1396041520170706102051011.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  İran'ı imha etmek... İslam düşmanı 'Neocon'lar planları gerçekleşene kadar durmayacaklar

İran'ı imha etmek... İslam düşmanı 'Neocon'lar planları gerçekleşene kadar durmayacaklar

Neocon'ların "Yeni Amerikan Yüzyılı" projesinin ilk adımı Irak'ı yok etmekti. Suriye'yi imha etmek ise planın ikinci safhasıydı. En sonunda da esas amaçlanan İran'ın imha edilmesiydi. Bütün bunlardan maksat: Filistin direnişinin kırılarak ortadan kaldırılması ve böylece Siyonist İsrail'in geleceğinin temin edilmesiydi.

9 Ocak 2018 Salı
İNTİZAR - Batı Asya'da yaşananları, Siyonist güç odaklarının kendi planlarını, iradesi üzerinde hegemonya kurdukları Amerika Birleşik Devletleri üzerinden hayata geçirdikleri gerçeğini gözardı ederek anlamak mümkün değildir. Bu Siyonist güç odaklarının, lobilerin planlarının ana merkezinde ise hep İsrail'in bölgedeki geleceğini temin etmek gayesi yer almaktadır. Bölgede yaşananları bu denklemi göz ardı ederek okumak, gerçeklerin teşhisini imkansız kılacaktır.
 
Bu çerçevede oldukça kayda değer bilgiler içeren Jon Basil Utley imzası ile orijinali The American Conservative'de yer alan, Ercan Caner'in tercümesi ile sunsavunma.net sitesinden alıntıladığımız yazıyı ilginize sunuyoruz... 
 
 
Irak, Suriye, İran... Şimdi de İran'ı imha etmek zorunda mıyız?
 
Irak, Suriye, İran, peki sıradaki ülke hangisi?
 
Yıllar önce; İsrail ve Filistinliler arasındaki Oslo Barış Anlaşmalarını yok etmeyi ve Orta Doğuyu yeniden şekillendirmeyi hedefleyen; ‘‘Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi – Project for the New American Century (PNAC)'' adlı bir plan vardı. Planın ilk safhası, Irak'ı imha etmeyi veya Paul Wolfowitz tarafından ifade edildiği şekilde: ‘‘Orta Doğuda barışa giden yol Bağdat'tan geçer'' sözlerini hayata geçirmeyi kapsamaktaydı.
 
Suriye'yi imha etmek, planın ikinci safhasıydı.  Ve sonra da İran geliyordu. 2006 yılında köşe yazarı Taki Thedororacopulos, The American Conservative dergisindeki yazısında, geçmişe tamamen sünger çeken ve Irak, Filistin, Lübnan, Suriye ve İran'daki stratejik ortamları, saldırgan bir tutumla yeniden inşa eden bir plan hakkında uyarılarda bulunmuştur. Boks çevrelerinde söylendiği gibi üçü tamamdır, fakat halledilecek daha iki tane bulunmaktadır. Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi planının esas destekçileri, zamanın Başkanı Bill Clinton'a (1993-2001 yılları arasında iki dönem başkanlık görevini yürütmüştür), Saddam Hüseyin'in iktidardan uzaklaştırılması çağrısını yapan açık bir mektubun altını imzalarlar. Bunlar; tamamı Neocon Projesinin sertlik yanlısı üyeleri olan Richard Perle, Paul Wolfowitz, R. James Woolsey, Elliot Abrams, Donald Rumsfeld, Robert Zoellick ve John Bolton'dur.
 
Eski NATO Komutanı General Wesley Clark, bir dakikalık kısa bir filmde, Orta Doğuyu yeniden inşa etmek maksadıyla gizlice hazırlanan planı eleştirmektedir. Aynı şekilde, Irak'taki (ve Suriye) karmaşanın, Amerikan istilasını destekleyenler tarafından önceden öngörülemediğini hatırlamak da önemlidir. 2010 yılında The American Conservative dergisine yazdığım bir makalede, Neocon David Wurmser (sonradan Başkan Yardımcısı Cheney'in baş danışmanı) tarafından yapılan bir tahmini dile getirmiştim: ‘‘Eğer Saddam Hüseyin iktidardan devrilirse Irak, aşiret reisleri, kabileler, klanlar, mezhepler ve büyük aileler arasındaki siyasi çekişmeler nedeniyle paramparça olacak ve Irak ve büyük bir olasılıkla Suriye'de ortaya çıkan kargaşa ortamında da Birleşik Devletler ve esas müttefikleri olan İsrail ve Ürdün, bölgenin haritasını yeniden çizebileceklerdir''. American Prospect adlı dergide yayımlanan ‘‘The Apprentice'' başlıklı yazıya bakınız.
 
Cheney'in ofisinde hazırlanan gizli savaş planları, Saddam Hüseyin'in kitle imha silahları geliştirebileceği ve bunları El Kaide terör örgütüne verebileceği gibi uzak ve oldukça şüpheli bir olasılığı, Bush doktrininde ayrıntıları ortaya koyulan, bir anlamda çok yakın ulusal bir tehdide dönüştürmüştür. Ve ortaya çıkardığı kargaşaya rağmen Irak'taki savaş, Wohlstetterian[1] terimlerine göre büyük yankı getiren bir başarıdır: Irak devletinin parçalanması, ülkenin teknolojik elitlerinin yakın bir gelecekte tehlikeli silahlar üretemeyeceği anlamına gelmektedir.
 
Gerçekten de Irak devletinin çökmesi, Karanlıklar Prensi Perle'nin, yeni muhafazakâr düşünce kuruluşu American Enterprise Institute'de koruyucusu ve müttefiki olan ve enstitünün konferans odalarından birine Wohlstter adını veren, neocon David Wurmser'in 1997 yılında yaptığı bir kehanetin doğru çıkması anlamına gelmektedir. ‘‘Eğer Saddam Hüseyin iktidardan devrilirse Irak, aşiret reisleri, kabileler, klanlar, mezhepler ve büyük aileler arasındaki siyasi çekişmeler nedeniyle paramparça olacak ve Irak ve büyük bir olasılıkla Suriye'de ortaya çıkan kargaşa ortamında da Birleşik Devletler ve ana müttefikleri olan İsrail ve Ürdün, bölgenin haritasını yeniden çizebileceklerdir''.
 
Hiç şüphesiz bütün bunlar uzun yıllar öncesindedir, fakat birçok güçlü Amerikan savaş çıkarcıları tarafından desteklenen plan ortadan kalkmamıştır. Bunların kimler olduklarını bulmak için yapmanız gereken tek şey parayı takip etmektir. Bu her zaman işe yarayan bir kuraldır.
 
ABD Başkanı Donald Trump, imza koyan bütün diğer devletler uyduğunu ifade etmelerine rağmen, İran'ın nükleer anlaşmayı ihlal ettiğini ilan etmiştir. Başlangıçta, Washington'un daha sert ekonomik yaptırımları ile İran'a saldırmak için bir bahane yaratarak, İran nükleer anlaşmasının ortadan kaldırılması, şimdi Washington'un masadaki bir sonraki Orta Doğu projesidir.
 
Bununla birlikte dünya, neocon planının gizlice ilk kez uygulamaya koyulduğu 20 yıl öncesinden oldukça farklıdır. İlk olarak; ortada İran'ın nükleer programını bırakacağına dair imzaladığı bir anlaşma vardır. Cato Institute[2] tarafından hazırlanan raporda; İran devletinin zenginleştirilmiş uranyum stoklamadan vazgeçmek, uranyum zenginleştirme santrifüjlerinin[3] üçte ikisini sökmek, uluslararası gözleme müsaade etmek ve önümüzdeki 10 ile 25 yıllık dönemde, faaliyetlerini kısıtlayan diğer tedbirlere rıza göstermek dâhil anlaşma hükümlerine tamamen uyduğu ayrıntıları ile ortaya koyulmuştur.
 
Washington artık Avrupalıları, yaptırımların yeniden uygulanması hususunda kendisi ile birlikte hareket etme yönünde zorlayamamaktadır. Çin çok daha kuvvetlidir ve Washington'un Avrupalı şirketleri vazgeçmeye zorlayabileceği dev ticaret ve petrol şirketlerini satın alabilir. İran, Birleşik Devletler Deniz Kuvvetleri ve yakınlarındaki Amerikan hava üslerine misilleme yapabilecek çok daha kuvvetli bir füze programına sahiptir, İran, Irak'tan üç kat daha büyüktür ve iç etnik bölünmelere karşı hassasiyeti çok daha azdır. İsrail yanlısı lobi bölünmüş durumda olsa da Amerika'ya büyük para bağışı yapanlar hâlâ İran'ın imha olmasını talep etmektedirler. Kuzey Kore'nin nükleer kabiliyeti ve yeni füze teknolojisi Washington'un ayrıcalıklar talep etmesini zorlaştırmakta ve bunun yanı sıra geçmişte verdiği vaatleri reddetmesine neden olmaktadır. Amerika'nın güvenilirliği, Libya'nın nükleer programını bırakması sonrasında bu ülkeye saldırması nedeniyle çoktan şüphe altındadır. Ve hatta Washington'da dahi Başkan'ın yeni savaşlar başlatma yetkisine karşı yeni bir kongre direnci bulunmaktadır.
 
Cato Enstitüsü raporuna göre; İran ile girişilecek bir güç gösterisinin riskleri dört güç gösterme yöntemi altında açıklanmaktadır. Bunlar:
 
  • Yeni ve daha sıkı ekonomik yaptırımlar,
  • İran'ın bölgedeki etkisini yok etmek,
  • İran rejimini içten değiştirmek,
  • Savaş başlatmak.
İlk seçenek referans alındığında Cato Enstitüsü, İran petrol dışsatımlarına uygulanacak ambargo konusunda, uzlaşma dâhil, Avrupa ülkelerinin iş birliğinin yeniden sağlanamayacağını ileri sürmektedir. Bu seçenekle ilgili olarak raporda varılan sonuç; Avrupa ve Asya hükümetlerinin, büyük bir olasılıkla ticaret ve yatırımlara karşı yeni ABD engelleri koyulmasına ve mevcut ABD yaptırımlarının da aşırı bölge dışı etkileri olacak şekilde uygulanmasına şiddetli bir şekilde karşı çıkacakları yönündedir.
 
İran'ın bölgedeki etkisini yok etme seçeneğine bakıldığında rapor, terör grupları ile savaşmak üzere bölgesel koalisyonlar oluşturmakta, geçmişteki ABD gayretlerinin büyük oranda başarısızlıkla sonuçlandığına dikkat çekmekte ve bu yönde bir çabanın, ABD'yi çok daha derin bölgesel çatışmaların içine sürükleyebileceğine ve ABD birliklerine bölgede tepki gösterilme risklerini artıracağını ileri sürmektedir. Bunun yanı sıra günümüzde, asker ölüm haberleri gelmeye başladığında Amerikan halkına, yeni savaşlar başlatma fikrinin yutturulması da kuşkuludur ve Amerikan halkı artık bu savaşları desteklemek maksadıyla daha fazla on milyarlarca dolar para ödemek istememektedir.
 
İran rejimini içten değiştirmek seçeneği ele alındığında ise temel problem; dıştan dayatılan rejim değişikliklerinin, genellikle müdahale edenler ile hedefler arasındaki ilişkileri geliştirmediği, aksine daha da kötüleştirdiğidir. Birçok ülkede Washington'un amaçlarına öylesine kuşku ile bakılmaktadır ki ABD'nin yerel grupları desteklemesi daha çok bir ‘‘ölüm öpücüğü'' gibi algılanacaktır. Bunun da ötesinde İran'ın etnik azınlıkları, Irak'taki büyük gruplara nazaran çok küçüktürler. İran'da Kürt nüfus sadece %10 civarındadır. Ülke nüfusunda Beluciler %2, Araplar %2 ve Azeri Türkler %16 oranındadırlar. Aslında New York Times gazetesi de geçenlerde, İran'da Suudi ve Birleşik Devletler baskılarına karşı, özellikle de Trump'ın Suudilere gelişmiş silahlar sözü vermesi nedeniyle, milliyetçiliğin patlama yaptığını bildirmiştir.
 
Dördüncü seçenek olan İran'a karşı bombalarla bir savaş başlatmanın ise gerilimi büyük ölçüde tırmandıracağı kaçınılmazdır. ABD ileri müdahale üsleri (ve savaş gemileri) İran füzelerinin menzili içindedirler ve savaş tutkuları arttığında, Basra Körfezindeki geniş petrol tesislerinin ateş altına alınacağını tahmin etmek de çok kolaydır. Böyle bir durum; Avrupa ve Asya'ya olan petrol ihracatını felç edecek ve yeni bir dünya ekonomik krizine neden olacaktır. Amerika tarafından başlatılan yeni bir savaş bunun yanı sıra, Amerika'nın terör problemlerini artıracak ve büyük bir olasılıkla bölgesel güvenlik ve Amerikan çıkarları açısından derin olumsuz sonuçlara neden olacaktır.
 
Savaş profesyonellerinin, savaş için, savaş ve kargaşadan beslenmekte olan bazı İsrail yanlısı lobicilerden çok daha az istekli oldukları da göz önünde bulundurulmalıdır. Örneğin Huffington Post, İsrail istihbarat teşkilatının İran anlaşmasını hangi ölçüde desteklediğini bildirmektedir. Cato Enstitüsü raporunda, İsrailli yetkili Carmi Gillon'a dayandırılan alıntıda; Gillon'un, İsrail ordusu ve istihbarat teşkilatındaki arkadaşlarının çoğunun ‘‘İran anlaşmasını desteklediğini'' ifade ettiği yazılmaktadır.
 
Cato Enstitüsü Raporunda ulaşılan sonuç; Amerika'nın en iyi politika seçeneğinin, daha ılımlı politik kesimler ile ilişkilerini güçlendirmek maksadıyla İran ile ilişkilerini geliştirmesi ve sert tutumlular ile ilişkilerini zayıflatmasıdır. Amerika bir zamanlar, mollalar ve savaş yerine, barış ve refah isteyen genç İranlılar arasında oldukça popülerdir. Çok daha büyük tehdit ise Washington'un bitip tükenmek bilmeyen savaşlardan büyük kârlar elde eden endüstriyel Kongre iş çevreleridir.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler