NB_laricani__2015_10_18_h16m5s46__SE.jpg

Irak Kürtleri niçin İran'a yaklaşıyor?

Irak Kürdistan'ında 25 Eylül 2017 tarihinde gerçekleştirilen bağımsızlık referandumuna karşı hem Türkiye ve hem de İran şiddetle karşı politikalar geliştirmişti. Bu gün ise Iraklı Kürtlerin İran'a yaklaştığı analizleri yapılıyor. Referandum öncesinde Türkiye'ye yakın olan Iraklı Kürtler, referandum sonrasında riçin İran'a yaklaşıyor?

16 Şubat 2018 Cuma

İNTİZAR - 25 Eylül 2017 tarihinde Irak Kürdistan'ında Mesut Barzani'nin baskın inisiyatifi ile gerçekleştirilen bağımsızlık referandumu öncesindeki siyasi dengeler ile referandum sonrası meydana gelen gelişmelerin ardından ortaya çıkan tablo birbirinden oldukça farklı.

Bağımsızlık Referandumu öncesinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi, yönetimin başındaki Mesut Barzani iktidarı; Amerika, İsrail ve özellikle de Türkiye ile çok yakın bir iş birliği içerisinde idi. Barzani ile Cumhurbaşkanı Erdoğan arasındaki ilişkiler de iki devlet adamı arasındaki olağan ilişkilerden daha öte bir boyuta ulaşmıştı. Buna karşın Barzani iktidarının İran ve bölgede İran ile birlikte hareket eden unsurlara karşı siyasi tavrı daha mesafeli, hatta karşıt tavırlı nitelenebilecek bir tondaydı. Özellikle Irak Merkezi Yönetimi ile yaşanan çatışmalar, Irak'taki istikrarsızlığın ortadan kaldırılmasına dönük gayretleri sekteye uğratıcı bir etki oluşturuyordu.   

Mesut Barzanı'nın bütün uyarılara rağmen bağımsızlık referandumunu gerçekleştirmekteki ısrarı başta sırtını dayadığı Türkiye'nin ağır muhalefetine sebep oldu. İran da bölgedeki istikrarsızlığı daha da arttıracağı için bu girişime en az Türkiye kadar karşı tavır geliştirdi. Türkiye ve İran'ın ortaya koyduğu bu karşı tavrın ardından, Irak Merkezi Yönetimi'nin operasyonu ile bağımsızlık referandumu girişimi ile hesap edilen siyasi sonuçların ortaya çıkması engellenmiş oldu. Hatta İKBY'nin referanduma kadar edindiği kazanımların da bir kısmı kaybedildi.

Bütün bu yaşananlardan sonra İKBY'nin daha önce kurduğu siyasi dengelerde referandum sonrasında değişimlerin meydana geldiğine dair haberler gündeme düşüyor. Referandum öncesi Amerika, Türkiye ağırlıklı bir siyasi ilişkiler dengesi söz konusu iken, şimdi İran'a yaklaşan bir meyil bahse konu ediliyor. Al-Monitor'dan Fazel Hawramy'in yazısında hem İran'a yaklaşan bir eğilim tespit edilirken aynı zamanda referandum öncesi var olan siyasi ilişkiler dengesini oluşturan ülkelerden, özellikle Amerika'ya aşırı bağlı siyasetten uzaklaşma tespiti yapılıyor.

 

Iraklı Kürtler İran'a yaklaşıyor

25 Eylül'deki bağımsızlık referandumunun ardından kopma noktasına gelen Erbil-Tahran ilişkileri düzelmeye başladı.

Iraklı Kürtler, Tahran'a Irak Kürdistanı'ndaki muhalif Kürt grupların İran'a hiçbir saldırıda bulunmayacağına dair güvence verdi. Bu, 25 Eylül'de yapılan Kürt bağımsızlık referandumunun ardından kopma noktasına gelen Erbil ile Tahran arasındaki ilişkilerin düzelmesi açısından önemli bir adım.

İran Milli Güvenlik Yüksek Konseyi Sekreteri Ali Şamkani'nin Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) Başbakanı Neçirvan Barzani'nin liderliğinde 21 Aralık'ta Tahran'ı ziyaret eden heyete şu mesajı verdiği bildiriliyor: “Devrim karşıtı bazı grupların Kürt topraklarını askerlerimizi ve vatandaşlarımızı öldürmek için kullanmasına göz yumamayız. Kontrolünüzdeki bölgelere döndüğünüzde Kürt medyasına cesur demeçler vererek bu bölgelerin sorumluluğunu üstlenin.”

Eylüldeki referandumun ardından geniş çaplı ekonomik ambargolara ve siyasi baskılara maruz kalan KBY şimdi hem Bağdat hem de komşu ülkelerle ilişkileri onarmaya çalışıyor. Bu ülkelerin başında Irak Kürdistanı'yla uzun bir kara sınırı paylaşan ve Bağdat üzerinde büyük bir nüfuza sahip olan İran geliyor.

Tahran'da yapılan görüşmeler, hem Iraklı Kürt yetkililer hem de İranlı yetkililer tarafından KBY'nin bölgede yeniden sorumlu bir ortak olarak görülmesi için doğru yönde atılmış olumlu bir adım şeklinde değerlendiriliyor. Al-Monitor'un Barzani'nin liderliğindeki heyetten edindiği bilgilere göre KBY, Irak Kürdistanı'nı Türkiye ve Batı'ya, bilhassa da Amerika'ya aşırı bağımlı kılan siyasetini değiştirerek İran'a ve İran'ın Irak ve bölgeye yönelik pozisyonuna yakınlaştırmaya çalışıyor.


Heyette yer alan KBY'nin Tahran Temsilcisi Nazım Dabağ, Rudav'a 23 Ocak'ta ziyarete ilişkin şu bilgileri verdi: “İranlılar her görüşmede güvenlik konusunu vurguladılar. Bu kapanan kapıların yeniden açılması için önemli bir adımdı. Bundan sonra kapıyı açık tutmak önce KBY'ye sonra da İran'a düşüyor. (...) Sınır bölgesinde güvenliğin tesis edilmesi gerekiyor.”

Iraklı Kürtlerin uzun yıllardır Tahran'daki temsilciliğini yürüten tecrübeli diplomat Dabağ, Kürt heyetinin ev sahibi İran'a sınır bölgesinin güvenliğinin sağlanmasında uluslararası hukuka uyma, Irak Anayasası'na saygı ve Irak'ın toprak bütünlüğü konusunda güvenceler verdiğini belirterek şöyle dedi: “İran da karşılığında Bağdat ile kısa vadede bir uzlaşı sağlanabilmesi için hiçbir yardımı esirgemeyeceğine söz verdi.”


 

Iraklı Kürtlerin İran'a yaklaşması eğilimini İran'ın bölgede, özellikle de Irak'ın iç siyasi dengelerinde belirleyici bir unsur olmasına bağlamak mümkündür. Netice itibarıyla ortada bir sorun bulunmaktadır ve bu sorunun çözümü için etkin bir taraf ile yakınlaşmak gayet doğal bir durumdur. Fakat burada Türkiye ile İran'ın Kürtlerle ilgili bir siyasi konu olduğunda ortaya koydukları yaklaşımın kaynağının ne olduğu sorusunun cevaplanması da önem arz ediyor.   

İran'ın bağımsızlık referandumu meselesinde ortaya koyduğu tavrını daha çok Amerika ve İsrail'in bölgede oluşturmaya çalıştıkları istikrarsızlık politikalarına hizmet edeceği noktasındaki endişe şekillendirdi. İran'ın da sınırları içerisindeki Kürdistan eyaletinin geleceği ile ilgili endişeleri mevcuttur. Fakat bu endişeler daha çok bölgenin istikrarsızlaştırılması üzerinden parçalanmasına dayalı Amerika ve İsrail'in politikalarının başarılı olmasıyla bağlı bir endişedir. Zira İran'da hakim idari yapı kendisini etnik temelli bir yaklaşımla tanımlamamıştır. Bu sebeple de İran, Irak Kürdistan'ında gerçekleştirilen bağımsızlık referandumunu kendi varlığına bir tehdit olarak görmekten çok Amerika ve İsrail'in uygulamaya çalıştığı bölgenin kristalize edilmesi, balkanlaştırılması politikasının başarıya ulaşmasında önemli bir etkisinin olabileceği noktasından değerlendirip karşı tavır geliştirmiştir.

Fakat Türkiye'nin bahse konu bağımsızlık referandumu ve devamında gerçekleşen olaylar karşısındaki konumu İran'dan farklıdır. Türkiye Kürtlerin bağımsızlık girişimlerini kendi varlığına esastan bir tehdit olarak algılamaktadır. Türkiye'deki devlet yapısı İran'dan farklı olarak etnisite temellidir. En son Afrin operasyonu ile birlikte ortaya çıkan hamasetin de etnisite temelli olarak renk bulmasını bu noktadan değerlendirmek gerekiyor. Bu durum Kürtlerin hem Irak'ta hem Suriye'de ve hem de yaşadıkları diğer coğrafyalarda ortaya çıkan sorunlarının çözümünde ortaklığı engelleyen bir faktör olarak kendini dayatıyor.

İran kendini İslam'ın evrensel değerleri ile bağlı olarak tanımlamanın sağladığı fırsatlarla bölgede var olan problemlerin çözümünde ortak olma imkanını temin edebiliyor. Bölgenin farklı unsurları sahip oldukları siyasetlerinde İran ile bir çatışma durumuna düşseler bile, yeniden bir araya gelmenin zeminin olduğunu biliyorlar. Bu durum yine ve yeniden birlikte iş görme kapılarının hiçbir zaman kapanmamasını sağlıyor.  

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler