Untitled-15.png

İsrail’in tehlikeli savaş “oyun”ları

İsrail'in Suriye'ye yönelik pervasız saldırıları esas olarak İran'ı büyük bir savaşın içine çekmeye dönüktür. İran bu adımı attığı takdirde, ABD'nin kendini korumak için müdahale edeceğini, Ortadoğu'nun tüm işbirlikçilerinin de kendi arkasına dizileceğini İsrail iyi bilmektedir. Pervasızlığının sebebi bu ve bu nedenle Suriye Savaşı'nın en kritik günlerinden geçildiğini söylemek mümkündür.

9 Eylül 2017 Cumartesi
İngiltere'nin deneyimli Ortadoğu uzmanı gazeteci Robert Fisk'in, Suriye Savaşı'nın bitmekte ve savaşın kazananının Esad olduğunu ve Batı'nın bunu kabul etmesi gerektiğini belirttiği yazısının Independent'in internet sitesinde yer almasından kısa bir süre sonra, İsrail'in Suriye Ordusu'nu hedef alan yeni bir hava saldırısı düzenlediği haberi düştü. (The West might hardly believe it, but it now seems the Syrian war is ending – and Assad is the victor, Sep, 7, İndependent)
 
Fisk yazısının sonunda, sürekli olarak Esad'ın kendileri açısından IŞİD'den daha büyük bir tehlike oluşturduğunu  ifade eden aşırı sağcı İsrail yöneticilerine bu sözlerini yeniden düşünmelerini tavsiye ediyor ve “eğer kuzey sınırlarını gerçekten güvenli kılmak istiyorlarsa, onların bunu konuşmak zorunda kalacakları kişi muhtemelen Esad olacak” diyordu.
 
İşte Fisk'in bu satırları bilgisayar ekranlarında henüz yeni belirmişti ki, İsrail'in Suriye'ye düzenlediği yeni saldırı haberi düştü. İsrail, Hama kırsalında bulunan Masraf yakınlarında Suriye Ordusu'na ait bir askeri alanı vurmuştu. Suriye Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, İsrail savaş uçaklarının saldırıyı Lübnan hava sahasını kullanarak gerçekleştirdiği, saldırıda iki askerin öldüğü ve maddi hasar meydana geldiği belirtiliyordu.
 
 
Yalan, demagoji, manipülasyon
 
İsrail saldırısının, Suriye Ordusu'nun Deyrizor kuşatmasını kırmasının hemen ardından gelmesi, İsrail'in Ortadoğu'da cihatçı güçlerle olan stratejik ortaklığı dikkate alındığında şaşırtıcı değildi. Fisk'in de yazısında belirttiği gibi; Deyrizor'da IŞİD'in askeri pozisyonunu önemli ölçüde güçlendiren Suriye Ordusu birimlerine yönelik bir başka hava saldırısı da geçtiğimiz eylül ayında  ABD Hava Kuvvetleri ve müttefikleri tarafından düzenlenmişti. Bu saldırı sonrası, bir Suriye Savaşı klasiği tekrar yaşanmış, ABD yetkilileri yaptıkları açıklamada, bu saldırının bir yanlışlık sonucu gerçekleştiğini ifade etmişlerdi. Fisk'in de belirttiği gibi, bu açıklamaya da tabii kimse inanmamıştı ama zaten Suriye'de yaşanan bütünüyle yalan, demagoji ve manipülasyon üzerine oturtulan kuralsız bir emperyalist saldırganlıktı.
 
İngiltere'nin liberal Guardian gazetesinin yeni İsrail saldırısıyla ilgili haberinin girişinde, “İsrail jetlerinin, ülkenin Kuzey-Batısında bulunan Beşar Esad'ın kimyasal silah programıyla ilişkili olduğuna inanılan bir devlet tesisini bombaladığı iddia edildi” denilmişti, haberin ilerleyen kısımlarında bombalanan tesisin kimyasal silah programıyla ilişkili olduğu bilgisinin “Batılı istihbarat kaynaklarının raporlarından edinilen bir bilgi” olduğu ifade ediliyordu. (Israel reported to have bombed Syrian chemical weapons facility, Guardian,  Sep 7)
 
Financial Times da haberinde, vurulan tesisin kimyasal silah programıyla ilişkili olduğunu iddia ediyordu ve o da haberini “Batılı istihbarat raporlarına” dayandırdığını belirtmişti. (Syria accuses Israel of bombing military facility, Sep 7) Batı kamuoyunun kendi istihbarat ve güvenlik örgütlerine duydukları sonsuz güven nedeniyle, bu tip haberlerde sürekli bu örgütlerin raporlarına dayanmaları son derece yaygın bir uygulama.
 
New York Times'ın haberinde ise, vurulan binanın Suriye yönetimine bağlı Bilimsel Çalışmalar ve Araştırma Merkezi'nin bir şubesi olduğu ve bu kurumun Amerikan istihbarat örgütleri tarafından kimyasal silah üretmekle suçlandığı ifade ediliyordu. (Syria Says Israel Bombed a Military Base, Sep 7)
 
Haberlerin tümünde, saldırının, Suriye Ordusu'nun Birleşmiş Milletler Komisyonu tarafından kimyasal silah kullanmakla suçlanmasından bir gün sonraya denk gelmesine dikkat çekiliyordu. Vurulan noktanın Esad'ın kimyasal silah üretim programıyla ilişkili bir bina olduğu tüm haberlerin ortak vurgusuydu ve tüm haberlerde kaynak olarak Batı istihbarat örgütlerinin raporları kullanılmıştı.
 
 
“Batılı istihbarat örgütleri aracılığıyla…”
 
Şimdi Batı'nın bu “saygın” yayın organlarının kullandıkları “Batı istihbarat örgütlerinin” sağlam kaynaklarına bu haber bağlamında biraz yakından bakalım…
 
Tarih 30 Mayıs 2010.
 
30 Mayıs 2010 tarihli Haaretz gazetesinde Avi Scharf soruyordu, “Esad arka bahçesinde ne saklıyor?”
 
Scharf  haberinde sorusunu yanıtlıyordu: “Esad arka bahçesinde, Saddam'ın, Amerikan işgali başlamadan önce Suriye'ye transfer ettiği kimyasal ve biyolojik silahları saklıyor”du. (What Is Assad Hiding in His Backyard?)
 
Scharf'ın haberinde kullandığı materyaller uydudan çekilmiş bir yerleşkeye ait birkaç fotoğraf ve ünlü bir Suriyeli “insan hakları savunucusu” ve gazeteci olan Nizar Nayuf'un yıllar öncesine dayanan iddiaları idi.
 
Nizar Nayuf, Suriye'de hapishanede kaldıktan sonra 2001'de siyasi ilticacı olarak Fransa'ya yerleşmişti. Nayuf 2004 yılında Hollanda gazetesi De Telegraaf'a yaptığı açıklamalarda, Irak diktatörü Saddam'ın kimyasal ve biyolojik silahlarını diktatör Esad'a transfer ettiğini söylemiş, bu silahların 3 noktaya taşındığını ve bunlardan birisinin Masraf'a bir kilometre uzaklıktaki Bayda olduğunu dile getirmişti. Aynı iddialar o dönem İsrail Başbakanı olan Ariel Şaron tarafından da gündeme getirilmişti. (What Is Assad Hiding in His Backyard?, Haaretz 30 May 2010)
 
2001 yılında siyasi ilticacı olarak Fransa'ya yerleşen bir “rejim muhalifi”nin 2004 yılında ülkesinde gizlenen kimyasal ve biyolojik silahlara dair işte bu iddiaları, Scharf'ın 2010'daki haberinin de, ana akım Batı basınının da dayandığı temel kaynaktır. 2001 yılında ülkesini terk eden birisine, ülkesinde  birkaç yıl sonra yaşanacak çok gizli hadiselere ait bu tip bilgiler nasıl ulaşır? Hiç kuşku yok ki “Batılı istihbarat örgütleri aracılığıyla…” New York Times'ın haberinde de, geçtiğimiz Mayıs ayında BBC News'in bir haberinde vurulan tesisin Esad'ın kimyasal silah ürettiği üç noktadan birisi olduğunun gündeme getirildiği vurgulanıyor. Haberlerin tümü, 13 yıl önceki istihbarat örgütü iddialarına dayanıyor.
 
“Batılı istihbarat örgütleri”, hem saldırılara temel oluşturan iddiaların temel kaynağıdır, hem de bu saldırıları düzenleyen temel odakların asli unsurlarıdır… Ne güzel değil mi? Zaten bu Esad öyle pervasız bir adamdır ya da bu Araplar öyle aptaldır ki, Batılı istihbarat örgütlerinin 13 senedir sürekli hedef gösterdikleri aynı tesiste kimyasal silah üretmeyi sürdürmektedir…
 
Artık inanırsanız, ama ne yazık ki, Batı'nın merkezlerinde her sabah düzenli olarak bu “güvenilir” gazeteleri okuyup, okuduklarına inanan ve kendi istihbarat örgütlerine güvenen epey insan var…
 
 
İsrail rahatsızlığı
 
Yeni düşen haberlere göre, İsrail, Suriye'de Masyaf beldesi yakınlarındaki üssü vurduğunu doğruladı. İsrail'in Kanal10 televizyonuna konuşan Savunma Bakanı Avigdor Liberman, “Hama'da gelişmiş füze üretim üssü hedef alındı. Biz macera peşinde değiliz, ancak güvenliğimiz için her şeyi yaparız ve kendimizi savunmak için her zaman hazırız. Tahran'dan Şam'a uzanan bir Şii koridoruna izin vermeyeceğiz” dedi.
 
İsrail'in “her şeyi yapacağını” biliyoruz, bu saldırıdan birkaç gün önce Netanyahu, “tüm dünya biliyor söylediğimizi yaparız, yapmak için bugüne kadar kimseye sormadık, bundan sonra da kimseye sormayız” demişti ve bu yeni saldırıyı düzenledi. İsrail'in ABD'ye sormadan bölgede herhangi bir girişimde bulunamayacağı biliniyor, bu saldırı, muhtemelen ABD yönetiminden alınan bir onay sonucunda gerçekleşti.
 
İsrail'in bu pervasız saldırısı tam da Suriye Savaşı'nı Suriye yönetiminin kazandığının neredeyse tüm taraflar tarafından kabul edilmeye başlanıldığı günlere denk geliyor. İsrail bu saldırıyla, savaşa doğrudan müdahil olacağını tüm dünyaya gösterirken, Suriye yönetimi ve müttefiklerine sert bir tehdit yöneltiyor. Suriye Savaşı'nda şu an ortaya çıkmış sonucu asla kabul etmeyeceğini en açık biçimde deklare ediyor. İsrail Ordusu birkaç gündür son 20 yılın en büyük askeri tatbikatını gerçekleştiriyor, tatbikatta yok etmek için çalışılan gücün Hizbullah olduğunu, tatbikatı yöneten İsrailli komutanlar basına açıkça anlatıyor. (Israel Dare Not Allow Hezbollah To Strike First, Haaretz, 7 Sep)
 
İsrail'in, Hizbullah'ın son yıllarda kazandığı geniş alan ve geliştirdiği inisiyatiften rahatsızlığı bir sır değil, ancak bu son saldırı, Suriye'ye yönelik İsrail saldırganlığında yeni bir aşamaya işaret ediyor. İsrail'in vurduğu noktanın Hizbullah'ın Lübnan'a taşıdığı iddia edilen silahlarla bir ilgisi yok. Bu saldırı, doğrudan Suriye'ye yönelik yeni bir savaş başlatma girişimidir.
 
 
Vekilleri yenildiğinde
 
İsrail'in bu süreçte yaşadığı en büyük problem, Ortadoğu'da kendi varlığının temel garantisi olarak gördüğü ve -başlangıçta gerçekten de müthiş bir başarı olarak görünen- Cihatçılar üzerinden vekalet savaşı başarısızlığa uğradığında, durumun kendisi açısından büyük bir tehdide dönüşmesidir. Suriye'de yaşanmakta olan durum, bunun en açık ifadesi haline gelmiştir. İsrail'in “vekilleri” yenildiğinde, doğal olarak onun en büyük düşmanları kazanmış olmaktadır. Bunun anlamı, İsrail'in düşmanlarının daha büyük moral, geniş savaş deneyimi, daha gelişmiş silahlar, daha geniş bölgesel yayılım, ortak bir komuta merkezi kazanmış olmalarıdır.
 
Hizbullah, Lübnan'da tecrit edilememiş, tersine İsrail'in Cihatçı ortaklarını Lübnan Ordusu'yla birlikte temizleyen temel güç olarak sivrilmiştir. Lübnan'a dökülen milyarlarca dolar sadece Hizbullah'ın inisiyatif ve nüfuzunu daha geniş alanlara yayması sonucunu doğurmuştur. ABD'nin bu durumdan son derece rahatsız olduğu biliniyor. Amos Harel, son saldırıyla ilgili yazısında vurulan alanın Suriye rejiminin silah üretiminde önemli bir nokta olarak bilindiğini vurguluyor. Ona göre de, bu saldırının mesajı çok açık ve güçlü. Mesaj tüm taraflara: İsrail, Suriye'de oluşan durumu kabul etmiyor ve etmeyecek… (Trump and Putin Are the Real Targets of Israel's Alleged Strike in Syria, Haaretz, Sep 7)
 
Zvi Barel, bu saldırı öncesi  İsrail'in ABD'den onay aldığı kanısında ve eğer bu noktada kimyasal silah üretiliyorsa ve bunu İsrail biliyorsa, Amerika ve Rusya'nın bilmeme ihtimali yoktur diyor. Barel bu saldırının, İsrail'in Suriye Savaşı'na daha geniş katılımının bir işareti olarak kabul edilebileceğini düşünüyor; ancak Barel böylesi bir katılımın İran'ın Suriye'deki varlığını ve etkinliğini daha fazla meşrulaştırmasına yol açacağı kanaaatinde. (If Israel Did Strike Syrian Arms Facility, It May Have Shot Itself in the Foot, Haaretz, Sep 8)
 
İsrail'in Suriye'ye yönelik pervasız saldırıları esas olarak İran'ı büyük bir savaşın içine çekmeye dönüktür. İran bu adımı attığı takdirde, ABD'nin kendini korumak için müdahale edeceğini, Ortadoğu'nun tüm işbirlikçilerinin de kendi arkasına dizileceğini İsrail iyi bilmektedir. Pervasızlığının ardında bu gerçeklik yatmaktadır ve bu nedenle Suriye Savaşı'nın en kritik günlerinden geçildiğini söylemek mümkündür.
 
 
Cenk Ağcabay
sendika.org
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler