55e317192c0c9.jpg

Direniş bayramı ve özgürleştirme: 2018 yeni hasadın başlangıcı

Bu çok yönlü savaşın ikinci on yılı geçtiğinde, uluslararası, bölgesel ve Lübnan arenasında, Direniş Ekseninin savunma savaşında hedefine ulaştığı resmi çizildi. Ardından Direniş, birçok meydanda elde ettiği zaferlerin hasadını toplamaya başladı.

28 Mayıs 2018 Pazartesi

İNTİZAR - 25 Mayıs 2000 tarihinde Siyonist İsrail rejimi, Lübnan Direnişi karşısında Güney Lübnan topraklarında işgal ettiği bölgelerden geri çekilmek zorunda kaldı. Bu günü 'Direniş Bayramı ve Özgürleştirme' olarak kutlayan Direnişin lideri Seyyid Hasan Nasrallah, 2000 yılında kendisi ile birlikte Hizbullah'ın zaferini kutlayan büyük kalabalıklar arasında yaptığı konuşmasında, bu zaferi tüm Lübnanlılara, Araplara, Müslümanlara ve dünyadaki tüm özgürlükçülere hediye etti. 

Hizbullah liderinin, Siyonist rejim karşısında kazanılan bu zaferi ülke içinde kullanmayacağı ve sınıfsal, bölgesel ya da diğer çıkarları için harcamayacağı yönünde açık mesajlar verdiği konuşması, o gün Direnişi tanımayanlar için her anlamda bir sürpriz olmuştu. Nitekim bu gibi durumlarda, zaferin sahibinin zafere tutunması ve bunu elde etmek için sarf ettiği kan, ter, fedakarlıklar ve çabayı, ülke içindeki konumu, otoritesi ve etki alanı için harcaması normalde alışılagelmiş olandır. 

Ne var ki, genel olarak bakıldığında dünyada eşine nadir rastlanan ve zorluklarla elde edilen bu asil ve büyük konuma rağmen, Lübnan'da işler alışılageldiği şekilde gitmedi. Bu zaferi Lübnan'ın çıkarları için kullanmak üzere tüm Lübnan halkının, Direniş'in Seyyidinin bu cesurca pozisyonunun yanında durması ve onun elinden tutması yerine, bazı Lübnanlılar bunun tam tersine yöneldi. Bu sabotajcılar, Lübnanlıların geçmişte ve günümüzde hala savunma stratejisine ihtiyaç duyduğu  Direniş'i tuzağa düşürmek ve savaşmak isteyen dış güçlerin kucağına oturdu. 

Bu zaferi Lübnan yönetiminde kendisine uygun bir pozisyonda harcamaya yönelmeyen Direniş, 2006 yılında İsrail Ordusu ile girdiği savaşta düşmanları, muhalifleri, onların manevraları ve komploları karşısında kendisini ve silahlarını korumak zorunda kaldı. Ardından 2008 yılında, Fuad Sinyora başkanlığındaki Lübnan hükümeti tarafından Direnişe karşı yumuşak savaş başlatıldı. Bu savaş, 2011 yılında Suriye'de Direniş Eksenine karşı başlatılan küresel savaşa kadar devam etti. 

Geçtiğimiz 20 yıl içerisinde Direniş Ekseni, Lübnan'da ve bölgede kökünü kazımak için girişilen en çirkin komplolara ve savaşlara maruz kaldı. Bu amaçla, uluslararası kararlar çıkarıldı ve Batılı-Amerikan ve hatta uluslararası yaptırımlar olarak adlandırılan misilleme tedbirleri alındı. Ateş cephesi, Direniş Eksenine doğrudan düşman olan asıllar veya terörizme alternatif bir savaş açtı. Ancak Direniş, tüm dürüst ekseni ile birlikte, kendisine karşı yürütülen bu soysuz komploları başarısız kılarak gücünü, cesaretini ve sertliğini tüm dünyanın gözleri önüne serdi. 

Direniş Ekseni girdiği tüm savaş meydanlarında, düşmanı yenilgiye uğratacak, planlarını başarısız kılacak ve varlığını, silahlarını, gücünü ve tüm zorluklara meydan okuyabilecek yeteneklerini koruyabilecek kuvvet ve iradeye sahip olduğunu kanıtladı. 

Direniş son derece karmaşık ve tehlikeli şartlarda kendini, varlığını, yeteneklerini ve rolünü savunma savaşına girdi. Acı verici boyutta kayıplara yol açan savaş, neredeyse düşmanların hedeflerine ulaşacakları düşüncesine kapılmalarına sebep oldu. Hatta bazıları, Direniş Eksenine karşı girilen savaşın başarıya ulaştığı ve sayılı günler içerisinde savaşın bittiğinin duyurulacağı açıklamalarında bulunmuştu. Ne var ki Direniş Ekseni buna izin vermedi. Ne kadar kurban verirse versin, zafer için yılmadan ve kayıplarını hesap etmeden savaşmaya devam etti. Bu çok yönlü savaşın ikinci on yılı geçtiğinde, uluslararası, bölgesel ve Lübnan arenasında, Direniş Ekseninin savunma savaşında hedefine ulaştığı resmi çizildi. Ardından Direniş, birçok meydanda elde ettiği zaferlerin hasadını toplamaya başladı. 

Bu yazımızın, Direniş Ekseninin bölgesel ve uluslararası tüm başarılarını anlatmaya yetecek kadar uzun olmadığından, sadece Suriye'deki efsanevi zaferinden bahsederiz. Öyle ki küresel bir savaşa karşı koyan Suriye'de, Direniş ekseni en son Şam'ın 60 km'lik çevresinde güvenlik noktalarını temizleyerek bu efsanevi zaferi taçlandırdı. Humus'un kuzeyi ile Hama'nın güneyine kadar güvenlik noktaları teröristlerden temizlenerek bu kurtuluş savaşı, dört sınır şeridine sıkıştırılmış oldu. 

Bu kısa değinmenin ardından, bu hafta Direniş ve kurtuluşun 18'inci yıldönümünü kutlayan Lübnan'a geçelim. Lübnan arenasında yaşananlar şöyle: 

Birincisi: Olumsuz düzeyde; İsrail'in geri dönerek 2006 yılında işgal ettiği Şeba çiftlikleri ile Kefer ve Şoba tepelerinde İsrail'in işgalinin hala devam etmesi ile başlamak gerekiyor. Anı şekilde, Lübnan topraklarındaki işgal edilmiş Filistin ile sınırı olan birden fazla bölge İsrail tarafından işgal edildi. 2000 yılında BM bu bölgeleri İsrail'e verme girişimlerinde bulundu. O gün bunu bertaraf ettik ve bu bölgelerin Lübnanlıların toprakları olduğunu doğruladık. Birleşmiş Milletler, bunu 10 noktada kabul etti ve 3 noktada reddetti.

2006 savaşının ardından, İsrail yanında Birleşmiş Milletler ile birlikte, çekişmeli noktalar olarak adlandırdıkları bu noktaları tekrar gündeme getirmek için döndü. Lübnanlı yetkililer neredeyse tuzağa düşüyordu, fakat gerçekleri ortaya çıkarmak için ortaya koyduğumuz çaba ve ısrar, Lübnanlıların bugün resmi toplumsal pozisyonunu elde etmesini sağlayarak, işlerin yoluna konmasında katkı sahibi oldu. Lübnanlıların bu pozisyonu şu cümle üzerine dayanmaktadır: İsraillilerin bulunduğu bölge, tartışmalı ya da çekinceli topraklar değil, İsrail tarafından işgal edilen topraklardır. 

Bir diğer olumsuzluk, Lübnan'ın hava sahasının neredeyse her gün İsrail tarafından ihlal edilmesi ve Lübnan hava sahasının, İsrail uçakları için bir eğitim alanı ve Suriye'ye saldırı platformu olarak kullanılmasıdır. İsrail, tüm küstahlığı ve ahlaksızlığıyla, Lübnan hava sahasında stratejik çıkarları olduğu ve koruması gerektiğini iddia ediyor. Lübnan'ın hava sahasını düşmana kapatacak etkili bir savunma sistemine sahip olmasından başka bu işe bir çözüm görünmüyor. Ancak Lübnan buna cesaret edebilir mi?

Üçüncü olumsuzluk ise, İsraillin çıkarları için çalışan ve Direnişi silahsızlandırmak isteyen dış güçlere boyun eğen Lübnanlı bazı grupların varlığıdır. Direniş toplumunun, ulusal çıkarlara karşın yabancı menfaatlere ipotekli olan ücretli borazanların yanında durmadığı doğrudur. Ancak Lübnan halkı tarafından sandıklardan çıkan oylar ile sağlam bir tokat yiyen bu nankörlerin oylarının varlığı, Lübnan için ulusal anlamda olumsuz bir işret teşkil ediyor. 

Lübnan'da başladığından bahsettiğimiz hasadın başlıklarını aşağıda sıralayabiliriz:

1- Düşman İsrail ile stratejik caydırıcılık denkleminin kurulması ile, başta Güney olmak üzere Lübnan genelinde istikrar ve güvenlik sağlayan bir denklem kurmak.

2- Lübnan'ın terörizmden korunması, teröristlerin Lübnan topraklarına sızmasını engellemek ve Suriye ile bölgeyi hedef alan küresel savaşın ateşinden Lübnan'ı uzak tutmak.

3- Direnişi Lübnan için vazgeçilmez bir unsur olarak kabul eden Cumhurbaşkanı Mişel Aun'un desteğini kazanmak, Direniş için Lübnan'da önemli bir başarı olmuştur. Aun, Lübnan için en uygun savunma stratejisinin, Direniş halkının stratejisi olduğunu düşünüyor.

4- Refik Hariri suikastından sonra meydana gelen ve Lübnan'ı yabancı müdahalelere açık hale getiren boşluklar ve şaibelere rağmen, Direniş ve müttefiklerinin, nispi temsil sistemini içeren seçim yasasının kabul edilmesindeki başarısı. 

5-  Parlamento seçimlerindeki, Hizbullah hareketinin kurduğu ittifakın gelecek parlamentoda sandalyelerin yarısından fazlasını elde etme başarısı, diğer gruplar tarafından meydana getirilecek bir sürenceme, aksatma veya engelleme halinde, birlik hükümeti oluşturulması veya koalisyon kurulmasını kolaylaştırabilir. 

6- Bunun için en açık işaret ise, yeni millet meclisindeki ilk oturumdaydı. Öyle ki meclis bürosunu bir başkan, bir başkan vekili ve 5 üyenin oluşturması, Amerikan ve Suudi çatısı altındaki grubun saf dışı bırakılmasının en açık göstergesi oldu. Aynı zamanda Lübnan'da Batı'nın çıkarlarını sağlayacak bir öfke ve infiale yol açmaya yönelik istedikleri her şeyi dayatmak konusunda dış mihrakların yetersizliğini gösterdi. Bu gelişmeler diğer yandan 2005 yılında "devrim" olarak adlandırılan kanlı darbenin, bugün sona erdiğinin de göstergesidir. Anayasa kurumu, Lübnan'da Refik Hariri'nin öldürülmesi ile başlayan, Lübnan'a karşı saldırı maddesinin üzerini çizdi.

Bundan sonra geriye şu soruları sormak kalıyor: Direniş yeni hükümette var olacak mıdır? Galip gelen taraf, karar vermesi için yenilgiye uğrayan tarafın iradesini bekler mi?

General Emin Muhammed Hatit 
Stratejist araştırmacı 
Kaynak: Al-Binaa
Çeviri: Merve Soydaş 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler