_93885438_gettyimages-87869307.jpg

İran kendini kıyamet savaşına hazırlıyor!

Dünya belkide yeni ve çok daha zor bir geleceğe doğru gidiyor. Bu zorlu gelecek Batı Asya'da çok daha büyük ölçülerde yaşanacak gibi. Hedefte Direniş Cephesi var. Hedefte Direniş Cephesi'nin lokomotifi olan İslami İran var. Kavganın boyutları beklenenin çok ötesinde olabilir. Bir kıyamet savaşı kadar büyüklükteki kavgadır söz konusu edilen...

17 Mayıs 2017 Çarşamba
İNTİZAR - Amerika'da Barack Obama sonrasında beklentilerin aksine Donald Trump'un seçilmesi ile birlikte oluşan belirsizlikler giderek netleşiyor. Trump'ın bu sene başında göreve başlaması ile birlikte özellikle de dış politika alanında gelişmelerin nasıl olabileceği noktasında kafalar karışıktı. Trump'ın seçim sürecindeki vaatleri ile birlikte ortaya koyacağı politikaların Obama döneminden farklı olacağı öngörülüyordu. Mesela Batı Asya'daki meselelerden elini çekmesi söz konusu olabilir miydi? Özellikle de Suriye meselesi ile ilgili yaklaşımlarının Amerika'daki müesses nizam ile farklı olduğu düşündüğünde planlanandan farklı bir yaklaşım gösterebilir miydi? Bu konulardaki belirsizlikler o kadar fazlaydı ki bölgedeki ortakları da neler yapacakları hususunda endişeye düşmüşlerdi. Trump'ın duruşu iki noktada netti ve Amerika'nın geleneksel politikası ile örtüşüyordu: Siyonist İsrail'e ön koşulsuz desteği ile birlikte İslam İran'a karşı düşmanlığı...
 
Peki, bu durumda ne yapılabilirdi? Önce yaşlı tilki sahneye çıktı. İngiltere Başbakanı Theresa May yeni Başkan Trump ve ortakları olan Körfez'deki Arap ülkelerini ziyaret etti. Trump göreve başladığı yaklaşık 100 günlük süre içerisinde kendi ülkesi içerisinde de sıkı bir sürtüşme süreci yaşadı. Fakat bu sürtüşmede daha çok Trump'a ait çıkıntılar törpülendi. Bu çıkıntıların törpülenerek giderilmesi süreci muhtemelen tamamlanmış olmalı ki yeni Başkan, bölge ortaklarının başında gelen Suudi Arabistan, İsaril ve daha sonra da Vatikan olmak üzere bir dış seyahate çıkacak. 
 
Suudi Arabistan ziyareti ile ilgili olarak en çok dikkat çeken, bu ziyaret ile birlikte bir 'Arap NATO'su' ilan edileceğine dair iddialardır. Aslında bu süreç ile ilgili Suudi Arabistan yetkililerinin bir kaç yıldır Siyonist İsrail ile birlite çalıştıkları basında defalarca yer aldı. Hatta Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkelerinin İsrail ile birlikte, başını İslami İran'ın çektiği Direniş Cephesi'ne karşı ortak bir cephe oluşturma gayretleri hiç bir zaman gizlenmedi. 
 
Bu denklemde başından beri yer alan Türkiye'nin tavrının ne olacağı da merak konusu. Irak ve Suriye üzerinden bölgenin Balkanlaştırılması operasyonu olan BOP'un en etkin, en inisiyatif alan unsuruyken Obama yönetiminin sonlarına doğru beklentilerinin ötesinde meydana gelen gelişmelerle denklem dışına doğru itilen Türkiye'nin yeni Başkan Trump ile birlikte oyunu nasıl oynayacağı önemli. Türkiye, Astana süreci ile birlikte Suriye meselesinde daha önce beraber hareket ettiği Amerika ve bölgesel ortakları olan Arap ülkelerinden farklı olarak Rusya ve İran ile de yeni bir sürece evrildi. Doğrusunu söylemek gerekirse Türkiye'nin bu konumunu ortaya koyan Erdoğan iktidarının bahse konu yeni süreçteki politikaları, duruşu çok da net değil. 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ABD'nin en büyük rakiplerinden olan Çin'in 'Yeni İpekyolu' diye akıllarda yer eden 'Bir Kuşak Bir Yol Projesi' ile ilgili ortaya koyduğu çok yakın ilgi ve bu projeye yüklenilen anlam dikkat çekiciydi. Bu mutlak olarak Batı'ya çıpalı Türkiye dış politikasının bu özelliğinin aşınmasına sebep olabilecek önemde bir durumdur. Çünkü Çin'in ortaya koyduğu bu proje bütün dünyadaki dengeleri esastan değiştirmeye namzet bir projedir. Projenin hitap ettiği alan Asya'nın bir ucundan Avrupa'nın diğer ucuna uzanırken, projenin sahaya yansıması ile ilgili bahsi geçen rakamlar dudak uçuklatacak miktarlardadır. 
 
Cumhurbaşkanı Erdoğan'nın Çin ziyaretinin hemen ardından Amerika ziyareti ve yeni Başkan Donald Trump ile göreşmesi de bütün bu resime esas rengini verecek sonuçları içerebilecek önemde bir görüşmedir. Eğer Türkiye bu ziyaretle beraber Amerika ve diğer Batılı ülekelerin İsaril ile birlikte organize ettiği ve bölgesel ortaklarının büyük bir iştiyakle peşinden koştukları Direniş Cephesi'ne karşı bir cephe olarak tesis edilmeye çalışılan 'Arap NATO'su operasyonunun parçası olursa, 'Yeni İpek Yolu' projesi ile kazan-kazan denklemine dayalı inisiyatiften uzaklaşıp kaybet-kaybet denklemine dayalı bir inisiyatife doğru yelken açmış olacak.
 
Suriye meselesine bulaşıldığı günden beri kazan-kazan denkleminden, kaybet-kaybet denklemine savrulan Türkiye'nin ortaya çıkan bu yeni dönemeçte nasıl bir tavır ortaya kocacağı büyük önem arzediyor.  Bu hem Türkiye için hem de kendisine karşı operasyon hazırlanan Direniş Cephesi ve tabi bu cephenin lokomotifi olan İran İslam Cumhuriyeti için önemli. Bu öneme işaret etmesi açısından Fehmi Koru'nun Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Turmp ile gerçekleştirdiği görüşme ile ilgili "Nihayet görüştüler.. Görüşmede ne oldu? Türkiye maceraya sürüklenir mi?" başlıklı analizinin bu konuya denk gelen kısmını alıntılayarak ilginize sunuyoruz... 
 
 
 
...
Donald Trump ve kadrosu ‘savaşkan' sıfatının üzerlerine oturduğu insanlar. Başkan olur olmaz ilk yaptığı iş, selefi Barack Obama‘nın en önemli reformu saydığı geniş kitlelere yaygın sağlık sigortasından vazgeçildiğini ilân etmek oldu Trump‘ın; bütçeye yük olduğu gerekçesiyle… Buna karşılık, 2018 bütçesinde silâhlanmaya yüzde 20 kadar ekleme yapıldı.
 
ABD Ortadoğu'da savaşacak; ancak bunu Amerikan askerlerinin burnunu kanatmadan yapmak niyetindeler.
 
En sıkı ortakları da, Trump‘ın NATO Zirvesi öncesine konulan ziyaret programından öğrenilebilir: Suudi Arabistan ve İsrail… İlk yurtdışı gezisini bu iki ülkeye yapacak, ardından Vatikan'a gidip Papa ile görüşecek Trump…
 
Müslümanlar açısından önemli kutsal topraklar üzerinde hüküm süren Suud yönetimi ile Hıristiyan Dünya'nın lideri Papa'dan alınacak destek önümüzdeki savaşkan dönem için önemli…
 
Bir başka ilk ziyaret ülkesi olan İsrail'in güvenliği de öyle…
 
 
Önemli olan İsrail'in güvenliği
 
Ortadoğu, ABD için, bölgede yaşayan insanların kara kaşı kara gözü için değil.. İsrail'in güvenliği açısından önem taşıyor.
 
İsrail'in güvenliği ise.. kendisini tehdit eden etraftaki bütün unsurların ortadan kalmasıyla sağlanabilir…
 
Hangi ülke kaldı İsrail'in güvenliğini tehdit edebilecek? Irak artık tehdit unsuru değil; Suriye, Libya, Yemen de öyle… Mısır ve Ürdün imzaladıkları ‘barış anlaşmaları' ile İsrail için tehdit teşkil etmez hale gelmiş iki ülke.
 
Tek ciddi tehdit unsuru.. evet bildiniz.. İran…
 
Obama, sorunu İran'ı dünya sistemiyle barıştırarak çözme yolunu benimsemiş, bunun için iki ülke ciddi adımlar da atmıştı. Trump ise, sağlık sigortası politikasına ne kadar karşıysa Obama‘nın –hatta ondan da fazla– İran politikasından nefret ediyor. Daha seçilmeden başlayan mesajlarıyla İran'ı hedefe yerleştirmeyi başardı.
 
Donald Trump‘lı dönemin, ‘İsrail'in güvenliğini tehdit eden ülke' olmaktan İran'ı da uzaklaştırma hamlelerine sahne olacağını tahmin etmek zor değil. Konu Trump‘lı ilk NATO Zirvesi‘ne bile getirilebilir.
 
”ABD'nin Türkiye'ye ihtiyacı var” deniliyor ya, gerçekten var ve ihtiyaç da İran'ı dize getirmekle ilgili. ABD, Kürtleri (PYD/YPG'yi) de, büyük ihtimalle, Türkiye'yi bu konuda kendi çizgisine getirmek için kullanıyor; çizgiye gelindiğinde harcamak üzere…
 
Gördüğüm kadarıyla, İran, bu yeni dönemin kendisini hedef alacağını anlamış durumda ve kendisini en kötüye (‘Kıyamet Savaşı'na) hazırlıyor.
 
Peki Türkiye bu durumun farkında mı?
 
Farkındaysa, böyle bir görevi üstlenmeye hazır mı?
 
”Sen de çok ileri gidiyorsun” diyenleriniz olduğunu işitir gibiyim; Suriye ile ilk sürtüşmeler başladığından itibaren yazıp konuştuklarıma da benzer itirazlar aldığımı hatırlıyorum.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler