abd-ordusu-irak-i-isgalinde-sivillere-karsi-uranyum-silahlari-kullanmis.jpg

Amerika Suriye'yi kalıcı olarak işgal etmeyi planlıyor

Pentagon’un ilan edilen stratejik yönelim değişikliği, Suriye’de yaşanan kanlı olaylarla, şimdiden gerçekleştirilmiş durumda. ABD, Suriye topraklarını kalıcı olarak işgal etmeyi, kendi seçtiği bağımlı bir yönetimi dayatmayı ve rakiplerinin etkisini ortadan kaldırmayı planlıyor.

27 Ocak 2018 Cumartesi
İNTİZAR - Türkiye'nin Afrin operasyonu ile birlikte oluşan belirsizliğin aslında ne anlama geldiği ile ilgili sorulan sorulara verilen cevaplar içerisinde Bill Van Auken'in WSWS'de yayınlanan yazısı belki de en vahim olan içeriği ifade etmektedir. 
 
Söz konusu yazıda Amerika'nın artık bir vekalet savaşından öte artık "büyük güç" çatışmasına dayalı bir stratejiyi benimsediği iddia ediliyor.
 
Amerika "büyük güç çatışması" stratejisi ile Rusya ve Çin'in dünyada etkisini kırmayı planlarken, aynı zamanda da Suriye'de Rusya ve İran'ın etkisini sonlandırmayı hedefliyor.
 
Amerika'nın böyle bir şeyi gerçekleştirebilecek durumda olup olmaması bir kenara, böylesi bir strateji değişikliği ile bölgede gerilimin artması, hatta dünya çapında daha büyük bir çatışma ortamının ortaya çıkması mümkündür.
 
Bahsi geçen yazının bir kısmını ilginize sunuyoruz...
 
"ABD Suriye'nin ilhakına yönelik savaşı tırmandırıyor
 
Pentagon, bu ay, on yılı aşkın bir süre sonra yayınladığı ilk Ulusal Savunma Stratejisi belgesinde, açıkça, yaklaşık yirmi yıllık sözde terörle mücadeleye odaklanmasının sona erdiğini ve “büyük güç” çatışmasına, yani nükleer silahlı Rusya ve Çin ile savaşa hazırlanma yönünde yeni bir stratejik yönelimi benimsediğini ilan etti.
 
Pentagon'un ilan edilen stratejik yönelim değişikliği, Suriye'de yaşanan kanlı olaylarla, şimdiden gerçekleştirilmiş durumda. ABD, Suriye topraklarını kalıcı olarak işgal etmeyi, kendi seçtiği bağımlı bir yönetimi dayatmayı ve rakiplerinin etkisini ortadan kaldırmayı planlıyor. ...
 
ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, Suriye'yi ilhak etmeye yönelik yeni savaşı 18 Ocak'ta, Stanford Üniversitesi'nin Hoover Enstitüsü'nde, dinleyicilerin önüne ilan etmişti. Tillerson, ABD güçlerinin (en azından 2.000 askerin) Suriye'de süresiz olarak kalacağını belirtti. O, aynı zamanda, Washington'ın Suriye'ye, bu durumda Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) biçimindeki terörle mücadele yürütmek için saldırdığı sahte bahanesinden de vazgeçti.
 
Tillerson, ABD emperyalizminin amacının, bölgedeki başlıca rakiplerinin çıkarlarına karşı kendi jeostratejik çıkarlarını kovalamak olduğunu açıkça ortaya koydu. ABD, özellikle, savaşın sona ermesi için Rusya, İran ve Türkiye aracılığıyla sağlanacak ve kendisinin önayak olduğu başlangıçtaki rejim değişikliği amacını gerçekleştirmeyen herhangi bir anlaşmayı engellemeye kararlıdır.
 
Bu politika, Demokratik Parti'nin ve egemen sınıfın Trump yönetimini Suriye'de ve Rusya'ya karşı yeterince saldırgan bir politika benimsemediği için eleştiren kesimlerinin talepleri ile uyumludur. Demokratların güdümünde bulunan ve Amazon'un sahibi Jeff Bezos'a ait olan Washington Post (WP), bu adımı, Pazartesi günkü “Tillerson Suriye hakkında gerçeği söylüyor” başlıklı bir başyazıda alkışladı.
 
WP, Tillerson'ı, “Suriye'nin kontrol altına alınmasını asıl olarak Rusya ile diplomatik anlaşmalar yoluyla sağlamaya çalışan son birkaç yılki ABD politikasından kesin bir kopuş” yaptığı için övüyordu. ABD, Rusya ile görüşmeler yerine, Suriye'de, kaçınılmaz olarak sadece Esad'ı değil ama Moskova'yı ve Tahran'ı da hedef alacak “ciddi ve sürdürülebilir” bir askeri güç taahhüdünü sürdürmeliydi.
 
Tillerson'ın açıklaması, ABD'nin Irak ile Suriye komutanlığının, asıl olarak Washington'ın üç buçuk yıllık Suriye müdahalesindeki başlıca vekil kara gücü işlevi gören YPG'den oluşan 30.000 kişilik bir sınır güvenliği gücü örgütlüyor olduğunu duyurmasından yaklaşık bir hafta sonra geldi.
 
Sınırlarına Kürt milislerinin konuşlandırılmasını ya da Suriye'de özerk bir Kürt bölgesi kurulmasına yönelik herhangi bir adımı kabul etmeyen Türkiye'yi öfkelendiren, Tillerson'ın ve Pentagon'un açıkladığı bu kışkırtıcı politikaydı. Türkiye, bu tür adımların, ezilen Kürtlerin Ankara'daki ... yönetime karşı mücadelesini canlandıracağından korkuyor.
 
... Çarşamba günü, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türk ordusunun, Afrin'den, Ağustos 2016'da ABD askerlerince desteklenen YPG güçlerinin ele geçirdiği Fırat Nehri'nin hemen batısındaki Menbiç'e geçeceği tehdidinde bulundu. Kenti operasyonları için bir merkez ve Suriyeli vekilleri için bir eğitim bölgesi olarak kullanan Amerikan özel kuvvetleri Menbiç'te konuşlanmış durumda.
 
Bu tür bir ilerleme, bölgeyi daha istikrarsızlaştıracak ve bir üçüncü dünya savaşı için parlama noktası yaratacak şekilde, ABD ile görünüşteki NATO müttefiki Türkiye arasında bir silahlı çatışmaya zemin hazırlayacaktır.
 
ABD Başkanı Donald Trump, Çarşamba günü, Erdoğan'la, New York Times'a (NYT) göre “iki ülke arasında artan çatışma riskine karşı” uyarıda bulunduğu bir telefon görüşmesi yaptı. Gazete, telefon konuşmasının, “üst düzey yetkililerin, ABD'nin, Kürt güçleri ile anlaşmazlıklarında NATO müttefiki olan Türkiye'nin yanında yer alacağını belirttiği bir gün önceki Beyaz Saray bilgilendirme toplantısında ifade edilen görüşlerden ani bir geri dönüşe işaret ettiği”ni ekliyordu.
 
Pentagon yetkilileri, son günlerde, ABD ordusunun, gerekmesi durumunda, “Suriye Demokratik Güçleri” (SDG) örtüsü altında Suriye'deki Amerikan operasyonları için ölecek asker sağlayan YPG'ye yardımdan vazgeçmeye hazır olduğunu belirtmişlerdi.
 
Bir Pentagon yetkilisi, Washinton'daki yetkililerin propaganda yayını Voice of America'ya, “Biz, YPG'yi şu anda (SDG'nin) çoğunluk unsuru olarak görmüyoruz.” demiş ve eklemişti: “Biz, kullanabileceğimiz çok daha kalabalık ve çok daha yetenekli bir Arap gücüne sahibiz.”
 
Bu “daha kalabalık ve … daha yetenekli” güç, kuşkusuz, ABD'nin daha önce Suriye'yi istila etmenin bahanesi olarak kullanmış olduğu aynı “teröristler”den edinilecektir. ABD ordusu, Rakka'ya yönelik öldürücü ABD-YPG kuşatmasının son günlerinde, ülkenin başlıca petrol sahalarına doğru ilerleyen Suriye hükümet birliklerine karşı konuşlandırılabilmeleri için, kentten 4.000 dolayında IŞİD savaşçısının tahliye edilmesini yönetmişti. Şimdi bu IŞİD savaşçıları, Esad yönetimiyle ve ülkedeki İran ve Rusya güçleri ile savaşmak için, Suriye Demokratik Güçleri olarak yeniden adlandırılacaklar.
 
Böylece, “terörle mücadele”den “büyük güç” çatışmasına kayış, özellikle kaba ve canice bir biçim edinmektedir.
 
Suriyeli Kürtlere gelince; onlar, Ortadoğu'daki açık emperyalist paylaşımın ve Kürt burjuva milliyetçisi önderliklerin kendi vagonlarını şu ya da bu emperyalist güce bağlama biçimindeki iflas etmiş girişimlerinin yol açtığı bir dizi tarihsel trajediden birine, bütünüyle öngörülebilir bir ihanete maruz kalacaklar.
 
 ...
 
ABD'nin Suriye'deki yağmacı ve yasadışı operasyonu, sadece ABD emperyalizminin değil ama bütün büyük emperyalist güçlerin kapitalist sistemin çözümsüz krizinin harekete geçirdiği “büyük güç” çatışmalarına; yani 20. yüzyıldaki iki dünya savaşının çok daha yıkıcı bir ölçekte tekrarına hazırlanma yönündeki daha kapsamlı yönelimlerinin bir parçasıdır.
 
 ...
 
Yazıda bahsi geçen ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'un Stantfort Üniversitesinde yaptığı konuşmanın da konu ile ilgili kısımlarını ilginize sunuyoruz... 
 
"...
Biz bugün Suriye'ye temelde şu üç faktörle şekillenen büyük resim üzerinden bakıyoruz:
 
— IŞİD büyük ölçüde yenilgiye uğratılsa da tamamen bitirilmiş değil.
 
— Esad rejimi Suriye toprağının ve nüfusunun yarısını kontrol ediyor.
 
ABD'ye yönelik süregelen stratejik tehditler, sadece IŞİD ve el-Kaide'den değil aynı zamanda diğerlerinden, bilhassa İran'dan halen daha devam ediyor.
(…)
 
Özetle, Suriye hala ciddi stratejik tehditlerin kaynağı ve diplomasimize yönelik temel bir meydan okuma.
 
(…)
 
ABD Suriye'de şu beş kilit sonucu arzuluyor:
 
— Birincisi, Suriye'de IŞİD ile el-Kaide'nin kalıcı bir yenilgiye uğraması, vatanımıza yönelik bir tehdit teşkil etmemesi ve yeni bir formda ortaya çıkmaması; Suriye'nin bir daha asla teröristler için bir örgütlenme, adam devşirme, finansman, eğitim ve gerek ülkemizde gerekse dünyada Amerikan vatandaşlarına veya müttefiklerimize karşı saldırı düzenlemede bir platform veya güvenli liman olarak hizmet etmemesi.
 
— İkincisi, Suriye halkı ile Esad rejimi arasındaki temel çatışmanın Güvenlik Konseyi'nin 2254 sayılı kararı çerçevesinde BM öncülüğündeki bir siyasi süreçle çözüme kavuşturulması ve Esad sonrası [yeni bir] liderlik altında istikrarlı, bütüncül ve bağımsız bir Suriye'nin [düzgün] bir devlet olarak işlemesi.
 
— Üçüncüsü, Suriye'de İran nüfuzunun azalması ve onların kuzey hilali hayalinden mahrum kalması ile Suriye'nin komşularının Suriye'den kaynaklı tüm tehditlerden kurtulması.
 
— Dördüncüsü, mültecilerin ve yerinden edilmişlerin güven içinde ve gönüllü olarak Suriye'ye dönüşleri için gerekli şartların yaratılması.
 
— Beşincisi, Suriye'nin kitle imha silahlarından arındırılması.
 
Trump yönetimi bu nihai hedeflere ulaşmak için yeni bir strateji uyguluyor. Bu süreç, devam edegelen askeri başarılarımızın hemen akabinde diplomatik adımları artırmayı büyük ölçüde gerektiriyor. Diplomatik çabalarımız, istikrara kavuşturucu inisiyatifleri ve Suriye çatışmasının siyasi çözümü için yeni bir vurguyu içerecek.
 
Açık olmak gerekirse, ABD IŞİD'in yeniden ortaya çıkamamasına odaklanarak Suriye'deki askeri varlığını sürdürecek. Suriye'deki askeri vizyonumuz belirli şartlara dayalı olmaya devam edecek. Irak'tan erken ayrılmamızın el-Kaide'nin varlığını sürdürüp sonunda IŞİD'e dönüşmesine imkân verdiği 2011'deki o hataların aynısını tekrarlayamayız. Bu boşluk IŞİD'in ve diğer terör örgütlerinin ülkeyi mahvetmesine yol açtı. Ve Amerikalılara ve müttefiklerimize karşı saldırılar planlaması için IŞİD'e güvenli bir liman sundu. Suriye'de tarihin tekerrürüne izin veremeyiz. Şu an IŞİD'in bir ayağı çukurda; örgüt bütünüyle yenilgiye uğratılana kadar Suriye'deki Amerikan askeri varlığını koruyarak sonunda onu tamamen mezara gömeceğiz.
 
(…)
 
Birçok nedenden ötürü ABD'nin Suriye'de kalması hayati. Özellikle çatışma bölgelerindeki yönetilemeyen alanlar IŞİD ve diğer terör örgütleri için bir üreme alanı. IŞİD'e karşı savaş bitmedi. Çoktan silahlı isyana başlamış IŞİD çeteleri var. Biz ve müttefiklerimiz onları avlayacağız ve öldüreceğiz veya yakalayacağız.
 
Benzer şekilde, Suriye'nin kuzeybatısında hala daha operasyon üssü ve önemli bir varlığı bulunan el-Kaide'yi engellemekte ısrarcı olmalıyız. (…) IŞİD manşetleri doldursa da el-Kaide hala daha muazzam bir tehdit ve kendisini daha güçlü bir şekilde yeniden yapılandırmanın yollarını arıyor.
 
Ayrıca bu aşamada Amerikan personelinin tamamen geri çekilmesi Esad'i eski konumuna yükseltecek ve rejim kendi halkına karşı vahşice muamelelerini sürdürecektir. Kendi halkının katili, ülkede uzun vadeli istikrarın tesisi için gerekli güveni yaratamaz. İstikrarlı, bütüncül ve bağımsız bir Suriye'nin başarılı olması nihai olarak Esad sonrası [yeni bir] liderliği gerektiriyor. IŞİD'i kalıcı olarak yenilgiye uğratmak için Amerikan varlığını sürdürmek, aynı zamanda meşru yerel sivil otoritelerin kurtarılmış bölgelerde sorumlu/güvenilir bir yönetim tarzını tesis edebilmesini kolaylaştıracaktır.
 
(…)
 
ABD'nin Suriye'den geri çekilmesi İran'a Suriye'deki konumunu daha da güçlendirme fırsatı sunacaktır. Tahran'ın resmî söylemlerinden ve yürüttüğü vekâlet savaşlarından gördüğümüz üzere İran, Ortadoğu'da tahakküm kurma ve müttefikimiz İsrail'i yok etme arayışında. (…)
 
 (…)
 
Net olmak zorundayız: “İstikrara kavuşturma” ucu açık ulus inşası veya yeniden inşayla eşanlamlı değildir. Ama bu hayatidir. Suriye çatışmasında hiçbir tarafın zafer kazanma veya sadece askeri yollardan ülkede istikrarı sağlama kapasitesi yok. Bizim askeri varlığımız, –kurtarılan halkların kendi topluluklarını istikrara kavuşturmasına yardımcı olmak için çoktandır yerel otoritelerle birlikte iş tutan– [Amerikan] Dışişleri Bakanlığı ve USAID ekiplerince de destekleniyor.
 
İstikrar çabalarıyla eşzamanlı olarak genel çatışmayı yatıştırmak, Esad sonrası bir siyasi anlaşmanın şartlarını oluşturma noktasında da kritik önemde. Temmuz ayından bu yana ABD, Suriye'nin güneybatısında bir çatışmasızlık bölgesi kurmak için Rusya ve Ürdün'le birlikte çalışıyor. Ateşkesi sağlamakta başarılı oldu (…). Buradaki anlaşma, başta Hizbullah olmak üzere İran destekli milislerin İsrail sınırından uzaklaşmasını zorunlu kılarak İsrail'in güvenlik ihtiyacına da hitap etti. Bu çatışmasızlığı hayata geçirmek için Rusya'nın ABD ve Ürdün'le birlikte çalışmasına ihtiyacımız var. Eğer ki bu başarılırsa, rejim ile muhalefetin husumetinin kesilmesi insani yardımların dağıtılmasına, mültecilerin ve yerinden edilmişlerin güvenli bir şekilde geri dönüşünün ve yeniden inşaya başlamak için gerekli güvenliğin sağlanmasına imkân verecektir. Bu çabalarımız sonucunda (…) 2017'de 715 bin Suriyeli evlerine döndü. (…)
 
 (…)
 
ABD, AB ve bölgesel ortaklarımız Esad yönetiminin kontrolü altındaki hiçbir bölgeye yeniden inşa için uluslararası yardım temin etmeyecek. Suriye'nin geleceği konusunda tüm paydaşlarımızdan aynısını yapmasını istiyoruz. Diğer devletleri Esad rejimiyle iktisadi ilişki kurmaktan caydıracağız. Bunun yerine küresel koalisyonun ve onun yerel ortaklarının IŞİD'den kurtardığı alanları yeniden inşa için uluslararası yardımların akıtmasına destek olacağız. Esad rejimi gittikten sonra, ABD olarak, Suriye'yle iktisadi ilişkilerde normalleşmeyi memnuniyetle teşvik ederiz.
 
(…)
 
ABD, Suriyelileri IŞİD'den kurtarmakta SDG'nin yaptığı o muazzam fedakârlığı kabul ve takdir ediyor. Ancak onun savaş alanındaki zaferleri, Suriye'nin doğusu ve kuzeyindeki halkların temsili ve yerel yönetimdeki meydan okumaları çözmüyor. Suriye'nin daha geniş siyasi dönüşümünü destekleyen tüm gruplara ve etnisitelere söz hakkı veren geçici yerel siyasi düzenlemeler uluslararası destekle ortaya çıkmalı. Herhangi bir geçici düzenleme tamamen temsil edici nitelikte olmalı ve fakat Suriye'nin hiçbir komşusunu da tehdit etmemeli. Benzer şekilde bu bölgelerdeki Suriyelilerin seslerine Cenevre'de ve Suriye'nin geleceğine ilişkin daha geniş tartışmalarda kulak verilmeli.
 
(…)  
 
Son olarak Suriye'deki kötücül İran nüfuzunu azaltmak ve def etmek demokratik bir Suriye'nin tesisine bağlı. Yıllar yılı Esad yönetimi altındaki Suriye İran'ın vekil gücü oldu. (…) Çatışmasızlık çabaları ve uluslararası yardımın yeniden akışıyla birlikte, yeni bir hükümet tarafından ulusal egemenliğin yeniden tesisi, hem şiddeti azaltacak hem istikrar için daha iyi şartlar oluşturacak hem de yabancı savaşçıların ülkeyi terk edişini hızlandıracaktır.
 
(…) Geçmişte Irak'ta ve Libya'da yaptığımız hataları tekrarlamayacağız.
 
(…)"

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler