logo.jpg

BDS'den imza kampanyası: "İşgalci İsrail ile görüşmeleri ve "normalleşmeyi" sonlandırın!"

"Filistin için İsrail'e Boykot Girişimi / BDS-Türkiye" tarafından change.org'da, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti muhatap alınarak "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti: İşgalci İsrail ile görüşmeleri ve "normalleşmeyi" sonlandırın!" başlığı ile bir imza kampanyası başlatıldı.

11 Mart 2016 Cuma

İNTİZAR - "Filistin için İsrail'e Boykot Girişimi / BDS-Türkiye" tarafından change.org'da, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Türkiye Cumhuriyeti 64. Hükümetinin Bakanları, yani toplamda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti muhatap alınarak "Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti: İşgalci İsrail ile görüşmeleri ve "normalleşmeyi" sonlandırın!" başlığı ile bir imza kampanlası başlatıldı. 

Bölgemizde İran İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Seyid Ali Hamanei'nin isimlendirmesi ile "İslami Uyanış", namı diğer "Arap Baharı" ile beraber yaşanan süreç aslında bir çok ülke iktidarlarının ve siyasetçilerinin maskelerinin düşmesine neden oldu. Bu süreçte özellikle Suriye'de yaşananlar ve ortaya çıkan "Suriye Direnişi" bu sonucun ortaya çıkmasındaki en belirgin amildi. Genelde işgal edilmiş İslam topraklarının işgalden kurtarılması, özelde Filistin davası üzerinden Arap devletleri ve bölgemizdeki bir çok ülkedeki siyasetçilerde var olduğu düşünülen "Siyonist İsrail karşıtlığının" gerçekliğinin olup olmadığı bu günlerde netleşiyor. Başını Kral Salman'ın iktidarındaki Suudi Arabistan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğindeki Türkiye Cumhuriyeti'nin çektiği yeni cepheleşmenin merkezinde Siyonist İsrail ile ilişkilerin kurulması/normalleşmesi gayreti bulunuyor. Artık düşman; Siyonist İsrail değil! Hatta Türkiye Cumhuriyeti hükümeti temsilcisi Ömer Çelik'e ait ifadeyle "dost İsrail"in stratejik ortaklığıyla oluşturulacak ittifakın düşmanı; İran İslam İnkılabı... Siyonist İsrail ile gerçekleştirilecek ittifakın İşgalci İsrail'in dostları ile dost ve tabi düşmanları ile düşman olmak tabii bir sonuç. Peki Filistin davası ne olacak. Bunun çaresi de düşünülmüş. İşgalci İsrail, Filistin meselesinde Siyonist yapılanmanın tamamen yok edilmesine dayalı İran İslam İnkılabı düşüncesinin tavizsiz yaklaşımı karşısında yeni dostları olan başta Suudi Arabistan ve Türkiye gibi ülkelere mesela Gazze'de daha fazala etkin olma imkanı vererek Filistin davasının bu dostları vasıtasıyla manipüle edilmesini sağlayarak bir taşla birden çok kuş vurmuş olacak. Aynı zamanda da bu dostlarına yeni politikalarını bölge halklarının gözlerinden perdeleme imkanı da sunmuş olacak.  

Bu kez bölgedeki alışıla gelmiş duruşları temelden değiştirecek olan bu siyasi operasyona hem de Filistin davasının içerisinden itiraz var. Gasıp, işgalci, Siyonist İsrail'in dost edinilmesi ile ortaya çıkan bu yeni bölgesel siyasi dengeye itiraz eden BDS'nin imza kampanyası katılım linkini ve kampanya için oluşturmuş olduğu gerekçeyi ilginize sunuyoruz... 

 

 
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti: İşgalci İsrail'le görüşmeleri ve "normalleşmeyi" sonlandırın!
 
Bir süredir, Türkiye hükümeti temsilcileri ile gayri meşru İsrail devletinin temsilcileri arasında, bir normalleşme sürecini getirecek görüşmelerin yapıldığı, bu doğrultuda bir ön anlaşmaya varıldığı ve nihai anlaşmaya doğru yol alındığı yönünde haberler okuyoruz. Her iki tarafın ve her iki ülke basınının teyit ettiği bu haberlere göre yakın zamanda Türkiye ve İsrail arasındaki diplomatik ilişkiler onarılacak, Türkiye Tel Aviv'den doğalgaz satın alacak ve İsrail'in elini rahatlatacak pek çok adım atılacak.
 
 Bu anlaşma ve getirdikleri, hiçbir bakımdan kabul edilmesi mümkün olmayan, vahim bir durumu ifade ediyor. Her şeyden önce, Mavi Marmara katliamından sonra derecesi düşürülen diplomatik ilişkilerin onarılması için ileri sürülen üç şart, yani özür, tazminat ve Gazze ablukasının kaldırılması, zaten işgal rejimiyle normalleşme sağlamaya yetecek, işgal rejimini meşru görmeye olanak verecek şartlar değildi. Gelinen noktada ise bu üç şart bile yerine getirilmeden normalleşme yoluna girilmiş gibi görünüyor. 
 
 Özellikle, Gazze ablukasının kaldırılması, Filistinli direniş örgütlerinin mücadelesinin yanı sıra, ancak uluslararası basınç ve yaptırımlar yoluyla mümkün olabilecekken, Türkiye yöneticilerinin buna olanak veren bir zeminden vazgeçmesinin ve bu şekilde kendi sözünden de dönmesinin izahı var mıdır? Erdoğan bu anlaşmanın “bütün bölge için faydalı olacağını” söylese de, Gazze halkı için ortaya çıkacak sonuçlar bellidir. Ayrıca, son açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla, Gazze ablukasının kaldırılması şeklinde topluma yansıtılacak, ancak ablukayı Türkiye'nin devralmasından öteye gitmeyecek bir çözüm de, kabul edilebilir bir çözüm değildir.
 
İkinci olarak bu anlaşma, içeriği itibariyle tepeden tırnağa İsrail lehinedir. 31 Mayıs 2010 tarihinde gerçekleşen Mavi Marmara katliamı, Siyonist rejim tarafından bütün halklara karşı işlenmiş bir suç olduğu halde ve Siyonist komutanlara açılan davalar her şeyden önce şehitlerin ailelerinin bir hesap sorma aracı olduğu halde, nasıl olur da, halklara sormak bir yana, ailelere bile sormadan bu davaların kapatılması gündeme getirilebilir? Taslak anlaşmayla birlikte ayrıca, Türkiye'de yaşayan ve mücadele içinde bulunan bazı Filistinlilerin sınırdışı edilmeleri de öngörüyor. Salih el-Aruri'nin halihazırda Türkiye'yi terk ettiği haberleri dolaşıyor. Bu adımlar belki de, Filistin davasına omuz veren Türkiyeli kişi ve kurumlara yönelik baskı uygulanmasına kadar giden bir sürecin başlangıcı olacaktır. Nitekim yeni Mossad başkanı, dünya çapındaki İsrail karşıtı güçlerin ezilmesi sözünü vererek bu niyeti ortaya koymuştur ve öngörülen anlaşma buna zemin sağlamaktadır.
 
Üçüncü olarak, bu anlaşmanın gerekçesinin varsayılan doğalgaz krizine çözüm bulma olması, başlı başına bir vahameti ifade ediyor. “One minute” sürecinde iptal edilmeyen serbest ticaret anlaşmaları sayesinde zaten Türkiye-İsrail ikili ticaret hacmi yıllık 6 milyar dolar seviyesine kadar ulaşmıştı. Tel Aviv'den doğalgaz alınması ise Siyonist oluşuma güçlü bir beslenme kanalı açacağı gibi, aynı zamanda Filistin halkına karşı işlenen bir suça da ortak olmak anlamına gelmektedir. Zira “İsrail gazı” denilen şey aslında Filistinlilerin gazıdır. İşgalci İsrail, on yıllardan beri Filistin halkının doğalgazını ve diğer doğal kaynaklarını sistematik olarak yağmalamaktadır. Eğer bu anlaşmaya imza atılırsa biz Türkiye vatandaşları, faturalarımızı yatırırken Filistin gazı için o gazı çalan hırsız İsrail'e para ödeyeceğiz. Soruyoruz: Filistin'e böyle mi dost olunur?
 
Türkiye'yi yönetenler, vahim bir yanlışa yönelmiştir. Bunun izahı yoktur. Katillerle, işgalcilerle müzakere de, anlaşma da, normalleşme de olmaz.
 
Türkiye Cumhuriyeti 64. Hükümeti, Siyonistlerle oturduğu masadan kalksın, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Filistin halkına ait doğalgaz kaynaklarının satışında, satın alımında veya transferinde bir rol oynamayacağı, Mavi Marmara davasının, iki ülke arasında pazarlık konusu olmaktan çıkarılacağı açıkça deklare edilsin.
 
İmza Kampanyasına katılım linki için tıklayınız
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler