12526-55e317192c0c9.jpg

Hizbullah ve Lübnan halkının kararlılığı

Temmuz savaşında yaşananlar, Lübnanlıları birleştirdi ve ülkeleri ile halklarına karşı düzenlenen saldırı karşısında, tüm farklılıkları ile Hizbullah'ın etrafında toplanarak safları sıkılaştırdılar. Filistinliler, Lübnanlılar ve Suriyeliler bu toprakların sahibi olduğu sürece, İsrailliler bu bölgenin geleceğinde yer almayacaktır.

29 Eylül 2018 Cumartesi
İNTİZAR - Lübnan Hizbullahı geçtiğimiz 10 yıl içerisinde kendisi, ülkesi, Araplar ve Müslümanlar için genel bir şekilde, İsrail işgalini caydıran büyük yeteneği ile somutlaşan bir izzet, şeref ve mücadele alanı oluşturmayı başardı. Yıllar geçtikçe Hizbullah'ı yalnız bırakmayacağını kanıtlayan bir halk desteğinin yanı sıra, askerleri ile liderleri arasında sıkı bir koordinasyon kuran Hizbullah, İsrail'in Lübnan topraklarına adım atmasını ve topraklarını kirletmesini engelledi. Böylelikle, Hizbullah Ortadoğu ile ilgili tüm denklemlerde, Amerika ve en üst düzey askeri liderlerinin, İsrail'i Hizbullah'ın kapanı ve artan gücünden kurtarmak için çözüm yolları aradığı bir denklemde güçlü bir şekilde yer alabildi.
 
Hizbullah'ın Suriye'ye girişi ve Suriye yönetiminin yanında stratejik müttefiki olarak buradaki savaşa katılması, belki de Suriye rejiminin çaresiz bir şekilde düşeceğine inanan İsrailliler için iyi bir haberdi. Bu durum, İsrailliler için doğal olarak Hizbullah'ın kuşatılması, köşeye sıkıştırılması ve Suriye'de anı defterine gömülmesi anlamına geliyordu. Ancak birbiri ile müthiş bir dayanışma içerisine giren Direniş Ekseni, daha sonra da Rusya'nın da desteği ile Suriye'deki savaşın dengelerini Direnişin lehine değiştirdi. Bu, elbette bölgede hiç kayıp verilmediği anlamına da gelmiyor. Verilen kayıplar, Suriye rejiminin devrilmesi için çalışanlara destek veren ve piyonları başarısız olduğunda doğrudan oyuna giren büyük ülkelerin katıldığı kirli bir savaş için normaldir. Ne var ki bu büyük ülkelerin Suriye'deki tüm girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı.
 
Bugün, güçlü bir Suriye Ordusu ve bugüne kadar girdiği savaşların hepsinden daha büyük savaş deneyimi kazanan bir Direniş Ekseni karşımızda duruyor. Buna karşın, tüm bu savaş gürültüsünün sonucunda, Suriye topraklarının büyük kısmının ülke sınırları içerisindeki eski konumuna geri dönüşü ve krizin araçlarının geri dönüşü olmayan bir şeklide sona erdirilmesi ile karşıt eksen ardı ardına başarısızlıklar elde etti.
 
Hizbullah'ın önemi
Suriye savaşında Hizbullah, kendisini destekleyen dost bir ülkenin kurtuluş savaşında temel bir yapı taşı oluşturdu. Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, Suriye ile Hizbullah'ın içinde bulunduğu kader ortaklığı nedeniyle, bu savaşın kendi savaşları olduğunu düşünerek Hizbullah askerlerini savaşa göndermek konusunda tereddüt etmedi. Bu ulusal lider, sahip olduğu siyasi zekâ sebebiyle, baştan beri hedeflediği ve öngördüğü sonucu, sonunda elde etti. Bugün ise, Hizbullah'ın hassas silahlara ulaşmasını engellemek için Suriye topraklarında İsrail tarafından düzenlenen tüm saldırılara rağmen, Hizbullah hassas silahları elde ettiğini açıkladı.
 
Seyyid Hasan Nasrallah, geçtiğimiz günlerde “Bu iş bitmiş, görev başarı ile tamamlanmıştır. Direniş Ekseni hassas ve hassas olmayan füzelere sahip olmuştur. Eğer İsrail, Lübnan'a bir savaş açarsa, İsrail'i hiç beklemediği bir kader ve gerçek ile yüzleştirecek silah olanaklarına sahibiz” açıklamasında bulundu.  
 
Siyonist varlık ile girilen savaşta Hizbullah'ın dayattığı denklem, görmezden gelinemez. Bunun en büyük kanıtı, İsrail'in gelecek savaşta Hizbullah ile karşılaşmak için gece gündüz çalışmalarını sürdürdüğü savaş hazırlıklarıdır. Ne var ki, Siyonistlere sağlanan tüm finansman ve teknolojiye rağmen, askeri gerçekler bir an bile olsun İsraillilerin çıkarlarına yönelik ilerlememiştir. 2006 Temmuz savaşından sonra, İsrail “Demir Kubbe” gibi savunma sistemleri geliştirdi. Ancak Demir Kubbe, Hizbullah'ın füzelerinin büyük kısmını düşürmek için yeterli kapasiteye sahip değildi.
 
Bu bağlamda İsrail Ordusu, Demir Kubbe'nin askeri ve sivil tüm alanları koruyamayacağını anlayınca, artık Demir Kubbenin sadece Siyonist rejimin temel altyapılarını koruması kararlaştırıldı. Bu, İsrail nüfusunun büyük bir kısmının füzelere hedef olacağı anlamına geliyor. Bu duruma İsrail Ordusu güvenlik açığının üstesinden gelmek için, söz konusu füzeleri Lübnan'dan fırlatılmadan önce yok edebilme amacı ile Hizbullah'a karşı binlerce mühimmatın kullanılması için eğitim vermeye başladı.
 
Amerikan Ordusunun internet sitesine göre, Hizbullah'ın askeri kanadı, tanksavar füzeler ve yüzlerce insansız hava aracının yer aldığı silahlı piyade birimlerine dayanıyor. En güçlü silahları ise, sayıları 150 bine ulaşan füzeleridir. Çeşitli savaş başlıklarına sahip olan bu füzelerin en kısa menzilli olanları, ortalama 20 bin kilometre kare olan İsrail'in dört bir yanına ulaşabiliyor. Ayrıca Hizbullah, İsrail'in herhangi bir yerine ulaşabilecek günlük binin üzerinde füze fırlatabilme kabiliyetine sahiptir.
 
Lübnan halkı
Temmuz savaşında yaşananlar, Lübnanlıları birleştirdi ve ülkeleri ile halklarına karşı düzenlenen saldırı karşısında, tüm farklılıkları ile Hizbullah'ın etrafında toplanarak safları sıkılaştırdılar. O güne kadar Siyonist düşman tarafından Lübnanlılara karşı onlarca katliam düzenlenmişti. Bundan dolayı Temmuz zaferi Lübnan tarihinde bir dönüm noktası olarak kabul edilmektedir. Zira bu zafer farklı milletlere mensup olan Lübnanlıların yaralarını iyileştirmek için bir merhem gibi geldi. Bu durum karşısında, Hizbullah'ı ülkenin ve hükümetin kurtarıcısı olarak gören Lübnan halkı tarafından, kendisini resmi olarak tanıyan ve işgal altındaki bölgeleri kurtarma hakkı veren Hizbullah'ın Lübnan devleti içindeki konumu güçlendirildi.  
 
İsrail, bu denklemi artık anladı. Bu sebeple, Arapların ister gönüllü, ister gönülsüz olarak katılacağı yüzyılın anlaşmasını yapabilmek için, önünde Amerika aracılığıyla Hizbullah'ın etrafını kuşatmak dışında hiçbir seçenek kalmadı. Bu anlaşma, Filistin davasını tasfiye etmek için Suudi Arabistan gibi ülkelerle yeni ilişkiler kurmak için bir geçiş kartı oluşturuyor. Hizbullah, bu davayı kendi davası olarak kabul ettiği ve Tıpkı Lübnan topraklarını koruduğu gibi bu davayı savunduğundan dolayı, bu durum Hizbullah'ı elbette etkilemektedir. Ancak Filistinliler, Lübnanlılar ve Suriyeliler bu toprakların sahibi olduğu sürece, İsrailliler bu ülkenin geleceğinde yer almayacaktır.
 
Kaynak: Al-Waght
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler