C_2_articolo_3100644_upiImagepp.jpg

İsrail'in penceresinden nükleer anlaşma meselesi

Amerika, P5+1 ile İran arasında gerçekleştirilen nükleer anlaşmadan çekilme kararını açıklamaktan çekiniyor mu yoksa, bu konudaki tavrını zamana yayarak kendisi için daha verimli bir çekilme stratejisi mi hazırlıyor? Böylece anlaşmadan çekilme kararına şu an karşı olan Batılı bir takım ülkelerin de desteğini temin ederek İran'ı daha kapsamlı bir ambargo sürecine sürüklemenin hesabı mı yapılıyor?

14 Ekim 2017 Cumartesi

İNTİZAR - Amerika'da Barack H. Obama hükumeti döneminde P5+1 ile İran arasında gerçekleştirilen nükleer anlaşma ile ilgili olarak, en başından beri bu anlaşmaya karşı olduğunu söyleyen Donald Trump'ın beklenmedik şekilde seçimi kazanarak Başkanlığa gelmesi ile birlikte çekilme yönünde ortaya koyduğu tavır cuma günü yaptığı açıklama ile bir kez daha gündeme geldi. Direk bir çekilme kararı açıklanmamış olsa da, bu yönde ortaya çıkabilecek gelişmelerin önünü açacak bir yaklaşım ortaya konulmuş oldu. 

Donald Turum'ın aslında hemen bir anlaşmadan çekilme kararı almayı planladığı, bu yönde bir açıklama yapmayı arzuladığı ortada. Fakat böylesi bir kararın hemen alınarak ilanı ile birlikte İran'ın uluslararası destek bulma imkanı bulunması daha temkinli bir strateji planlaması içerisinde olunduğunun bir işareti sayılabilir. 

Bu çerçevede İsrail'in istihbarat başkanlığı görevinde bulunmuş Amos Yadlin'in söz konusu mesele hakkında Think Tank Gözcüsü'nün tercüme ederek yayınladığı değerlendirmelerinde ne denli ihtiyat ile bu meselede mesafe katedilmesi gerektiğine dair yaklaşımları dikkat çekici...

Ayrıca yazıda İran İslam Cumhuriyeti ile ilgili değerlendirmeleri de tersinden okuduğumuzda, Amerika ve İsrail'de İslami İran'ın gücü ile ilgili olarak nasıl bir algının olduğu da tespit edilebiliyor.  

Özellikle Amerika ve İsrail'in İslami İran ile ilgili olarak, İslami İran karşısında iki ayrı devlet değil de, sanki aynı yapının bir unsuru gibi bir tavır, bir bakış içerisinde olmaları da oldukça diğer bir dikkat çekici unsur olarak karşısımıza çıkıyor. Bu tarvrın, Amerika ve İsrail için esaslı düşmanın kim olduğu sorusunun cevabına da ışık tuttuğu ortada...

En nihayetinde İran ile yapılan nükleer anlaşmaya mecbur kalınmış olması bir tarafa, böylesi bir anlaşmadan bu kez kurtulmaya çalışmaları veya en azından anlaşma karşısındaki pasif konumlarını değiştirip aktif bir pozisyona geçmek için hesap içerisinde olmaları da ayrıca inisiyatifin eskisi gibi hegemon güçlerin elinde olmadığını ortaya koyması açısında önemli.

Amerika ve İsrail cephesinin P4+1 üyeleri ile İran arasında gerçekleştirilen nükleer anlaşma karşısında nasıl bir starteji geliştirmeleri gerektiği hususunda yaklaşımlar öneren İsrail istihbarat başkanlığı görevinde bulunmuş olan Amos Yadlin'in söz konusu yazısını bu çerçevede ilginize sunuyoruz... 

 

İran'la olan nükleer anlaşmadan çekilmeden önce alternatif bir strateji hazırlamak
 
15 Ekim 2017'de Başkan Donald Trump, İran ve dünya güçleri arasında Temmuz 2015'te imzalanan nükleer anlaşmaya ilişkin iki temel soruya cevap vermek zorunda: İran taahhütlerini yerine getiriyor mu? Ve anlaşma Amerikan ulusal güvenlik çıkarlarına hizmet ediyor mu? Bu sorulardan birine verilecek olan “hayır” cevabı, İran ve İran'la ticari faaliyette bulunan şirketlere karşı yaptırımların bazılarının veya tamamının yeniden uygulanması hususunda Kongre'de bir tartışma başlatacak. Savunma Bakanı James Mattis yakın bir zamanda anlaşmayı sürdürmenin Amerikan çıkarına olduğunu belirtmiş ve Genel Kurmay Başkanı Joseph Dunford İran'ın anlaşmayı ihlal etmediğini doğrulamışken, Başkan tekrar tekrar JCPOA'nın kötü bir anlaşma olduğunu ve bu anlaşmadan çekilmek istediğini ya da en azından yeniden müzakereye açılmasını istediğini belirtti. Başbakan Benyamin Netenyahu da anlaşmanın yürürlükten kaldırılması veya ıslah edilmesi çağrısında bulundu.
 
 JCPOA geçekten de sorunlarla doludur ve uzun vadede ABD ve İsrail için stratejik riskler içermektedir. Ancak aynı zamanda, Birleşik Devletler'in anlaşmadan çekilmesinin risksiz olacağını düşünmek de hatalı olacaktır. Sorumlu liderlik çekilmeyi takiben baş gösterebilecek gerçekçi senaryoları incelemeli ve bunları anlaşmayı olduğu gibi bırakma seçeneği karşısında değerlendirmelidir. Bu analiz üç soruya odaklanmalıdır: İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemek için daha iyi bir seçenek var mıdır? Eğer cevap evet ise anlaşma nasıl iptal edilmelidir ya da en azından nasıl düzeltilmelidir? Ve bunu yapmak için doğru vakit ne zamandır?
 
“İyi bir anlaşma” başlıca iki alternatif seçeneğe; İran'ın nükleer bombasına ya da İran'ı bombalamaya tercih edilebilir olmalıdır. Bu iki seçenek çok yüksek maliyete sahiptir, bu yüzden İran'ı nükleer bomba üretmesini engelleyecek diğer bütün seçenekler tükeninceye kadar “bomba ya da bombala” ikileminden kaçınılmalıdır. (TGG: Bomba derken İran'ın nükleer silaha ulaşmasını kastediliyor. Bombala ise İran'a önleyici saldırı düzenlenmesi anlamında kullanılıyor.) JCPOA'yı destekleyenler anlaşmanın diğer tüm alternatiflere tercih edilebilir olduğunu savunuyorlar çünkü İran'ın nükleer programını bir yıllık eşiğe çekiyor (nükleer silahlar için gerekli fisil maddeyi üretmek için gerekli zaman) ve programı 10-15 yıl boyunca ciddi kısıtlamalara tabi tutuyor. Anlaşmaya karşı çıkanlar ise, gerçekte anlaşmanın İran'ın yalnızca bombasının olmadığı bir nükleer eşiğe ulaşması için önünü açtığını, anlaşmanın ikinci on yılında ise İran'ın bu nükleer eşiği aşmasını engelleyecek bir yolun bulunmadığını savunuyorlar. Dolayısıyla anlaşma “İran'ın nükleer bombası” ihtimaline yol açıyor. Nükleer silah elde etmek için 20 yıl boyunca sorunlu anlaşmaları istismar eden Kuzey Kore örneği bu argümanı güçlendiriyor. Anlaşmaya muhalefet edenler ayrıca yaptırımların kalkmasıyla İran'ın elde ettiği ek finansal kaynağa ve bunun da İran'ın Ortadoğu istikrarını baltalayan yıkıcı faaliyetleri fonlarken balistik füze ve gelişmiş hava savunmasına ağırlık vererek konvansiyonel askeri güç inşa etmesine imkan sağlaması gibi anlaşma kapsamında olmayan konulara dikkat çekiyorlar.
 
Anlaşmanın taraftarları ve muhalifleri sadece tarafgir analizler ortaya koyuyorlar. Anlaşma, İran'ın ihlal etmemesi şartıyla, kısa vadede (gelecek 5-8 yıl) “bomba ya da bombala” ikilemine tercih edilebilecek stratejik bir gerçeklik yaratıyor. Oradan sonra ise İran'ın kendisini nükleer eşiğe (TGG: bomba yapımına) getirebileceği daha tehlikeli bir gerçekliğin yaratılmasına olanak sağlıyor. Bu yüzden anlaşmayı yeniden müzakereye açmak veya anlaşmadan çekilmek için doğru zaman bugün değil; İran'ın nükleer programındaki kısıtlamaların kalkmasından kısa bir süre önceki dönemdir (2023-2025). O zamana kadar, odaklanması gerekilen şey İran'ın nükleer programının kapsamlı ve İran'ı bunaltacak şekilde denetlenmesidir. İran mutlaka nükleer silaha ulaşma kapasitesinden en azından bir yıl uzakta kalmalıdır. Buna ek olarak İran'ın Amerika ve İsrail'in çıkarlarına zarar veren; uzun menzilli balistik füze programı, terör örgütlerine destek verme ve bölgedeki diğer yıkıcı faaliyetleri gibi JCPOA tarafından kapsanmayan eylemlerine mani olunmalıdır. Önümüzdeki yıllarda, anlaşma alternatifleri üzerindeki avantajını kademeli olarak kaybedecektir. O noktada anlaşma mutlaka yenisiyle değiştirilmeli veya iptal edilmelidir, ancak bu duruma diplomatik ve askeri hazırlıklar yapılmaksızın ulaşmamak gerekiyor.
 
Görünen o ki Başkan Trump kısa vadede de mevcut anlaşmadan daha iyi bir seçenek olduğunu hesap ediyor. Son günlerde söylenenlere bakılırsa onun anlaşmadan çekilme niyeti yok, ama İran'ın anlaşmayı gözettiği veya anlaşmanın Amerikan çıkarlarına hizmet ettiğini üçüncü kez onaylamayacak da. Başkan göründüğü kadarıyla İran'ın anlaşmayı ihlal ettiğini beyan etmek ve Kongre'de yaptırımların yeniden uygulanması tartışması başlatmak niyetinde. Kongre 60 gün içinde yaptırımları yeniden uygulamaya karar verebilir ve sonuçta anlaşmayı feshedebilir. Diğer bir seçenek yaptırımların geri gelmesi değil ama tartışmanın devam etmesi. Yani, yaptırımların hızlıca geri gelmesi tehdidiyle birlikte anlaşma çerçevesini sürdürmek. Bu seçenek anlaşmayı değiştirmek ve böylelikle zayıf noktalarının üstesinden gelmek için İran'a baskı yapan bir Amerikan girişimine katkı sunacaktır. Anlaşmanın zayıf noktaları ise şunlardır; devam eden İran araştırmaları ve uranyum zenginleştirme kabiliyetini ilerleten ve bombaya ulaşma süresini kısaltan geliştirme çabaları, İran'ın ilan edilen ve edilmeyen askeri bölgelerinin denetiminin gevşek oluşu ve nükleer program üzerindeki ana kısıtlamalara ilişkin sona erme hükümleri. Teorik olarak, bu seçenek hem Amerikan hem de İsrail çıkarlarına hizmet eder, ancak bu değişiklikleri kabul etmesi için İran'ın üzerinde eşi benzeri görülmemiş bir baskı olması gerekmektedir.
 
Doğrusu, İran, Obama yönetimi dönemindeki görüşmelerde böyle hükümleri kabul etmedi ve Birleşik Devletler dışında hiçbir ülke İran'ın anlaşmayı ya da “anlaşmanın ruhunu” gözetmediğini kabul etmezken öyle büyük bir baskının oluşmasını görmek kolay değildir. Birleşik Krallık, Fransa ve Almanya'yı yani anlaşmaya taraf olan Avrupalı ortakları kapsayan, ABD'nin başını çektiği kararlı bir koalisyon kesin ve açık bir biçimde ortaya konmadığı sürece, İran üzerindeki baskı 2012-2015 müzakereleri döneminde olandan daha da zayıf olacaktır. Koalisyon etkili baskıyı sağlamak adına, İran'la yoğun ticaret gerçekleştiren diğer ülkelerle de (Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi) koordinasyon halinde hareket etmelidir. Dahası, yaptırımları geri getirmek için yasa geçirmenin bir riski bulunuyor, Başkan politikasını Senato ve Temsilciler meclisi ile koordine etmeli ve onların kendisinin politikasını izlediğinden emin olmalıdır. Anlaşmayı iptal etmek ya da yanlış bir şekilde yanlış zamanda değiştirmeye çalışmak; İran'ın nükleer bombaya giden asfalt serilmiş bir yolla birlikte anlaşmanın kısıtlamalarından beri olacağı, Washington'ın izole olarak bunu önleyecek meşruiyetten yoksun olacağı bir duruma yol açabilir. Bu tehlikeli gerçeklik “bomba-bombala” ikilemini güçlendirecektir.
 
Anlaşmanın ıslah edilmesi aslında, ancak İran'a önerilen kısıtlamaları kabul etmesi için baskı oluşturacak uluslararası koşulların tesis edilmesinin ardından, orta ve uzun vadede elde edilmesi gereken bir seçenektir. Anlaşmadan çekilmeye karar verir veya alternatif olarak nükleer bombaya doğruya hızlanır diye İran'a karşı harekete geçmek mümkün olmalıdır. Bu maksatla, Avrupa ve Asya'daki müttefikleriyle anlaşmayı geliştirebilecek bir koalisyon oluşturmak için Birleşik Devletler hızlıca uluslararası diplomatik bir kampayna başlatmalıdır. Gerekli düzeltmelere ilişkin fikir birliğine ulaşmak ve İran'ın değişikliği reddetmesi durumunda uzlaşılmış bir eylem stratejisi benimsemek çok önemlidir.  
 
Kısa vadede, anlaşma hala, düzeltilmiş bir anlaşma için baskı yapacak koalisyon var olana kadar, en uygulanabilir seçenek olsa da ABD yönetimi İran'ın kararıyla anlaşmanın iptal edilmesi veya İran'ın açık ihlali durumlarına göre politikasını yönlendirmelidir. Uzun vadede, anlaşma asıl faydalarını kaybederken, Washington anlaşmada değişiklik yapmak için öncülük yapmalı, eğer gerekli değişiklikler sağlanmazsa anlaşmadan çekilmelidir. O noktada, Birleşik Devletler'in İran karşıtı koalisyona liderlik etme kapasitesi, İran'ın nükleer silahlı elde etmesini önlemede kritik öneme sahip olacaktır.
 
JCPOA'nın geleceğine ilişkin verilecek kararın ertelenmesi, İran'a karşı pasif olmak manasına gelmemektedir. Uluslararası koalisyon inşa etme çabalarının yanısıra, anlaşma tarafından kapsanmayan tüm olumsuz İran faaliyetlerine karşı adım atılmalıdır. Başbakan Netenyahu tarafından savunulan anlaşma karşıtı argümanlar kuvvetlidir: İran siyaseten daha ılımlı olmuyor, balistik füze ve terör mekanizmaları geliştirmeye devam ediyor. Ancak, bu alanlarda İran'a karşı çalışmak kesin olarak nükleer anlaşmanın kapsamına girmediği için hem önemli hem de mümkündür. Obama yönetiminin aksine, Trump yönetimi İran'ın anlaşmadan çekilmesi endişesi taşımıyor. Bu sebeple, İran'ın gelecekte nükleer başlık taşıyabilecek füze ve seyir füzesi denemelerini yasaklayan yeni bir Güvenlik Konseyi kararının desteklenmesi için gayretli bir şekilde çalışabilir. İran'ın Suriye, Yemen, Lübnan ve Iraktaki yıkıcı faaliyetlerine mani olmak; İran rejiminin teröre olan desteği, BMGK kararlarına aykırı şekilde füze denemeleri ve insan hakları ihlallerinden dolayı ilave yaptırımlar uygulamak isteyebilir. Bu baskı ayrıca JCPOA'nın gelecekte daha iyi bir anlaşmayla değiştirilmesi girişimine de hizmet edecektir.
 
ABD ve İsrail (JCPOA'ya taraf değil) nelerin anlaşmanın açık ihlali olarak değerlendirilebileceğini tanımlayan paralel bir anlaşmanın destekçisi olmalı ve bu ihlaller karşısında atılacak adımlara ilişkin uzlaşı sağlamalıdır. Bu paralel anlaşma İran'ın nükleer programına karşı istihbarat çalışmalarının iş birliğini; İran'ın açık veya gizli bir şekilde nükleer silah elde etme girişimine karşı Amerika ve İsrail'in tepkisini ve bu senaryonun üstesinden gelecek İsrail'in müstakil kabiliyetlerinin oluşturulması planını ele almalı. Ve son olarak, anlaşma Ortadoğu'daki İsrail ve ABD müttefiklerine yönelik nükleer olmayan İran tehdidine karşı ortak politikayı içermelidir.
 
Uzun vadede, İran'la olan anlaşmanın ıslah edilmesi ve tercih edilen seçenek olacağı dönemin uzatılması İsrail-Amerikan hedefi olmalıdır. Bunu elde etmek ve ilişkili tehditleri yönetmek için; bir ön diplomasi kampanyasına ve yakın İsrail-ABD koordinasyonuna ihtiyaç vardır.
 
İsrail'de, Amerikan Başkanı'nın anlaşmayı değiştirme veya gerekliyse anlaşmadan çekilme kararlılığının tadını çıkarma dürtüsü mevcut. Ancak uygun uluslararası koşullar mevcut olmadan önce atılacak aceleci adımlar, Birleşik Devletler ve İsrail'in anlaşmanın halihazırda yönelttiği tehditlerden çok daha ciddi tehditlerle yüzleşmesi ile sonuçlanacak ve ortak hedefe ulaşmaya, yani İran'ın nükleer silahları elde etmesini önlemeye köstek olacaktır.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler