bölge.jpg

Bölge çözüme yaklaşıyor mu?

ABD, Direniş Ekseni'ne karşı zafer kazanmanın zorluğunu, çeşitli isimlere ve görevlere sahip olan yerel araçlarından çok daha iyi anladı. Direniş, Yemen'den Lübnan, Gazze, Irak ve Suriye'deki çatışma sahasına kadar uzanan bölgede esas unsura, yani caydırıcı güce sahip oldu.

9 Aralık 2019 Pazartesi

İNTİZAR - Tehlikenin büyüklüğü, özellikle Lübnan'daki mali çöküş, Suriye lirasının kurda değer kaybetmesi ve Irak'ta düşmanca baskıların artışının gölgesinde, Direniş Ekseni'ne yeni yükler yükleyecektir. Bu durum, bölgedeki sorunun en kısa sürede çözülmesi gerektiği anlamına geliyor.

Bölge hâlihazırda bir başarı elde eden ve bunu sabitleştirmek isteyen tüm tarafları kendi bölgesinde hedef alan çok yönlü bir çatışma turu yaşıyor. Çatışmaların sona yaklaştığı dokuzuncu yılda, hala siyasi ve askeri arena yangından kurtulamadı. Yakın gelecekte bu sorunun çözümüne dair hiçbir umut ışığı da ne yazık ki görünmüyor.

Bununla birlikte tüm gelişmelerde değişmeyen şey, ABD'nin şimdiye kadar saldırı kodlarına sahip olduğu çatışmanın farklı yönleri ve mekanizmaları açısından, büyük ve sert dönüşümler yaşıyor olduğumuzdur. Bu kez savaşı kazanmak için yeni girişim, Direniş Ekseni çevresindeki insanlara doğrudan dokunan ekonomik arenada oldu.

ABD, Direniş Ekseni'ne karşı zafer kazanmanın zorluğunu, çeşitli isimlere ve görevlere sahip olan yerel araçlarından çok daha iyi anladı. Direniş, Yemen'den Lübnan, Gazze, Irak ve Suriye'deki çatışma sahasına kadar uzanan bölgede esas unsura, yani caydırıcı güce sahip oldu.

Direniş ülkelerinin bu aşamada yaşadığı şartlara binaen ve bölgedeki çözümün gidişatı hakkında sorulara cevap vermeden önce, tüm bu ülkelerin durumunu özetlemek, bütün sahneyi ayrı ayrı netleştirmek ve gelecek aşamaya dair beklenen gelişmelerin çıkarımı yoluyla mümkün olan durum tahmini yapmak gerekiyor.

Yemen'de ülkeyi savunan Ordu ve Halk Komiteleri güçleri, stratejisini sabır aşamasından saldırı aşamasına geçirmeyi başardı. Bu durum elbette saldırı güçlerini çok rahatsız etti ve onları sürekli bir kafa karışıklığı halinin içerisine soktu. Saldırı güçleri, Amerika ve BM'ye bakmaksızın daha fazla zorbalık uyguladı ve acımasızca sivilleri hedefleyerek nefret düzeyini yükseltti. Buna rağmen, Yemen'in müdafaa güçleri sahadaki durumu kendi lehlerine çevirmeyi başardılar ve saldırı güçlerini daha fazla küçük düşmemek için çıkış yolu aramak zorunda bıraktılar. Yemen bu günlerde düşman güçlerinin vahşeti artırmasına rağmen, Direniş Ekseni'nin tutarlılık ve caydırıcı güce sahip olmak açısından en iyi durumda olan sahası olarak görülüyor.

Filistin'e gelince, özellikle Gazze Şeridi olmak üzere siyasi bölünmelere rağmen, şiddetli abluka ve Siyonistlerin askeri saldırıları bakımından durum Yemen'dekine yakındır. Filistin'deki Direniş gruplarının askeri yeteneklerin sürekli gelişmesi sayesinde, ülke birkaç yıl önceye göre çok daha iyi bir durumdadır. Son askeri turlarda, caydırıcı askeri güç kullanmayı başaran Filistin Direnişi, Siyonist liderliğini ateşkes için Mısır'a sığınmak zorunda bıraktı. Buna rağmen, ablukanın kaldırılması ve yeniden imar ile ilgili dosyada kayda değer bir başarı sağlanamadı. Bu durum, sahnenin uzun süre askeri patlamalar ve karşılıklı caydırıcılık arasında gidip gelmeye devam edeceği anlamına geliyor.

Irak ve Lübnan'da ise yaklaşık iki aydan bu yana iki ülke, yolsuzlukla mücadele isteği başlığı altında yönetime karşı halk hareketlenmeleri yaşıyor. Bu hareket her ne kadar hakkını arayan meşru halk ayaklanmaları gibi görünse de, Lübnan'da 30 yıldan fazla süredir, Irak'ta da yaklaşık 16 yıldır örgütlenen yağmalama operasyonları sonucu işlerin halk ayaklanmalarının patlak verdiği göz önüne alınarak, iki ülkenin içinde bulunduğu durumun çok iyi açıklanması ve şerh edilmesi gerekiyor.

Halk ayaklanmaları, bu hareketi yöneten heyetler, kişiler, güçler ve örgütler açısından çok iyi gözlemlenmelidir. Zira bu güçlerin yüzde 90'dan fazlasının Irak ve Lübnan'daki Direnişin pozisyonuna ve gelişmesine karşı önleyici güçler olduğu ve Amerika'nın talebiyle harekete geçtiklerini söylemek mümkündür.

Irak'ta, halk hareketinin tetikleyicisi çok açık bir şekilde görülüyor. Bunun örnekleri, Mukteda Sadr akımı, Sarhi akımı, Şiraziler, diğer dini akımlar ve İran ile Haşdi Şabi'ye düşmanlık başlığı altında toplanan STK'lar ile sınırlı değildir. Tüm bunların yanı sıra, uzun yıllardan beri yatırım adı altında bu tür gruplara destek veren Suudi Arabistan'ın amacı Şiiler arasında askeri çatışma boyutuna ulaşabilecek bir çatışma yaratmaktır. Bunun için yerel ve uluslararası tüm şartlar sağlanıyor. İşler eğer bu yöne doğru ilerlerse Irak'ın üç devletçiğe bölünmesi riski çok yüksek olacaktır.

Lübnan'a gelince, 14 Mart Güçlerinin çoğunlukta olduğu politikacıların açıklamaları, meydanlarda atılan sloganlar ve Amerikalıların birçok ifadesine bakılırsa, Lübnan'da da işlerin Irak'tan faklı olmadığı net bir şekilde görünüyor. Burada da hedef, kendilerine düşman bir Şii bloğu göstererek Direnişi izole etmektir.

Mevcut gerçekler göz önüne alındığında Suriye, sınır komşusu Irak'ın bölünmesi ile çember altına alınacak olan ilk hedef gibi görünüyor. Eğer Irak'ta işler Şii çatışmasına kadar giderse terörist gruplar burada yeniden canlandırılabilir. Her durumda İran, Suriye ve Lübnan arasındaki yolun kesilmesi için geri dönen komplocularla karşı karşıya kalacağız.

Bu tehlikenin büyüklüğü göz ardı edilemez. Özellikle Lübnan'daki mali çöküş, Suriye lirasının kurda değer kaybetmesi ve Irak'ta düşmanca baskıların gölgesinde Direniş Ekseni'ne, yeni yükler yükleyecektir. Yani tüm bunlar, başta Suriye olmak üzere, bölgedeki sorunun en kısa sürede çözülmesi gerektiği anlamına geliyor.

Omar Maarabouni  
Lübnanlı askeri işler analisti
Kaynak: Al-Mayadeen
ÇEviir: Merve Soydaş
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler