11191-cats.jpg

İran'a karşı "Sünni Arap NATO"su

Washington'un dostu olan ülkelerin dahil edileceği ve birçok Arap ülkesinin yer almayacağı Arap NATO'su, Filistin davasından tamamıyla vazgeçiyor ve bu dava ile siyasi, ahlaki ve dini tüm bağlarını koparıyor. Bu anlaşma bölgedeki mezhep savaşının ilan edilmesi ve Irak, Suriye, Libya ve Yemen'de olduğu gibi İran'ı tarumar etmeye yönelik İsrail'in projelerinin uygulanmaya koyulması olacaktır.

30 Ekim 2018 Salı

İNTİZAR - Bahreyn'in başkenti Manama'da Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkeleri (Katar hariç) katılımıyla üç gün boyunca sürdürülen Manama Diyaloğu Güvenlik Konferası'na Amerika Savunma Bakanı James Mattes'in, katılması tesadüf değildir. Zira bu konferansın ilk ve en önemli amacı, stratejik Ortadoğu ittifakı olan "Arap NATO'SU"nun siyasal ve düşünsel zeminini belirginleştirmektir. Bu ittifakın çalışmaları, önümüzdeki yılın başında Washington'da, ABD Başkanı Donalt Trump liderliğinde ve 6 KİK üyesi ülkenin yanı sıra Mısır ve Ürdün'ün katılımı ile düzenlenecek olan bir zirve ile başlatılacaktır.

Manama Diyaloğu Konferansı, geçtiğimiz ay ABD Merkez Kuvvetler (Centcom) Komutanı General Joseph Votel 'in katılımı ile Kuveyt'te düzenlenen ve Körfez ülkeleri ile Ürdün ve Mısırlı liderlerin yer aldığı askeri toplantının devamı kapsamında geldi. Konferansta başlıca görevi İran ile askeri, siyasi ve politik düzeyde savaşmak olan bu Sünni Arap NATO'sunun vizyonu hakkına ayrıntılı bir şekilde konuşuldu.

İki aydan uzun bir süre boyunca ortalara görünmedikten sonra ilk kez bu konferansta görülen Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil el-Cubeyr, konferansta yaptığı konuşmasında, Beşar Esad'ın Suriye'den barış ya da savaş yoluyla çıkacağını vurguladığı geçmiş konuşmalarına benzer sözleri ile dikkat çekti. Suudi Bakan, bölgede iki vizyonun yer aldığını, bunlardan birincisinin, “aydınlık Suudi Arabistan” ve ikincisinin “karanlık İran” olduğunu öne sürdü. İkinci vizyonun sahibi yani İran'ı bölge çapında mezhepçiliği yaygınlaştırmaya çalışmakla suçlayan Suudi Bakan şu sözleri kullandı: "Tarih, bize aydınlığın karanlığa galip geldiğini göstermiştir.. Asıl soru, onları nasıl yenilgiye uğratabileceğimizdir."

***

Manama Diyaloğu Konferansı, bölgedeki yeni koalisyonun pusulasını gösteren başlıca iki gelişmeyi ortaya koydu:

Birincisi: Katar krizinin çözümünü aramak için, Amerikan gözetiminde gizli bir körfez görüşmesinin varlığıdır. Bu çerçevede önemli bir ilerleme kaydedilmiş gibi görünüyor. El-Cubeyr konuşmasında samimi sözler ile hitap ettiği Katar'ın, İran'a karşı kurulan yeni stratejik ittifakın içerisinde yer alacağını vurguladı. Riyad'da Katarlı yetkililer ile düzenlenen toplantıda güvenlik anlaşmasına varıldığına işaret etti. Bu sürpriz gelişmenin, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın iki gün önce bir konferansta Katar ile ilgili yaptığı açıklamanın ardından gelmesi dikkat çekti. Bin Selman bahsi geçen konuşmasında Katar ekonomisini "Ortadoğu'nun güçlü ekonomileri için umut vaat eden bir yapıtaşı" olarak nitelendirmişti.

İkincisi: Sünni Arap NATO'sunun dokuzuncu katılımcısı İsrail olacak. Bununla birlikte, İsrail ile ilişkilerin normalleştirilmesi süreci hızlandırılacak. İsrail Kültür ve Spor Bakanı liderliğindeki sporcu heyetinin, Doha ve Abu Dabi ziyaretleri ve Netanyahu'nun Maskat ziyareti bunu temsil etmektedir. Bu ortaklığın en önemli başlangıcı olarak, İsrail'in önümüzdeki Ocak ayında Arap ittifakının ilk adımı olarak Washington'da düzenlenecek olan zirveye katılma olasılığını uzak görmüyoruz. Amman Sultanlığı Dışişleri Bakanı Yusuf bin Alevi, Manama Diyaloğu Konferansı'nda yaptığı konuşmada, şu ifadelere yer verdi: "İsrail'in Ortadoğu'daki varlığı, karşı çıkılmayacak bir durumdur. Bizler ve dünya bu gerçeği anladık. Belki de İsrail'e diğer ülkeler ile aynı şekilde muamele etmenin ve aynı yükümlülükleri üstlenmenin zamanı gelmiştir."

Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed el-Halife'nin Manama Diyaloğu Konferansı'nda gerçekleştirdiği konuşmasında, bu ittifakın bölgede güven ve istikrarı güçlendireceğine dair sözlerine elbette katılmıyoruz. Washington'un dostu olan ülkelerin dahil edileceği ve birçok Arap ülkesinin yer almayacağı Arap NATO'su, Filistin davasından tamamıyla vazgeçiyor ve bu dava ile siyasi, ahlaki ve dini tüm bağlarını koparıyor. Bize kalırsa bu anlaşma bölgedeki mezhep savaşının ilan edilmesi ve Irak, Suriye, Libya ve Yemen'de olduğu gibi İran'ı tarumar etmeye yönelik İsrail'in projelerinin uygulanmaya koyulması olacaktır.

***

"Sünni Arap NATO'su", Irak, Suriye, Libya ve Yemen savaşlarında Körfez ülkeleri ve diğer bazı Arap ülkelerinin oynadığı rolü üstelenecektir. Yani, bölgede İran'a karşı gelecek olan İsrail-Amerikan savaşı için Arapların meşrulaştırma örtüsünü sağlayacaktır. Burada, temel bir farkın yanı sıra tehlikeli bir tuzak vardır. O da şudur, ABD geçmiş savaşlarında Filistin davasının çözüleceği ve bağımsız bir devletin kurulacağına dönük vaatlerde bulunmuştu. Ancak İran'a karşı yaklaşan yeni savaşta bu durum tamamıyla farklıdır. Filistin davasını tasfiye etmeyi amaçlayan “yüzyılın anlaşması”na dayanan bir alternatif bunun yerini almıştır.

Geçtiğimiz günlerde Netanyahu Maskat'ta idi. Eğer yarın ya da öbür gün Abu Dabi, Doha, Manama ya da Riyad'a giderse hiç şaşırmayız. İçinde bulunduğumuz günlerde, eski sistemlere alternatif olarak yeni bir bölgesel sistemin doğuşuna ve Yahudi devletinin belkemiğini oluşturduğu bir Arap birliğine tanık oluyoruz. Düşman, yeni müttefiklerini savunan güçlü bir dost haline geliyor.

Önümüzdeki dört ay, ortak Arap savunması, ortak kader ve ortak Arap edebiyatı ile Körfez ülkelerinin Filistin davası ile bağlarını koparacağı bir dönem olabilir.

Abdulbari Atvan
Kaynak: Ray el-Yevm
Çeviri: Merve Soydaş Gök
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler