trump-araplar_2019.jpg

Arap NATO’su

Amerika ve İsrail başka bir planda Ortadoğu'yu bölüyor... Ortadoğu Stratejik İttifakı 1981'de Riyad'da Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Bahreyn, BAE, Suudi Arabistan, Umman, Katar, Kuveyt arasında kuruldu. Şimdi de ABD bu ülkelere Mısır ve Ürdün'ü ilave ederek bir askeri güvenlik şemsiyesi altına sokmaktadır. Buradaki basit ve tek amaç İran'a karşı mücadeledir.

21 Ağustos 2018 Salı
Nedir bu Arap NATO'su? Asıl adı Ortadoğu Stratejik İttifakı (ODSİ – MESA, Middle East Strategic Alliance) olan bu yapının amacı nedir? İki yaklaşım var: Birincisi, Amerika ve İsrail başka bir planda Ortadoğu'yu bölüyor; ikincisi, ihtiyaçtan ortaya çıktı fikri. Kimlerden oluşuyor? Mayıs 1981'de Riyad'da Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan, Umman, Katar, Kuveyt arasında kuruldu. İlave olarak Mısır ve Ürdün'ü de dahil ettiler. Şimdi de ABD bu ülkelere Mısır ve Ürdün'ü ilave ederek bir askeri güvenlik şemsiyesi altına sokmaktadır. Buradaki basit ve tek amaç İran'a karşı mücadeledir. Bu ABD projesini biraz olsun tartışmakta yarar var.
 
 
Amerika ve İsrail başka bir planda Ortadoğu'yu bölüyor
 
Birinci yaklaşımda uygulanan stratejinin temel göstergesi İsrail'in güvenliğinin sağlanmasıdır. İsrail kendi kalesini güçlendirdikçe Amerika'nın Ortadoğu'da emellerini gerçekleştiriyor olmasıdır. Amerika'nın emelleri nedir? Jeostratejik kesişim ve enerji düğümü halindeki Ortadoğu'nun ABD kontrolünde kalmasıdır. İsrail öteden beri nüfuzunu geliştiriyor. Buna karşılık rakipleri kabul edilebilecek ülkeler hangileri? Suudi Arabistan, Krallık'ın yaşaması için ABD'ye kendini ipotek ettirmiş; Mısır çok çalkantılı politik süreçlerden sonra varlığını İngiliz ve Amerikan politikalarına bağlamış durumda. Bunlar İsrail'e rakip değildir.
 
Ortadoğu'da İran en sert kayadır. Mezhebi, politikası, rejimi, nüfusu, tarihi geçmişi, kaynakları, kültürü ve jeostratejik konumu ile bölgesel güç durumundadır. İran için önemli sayılabilecek bir diğer konu askeri gücüdür. Hatta buna bir de nükleer kabiliyet eklenir ise İran, İsrail için önemli bir güç konumundadır. İran, Arap değil ama ezelden beri Arapların politikalarına alternatif üretmiş bir kültürdür. Son jeopolitik gelişmelerle birlikte İran, Rusya ile birlikte hareket etmektedir ve bu durum Rus-Atlantik rekabetinde öne çıkan bir husus olmuştur.
 
Gelelim Türkiye'ye: Sorarsanız hemen cevap alırsınız, “ODSİ'nin doğrudan İran'a karşı olması açıktır ve bir NATO üyesi olan Türkiye ile ilgisi yoktur,” böyle derler. Türkiye, Arap değil, ama uzun zamandan bu yana laik düşünceyle dış politika yaparken değişim gösterdi, Arapların politikalarına dolaylı etki ediyor. One Minute hadisesiyle birlikte daha belirgin şekilde ortaya çıkan Müslüman dünyaya mesaj verir bir yöne kaymasıyla politik değişim gösteren Türkiye'den bahsediyoruz. Hatta, “Oyun kurucuyum,” diyor. Bu durum Türkiye böyle istedi diye mi ortaya çıktı, yabancı güçlerin çektiği bir tuzakla mı? Bu tartışma ayrı bir konudur. Ancak ortaya çıkan durumda Türkiye de tıpkı İran gibi ekonomisi, kapasitesi, politikası, nüfusu, tarihi geçmişi, kültürü ve jeostratejik konumu değerlidir. Türkiye Atlantik ittifakı içinde önemli bir partnerdir. Denklem burada daha başka işlemektedir. Özellikle Suriye konusuyla ortaya çıktığı üzere Türkiye, Rusya ile yakınlaşmış durumdadır.
 
Bunlarla yakından ilintili konjonktürel bir gelişmeyi de hatırlayalım. İslam Kalkınma Örgütü (İKÖ), 2008, Dakar toplantısında bir İslam Barış Ordusu kurulması düşünülmüştü. Libya ve Filistin meselelerinde bu husus sürekli tekrarlandı. Hatta ABD Büyükelçiliğini Kudüs'e taşıma kararı alınca gerçekleştirilen İslam İşbirliği Konferansı (İİT) zirvesi İstanbul'da da söz konusu edildi. İİT olağanüstü zirvesi 13 Aralık 2017'de İstanbul'da gerçekleştirildi. Üye 56 ülke lideri, devlet, hükümet, parlamento başkanı, bakanı ve konuyla ilgili yüksek bürokratı ile birlikte; “Kudüs Kırmızı Çizgi!” dendi. Bütün bunlar bir birleşim halinde güç oluşturacak olursa, daha işin başından İsrail ve Amerika bu inisiyatifi bölmek isteyecektir. Örneğin bir İslam Ordusu fikri daha başlamadan ortadan kaldırılmalıdır, değil mi?
 
ODSİ ihtiyaçtan mı ortaya çıktı?
 
Şimdi bu ikinci yaklaşımı biraz daha açalım. Yakın zamanda Suriye, Yemen, Katar ve Lübnan'da yaşanan askeri ve politik gelişmeler Suudi Arabistan'ın başarısızlıklarıyla doludur. Onun açtığı bu başarısız alana İran kendi gücünü kaydırarak güç dengesinde Ortadoğu'da görece avantaj sağlamıştır. ABD'nin, Suudi Krallığı ve Mısır başta olmak üzere bazı Körfez ülkelerini politik açıdan “kullanması” ile ortaya çıkan durumda karşı taraf kendince bir gruplaşma içine girmiştir. ABD bu ülkelere karşı olanlara “Direniş Ekseni” demektedir. Görüldüğü gibi ABD ve İsrail'in ihtiyaçları ile Ortadoğu ikiye bölünmüştür. Fiili olarak bölünme şöyle: “ABD şemsiyesindekiler ve diğerleri,” diye.
 
Donald Trump işbaşına gelince ilk ziyaretini bu bölgeye yaptı ve fitili ateşledi. Bu iş ilerledi ve Arap NATO'su söylemine kadar geldi. İran ile ABD'nin yaptığı barış anlaşmasını bile Trump feshetti. Bu birçok yönden sıkıntılı bir durum ama ne derece etki yapacak tarih önünde göreceğiz. ABD ve İsrail öncelikli olarak İran'daki rejimi değiştirmekle ilgileniyorlar. Tam bu noktada Türkiye'nin İran'a destek vermesinin önünün kesilmesi gerekiyor. ABD ve İsrail Türkiye'yi de bir biçimde markajda tutarak bir taşta iki kuş vurmanın çabası içine girdi.
 
Tartışmalar
 
ODSİ, İran'ı pek şaşırtmadı. Nasıl olsa öyle olacağı aşikardı. İran'a göre, Araplardan bu beklenirdi! Karakter olarak ABD'ye ve İsrail'e boyun eğmeyecek görünümdeki İran bu gelişmelerden sanki memnun olmuş gibi duruyor. Hatta Arap NATO'su benzeri girişimler önceden de vardı ve işe yaramamıştı. Bu kez konu sadece İran'a karşı olmakla ilgili değil, Ortadoğu'da çok genel bir çatışma ortamında Suriye üzerinden gruplaşmalarla yoğunlaşmış durumda görünüyor. Örneğin Rusya'nın ve Türkiye'nin de rekabette yer alması sanki İran'a ilave güç veriyor.
 
Açıkça Trump, Tahran'ın bölgedeki etkinliğini kırmak için İran karşıtı bir cephe örgütlüyor. Ancak Araplar arasındaki farklılıkları aşıp yeni bir koalisyon oluşturmak kolay bir iş değil. Örneğin ODSİ'ye dahil edilen Umman ve Katar gibi Körfez ülkeleri Suudi Arabistan'dan ziyade İran'a yakınlar. Ayrıca Kuveyt gibi tarafsız kalmaya çalışanlar var. Bu bağlamda Washington'ın yeni politikasına yönelik zorluklar, ODSİ'nin hasımlarından ziyade üye olarak düşünülen ülkelerden kaynaklanabilir.
 
Tüm zorluklara rağmen ODSİ girişimi Ekim ayında yapılması planlanan ABD-Arap zirvesi için bir ümit vaat ediyor mu? Böyle bir gelişmenin üç önemli sonucu olur. Birincisi, ABD ağırlığını açıkça Sünni Arap devletlerinden yana koyarak Ortadoğu'daki mezhepsel ayrışmayı derinleştirebilir. Bu ayrışma son 15 yılda zaten fazlasıyla artmış olsa da Trump yönetiminin politikası bölgede Şiileri, özellikle ABD'ye ve onun Sünni ortaklarına yaklaşım bakımından İran'ın etrafında toplayabilir. İkincisi, sekiz otokratik rejimden yeni bir askeri yapı kurulması kendi kendini meşruiyetten yoksun kılan bir girişimdir. Arap Baharı'nın da ortaya koyduğu gibi Ortadoğu'da “otokratik istikrar” yanlısı politikaya dönüş kalıcı başarının reçetesi olamaz. Son olarak, Türkiye gibi ülkeler haliyle ODSİ'nin dışındadır. Türkiye her ne kadar Sünni ekseriyete sahipse de Osmanlı'dan bu yana olan geleneksel politikasıyla mezhepsel farklılığı bir “iç işleri” ve “inançta zenginlik” konusu olarak görmektedir ve uluslararası ilişkiler konusu olmamasına özen göstermektedir. Bu da Ankara'yı Tahran'a doğru yaklaştırarak aslında İran önderliğindeki cepheyi güçlendirmiş oluyor. Dolayısıyla İran'ın bu oluşum karşısında endişeye düşmemesi doğaldır. ABD'nin bu politikasından doğacak olası sonuçların İran'ın menfaatleri yönünde sonuçlar doğuracaktır.
 
Eğer böyleyse, ABD'nin planı ne olabilir? Bir kere İran bu durumu muhafaza etmek için kaynak israfında bulunacak ve harcama yaparak ekonomik açıdan sıkıntı yaşayabilecektir. İkincisi, Müslüman dünyası derin bir bölünme senaryosu ile bir kez daha meşgul edilmiş olacaktır. Her ne kadar İsrail diplomatları ve basını bu oluşuma karşıymış gibi görünüyor olsalar da aslında fikir sahibi konumundadırlar, kimseyi aldatmasınlar.
 
ODSİ'nin halen gergin olan bölgeye tam olarak ne katkı yapacağı belli değildir. Mezhepsel bölünmede taraf tutmak, otokratik rejimleri (krallıkları, şeyhlikleri, vs.) desteklemek ve önemli aktörleri dışlamak, gerilimi azaltmaya ve daha istikrarlı bir Ortadoğu yaratmaya dönük sağduyulu bir politikanın unsurları olamaz. Böyle bir yaklaşım tam tersi sonuçlar doğurur, yani gerilim ve istikrarsızlık artar ve İran mezhepsel bölünmüşlüğün daha da keskinleştiği bir ortamda bölgesel nüfuzunu iyice pekiştirir.
 
Sonuç
 
Ben bütün bu gelişmeleri öteden beri aynı şekilde, Uzun Savaş ile açıklamaktayım. Konu Trump ile belirginleşmiş oldu, hepsi bu. ABD ile Müslümanların tümünü bu uzun savaşın içinde kabul ediyorum; bazıları onunla beraber, bazıları karşı; bazıları radikal, bazıları ılımlı. Bu konuyu bir daha hatırlayalım, ABD Soğuk Savaş bitince kendine bir düşman aradı. Adına İslami Terör dedi. Bununla nasıl savaşılacağını anlattı. Yıl 2007 idi ve yeni başlatılan savaşın adı Uzun Savaş[1]oldu. ODSİ Uzun Savaş'ın bir basamağıdır. Ve şimdi o meşhur fotoğrafta, “küreye el basan” Trump, Sisi ve Salman kendilerince Körfez'e, mezhepçiliğe, teröre (IŞİD'den bahsediliyor), Suriye ve Yemen gibi ülkelerdeki çözümsüzlüklere çare olacaklar. Sizce olur mu bilmem ama Müslümanlar bu yaklaşımla asla birlik olamazlar, bunu söyleyebilirim. Diğer sonuç ise İran'ın yanısıra bir NATO üyesi ülke için mi bu Arap NATO'su kuruluyor, iyi tartışılması gereken bir konudur. Bu durum açık bir şekilde kime yarar, siz düşünün.
 
Gürsel Tokmakoğlu
Politik Merkez
 
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------
[1]Jacquelyn K. Davis, Radical Islamies Ideologies and the Long War Implications for US Strategic Planning end US Central Command's Operations, The Institute for Foreign Policy Analysis, IFPA, 2007.
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler