benyamin-netanyahu.jpg

İran’ın cevabını bekleyiş

İnsanların “ne zaman? Nasıl? Nerede?” gibi soruları sormayı sevdiği doğrudur. Ancak saldırının doğrudan İsrail Ordusuna uygulanacağından emin olmak için ne İran’ın, ne de düşmanın fazla zamana ihtiyacı yok. Zaman çok uzak değil, savaş meydanı ise Filistin ve çevresi olacak.

19 Nisan 2018 Perşembe

İNTİZAR - Hiç şüphesiz İran, hiç çekinmeden veya büyüklenmeden Ordu ve Devrim Muhafızları ile düşmana cevap vermeye ve İran Ordusunun askeri varlığına zarar gelmiş gibi acıyı yaşayarak tepki vermeye karar verdi.

İnsanların “ne zaman? Nasıl? Nerede?” gibi soruları sormayı sevdiği doğrudur. Ancak saldırının doğrudan İsrail Ordusuna uygulanacağından emin olmak için ne İran'ın, ne de düşmanın fazla zamana ihtiyacı yok. Zaman çok uzak değil, savaş meydanı ise Filistin ve çevresi olacak.

Elbette bu savaşın zamanlamasını halk bilmek zorunda değildir. Burada önemli olan, İran'ın bu meseleyi görev olarak üstlenmesidir. Zira İran'ın kendisine vekâlet edecek bir müttefike de yüzünü gizleyecek bir maskeye de ihtiyacı yok. Bunun dışında da İran, İsrail'e vereceği cevap için hiçbir imkânını, iradesini ve cesaretini eksik etmeyecektir. Bizim üzerimize düşen ise beklemektir.

Eğer biz İsrail'in düşmanlarıysak, şu andan itibaren olacakların onların vereceği en zorlu cevap olacağını bilmeliyiz. İran'ın düşmanlarının safları arasında yer alanlarsa, Suriye'nin muhaliflerinin şeyhlerinden, gökyüzüne ulaşmayan duaları çoğaltmasını istemekten başka yapacakları bir şeyleri kalmayacağını bilmelidir.

Cevap niçin kaçınılmaz?

Birincisi, burada hatırlanması gereken aşikâr bir şey var ki, o da İran'ın İsrail ile ilan edilmiş bir savaş durumunda olmasıdır. Tüm dünya tanısa da, İran “İsrail”i tanımayı kabul etmiyor. Bu varlığı ortadan kaldırmayı, gasp edilmiş toprakları sahiplerine geri vermeyi ve bölgeyi bu beladan kurtarmayı görevlerinden biri olarak kabul ediyor.

İkincisi, İran sadece Filistin'de değil tüm dünyada İsrail'e düşman ülkeleri, güçleri ve tarafları açık bir şekilde ve durmaksızın destekliyor. Kırk yıl önce İmam Humeyni'nin liderliğe geldiğinde İsrail hakkında varılan stratejik kararı yürüten İran, buna hala devam ediyor.

Üçüncüsü, İran'ın Suriye'de güvenlik siyasi ve askeri varlığı, Suriye'nin yıkımı projesi karşısında Suriye Devletini desteklemekten başka bir şey hedeflemiyor. İsrail'e karşı Direniş cephesinin güçlenmesinde, merkezi bir rol üstleniyor. İran'ın Suriye'deki varlığının Direniş cephesine faydaları, herkesin tahmin ettiğinden çok daha fazlası olabilir. Belki de, düşmanı baskı yapmaya iten sebep budur.

Tahran bir aracı ile değil, doğrudan cevap verecektir... Savaş ihtimali yükseliyor

Dördüncüsü, İsrail, İran'ın Siyonist varlığı yok etmeye götürecek her adımı desteklemekten vazgeçmeyeceğini çok iyi biliyor. Ayrıca, Tahran'ın stratejik tehdidinden kurtulmak için tüm dünyayı İran ile bir savaşa sokma çığlıklarını atmayı da kesmeyecektir.

İlkesel olarak durum budur, gerçekte ise düşman krizin ilk gününden beri İran'ın Suriye'deki varlığına endişe ile bakıyor. Ancak endişesinin düzeyi, geçtiğimiz 3 yıl zarfında, git gide daha çok arttı.

Bu endişe, İran-Rusya zirvesinde varılan anlaşmanın doğasının, İsrail'in güvenliği için istediği garantilerin hiçbirini kapsamadığını İsrail anladığında daha çok arttı. Güvenliğin aksine düşman, İran'ın Suriye'deki varlığının, Hizbullah'ın artan gücünü, Filistin'deki Direniş güçleri ile iletişimi ve Suriye'den Lübnan ve Irak'a uzanan topraklardaki gerçekler, İsrail'in geleceği için gerçek bir tehlike oluşturan stratejik bir pozisyona doğru ilerlettiğinden emin oldu.

Düşman, İran'ın Suriye'deki uzantısını durdurma çalışmalarının sonuç vermesi için tekar tekrar girişimlerde bulunmasına rağmen, Tel Aviv, Batı'nın Suriye'de İran ile doğrudan çatışmaya bulaşması üzerine oynadı. Gel gelelim ki bu gerçekleşmedi. Bu durumda düşman kendini, bu görevin içinde tek başına kalmış olarak buldu.

İsrail askeri istihbaratı, “Teyfur askeri havaalanında İran'ın varlığı hakkında son derece tehlikeli bilgiler ele geçirdiğinde, cesaretine göre şaşırtıcı bir karar aldı. Ancak düşmanın tehlikesinin bilinci hakkında bir gereklilik oluşturmadı. Belki de hassas ve doğru olmayan saha değerlendirmelerine dayanıyordu. Ya da bu hamle, Amerikalıların ve Batılıların Suriye'ye saldırmak için hazırlıkları bağlamında geldi. Ancak sonunda, İsrail'in İran ile girilmesini istediği doğrudan doğruya çatışmanın aksi yaşandı.

12 Mayıs tarihinden birkaç hafta sonra, Donald Trump'ın İran ile nükleer anlaşmadan sıyrılarak, maceralarına devam etmesi bekleniyor. İşte o zaman, bölgede hâkim olan gerginlik yükselecektir. İsrail ise, herkesten önce harareti hissedecektir. Peki, o zaman ne yapacak? Burada Amerika'nın İran'a karşı İsrail ile ortak bir savaşta yer alıp almayacağı tartışmaları vardır. Yoksa Tel Aviv, Tahran'ın cevap vermeye cesaret edemeyeceğini mi zannediyor?

Gelecek aşamada, gözlemlemek ve değerlendirmek zorunda olduğumuz tek şey, işlerin gidişatıdır.

İsrail, denklemleri zorluyor. İran'ın ise, İsrail'in saldırılarının etkisini sona erdirecek bir yanıt vereceği kuşkusuzdur. İsrail sesiz kalamaz, çünkü bunun uzun uzadıya bir yenilgi olduğunu ve tek bir sefere mahsus bir darbe olmadığını iyi biliyor. Peki, nasıl cevap verecek? Ağacın tepesine mi tırmanacak, yoksa kaçınılmaz sonu için köşesine çekilip bekleyecek mi?

İbrahim el-Emin
Al-Akhbar
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler