42863-cats.jpg

Eğer Suudi yetkilisi olsaydım

Bir tartışmayı, akılsız ve tembeller ile yapmak çok zordur. Bu noktada, Suudi yetkililere Amerikalı dostlarını taklit etmelerini öğütlemek ve kendilerine daha önemli olan şu soruyu sormalarını tavsiye etmek gerekiyor: Lübnan'da niçin başarısız olduk?

11 Mayıs 2018 Cuma

İNTİZAR - Lübnan'da parlamento seçimlerinin nihai sonuçlarının kesinleşmesinin ardından, âl-i Şeyh'ten bir Suudi, Lübnanlıların büyük kısmının "Lübnan'ı Farisi devleti yapmak" için oy vermeleri gerekçesiyle, onları aç bırakmak ve ülke ekonomisini öldürmek niyetiyle, Körfezlilere Lübnan'ı terk etme çağrısı yaptı.

Elbette, bu kişi ilk olarak, Körfezlilerin Lübnan ekonomisini öldürmeye gücünün yetip yetmeyeceğini öğrenmesi gerekiyor. Ancak, bu başlık altındaki bir tartışmayı, akılsız ve tembeller ile yapmak çok zordur. Bu noktada, Suudi yetkililere Amerikalı dostlarını taklit etmelerini öğütlemek ve kendilerine daha önemli olan şu soruyu sormalarını tavsiye etmek gerekiyor: Lübnan'da niçin başarısız olduk?

Bugün, yarın ve sonraki günlerde, hepimiz adaylara verilen oyların dağılımını incelemekle meşgul olacağız. Ancak, Suudi Arabistan'ın olanların ve yakında olabileceklerin gerçeğini anlamasını sağlamak için, bu süreci özetleyerek listelemek faydalı olacaktır. 

Birincisi: Genel olarak Lübnan parlamento seçimleri, özelde ise "Sünni" hanesi içindeki yasalara göre kayıtlı seçmenlerin oy kullanma merkezleri, Lübnan'da ve bölgede 10 yıldan beri aktif siyasi hareketlere katılan İslami akımların ağır bir yenilgi aldığını ortaya koydu. Ne "İslami Cemaat" (Müslüman Kardeşler), ne de Kuzey'de, Beyrut'ta, Beka'da ve Sayda'da yer alan Selefi akımlar, Lübnan Parlamentosu'nda bir sandalye alabilmek için yeterli oy oranı kazanabildi. 

İkincisi: Seçim sonuçları, Vahhabi ideolojisinin gemisine binen liderler ve siyasilere ağır bir yenilgi tattırdı. Kuzey'de ve Lübnan'ın geri kalanında, Eşref Rifi liderliğindeki adaylar Lübnan için "gerçek temsilci güç" oldukları iddialarına salahiyet verecek bir oy oranı elde etmekte herhangi bir başarı kaydedemediler.   

Üçüncüsü: Sonuçlar, tekfirci olmayan mezheplere mensup olan İslamcıların maruz kaldığı tüm dışlama ve baskılama operasyonlarının fayda etmediğini gösterirken, diğer yandan İslami Yardım Projeleri Derneği (el-Ahbaş) Beyrut ve Trablus'ta kayda değer sonuçlar kazandı. Aynı şekilde, Lübnan'ın geri kalanında müttefiklere dağılan oyların boyutu, yurtdışındaki sandıklara benzer durumdaydı. Bu sonuç, onlarca yıldır Vahhabilerin karşısında duran bu akımın, Lübnan'da özellikle de büyük şehirliler arasında güçlü bir şekilde ayakta durduğuna işaret ediyor. Seçim sonuçlarıyla birlikte Lübnan'daki Vahhabi yanlısı bilim adamları ve düşünürlerin tüm hayalleri bir anda buharlaştı. 

Dördüncüsü: Parlamento seçimleri, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar için çalışan din adamları topluluklarının seferberliğinin, Cumhurbaşkanı Saad Hariri'nin akımı dışında ciddi bir etki sahibi olmadığını gösterdi. Geçtiğimiz 6 ay içerisindeki Hariri'ye karşı "Hizbullah'ın karşısında yenilgiyi kabul ettiği" gerekçesiyle yapılan kışkırtmalar deyim yerindeyse ters tepti.

Beşincisi: Hariri, kendini acındıran mezhepçi ve siyasi taktiklerinin bedelini ödedi. Çünkü, son iki yıldır dayandığı uzlaşı konuşmalarının kendisine kaybettireceğinden endişe duyuyordu. Belki de Hariri, radikal söylemlerinden vazgeçmesi değil, ülke içindeki politik ve ülkeyi kalkındırma alanlarındaki başarısızlığının kendisine kaybettirdiğini anladı. Bu durum, mezhepçi ve bölücü kışkırtmaların, Lübnan'da artık ciddi bir pazarı olmadığının da göstergesidir. 

Altıncısı: Suudi Arabistanlılar, bölgede ve Lübnan'da benimsenen genel siyasetin değiştirilmesine yönelik halkların isteklerini görmezden geliyor. "Farisi zaferi"nin korkuları arttırdığını söyleyenlerin çıkışının mantığa en yakın açıklaması, bu çizginin taraftarlarının sadece Lübnan değil, Suriye, Irak, Yemen, diğer bölge ülkeleri ve Arap dünyasında devam eden kayıplar sebebiyle mantıklı bir açıklama yapmaktan yoksun olmalarıdır. 

Yedincisi: Suudi Arabistanlılar, geçtiğimiz Ekim ayında Lübnan Cumhurbaşkanı Hariri'yi alıkoyma eylemlerinin derin etkilerini göz ardı ediyorlar. Suudi Arabistan ve BAE elçiliklerinden sızan ve iki başkentin müttefiklerine yönelik küçümseme ve hakaretlerini yansıtan belgelerin ortaya koyduğu ihanetin herkes tarafından öğrenilmesinin ardından, Hariri'nin Suudi liderler ile birlikte çekildiği "Selfie" fotoğraflarının, bu ikili ilişkiden dolayı herkesin korkuya kapılmasına sebep olacağını zannediyordu. Bu durum, parlamento seçimlerinde Suudi Arabistan'ın müttefikleri tarafından Körfez ülkeleri ile ilişkilerine dair herhangi bir sinyalin olmamasını açıklıyor. Tüm göstergeler, Riyad- Abu Dabi müttefiklerinin Hariri'ye karşı ciddi mali destek sağladığını gösteriyor. 

Suudi yetkililer için, geleceğin liderlerinin inkâr politikasını sürdürdüğü ve sorumluluğu diğerlerine atmak için başlarını kuma gömdüğünü duymak, içten içe mutluluk verici olabilir. Bunun yanı sıra Hariri'nin grubunun, ilk defa pazar günü gerçekleştirilen seçimlerde, Cumhurbaşkanı Refik Hariri suikastı ve uluslararası mahkemenin tiyatrosunun geçerliliğinin sona ermesine tanık oldu. 

Suudi yetkililerinden hiçbirinin bugün gelinen noktayı kıskanması mümkün değildir. Ancak bu aptallık, kinini dizginlediği zaman kafasını duvara çarpmaktan vazgeçmeyecek ve aynı sazı çalmaya devam edecektir. Daima bir avuç para için kendileri ile çalışan paralı askerler bulacak olan Suudiler, bu görevlerini asla bırakmayacaklar. Çünkü, bu kirli işi yapacak başka alternatif bulamayacaklardır. Bundan dolayı, şu sözü söylemek yerinde olur: İyi ki, ben bugün bir Suudi yetkilisi değilim!

İbrahim el-Emin
Kaynak: el-Akhbar 
Çeviri: Merve Soydaş  
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler