sürüyor.
 
 
Mesele Trump mı?
 
Cummings'e göre, Trump'ın son günlerdeki duygusuz ve kibirli provokatif tehditleri başkanlığı süresince ortaya koyduğu en sorumsuz davranışlar. Cummings, bu sorumsuzluğun 50 milyon Güney Korelinin yaşamını da riske attığını ifade ederken, Seul'de yaşayan Güney Koreli bir akademisyen olan Lee Byong Chul'un “Trump, müttefik nedir anlamıyor, bu sözleri söylerken müttefikini düşünüyor görünmüyor. Hiçbir Amerikan Başkanı askeri opsiyondan bu kadar kolay söz etmemişti” sözlerini aktarıyor. Bu sözleri aktaran Cummings, Chul'le aynı kanıda değil. 1994 yılında Pentagon'a, Kuzey Kore'ye yönelik bir “önleyici saldırı” planı hazırlatan Bill Clinton'ın da Güney Kore yönetimine  danışmadığı gibi, bu konuda onlarla konuşma gereği bile duymadığını anımsatıyor.
 
 
“Yağmur ve yıkım” bombardımanlarına rağmen
 
Cummings de yazısında Truman'ın sözleriyle Trump'ın sözleri arasındaki benzerliği vurguluyor. Cummings'e göre, Trump'ın ve danışmanlarının sürekli olarak vurguladığı ABD'nin askeri üstünlüğü Sovyetler'in yıkılışından beri tartışmasız bir gerçek, ama diyor Cummings, bu güçlü ordu geçmişte Kore Savaşı'nda, Koreli ve Çinli kaba köylülerden oluşan orduların kendisini durdurmasını engelleyemedi. Hem de, ABD Hava Kuvvetleri'nin Pyongyang'ı ve diğer Kore şehirlerini yerle bir eden üç yıl süren “yağmur ve yıkım” bombardımanlarına rağmen…
 
Cummings, Kuzey Kore şehirlerinin 2. Dünya Savaşı'nda tahrip olan Japon ve Alman şehirlerinden çok daha büyük bir yıkıma ABD bombardımanları nedeniyle maruz kaldıkları bilgisinin Amerikan devlet belgelerinde mevcut olduğu bilgisini verirken, Japon araştırmacı Minear'ın Truman'ın bombalarını “soykırım” olarak nitelediğini, Fransız sanatçı Chris Marker'ın da 1957'de gerçekleştirdiği Kuzey Kore seyahati sonrası gördüklerini Minear gibi, “bu ülkeden soykırım geçti” şeklinde ifade ettiğini bildiriyor.
 
 
Kuzey Kore'de “soykırım” belleği canlı…
 
ABD, Kore Savaşı'nda Kore halkına karşı günlük 800 ton bomba kullanmış, ABD Hava Kuvvetleri'nin Kore Savaşı'nda kullandığı bomba miktarı 2. Dünya Savaşı boyunca Pasifik operasyonlarında kullandığı toplam bomba miktarından daha yükseğe çıkmıştır.
 
Kuzey Kore halkı bugün de içi kendisini hedef alan nükleer silahlarla tıka basa dolu gemiler, denizaltılar ve uçaklarla kuşatılmış durumdadır. Trump, twitter adresinden bu nükleer silah dolu uçakların fotoğraflarını paylaşıyor ve tüm dünyaya Kuzey Kore'ye saldırmaya hazır olduklarını bildiriyor.
 
Cummings, 1958 ile 1990 arasından ABD'nin Kuzey Kore'yi yüzlerce nükleer silahla kuşattığını, Kuzey Kore Ordusu'nun bu tehditler nedeniyle senelerdir teyakkuzda olduğunu, nükleer bomba taşıma kapasitesine sahip B1-B uçaklarının Guam'dan Güney Kore'ye Trump döneminde değil Obama döneminde aktarıldığını, bunun sabit bir uygulama olduğu bilgisini veriyor.
 
 
Çin'e baskı
 
ABD yönetiminin Kuzey Kore'nin nükleer silah meselesi üzerinden Çin'e uyguladığı baskı ilk sonucunu verdi ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin (BMGK) son yaptırım kararına uygun şekilde, Kuzey Kore'den demir, kömür ve kurşun ile deniz ürünleri ithalatını yasaklandığını açıkladı.
 
Ancak…
 
13 Ağustos'ta ABD basınına düşen haberlerde, ABD yönetiminin Çin'e ticari meseleler üzerinden de baskıyı arttırmaya yönelik hazırlıklar yaptığı bildiriliyordu. ABD yönetiminin, Çin'i fikri mülkiyet hakları ihlalleri, ticari sırların çalınmasını engelleme konusundaki  yetersizlik konusunda suçlama yönünde araştırma yaptığı ve bu konularda misilleme tedbirlerini tartıştığı ifade ediliyordu.
 
ABD'nin böylesi bir hamlesinin sert bir “ticaret savaşı”nı tetikleme olasılığının çok yüksek olduğu Global Times sayfalarında çeşitli Çinli uzmanlar tarafından dile getirildi.
 
Çin Dışişleri Bakanı sözcüsü Hua Chunying'de 14 Ağustos'ta yaptığı açıklamalarda sözü edilen haberler hakkında Çin yönetiminin görüşlerini ifade etti. Chunying, Çin ABD ilişkilerinin karşılıklı saygı ve karşılıklı çıkar ve endişelerin dikkate alınması zorunluluğu temeline dayanması gerektiğini vurgulamak zorunda olduğunu söyledi. Çin'in ticari pratikleri hakkında bir araştırma yapılması girişimi hakkındaki spekülasyon ve Kuzey Kore'nin nükleer silah meselesinin ayrı konular olduğunun altını çizen Chunying, bu konulardan birini diğeri üzerine basınç yapmak için kullanmanın uygun olmadığını söyledi. Chunying, bu konularda Çin ABD işbirliğini geliştirmenin önemini vurguladı. Sözü edilen “ticaret savaşı”nın kazananının olmayacağını ifade eden Chunying, Dünya Ticaret Örgütü kurallarının uygulanmasının önemine dikkat çekti. (Chinese Foreign Ministry: No future in trade war with US, August 14)
 
 
“Kore Yarımadası'nda savaş yaşanmamalı”
 
Trump konuya ilişkin yeni açıklamasında, Amerika'nın fikri mülkiyet haklarının korunmasının önemini gündeme getirdi ve Çin şirketlerini teknoloji ve işleri çalmakla suçladı. Çin'in Kuzey Kore meselesinde attığı geri adım işe yaramamış, ABD yönetimini daha da cesaretlendirmiş, bu kez baskıyı Çin'in ticaret pratikleri konusu üzerinde yoğunlaştırmaya sevk etmişti.
 
Çin'in ticari pratiklerine yönelik araştırmanın yaklaşık bir yıllık bir zaman dilimine yayılacağı kabul ediliyor. ABD Genelkurmay Başkanı Dunford 13 Ağustos'ta Güney Kore'yi ziyaret etti. Devlet Başkanı Moon ile görüştü. Görüşme sonrası Dunford adına yapılan açıklamada, Kore Yarımadası'nın nükleer silahsızlanmasının önemi vurgulanırken, Kuzey Kore üzerinde yoğunlaştırılan diplomatik ve ekonomik basıncın bu amaca hizmet ettiği ifade edildi.
 
Dunford'la olan görüşmesinden hemen önce bir açıklama yapan Moon'un barış söylemindeki keskinliğe New York Times'ta dikkat çekiyordu. Moon, “Ulusal çıkarımız barıştır ve Kore Yarımadası'nda herhangi bir savaş kesinlikle tekrar yaşanmamalıdır” diyor, daha önce bir kabine toplantısından yaptığı konuşmadan şu parçayı aktarıyordu: “Bedeli her ne olursa olsun, Kuzey Kore nükleer sorunu barışçıl bir tarzda çözülmek zorundadır.”
 
Moon'un bu ısrarlı barışçıl bir çözüm arayışının önündeki asıl engel kim acaba?
 
 
Kışkırtıcı tatbikat
 
21 Ağustos'ta Güney Kore ve ABD Silahlı Kuvvetleri'nin Kore Yarımadası'nda gerçekleştirecekleri oldukça geniş kapsamlı ve büyük bir askeri tatbikat başlıyor. Çin Komünist Partisi'nin yayın organı Peoples Daily'nin 14 Ağustos'taki editorya yazısında, yapılacak bu tatbikatın mevcut gergin durumu daha da kötüleştireceği uyarısı yapıldı. Gazetedeki editorya yazılarının, Çin'in resmi görüşünü yansıttığı kabul ediliyor. Editorya yazısında, Kuzey Kore'nin açıklamalarındaki savaşçı yaklaşım eleştirilirken, ABD açıklamalarının da bundan geri kalmadığı dile getiriliyordu. Yapılacak tatbikatın Kuzey Kore için yeni bir kışkırtma anlamına geleceğinin vurgulandığı yazıda, bu tatbikatın yeni bir kıyasıya karşı karşıya gelişi tetikleyebileceği öngörülüyor, taraflara çok dikkatli sözler ve eylemler çağrısı yapılıyordu.
 
Beş gün önce, Çin Dışişleri Bakanlığı, ABD donanmasına ait bir destroyerin Çin'in kara sularını ihlal ettiğini ve güvenliğini tehlikeliye attığını açıkladı. Çin'in açıklamasında, Güney Çin Denizi'ndeki adalara yaklaşan ABD savaş gemisi USS John S. McCain'in Çin kanunlarını ve uluslararası yasaları çiğnemenin yanı sıra, Çin'in egemenlik ve güvenliğine ciddi şekilde zarar verdiği, Çin'in, bu durumdan fazlasıyla hoşnutsuz olduğu ve konuyu ABD tarafıyla görüşeceği bildiriliyordu…
 
 
Ortadoğu'dan Latin Amerika'ya…
 
ABD Ordusu ve mütefikleri Rusya sınırlarındaki provokatif askeri faaliyetlerini hız kesmeden sürdürmeye, Rusya'yı sürekli olarak tehdit etmeye devam ediyor. ABD yönetimi etrafına topladığı  Körfez Kralları ile birlikte Ortadoğu'da İran'ı savaşla tehdit ediyor. ABD yönetimi, ülkesinin en tanınmış gazetecilerinin ortaya koyduğu gibi sahte “kimyasal saldırı” gerekçesine dayanarak Suriye'nin askeri üslerine saldırı düzenliyor. Suriye'nin bir kısmında yeni bir işgal projesini geliştiriyor.
 
Bugün Venezüella'da binlerce kişi, ABD Başkanı Donald Trump'ın, ülkedeki siyasi krizin çözümü konusunda askeri müdahaleyi bir seçenek olarak öne süren yorumlarına tepki olarak sokaklardaydı. Amerikan yönetiminin hedef aldığı ve askeri müdahaleyle tehdit ettiği bir başka ülke olan Venezüella'da halk ABD yönetimine açık ve net bir yanıt verdi.
 
Sanırız tüm bu olaylar dünya üzerindeki gerçek büyük tehdidin kim ve ne olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Japonya'yı atom bombalarıyla vurma emrini veren Truman'a, ABD'nin en önemli özelliğinin ne olduğu sorulduğunda, Truman, bunun savaştığı ve yendiği ülkelerle yeniden müttefik olmayı başarması olduğunu söylemiş ve bunun çok muhteşem bir özellik olduğunu dile getirmişti.
 
Truman, atom bombalarıyla vurduğu Japonya'nın, şehirlerini bombaladığı Almanya'nın savaş sonrasında ABD'yle kurdukları köleleştirici bağımlılık ilişkisinin ABD açısından muhteşemliğine işaret ediyordu. Bu “muhteşem” ilişkiyi kuramadıkları, köleleştiremedikleri Kuzey Kore türü ülkeler de var oldu. Bugün “nükleer kriz” biçimini almış çatışmanın 1953'ten bu yana süregelen özü işte bu “muhteşem” ilişkinin Kuzey Kore ile bir türlü kurulamaması ve Amerikan emperyalizminin bu ilişkiyi kurma ısrarıdır…
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler