hezbolah.jpg

Tump yönetiminin Hizbullah korkusu

İsrail'in varlığı için tehdit oluşturan 48 bin Hizbullah askeri olduğu, buna göre Hizbullah askerlerinin 8 bini Suriye ve Yemen arasında konuşlandırılmış, ayrıca bölgeye yerleştirilmiş komando birimleri de bulunuyor. Bahsi geçen veriler Hizbullah askerlerinin dünyanın dört bir yanına yayıldığına, 30 ila 50 kolunun Kolombiya, Venezuela, Güney Afrika, Mozambik ve Kenya'da yer aldığına işaret ediyor.

16 Eylül 2018 Pazar
İNTİZAR - Amerikalı usta gazeteci bob Woodward, yüzlerce sayfa uzunluğunda olan yeni kitabında, ABD Başkanı Donald Trump'ın başkanlığını ve “çılgın şehir” de (Beyaz Saray) neler olduğunu ele aldı. Yazara göre, ülkedeki kaos ve ayrılıklar, eğer başka bir liderin döneminde gerçekleşseydi, başkanlığını tehdit edebilirdi. Ne var ki bu, Trump yönetiminin ayrıştırıcı özelliklerinden biri olarak kabul edildi. Woodward, geçtiğimiz Salı günü yayınlanan “Korku: Trump Beyaz Saray'da” isimli kitabında, ABD'nin mevcut yönetimini tüm yönleri ile değerlendirdi. Ünlü gazeteci Beyaz Saray yönetimindeki üst düzey kaynaklara dayandırdığı kitabında, ağırlıklı olarak Beyaz Saray içerisindeki tartışmalar ve üst düzey görevliler arasındaki düşmanlığa yer verdi.
 
Kitapta bolca yer alan “dedikodulara” karşın, Trump yönetimindeki bazı önemli dosyalar ise görmezden gelindi. Örneğin Filistin meselesi ilgili tek bir cümlenin bile yer almadığı kitapta, aynı şekilde Yemen savaşı ya da Körfez krizine de değinilmiyor. Öte yandan, 2017 yılında Suriye'de askeri havaalanı saldırısı olayının üzerinde fazlasıyla duruluyor ve başkanın başdanışmanı ve damadı olan Jared Kuhner'ın bu saldırıdaki kilit rolü vurgulanarak, Suudi Arabistan ile ABD ilişkileri hakkında uzun uzadıya bahsediliyor. Kitapta, Hizbullah'ın, İsrail'in varlığına yönelik bir tehdit olarak Beyaz Saray'da karar mekanizmalarının gündeminde yer aldığı belirtildi.
 
2016 yılı Kasım ayında, Donald Trump Amerika Başkanlığına seçildikten sadece bir hafta sonra, yeni Başkan emekli General Jack Keane'i iş görüşmesi için “Trump Tower” a davet etti. Kısa bir süre sonra, Trump misafirine Savunma Bakanlığı görevini teklif edecekti. Ancak sürekli Trump'ın favori TV kanı olan “Fox” haber kanalında yayınlanan programlarda yer alan Keane, teklifi reddedecekti. Bununla birlikte emekli general, Trump'a nasihat verme pozisyonuna geçerek, şöyle söyledi: “Yaptığımız ya da yapmadığımız bir şey, dünyanın bir kısmını istikrarsızlaştırabilir ve büyük problemlere sebep olabilir.” Bu, Savunma Bakanlığı görevi için emekli Deniz Generali James Mattis'i tavsiye etmeden önce, Trump'a gelen bir dost uyarısıydı. Trump, dostuna “Mattis iyidir, öyle değil mi?” diye sorduğunda, Keane,“özellikle de Afganistan ve Irak'ta olmak üzere Ortadoğu'da iyi savaş tecrübeleri vardır” cevabını verdi.
 
Öyle görünüyor yeni seçilen ABD Başkanı, Savunma Bakanlığı görevine bir asker seçmeye kararlıydı. Daha sonra Trump aynı ay içerisinde Mattis'i huzuruna çağırdı. Yeni Savunma Bakanından önce davranan Başkan ilk iş olarak “IŞİD konusuna dikkat etmeliyiz” uyarısında bulundu. Terör örgütünden kurtulmak, Trump'ın seçim kampanyaları boyunca seçmenlerine verdiği vaatlerden biriydi. Mattis, ise doğrudan Trump'a bakarak: “Çalışma yöntemimizi değiştirmeliyiz… Bu bir yıpratma savaşı değil, imha etme savaşı olmalıdır” sözlerini kullandı. Bu sözlere bakıldığında, Mattis'in, Trump'ın aradığı adam olduğu konusunda hiçbir şüpheye yer kalmıyor.
 
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) lideri olan Mattis, hala İran'ın, Amerika'nın Ortadoğu'daki çıkarları için en büyük tehdit olduğunu düşünüyordu. Mattis, İran'ın nükleer tesislerine İsrail tarafından bir saldırı düzenlenmesi olasılığından dolayı endişe duyuyordu. Çünkü bu, ABD'nin yeni bir çatışmanın ortasına çekileceği anlamına geliyor. Bölgedeki Amerikan askerlerinin sayısının yeterli olmadığını çok iyi bilen Mattis, dönemin Savunma Bakanı aracılığıyla Obama'ya, özellikle uluslararası sularda “İran'ın kışkırtmaları” na karşı cevap verme kararı almayı sağlayacak, takviye edilmiş güçler elde edilmesi hakkında bir muhtıra yazdı. Mattis, Obama dönemindeki Ulusal Güvenlik Danışmanından, yetkilerinin genişletilmesinin reddedildiği, ya da İran'ın kışkırtmalarına her koşulda cevap verileceğine dair bir cevap aldı.
 
Ancak Mattis vazgeçmedi. Deniz operasyonlarının liderine “Donanma, Basra Körfezi'nde çatışmaya girecek hazırlığa sahip değildir” mesajı gönderdi. O dönem ABD'li siyasetçi Leon Panetta müdahale ederek Mattis'e, İran konusundaki tutumunun kendisini Beyaz Saray ile arasında gerçek bir çıkmaza sürüklediğini söyledi. İran hakkındaki görüşünde kararlı olan Mattis ise, şu cevabı verdi: “Ben en iyi askeri tavsiyeleri sunmak için para alıyorum.” Mattis daha sonra konu hakkında bir kitap yazdı.
 
Hâlihazırdaki Savunma Bakanı, özellikle “Hizbullah” ve Devrim Muhafızlarındaki “Kudüs Gücü” aracılığıyla İran'ın istikrarı bozan davranışlarına izin verilmemesi gerektiğine odaklanan stratejik kitabında, İran ile mücadeleye ve Irak'taki ABD güçlerini çökertmek üzere sergilediği davranışlarına dikkat çekti. Kitabın ikinci kısmında ise, İran'ın kamuoyunu yeniden şekillendirmeye yönelik uzun vadeli bir stratejiye yer verildi. Mattis'in Obama yönetiminden kovulması ile birlikte, kimse kendisinin İran hakkındaki görüşlerine önem vermedi. Savunma Bakanlığı görevine atandığında ise, İran hakkındaki stratejisi hiç vakit kaybetmeden yayılmaya başladı. Ancak Woodward bu noktada önemli bir soru yöneltiyor: “Mattis'in Savunma Bakanlığına getirilmesi, İran ile potansiyel bir askeri çatışma anlamına geliyor olabilir mi?”
 
Büyük tehlike: Hizbullah
Kitabın çeşitli bölümlerinde, Ulusal Güvenlik Konseyi içerisinde yer alan önemli biri karşımıza çıkıyor. Bu, Ulusal Güvenlik Konseyinde “Ortadoğu Birimi” Direktörü (emekli askeri Albay) Derek Harvey'den başkası değildir. 2017 yılı Şubat ayında göreve geldikten sonra, aynı yıl Temmuz ayında Ulusal Güvenlik Danışmanı tarafından görevden alınan Harvey, ABD Başkanı Trump'ın Başdanışmanı ve damadı olan Jared Kushner ile Beyaz Saray'daki bürosunda görüştü. Kushner, Ortadoğu'daki en temel kaygısı “Hizbullah” olan Harvey'i dikkatle dinledi.
 
Kitap, “hassas istihbarat verileri” ne göre, Lübnan'da İsrail'in varlığı için tehdit oluşturan 48 bin Hizbullah askeri olduğu bilgisine yer verdi. Buna göre Hizbullah askerlerinin 8 bini Suriye ve Yemen arasında konuşlandırılmış, ayrıca bölgeye yerleştirilmiş komando birimleri de bulunuyor. Bahsi geçen veriler, Hizbullah askerlerinin dünyanın dört bir yanına yayıldığına, 30 ila 50 kolunun Kolombiya, Venezuela, Güney Afrika, Mozambik ve Kenya'da yer aldığına işaret ediyor.
 
Ayrıca, 2006 Temmuz savaşı sırasında 4 bin 500 füzeye sahip olan Hizbullah'ın elinde bugün 150 bin adet füze bulunduğunu vurgulayan istihbarat belgelerine göre, bunun İran'a faturası yıllık bir milyon doları buluyor. Söz konusu kitapta insani, ekonomik ve stratejik açıdan telafi edilmesi mümkün olmayan dev kayıpların verileceği bir savaşın patlak vermesinden endişe duyduğunu dile getiren yazar, aynı zamanda olası İran- İsrail çatışmasının, Amerika Birleşik Devletleri'ni içine çekeceğini, bunun da bölgesel istikrarın ufukta görünmediği anlamına geldiğini yazdı.
 
Trump, Hizbullah hakkındaki istihbarat belgelerinin bir kopyasını aldı. Amerikan Ulusal İstihbarat Direktörü Daniel Coates ve Merkezi İstihbarat Dairesi Direktörü (General) Mike Pompeo tarafından bu belgeler Trump'a açıklandı. Ancak, bu ikisinin temel güç dengelerini değiştirebilecek derecede bir öngörüye sahip olmadıklarını hisseden Harvey, Kushner'e konu hakkında şöyle söyledi: “Yeni bir Arap- İsrail savaşı, geçmişte yaşanan savaşlara asla benzemeyecektir. Bu, İsrail'in savaş yeteneklerini etkileyebilir.” Harvey sözlerine şunları ekledi: “Trump yönetimi, olabileceklere hazır değildir.” Kitabın devamında Harvey'in, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile yakında (Şubat 2017) görüşecek olan Trump'ı bu sırada imzalayacağı anlaşmaları takip etmeye çağırdığı bilgisine yer berildi. Karadaki yeni gerçekler ile yüzleşmek için stratejik diyalogların önemine uzun bir şekilde vurgu yapıldı.
 
Kitaba göre İlerleyen günlerde, İsrail'in Washington'daki Büyükelçisi ve İsrail Ulusal Güvenlik Danışmanı McMAster, Harvey'i, İsrail'e davet etmeye çalıştı. Ancak bu çabalar, hiçbir sebep göstermeksizin ret cevabı aldı. 2017 yılı Temmuz ayının ilk günlerinde, Harvey “MOSSAD”, Askeri İstihbarat ve İsrail Hava Kuvvetlerine ait üst düzey yetkilileri ve Ordu temsilcileri ile bir görüşme düzenlemek istese de McMaster bu organizasyona öfkelenerek toplantıya izin vermedi.
 
Melek Hamod
Kaynak: El-Akhbar
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler