2983398.jpg
  • Anasayfa» 
  • Analiz»
  •  Arap NATO'su, "Yüzyılın Anlaşması" ve İran hedefleri arasında Varşova Konferansı

Arap NATO'su, "Yüzyılın Anlaşması" ve İran hedefleri arasında Varşova Konferansı

Varşova Konfransı'nın Amerika'ya kazandırdığı tek gerçekleşen hedefin, Arap ülkeleri ile İsrail rejimi arasındaki normalleşmeyi tüm dünya için açığa çıkarmak olduğunu söyleyebiliriz. ABD'nin Arap NATO'su, NATO ve "MESA" projelerini yürütmek için güvendiği kanalların ilk hedefi, İsrail ile normalleşme projesidir.

20 Şubat 2019 Çarşamba

İNTİZAR - Amerika Birleşik Devletleri'nin Arap NATO'su, NATO ve "MESA" projelerini yürütmek için güvendiği kanalların ilk hedefi, İsrail ile normalleşme projesidir.

Varşova Konfransı'nın Amerika'ya kazandırdığı tek gerçekleşen hedefin, Arap ülkeleri ile İsrail rejimi arasındaki normalleşmeyi tüm dünya için açığa çıkarmak olduğunu söyleyebiliriz. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun yanı sıra, Suudi Arabistan, BAE ve Bahreyn gibi Arap ülkelerinin dışişleri bakanlarını bir araya getiren bu görüntü, normalleşmeyi dünyaya göstermek ve bu normalleşmeyi Arap sokaklarında kabul ettirme aşamasının zeminini hazırlamak çerçevesinde, nitelikli bir sıçrama oluşturdu.

Netanyahu ile birlikte oluşturulan bu görüntü, Araplar için sadece bir başarı değil, oklarını İran'a doğrultan Arap bakanlar tarafından yapılan açıklamaların mukaddimesi niteliğindedir. Zira Bahreyn Dışişleri Bakanı Halid bin Ahmed Al Halife veya Suudi Adil El- Cubeyr, İsrail'in Filistin işgalini değil de İran'ı tehdit olarak görüyorlar.

Bu doğrultuda, Filistin davasının tasfiyesi için yapılanlar ve Filistin yönetimi ile direnişçi grupların, Filistin halkının Kudüs'e geri dönmeye dönük temel haklarının sonlandırılmasına dayanan Trump'ın anlaşmasını kabul etmeye zorlanmasını bu konferans ile bağlantılandırabiliriz. Trump'ın anlaşması ile Filistin davasını sona erdirmek, Amerika ile Arap müttefiklerinin Filistin Direnişi'nin en büyük destekçisi olan İran'ı hedef alan görevlerini kolaylaştıracaktır.

ABD yönetimi, Trump'ın Gazze Şerdi için özel ekonomik maddeler içeren anlaşması sayesinde, Filistin Direnişi'ni tarafsızlaştırmanın İran'ın Direnişi destekleme faaliyetlerini bozguna uğratacağını düşünüyor. Ne var ki, Washington ve yanında saf tutan Araplar, ilk olarak Filistin Direnişi'ni etkisiz hale getirmelidir, ki bu gözlemcilerin de vurguladığı gibi imkânsız bir görevdir. İkinci olarak ise, İran'ı doğrudan hedefleyen operasyonlara geçiş yapmalıdır.

Bu amaçlar, bir kısmı İran'ı içeriden bir kısmı da dışarıdan hedefleyen bir hedef bankasına sahiptir. Direniş hareketleri ve özellikle de Hizbullah, ABD yönetimi ve Arapların belirlediği hedeflerin başında geliyor. Hizbullah'a karşı kampanya aylar önce her düzeyde başlatıldı.

Buna ek olarak, Varşova Konferansı'nın düzenlenmesi ve ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence'in Avrupalıları İran ile nükleer anlaşmadan çekilmeye davet etmesi, özellikle de Avrupa ülkeleri ile ekonomik iş birliği konusu başta olmak üzere İran'ın ülke dışındaki çıkarlarının hedeflenmesini açık bir hale getirdi. ABD Başkan Yardımcısı bu çağrısını Münih Konferansı'nda tekrarlayarak, Avrupalılardan ABD'nin İran'a karşı yaptırımlarını baltalamamalarını istedi.

İran'ın yurt dışındaki çıkarlarını hedefleme planları eğer başarısız olursa, Amerikalılar ile Netanyahu'nun sözünü ettiği İran'ı vurma senaryosu masaya yatırılacaktır. Ancak Amerikalı üst düzey askeri yetkililer, bu planın riskinin ne kadar büyük olduğunu çok iyi anlamış gibi görünüyor. Buna ilaveten ABD Kongresi de anlaşmaya varmadan İran'ı vurmaya gitmeyi reddetti. Bu durumda, Washington'un Arap müttefiklerini İran savaşına bulaştırmaya sığınması olası görünüyor. Bu hamlenin sonuçları da öngörülebilir. Zira bu müttefikler, İran'ın askeri sahasından çok daha güçsüz olan Yemen gibi bir bölgede başarısızlıklarını kanıtladılar.

Bunun da ötesinde, Avrupa'nın konumu Amerika'nın dayatma politikalarına karşı çıkıyor. Özellikle de Avrupalılar ile Siyonist rejim arasındaki gerginliğin göstergelerinden sonra, Netanyahu ile Vişegrad ülkeleri arasındaki mevcut kriz artmaya başladı.

Tüm bunların ışığında, Washington ve Arap müttefiklerinin projelerini sonuna kadar götürmelerini beklemenin normal olduğu söylenebilir. Ancak projenin sonuna gitmek konusundaki bu ısrar, başarısız oldukları taktirde olumsuz sonuçların kat kat artacağı anlamına geliyor.

Hüseyin el-Musavi
Kaynak: El-Alem
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler