127000.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  Amerika'nın hedefi: Etnik yapı üzerinden Ortadoğu’nun parçalanması

Amerika'nın hedefi: Etnik yapı üzerinden Ortadoğu’nun parçalanması

Batı'nın stratejisinin ayrıştırma ve çatıştırma üzerinden hedefini daha kolay kontrol edilebilir parçalara ayırmaya dayalı olduğu bilinen bir gerçektir. Batılı güçler denilince akla gelen en önemli güç olan Amerika da Ortadoğu'da etnik yapılar üzerinden ayrıştırıp parçalayacağı ve böylece kendi politikalarını daha rahat uygulayabileceği bir strateji üzerinden hareket ediyor.

26 Şubat 2018 Pazartesi
İNTİZAR - Amerika kendi politikalarını daha kolay hayata geçirebilmek için etnik yapılar üzerinden Ortadoğu'yu parçalayıp ayrıştırmaya çalışıyor. Bunun için Amerika bazı etnik unsurları bir manivele gibi kullanarak bölgenin parçalanması stratejisini uygulamanın peşinde. 
 
Bölgenin istikrarsızlaştırılarak parçalara ayrılmasına dayalı olarak stratejik noktalar üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan Amerika böylece bölgedeki biricik ortağı olan İsrail'in geleceğini teminat altına alırken aynı zamanda petrol ve gaz rezervi olan alanların da kendi kontrolü altında olmasını temin etmeyi hedefliyor.
 
Bu çerçevede Evrensel'de Ali Karataş'ın hazırladığı "Arap Coğrafyasında Geçen Hafta" köşesinde yer alan iki yazı önemli tespitler içeriyor. Bu yazılardan Muhammed NUREDDİN imzalı Al-Haliç'den alıntılanan yazı bir çok soruya ışık tutar nitelikte... 
 
Enerji için savaş
 
Çoğu kişi temel önemde bir soru soruyor; ABD, Türkiye ile olan tarihi ilişkilerini riske ederek nasıl Suriye Kürtlerinin yanında duruyor? Belki de bu sorunun cevabı; “Amerika Birleşik Devletlerin, Suriye savaşında tarihi olarak daha önce nüfuz sahibi olmadığı ve bulunmadığı bir bölgeye girme fırsatını bulması”.
 
ABD, Suriye krizinin nihai çözüm masasında elinde bir kart olarak bulunduracağı Suriye topraklarında bir dayanak istiyor.
 
Aynı zamanda belki de ABD'nin hedefleri arasında Kuzey Suriye ve Kuzey Irak'taki Kürt varlığını bir manivela olarak kullanarak etnik pencereden hareketle Ortadoğu'nun parçalanması. Burada Türkiye'nin öfkesi ve korkusu; Suriye'nin bölünmesinin ve kuzeyinin özerk veya daha fazlası bir biçimde Kürtlere verilmesinin ikinci aşamada Türkiye'nin bölünmesinin ilk istasyonu olması.
 Rus-ABD rekabeti 
Rusya'nın 2015'in sonlarında güçlü bir şekilde Suriye'ye girmesi, Suriye'de Rusya'nın tarihi varlığını büyük oranda güçlendirdi. Bu durum, Rus varlığını rahat ve istikrarlı hale getirmek istemeyen ABD için büyük bir meydan okumadır. Bu durumda ABD, YPG'yi ve SDG'yi bir araç olarak belirledi.
 
ABD, diğer hedef olarak, Suriye topraklarından bir bölümünü doğrudan veya dolaylı olarak nüfuzu altına almaya çalışıyor; o da petrol faktörüyle.
 
Rus sorumlular, “ABD  Kuzey Suriye'de petrol zenginliklerine elini uzatıyor” derken hata etmiyorlardı. Washington, Rakka'yı SDG eliyle özgürleştirmede acele etti. Rakka böylece Fırat'ın kuzeydoğusundaki alanları kontrol etmek bir istasyon olacak ve Suriye güçleri ve müttefiklerini nehri geçerek Deyrizor'a geçmeleri engellenecekti.
 
ABD, IŞİD'in hamisi
 
Bundan daha fazlası, ABD içinde IŞİD'in bulunduğu Suriye'nin doğusunda Irak sınırında bulunan cephenin kurtarılmasını önlemeye devam ediyor. Bu bölgede Rakka'dan güvenli bölgelere kaçan binlerce IŞİD'li var. Amerikalılar; Kürtlerden, Araplardan, Türkmenlerden ve “İyi savaşçılar olan IŞİD'in kötü olmayan unsurlarından!” oluşan 30 bin kişilik orduyu açıklamaktan çekinmiyorlar. Bütün bunlar Kuzeydoğu Suriye'nin ABD'nin emrinde olması için.
 
Enerji savaşın kalbi
 
Enerji savaşı, dünyanın birden fazla bölgesinde çatışmaların ve savaşların kalbinde. Geçen gün, Türkiye'den Kıbrıs ekonomi bölgesinde faaliyet gösteren petrol çıkarma şirketlerine uyarılar yapıldı.
 
Benzer bir uyarıyı İsrail savaş bakanı Avigor Liberman Lübnan'a yaptı. Bakan, Lübnan ile işgal altındaki Filistin arasında yer alan dokuz numaralı rıhtımda İsrail'in hissesi nedeniyle petrol ve doğal gaz çıkarması konusunda uyardı.
 
Enerji, ekonomik hayatın ve ulusların kalkınmasının kalbidir. Önemi, karada ve denizde petrol ve gaz varlığını kontrol etmekle sınırlı değildir. Konu, petrol ve doğal gaz gemilerinin, kara taşımacılığının ve boru hatlarının geçişini de içermektedir. Ortadoğu bu çatışmanın kalbinde bulunmaktadır. 
 
Yine "Arap Coğrafyasında Geçen Hafta" köşesinde Ruze Cendeli'nin Evrensel'e Afrin'deki gelişmelere dair yorumlarına yer verildi. Burada da Amerika'nın Kürtler ile olan ilişkisinin bir ittifaktan öte bölge coğrafyasına dair hesaplarını hayata geçirebileceği bir yararlanma olduğuna, bununla birlikte Kürtlerin Suriye yönetimi ile anlaşma yoluna gitmesi noktasında dikkat çekici bilgiler paylaşılıyor... 
 
ABD'nin ittifakı Kürtlerle değil coğrafyayla  
 
Son günlerde Afrin'de kritik gelişmeler yaşandı. Yaşananlar basına ve kamuoyuna açık bir şekilde yansımasa da ortaya çıkan gelişmelerden bazı sonuçlara varmak mümkün.
 
Öncelikle ortaya çıkan gelişme; Kürtler, ABD'nin kendileri için Türklerle bir çatışmaya girmeyeceğinin ve Fırat'ın batısında olmayacağının farkına vardılar. ABD'nin sözcüleri, Afrin'in kendilerini ilgilendirmediğini,  Rusya'nın nüfuz alanı olduğunu doğrudan veya dolaylı olarak ifade ettiler. ikincisi; ABD aslında Kürtlerle değil, coğrafyayla ittifak içinde. Onu ilgilendiren Suriye'de masada olmak için Suriye'nin sahasında bir şekilde var olmak ve ellerinde bir kart olması.  
 
Üçüncüsü; resmi olmayan kaynaklardan alınan duyumlara göre ABD, Suriye Demokratik Güçlerini (SGD) İslamcı cihatçılarla genişletmek istiyor. Bunların içinde IŞİD'den arta kalan militanlar da var. ABD'nin bu hamlesinin gerçekleşmesi durumda Kürtler, SGD içinde azınlık konumuna düşecekler. Kürtler, ABD'ye dayanarak Suriye içerisinde bulunan bütün Kürtleri birleştirme rüyalarının gerçekleşmeyeceğinin farkına vardılar.  
 
Kürtlerin önündeki iki seçenek
 
Yaşanan gelişmeler Suriye Kürtlerinin önüne iki seçenek koydu;
 
1- Türk ordusunun açtığı savaşa direnmek. Bu seçeneğin gerçekleşmesi durumunda insani bir felaketin ve birçok kaybın yaşanması mümkün. Türk ordusuna belli bir süre direndikten sonra Afrin'in düşme riski de var. Kazanmanın güvencesi yok.  Çünkü Türk ordusu, ABD'den sonra NATO'nun en güçlü askeri kuvveti.
 
2- Afrin'in iktidara teslim edilmesi. Bu adım Kürtlerin Afrin'i kaybetmesi, muhalif olarak etkili oldukları bir bölgeyi iktidara teslim etmeleri anlamına geliyor. Bu da Kürtler bakımından ayrı bir çıkmaz. Görüşmelerde Suriye yönetimi Afrin'in istisnasız her yönüyle Suriye ordusuna teslim edilmesini istedi. Bu durumda Kürtler; ordunun emrinde, ordunun bir parçası olarak savaşacaklardı. Suriye yönetiminin bu talebine karşılık Kürtler, sadece sınır bölgelerini Suriye ordusuna teslim etmek ve Afrin'in içinde hakimiyetlerini olduğu gibi sürdürmek istediler.
 
Suriye yönetimi ile Kürtler Afrin'de anlaştı  
 
Gelişmeler; her ne kadar ayrıntılar dışarıya yansımasa da Suriye yönetimi ile Kürtler arasında bir orta yolun bulunduğunu gösteriyor. Bu sonuca varmamıza neden olan adımları sıralayalım;
 
Bu anlaşmanın ilk adımı olarak Nebbul bölgesinden Afrin için lojistik destek yolu açıldı. Bu yoldan sadece lojistik destek değil militanların geçişine de izin verildi.
 
İkincisi; Suriye ordusunun uçaksavarları bölgeye gönderildi. Bu adımın atılmasının sonrasında Türk savaş uçakları çok daha az bombardıman yapma imkanı buldu.
 
Üçüncüsü; bölgeye iki kafile halinde halk güçleri olarak adlandırılan “askerleri” gönderildi.  Aslında bunlar Suriye ordusunun unsurlarıydı. Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kürtlere yardım eden herkesi vururuz demiş ve girmek isteyen Suriye güçlerini vurmuştu. Ama sonrasında yine de bu güçler Afrin'e girdi. YPG'nin sözcüleri, Suriye yönetimine teşekkür etti ama gönderilen güçlerin Afrin'i korumaya yeterli olmadığını da ifade ettiler.
 
Gelişmelerdeki dikkat çekici bir nokta Afrin'deki görüşmelerde Rusların bulunup bulunmadığının açık olmaması. Bazı kaynaklar Suriye ordusunun baştan beri Afrin'e girmek istediğini ama Rusların buna izin vermediği yönünde bilgiler olduğunu ifade ediyorlar.  
 
Sonuç olarak şunu söylemek mümkün; Türk ordusu karşılaştığı güçlü direnişin karşısında oldukça yavaş ilerliyor. Rojava'da bulunan siyasi güçler, ortaya çıkan durumu “işgal” olarak tanımlıyor ve herkesi vatan savunmasına mücadeleye çağırıyorlar.
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler