89427-cats.jpg

'Yüzyılın Anlaşması'nın askeri kanadı: “Arap NATO’su”

"Arap NATO'su"nun hedefi, Arap NATO'sunun oluşturulması için çok para akıtacak olan Arap ülkelerini kurban etmek pahasına Siyonist rejimi korumaktır. Bu noktada, Arap NATO'sunun “yüzyılın anlaşması”nın hedeflerini yerine getirmek için kurulan askeri bir ittifaktan başka bir şey olmadığını söylemek yerinde olacaktır.

21 Kasım 2018 Çarşamba
İNTİZAR - ABD Başkanı Donald Trump, geçtiğimiz aylarda “yüzyılın anlaşması” adıyla bilinen entrikalı anlaşmayı kabul ettiğini duyurmuştu. Anlaşmanın ilk adımı olarak ise, Amerika'nın büyükelçiliği Tel Aviv'den Kudüs'e taşınmıştı. Pervasız Başkan ardından, Washington'un sekiz Arap ülkesi ile birlikte askeri bir ittifak oluşturmak istediğini açıklamıştı. Bahsi geçen ittifak hakkında yayınlanan çok sayıda rapora göre, ABD hükümeti “Arap NATO'su” adı verilen bu askeri ittifakı oluşturmak için önümüzdeki yılın ilk günlerinde resmi olarak harekete geçecek. Buna göre Washington, gelecek Ocak ayında Sudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt, Bahreyn, Katar, Ürdün, Umman ve Mısır'dan gelecek heyetler ile görüşmeler düzenleyecek.
 
Elbette, tahmin edildiği üzere Amerika, böyle bir ittifakı oluşturmak için, Arap ülkelerinde İran'ın etkisi ve müdahalesinin yaygınlaşmasını kısıtlamayı bahane etti. Amerikalı yetkililer, İran'ın “Hizbullah” aracılığıyla Lübnan'da, “Ensarullah” yoluyla Yemen'de, “Hamas” sayesinde Filistin'de ve Haşdi Şabi güçleri yoluyla Suriye ile Irak'ta ilerleyebileceğini görüyorlar. Söz konusu yetkililer, İran'ın bu müdahalesinin geriye kalan diğer Arap ülkeleri için tehdit oluşturduğunu iddia ediyor. Haber kaynaklarına göre, Arap NATO'sunun başlatılması için ilk görüşmeler yapıldı. Bu bağlamda geçtiğimiz günlerde Bahreyn'in başkenti Manama'da bu konuyu istişare etmek üzere gizli bir zirve düzenlendi. Gizli toplantıya Siyonist temsilciler ve bazı Arap ülkelerinin temsilcileri katıldı.
 
Arap NATO'sunun oluşturulmasının hedefleri hakkındaki bazı kehanetlere bakılacak olursa, bu durum işin sonunda ittifakı askeri açıdan güçlendirme bahanesiyle daha çok silah satışı yapacak olan Amerikan ekonomisinin çıkarlarına yarayacaktır. Aynı şekilde Washington, bu ittifakı desteklemek için gayrı safi milli hasılanın yüzde ikisini tahsis etmeleri konusunda Avrupa ülkelerine baskı yapabilecek. Sonunda ise, Amerika'nın Arap, ülkelerinin kontrolünü ele almasını sağlayacaktır.
 
Arap NATO'su adı altında birleştirilen böyle bir ittifakın, Amerika'nın çıkarlarına hizmet edeceği şüphe götürmez bir gerçektir. Ne var ki, Amerika'nın Suriye'yi yok etme projesinin başarısızlığı ve Direniş Ekseni'nin Golan sınırına ulaşan bölgedeki gücünü arttırması göz önünde bulundurulduğunda, bu ittifakın kurulmasının en önemli hedefi belirginleşiyor. Bu hedef, Arap NATO'sunun oluşturulması için çok para akıtacak olan Arap ülkelerini kurban etmek pahasına Siyonist rejimi korumaktır. Bu noktada, Arap NATO'sunun “yüzyılın anlaşması”nın hedeflerini yerine getirmek için kurulan askeri bir ittifaktan başka bir şey olmadığını söylemek yerinde olacaktır.
 
İran'ın Arap ülkeleri için tehdit oluşturduğu iddialarını kabul etmek, sahada her gün şahit olduğumuz gerçeklerin ışığında, doğruları yansıtmıyor. Bu gerçekler Siyonist rejim ve Amerikan hükümetinin Arap ülkelerine faydası olmadığı ve olmayacağını, aksine tehdit oluşturmaya başladıklarını kanıtlıyor. Öyleyse bu saha gerçekleri nedir? Bu sorunun cevabını verebilmek için başka bir soruyu daha cevaplamamız gerekiyor. Madem Amerika, İran'ın Arap ülkelerinin işlerine müdahale ettiğini iddia ediyor, eğer bunun doğru olduğunu varsayarsak, bu müdahaleden kim faydalanıyor, kim zarar görüyor?
 
Saha gerçeklerinden ilki, İran'ın Lübnan'da Hizbullah'a verdiği destektir. Öyle ki, ülkenin güney topraklarının büyük kısmı 2000 yılına kadar Siyonist rejimin işgali altındaydı. 2000 ve 2006 yıllarında Tahran'ın Hizbullah'a bağlı Direniş hareketine verdiği destek sayesinde, Direniş hareketi Siyonist varlığın kontrolü altındaki Lübnan topraklarının çoğunu geri alabildi. Lübnan Direnişi, bu toprakları diğer Arap topraklarına katmayı başardı.
 
Saha gerçeklerinin ikincisi, İran'ın Direniş yoluyla Filistin halkına verdiği destektir. Bu destek Arap topraklarının önemli bir parçasını oluşturan Gazze Şeridi'nin kurtuluşu ile sonuçlandı. Filistin topraklarının geri kalan kısmının da özgürleştirileceği günleri umutla bekliyoruz.
 
Sahadaki üçüncü gerçek ise, İran'ın ülkeyi parçalamayı hedefleyen Siyonist – Amerikan projesine karşı, Suriye devletini desteklemesidir. Bu destek de, IŞİD terör örgütünün yok edilmesi ve teröristlerin kontrolü altındaki toprakların kurtarılmasına sebep oldu. Kelimenin tam manasıyla, Tahran'ın desteği Suriye'nin çöküşünü engelledi.
 
Dördüncü saha gerçeğine gelirsek, bu başta IŞİD olmak üzere pek çok terör örgütü tehdidi ile savaşan Irak sahnesidir. Bağdat yönetimi, terörist gruplarla girdiği savaşa kendisine destek vermesi için Tahran'a çağrıda bulundu. İran'ın desteği ile Irak topraklarının tamamı terör örgütlerinin eline düşmekten kurtarıldı.
 
Gerçek şu ki, Amerika ve Siyonist rejim sadece Irak ve Suriye'nin topraklarını bölüştürmek için uğraşmadı. Türkiye'de yayın yapan “Yeni Şafak” gazetesinin yayınladığı raporlara göre, Amerikan- Siyonist projesi aynı zamanda Suudi Arabistan'ı dört bağımsız devlete bölmeye çalıştı. Eğer Suriye ve Irak projeleri İran tarafından yenilgiye uğratılarak engellenmeseydi, kuşkusuz bugün Suudi Arabistan bölünmüş ve iç çatışmaların bataklığına sürüklenmiş olurdu.
 
Yemen'de yaşananlara gelirsek, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, bu yoksul ülkede adeta bataklığa saplandılar. Bu iki ülkenin Yemen'deki askeri müdahalesinin, Siyonist rejim ve ABD yönetimi tarafından tasarlandığını söyleyebiliriz. Zira burada, “Amerika ve İsrail'e ölüm” çağrısı yapan “Ensarullah” için ölüm sloganları ile ülkeye girildi. Eğer Yemen'de tam bağımsız bir devlet kurulursa, bu Siyonist rejimin büyük tehlikelere karşı açık hedef haline geleceği anlamına geliyor. Çünkü “Ensarullah” savaşçıları, bu gasıp rejimin Ordusu ile savaşa girmeye ve Kudüs'ü onların elinden kurtarmaya hazır olduklarını ifade ettiler. Bundan dolayı müzakere masasına oturmak ve Yemen'deki çatışmalara siyasi çözüm arayışı için çağrılar alıyorlar.
 
Burada sorulması gereken en mühim soru, Arap NATO'sunun oluşturulması için bir plan olup olmadığıdır. Bu sorunun cevabı, heterojen Arap devletlerinin doğası ve aralarındaki iç çatışmalar göz önüne alındığında, Arap NATO'sunun kurulması planı kesinlikle fiyasko ile sonuçlanacaktır. Ancak, eğer “yüzyılın anlaşması” komplosu yürütülüyorsa, o zaman bir Arap NATO'sunun oluşturulması olasıdır. Peki, “yüzyılın anlaşması” entrikası tamamen uygulanacak mıdır?
 
Kaynak: Al-Waght
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler