131220171639558226468_2.jpg

Nasrallah’ın mesajları çatışma denklemlerini değiştiriyor

İsrail'in iç cephede ortaya koyduğu icraatlar, Hizbullah karşısında pro-aktif seçeneklerin başarısız olduğunu teyit ediyor. Siyonist liderlerin ülkedeki önemli noktaları takviye ederek güçlendirme kararı, iç cephenin Direniş tarafından hedeflenmesini engelleyemedikleri ve buna teslim oldukları gerçeğini gözler önüne seriyor.

20 Temmuz 2019 Cumartesi

İNTİZAR - Düşman ordusu liderlerinin eylemleri bir kez daha, Hizbullah'ın bilgi ve hesap yeteneklerinin etkisinin ve bu yeteneği harekete geçirme arzusunun, operasyonel seçenekleri değerlendirirken masaya yatırılan kararlarda başlıca etken olduğunu ortaya koyuyor. Siyonist liderlerin ülkedeki önemli noktaları takviye ederek güçlendirme kararı, iç cephenin Direniş tarafından hedeflenmesini engelleyemedikleri ve buna teslim oldukları gerçeğini gözler önüne seriyor.

Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah'ın, düşman İsrail ile girilecek kapsamlı bir savaşta stratejik derinliklerin hedef alınacağına dair mesajlar iletmesinden birkaç gün sonra, İsrail Ordusunun iç cephe komutanlığı, Hizbullah'ın hassas füzeleri tarafından hedef alınması beklenen 20 mevkiyi takviye ile güçlendirmeye karar aldı.

İsrail'de yayın yapan “Haaretz” gazetesine göre, Seyyid Nasrallah Lübnan'a karşı bir saldırı durumunda Direniş'in, İsrail varlığının derinlikleri ve stratejik konumlarına zarar verebilecek yetenekleri olduğuna dair mesajlarını ilettikten sonra bir haftadan kısa bir süre içerisinde, İsrail Ordusu iç cephe komutanlığı Hizbullah'ın hassas füzelerinin hedefleyebileceği 20 stratejik noktayı güçlendirme kararı aldı. Bu karar ve İsrail'in Direniş'e karşı diğer adımları, İsrail ile kurulan çatışma denklemindeki değişimin büyüklüğünü gösteriyor. Direniş'e karşı alınan önleyici kararlar aynı zamanda, Tel Aviv liderlerinin bu tür füze saldırılarının riski karşısında İsrail halkını Siyonist Ordunun gücünün sınırlarına adapte etmeyi amaçlayan politikasını ortaya koyuyor.

Bu politika riskin artmasına rağmen, halkın operasyonel girişimlerden vazgeçildiğini anlaması için manevra payı veriyor. Yeri gelmişken, bu dönüşümün köklerinin 2006 savaşının sonuçlarına dayandığı gerçeğini hatırlatmakta fayda var. Bu savaşın sonuçları sadece düşman ordusunun askeri çözüm başarısızlığı ile sınırlı kalmadı aynı zamanda İç cepheyi gerçek bir savaş cephesine dönüştürmek de dâhil olmak üzere bölgesel denklemleri netleştirdi.

Düşman ordusunun iç cephesinin bu kararı, Siyonist ordunun 1950'lerden bu yana benimsediği askeri ilkelerle bağlantılı bir dizi mesajı içerisinde barındırıyor. Bu ilkeler İsrail'in düşmanlarını caydırmaya, kendisine tehdit etme imkânı veren gelişmiş uyarı yeteneğine ve daha sonra ulusal güvenliğini tehdit edecek her türlü girişimi başarısız kılmak amacıyla önleyici saldırılar düzenlemeye dayanıyor.

Buna karşın Siyonist rejimde başlatılan güçlendirme eylemleri ise, ordu liderlerinin bu ilkelerin Hizbullah karşısındaki etkisinin sınırlı kaldığına teslim olduklarını gösteriyor. Bu durum aynı zamanda Tel Aviv'deki karar mekanizmasının, Hizbullah'ı gerektiği anda füze kullanma seçeneğinden caydırma sistemlerinin etkinliği olmadığını ortaya koyuyor. Hizbullah liderinin geçen hafta Cuma günü “El-Menar” televizyonuna verdiği röportaj sırasında derinleştirdiği mesajları bunu gösteriyor.

Hasan Nasrallah “El-Menar” televizyonuna verdiği demeç sırasında, daha önce görülmemiş bir biçimde, ağır füzelerin hem stratejik hem de ekonomik seviyede Siyonist rejimin bel kemiğini oluşturan bölgeleri hedeflemeye yoğunlaşacağını açıkladı.

Düşman ordusunun elindeki gelişmiş uyarı yeteneğinin, Direniş'in düşmanı askeri ve teknolojik üstünlükten mahrum bırakan taktikleri karşısında işlevsiz kaldığı gerçeğinin anlaşılması ile birlikte, bu denklemin riski daha da netleşti. Bunun sonucunda İsrail liderliği bu yeni olgu ile en önemli zorluk olarak mücadele etmeye başladı.

Seçenekler düzeyinde, İsrail'in iç cephedeki eylemleri, Siyonist rejimin stratejik derinliklerini hedef alan Hizbullah'ın yeteneklerinin bu düzeye çıkmasını engellemek için başvurulan seçeneklerin başarısızlığını vurguluyor. Daha da önemlisi bu seçimler, 2006 savaşının bir parçası olarak kabul edilen füze sistemlerinin başarısızlığının kabul edildiğini gösteriyor. Ancak güçlendirme uygulamaları İsrail halkına bu sistemlerin kendilerini korumak için yeterli olmadığı gerçeğini anlatıyor.

Aynı bağlamda, İsrail 1982 yılında “El-Celile'nin güvenliği operasyonu” adı altında Lübnan istilasını başlattı. Bunun amacı El-Celile'yi Filistin'in füzelerinden korumaktı. Siyonist ordu bu operasyonla stratejik ve politik diğer amaçlarını gizlemek istedi. Bugün kurulan denklemde İsrail, El-Celile, kıyı kesimi ve Nakab çölünün tamamen Hizbullah'ın füzelerinin hedefi altında olduğunu anladı. Bununla birlikte Siyonistler Güney Lübnan'daki kara ilerlemesinden duyduğu endişe ve yetersizliği de da gizlemiyor. Aksine Güney Lübnan'a dayatılan herhangi bir istilanın, stratejik derinliklerini korumak şöyle dursun, Siyonist rejim için stratejik bir tehdide dönüşeceği kanaatine sonunda ulaştı.

Bu denklem, İsrail'in 13 yıl boyunca askeri saldırıyı tekrar etmemesinin nedenlerini açıklıyor. Bu gerçeği açıklayan en önemli kanıt, İsrail'in eski Hava Kuvvetleri Komutanı General Amir İshel'in Herzilya Konferansı sırasında yaptığı bir açıklamada gözler önüne serildi. Aylar süren bir kara operasyonuna girilmesi durumuna değinen İshel, “Hizbullah İsrsil'i sadece Güney Lübnan'dan bombalamaz. Zira tüm Lübnan İsrail devletinin derinliklerine ulaşan füzelerle donatılmıştır” ifadelerini kullandı.

Bu durum ile birlikte düşman ordusunun iç cephedeki eylemleri, İsrail ile olan çatışmada görülen stratejik dönüşümün büyüklüğünü yansıtıyor. Yine bu bağlamda en önemli işaretlerden biri de, teknolojik, askeri ve yıkıcılık yeteneği düzeyinde bölgesel güç sayılan İsrail'in, askeri ideolojisini  - diğer ilkeler kapsamında- savaşı düşman topraklarına taşımak, düşmanın yeteneklerini yok etmek ve topraklarını işgal etmeye dayanıyor olmasıdır. İsrail, bu kez Hizbullah'ın savaşı düşman topraklarına taşıma stratejisi karşısında olumlu (füze savunma) ve olumsuz (iç cepheyi güçlendirme) savunma sistemleri geliştirmek zorunda kaldı.   

Eiland: İsrail, Hizbullah ile doğrudan gireceği her savaşı kaybedeni olacaktır!

Geçmişte, istihbarat bilgileri düşmanın varlığı için tehdit oluşturan tehlikeli kaynakları yok etmeyi amaçlayan önleyici bir seçenekti. Bugün gelinen noktada ise, “Haaretz” gazetesi iç cephenin stratejik tesisleri güçlendirme kararına ilişkin şu satırları paylaştı: “İsrail istihbaratının değerlendirmelerinin ardından, Hizbullah'ın İsrail Ordusunun savaş yeteneklerine zarar vermek ve gelecek savaşta manevi bir zaferi kaydetmek için İsrail'de stratejik mevkileri hedefleyeceği tahmin ediliyor.”

Hizbullah'ın mesajları doğrultusunda düşmanın zihninde oluşan bu endişelerin sonucunda, iç cephe Hizbullah'ın saldırılarına hedef olabilecek stratejik tesisleri belirledi ve birçok mevkiyi güçlendirmeye karar verdi. Beton duvarlar örmek, binaları ve çatılarını güçlendirmek ve Direniş'in füzelerinin parçalarının ulaşmasını engellemek için tespit çalışmaları yapmak bu güçlendirme faaliyetleri kapsamında belirlendi. “Haaretz” gazetesinin internet sitesi, güçlendirilecek mevkiler arasında İsrailli elektrik ve doğalgaz şirketlerine bağlı kurumların yanı sıra, ülke genelinde yer alan hassas ve stratejik mevkiler olduğu bilgilisine yer verildi.  

Ancak İsrail'in asıl problemi, bu kurum binaları ile ilgili değil yapısaldır. Problem, bu tesislerin bir gün Lübnan'dan fırlatılacak hassas füzelerin hedefinde olacağı ihtimalinin, İsrailli karar alıcıların aklına dahi gelmeyen on yıllık bir politikadan kaynaklanmaktadır. Bu tehlikenin düzeyini ortaya koyan en önemli işaretlerden biri de, İsrail Ordusunun Planlama Dairesi Başkanı ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı General Giora Eiland tarafından gözler önüne serildi. Geçtiğimiz günlerde Herzilya Konferansında konuşan Eiland, İsrail'in zayıf noktasının stratejik tesislerde gizli olduğuna işaret ederek şu ifadeleri kullandı: “İsrail'de elektrik üretiminin yaklaşık %90'ı ülke topraklarının % 11'inde yoğunlaşıyor. Buna çok sayıda örnek vardır.”

Bunun da ötesinde, Eiland'ın her konferansı, makalesi ve pozisyonunda vurguladığı en önemli nokta, İsrail'in Hizbullah ile gireceği herhangi bir doğrudan savaşın kaybeden tarafı olacağını söylemesidir. Eiland ayrıca kendisini en çok endişelendiren hassas füzelerin, Hizbullah'a ait füzeler olduğunun altını çizerek, “Çünkü İsrail devletinin ulusal altyapısı tehlike altındadır ve biz küçük bir devletiz” şeklinde konuştu.

Ali Haydar
Kaynak: El-Ahbar
Çeviri: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler