54427-F170110HP006-e1484051886909.jpg

İsrail soluklanma stratejisini uygulayabilir mi, sonuç ne olur?

Bazıları, özellikle Batı Şeria ve Gazze olmak üzere Filistin sahasını, İsrail'in saldırılardan soluklanmak ve Suriye, İran ve Lübnan'da yüzüne kapanan tüm kapılar ile yanlış hesaplarının ardından, elindeki gücü göstermek için sığınacağı bir alan olarak görüyor. Peki, İsrail bunu yapmaya cesaret edebilir mi?

12 Ekim 2018 Cuma

İNTİZAR - NATO'nun 2010 yılında belirlenen stratejik kavramı olan yumuşak güç stratejisinin uygulamaya koyulmasıyla birlikte, 2008 yılında Lübnan'da sergilediği başarısızlık ve 2009 yılında İran'da Amerika ile İsrail tarafından desteklenen bir halk ayaklanması çıkararak İran'ın içeriden yıkılması planlarının çökertilmesinin ardından, bölgedeki saldırı kampı Suriye'ye yöneldi.

Suriye devletinin yıkılmasıyla birlikte bölgenin kontrol altına alınmasının, Direniş Ekseni'nin ortadan kaldırılmasını sağlayacağını zanneden saldırı kampı, dolayısıyla tüm varlığı ve misyonuyla İsrail'in bölgede nihai bir şekilde kalıcılığını sağlayacak olan yüzyılın anlaşmasını sürdürülebileceğini düşünüyordu. Yapılan hesaplara göre, Suriye'nin düşmesi ve Direniş'in yok olmasının ardından saldırı güçleri, tüm bölgedeki petrol ve doğalgaz zenginlikleri üzerine, hiçbir ortak olmaksızın mutlak bir şekilde el koyabilecekti.

Saldırı güçleri, başta Suriye olmak üzere bölgedeki hedeflerini gerçekleştireceğine ve bu konuda kendisine karşı koyacak ya da engelleyecek hiçbir güç olmadığına neredeyse kesin bir şekilde inanıyordu. Özellikle de bölgeden toplanan yaklaşık 300 bin silahlı teröristin temsil ettiği alternatif bir ordunun bu savaşta kullanmasının yanı sıra, yurt dışından gelen ekipman, finans ve çeşitli silahlardan oluşan cömert destek, saldırı güçlerinin bu inancını güçlendiriyordu. Çünkü düşman güçleri, Suriye zaferinin gelecek yüzyıllar boyunca bölgenin durumunu düzenleme ve kontrol altına alma imkânı vereceğini düşünüyordu. Bu sebeple, Suriye savaşı, başlı başına tüm bu cömert harcamaları, sınırsız desteği ve yardımları hak ediyordu.

Görünüşe bakılırsa, Suriye ve İran ile Hizbullah'ın oluşturduğu Direniş Ekseni'nin saldırı güçlerine karşı üstün gelmesinin ardından düşmana art arda dayatılan yeni denklemler, saldırı güçlerinin Suriye sahası üzerine kurdukları tüm planlarını, ümitlerini ve beklentilerini boşa çıkardı. Direniş Ekseni ve Suriye, saldırının ilk dört yılında kendini düşmandan savunmak konusunda yüksek deneyimler kazandı. Bu durum, aldığı pek çok yaraya rağmen, Suriye devletinin temel yapısını ve uluslararası düzeydeki resmi konumunu koruyabilmesini sağladı.

Suriye'de savunma alanında sağlanan bu üstün başarı ve Rusya tarafından Suriye'nin taleplerine olumlu cevap gelmesinin ardından, Direniş Ekseni Rusya'nın da desteği ile devletin kontrolünden çıkan bölgelerin büyük kısmını geri almak konusunda aktif ve etkili bir şekilde başarılar kaydetti. Geriye sadece iki dosya kaldı… Bunlar, Fırat'ın doğusu dosyası ve güney cephesinin tamamlanmasının ardından Suriye devletinin öncelikleri arasında gelen ve İdlib dosyasıdır.

Saldırı güçleri, İdlib'in esaretini kırmak için yürütülecek olan bir askeri operasyondan korkuyorlar. Bundan dolayı İdlib'in kurtarılmasını önlemek için, Amerika, Fransa, İngiltere ve Almanya'nın doğrudan bir askeri müdahalede bulunmasına bahane yaratmak için, kimyasal silah kullanıldığını iddia eden tiyatro oyunlarına yeniden başvurdular. Ne var ki, Batı ülkeleri ile savaşmaktan uzak duran Rusya, bahsi geçen iddiaları çürütmek ve Suriye'ye askeri müdahaleyi önlemek için elinden geleni yaptı. Ardından, İdlib konusuna bir çözüm bulmak için Astana'daki ortaklarına yöneldi ve bu şekilde Batı ile girilecek bir savaşa engel oldu.

Rusya, Soçi'de Türkiye ile İdlib konusunda anlaşma imzalayarak uzlaşı sağladı. Bu anlaşma, İdlib'in Suriye devletinin egemenliğine geri dönüşüyle sona eren geçiş döneminin tercümesi olan bir siyasi çözüm olarak kabul edildi.

İdlib'in kurtarılması için Soçi'de imzalanan anlaşma uygulanmaya başladığında, saldırı kampı bölgeye doğrudan saldırarak bu anlaşmanın yolunu kesmek ve uygulanmasına engel olmak için müdahalede bulundu. Saldırganlar, İsrail, Fransa, İngiltere ve elbette Amerika'nın katılımıyla saldırı düzenledikleri bölgedeki Rus varlığını korkutarak sindirmek konusunda başarı sağlayamadı. Bu durum, 15 üst düzey Rus askeri uzmanın öldürülmesine sebep oldu. Saldırı güçleri, verdikleri mesajın Rusları geri adım atmaya götüreceği ve Türkler'in de bu mesajı alarak anlaşmayı durduracağını düşünüyordu.

Bir kez daha hesaplar Batı'nın öngörülerinin aksine sonuç verdi. Rusya, uluslararası arenaya darbe indiren sarsıcı bir stratejik karar ile bu suça cevap verdi. Eğer İdlib dosyası, Batı sömürgesinin koşullarının dışına taşınırsa, Amerika ve müttefiklerinin tehdit ettiği saldırının yolunu yüksek oranda kesti. Rusya'nın kararının ardından, düşman uçakları ve her çeşit mermi, bomba ve akıllı füze karşısında Suriye hava sahasının kapatılması da dâhil olmak üzere, Suriye hava savunması güçlendirildi.

Rusya'nın kararı ile birlikte, başta “serbest atış alanı” elinden uçup giden İsrail varlığı olmak üzere, Suriye'nin düşmanlarının yaşadığı büyük şok ve şaşkınlık gizlenemedi. Amerika ise, kimyasal silah kullanılacağı iddialarına dair medyada dolaşan haberleri geri çekerek, saldırı tehdidi için elinde tuttuğu kartlarını kaybetti. Aynı şekilde Türkiye'nin de Soçi ittifakından ilk etapta kurtulmak ve vakit kazanmak için elinde bulundurduğu kartlarını kaybettiğini söylemeden geçemeyiz.

Birbiri ardınca dizilen bu dramatik olaylar, saldırı güçleri için sevimsiz bir sahneye yol açtı. Suriye Ordusunun Suveyda çölünde Safa tepelerinin eteklerine kadar elde ettiği zaferler ve ABD'nin bölgeyi Tora Bora'ya ya da Suriye Arap Ordusunun içinde battığı bir Bermuda şeytan üçgenine döndürme planlarının çöküşü ile birlikte, Batı'nın hoşlanmadığı bu sahne tamamlandı.

Bu yeni durumun farkına varan İsrail, Suriye'deki kapalı duvarların önünde durdu ve saldırı güçlerinin içinde bulunduğu tıkanıklığı gidermek için bir soluk aldıracak farklı yollar aramaya yöneldi. Netanyahu'nun konuşması, düşman İsrail'in yönünü değiştirmesinin ilk işareti oldu. Netanyahu Birleşmiş Milletler kürsüsünde, Lübnan ile İran'da füze depoları ve nükleer silahlar olduğunu iddia ettiği görüntüleri sergilediği tiyatro oyununda, bu arayışını herkese ilan etmiş oldu. Bazıları bunu Netanyahu'nun söz konusu iki ülkeye saldırmak için uluslararası kamuoyunu hazırladığı şeklinde yorumladı.

Gel gelelim ki, İran ve Lübnan gerçeği ve bu iki ülkenin tepkileri, bu hamlenin başarıya ulaşmasından İsrail'i mahrum etti. Herkes, İsrail'in tek başına İran ile savaşamayacağını öğrendi. Eğer bunu yapabilecek olsaydı, İran'ın nükleer tehlikesi iddialarını avaz avaz bağırırken, bu saldırıyı on yıl boyunca ertelemezdi.

Tüm bunların ardından, Fırat'ın doğusundaki “IŞİD” örgütünün karargâhlarına fırlatılan İran füzeleri, Amerika ve İsrail'e İran'a saldırmaları durumunda kendilerini bekleyen akıbeti gösteren birer mesaj niteliğindeydi.

Lübnan'a gelecek olursak, ülkenin resmi makamları ve halkın davranışları, Amerika'nın reddedeceği boyuta ulaşarak, İsrail için acı verici bir hal aldı. Ancak bu tepkiden önce de İsrail'i herhangi bir saldırıya karşı engelleyen unsurlar vardı. Nitekim hala var olmaya devam eden bu unsurlar, 2014 yılında son şeklini alan ve İsrail'in saldırılarına engel olan derin bir stratejik caydırıcı denklemin dayattığı engelleyici unsurlardır. Dolayısıyla bu durum İsrail'e, soluklanma stratejisini Lübnan veya İran'da uygulama olanağı sundu. Bu stratejisinin, İsrail'i altından kalkamayacağı büyük bir tehlikeye maruz bırakmadan uygulanabileceği söylenemez.

Ancak, akıllara takılan bir soru var; İsrail şu an bu stratejinin uygulanmasını perdeliyor mu, yoksa güvenli bir sığınak olarak gidebileceği başka bir alan mı var?

Bazıları, özellikle Batı Şeria ve Gazze olmak üzere Filistin sahasını, İsrail'in saldırılardan soluklanmak ve Suriye, İran ve Lübnan'da yüzüne kapanan tüm kapılar ile yanlış hesaplarının ardından, elindeki gücü göstermek için sığınacağı bir alan olarak görüyor. Peki, İsrail bunu yapmaya cesaret edebilir mi?

Kuşkusuz, bunu yapma olasılığı mevcut olsa da, özellikle de Filistin'in ilan edilmiş siyasi pozisyonu ve Filistinlilerin son olarak meydanlarda sergiledikleri dev protesto gösterileri ile birlikte, İsrail'in bunu yapma şansı pek yüksek sayılmaz. Burada, şahane önleyici tedbirlerden biri olarak, Filistin Direnişi'nin Volkan operasyonları geliyor. Filistinlilerin tasfiyesine karşı çıkmak için her Cuma gerçekleştirilen ve tüm Filistin halkının sımsıkı tutunduğu protesto gösterileri dizisinin ön plana çıktığı, Filistinlilerin tutumu ve davranışlarını bu tedbirlere dâhil edebiliriz.

Bu önlemler, Filistinlilerin zayıf taraf olmadığı ve İsrail'in Filistin'de bir maceraya girmemesi gerektiği yönünde İsrail'e önemli mesajlar gönderiyor. Geriye, İsrail'in saldırılarını engellemek için bu önlemleri güçlendirmek kalıyor. Bu noktada, Filistinli liderler bu amaca hizmet eden pozisyonlar almakla sorumludur. En azından stratejik konularda birlik sağlanmalı ve geriye kalan anlaşmazlıkları yönetmek için anlaşma yapılması gerekiyor.

Emin Muhammed Huteyt - Stratejik Araştırmacı
Kaynak: Al-Binaa
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler