l_saudi_arabia_01272015.png

"Suudi Hanedanlığı Yezidleşmiştir"

Arabistan Yemen’e saldırmadan önce Muaviye siyaseti yürütüyordu, fakat Yemen’e saldırdıktan sonra ise adeta küstahça Yezidleşmiştir. Dolayısıyla Suudi Hanedanlığı karşısında taviz vermeyi olabildiğince bir kenara bırakıp, bu zalim Suudi hükümetine karşı aşağılayıcı bir tavır takınılmalıdır.

28 Mayıs 2015 Perşembe

İNTİZAR – Medya uzmanı, ilahiyatçı ve siyasi analizci  Ali Ekber Raefi Pour Farsnews'e vermiş olduğu röportajda,  Arabistan'ın Yemen'e saldırmasının asıl nedenini iktidar hiyerarşisindeki değişiklikleri kolaylaştırmak ve hâlihazırdaki kralın genç oğlunun meşruiyet kazanmasını sağlamak için olduğunu dile getirdi. Raefi Pour ayrıca İmam Humeyni'nin Suudi Hanedanlığı karşısındaki politikasını da hatırlatarak, İslam Cumhuriyeti'nin bazı yetkililerini eleştirdi ve onlardan mevcut Suudi Arabistan hükümetine karşı, hiçbir şekilde taviz vermemelerini istedi.

Raefi Pour Arabistan'ı “Yemen saldırısı öncesi ve sonrası” olarak iki aşamaya ayırarak değerlendirdi ve “Arabistan hükümetinin yaptıklarının şimdi İsrail'in yaptıklarından hiçbir farkı yoktur” diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: “Arabistan Yemen'e saldırmadan önce Muaviye siyaseti yürütüyordu, ancak bu siyaseti Yemen'e saldırdıktan sonra, Yezid siyasetine dönüştü ve kesinlikle bunun karşısında ödün verilmemelidir.”

Raefi Pour Arabistan'ın İslam Cumhuriyeti'ne hiçbir faydasının olmadığını bilakis tıpkı Siyonist rejim gibi İran'ın aleyhinde faaliyetlerde bulunduğunu dile getirerek Suudi Hanedanlığı'na karşı sert bir dil kullanılması gerektiğini savundu.

Röportajın tam metni şu şekilde:

Arabistan'ın Yemen Saldırısının Asıl Nedeni/ Yemen İran İçin Bir Bataklık mı? 

Raefi Pour Arabistan'ın Yemen saldırısının nedenleri hakkındaki soruyu şöyle yanıtladı: “Bu saldırının nedenleri şunlardır: Öncelikle Suudiler Yemen'i İran İçin bir bataklığa çevirmeye çalıştılar nitekim bunu Bahreyn'de başaramadılar. Ardından bunu Arap olmayan sözde İslami koalisyon kurarak yapmak istediler. Arabistan başlangıçta Türkiye ve Pakistan'ı ortaya atarak bu koalisyonun yalnızca Arap ülkeleriyle sınırlı olmadığı iddiasını güçlendirmek istiyordu, ancak İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevat Zarif'in Pakistan ziyareti ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın İran ziyareti ve diplomatik faaliyetler ve çeşitli senaryoların yazılıp çizilmesiyle geri adım atmak zorunda kaldılar ve o koalisyon kurulmadı.

Bu nedenlerden bir diğeri ise Arabistan'ın Yemen'in Kuzeyinde Şii bir devlet kurulmasından korkuyor olmasıdır, zira bu durum Suudi Arabistan'ın genellikle petrol bölgesinde yaşayan, 6 milyonluk Şii nüfusunu etkileyebilir ve bu da Suudi yetkilileri endişelendirmektedir.

Fakat bundan daha da önemlisi, Suudi Arabistan'daki iktidar yapısının çok kırılgan olması ve sadece Abdülaziz'in (Suudi Hanedanlığı) çocuklarının kral olması gerekliliğidir, fakat Abdülaziz'in çocuklarının hepsi ya ölmüştür ya da bunamıştır, öyle ki eski kral Abdullah döneminde iki veliaht prens krallığa erişmeden ölmüşlerdir. Şimdi torunların iktidara geçmesi gerekiyor, fakat hangi torunları? Hangi çocuklardan? Sudeyrilerden mi yoksa Sudeyri olmayanlardan mı? Ve bunların tümü ihtilaf kaynağıdır ve hâlihazırda prenslerin yüzde 95'nin, yeni kral Selman'ın yaptığı atamalardan memnun olmadıkları da cesurca söylenebilir. Nitekim Suudi karşıtı “müçtehid” de twitter hesabında bu konuya değinmiştir.”

Raefi Pour şöyle devam etti: “Fakat bu değişikliklerin yapılması için en iyi fırsat ne zamandır? Yabancı bir düşman söz konusu olduğu vakit, hem de o da Şîa adında bir düşman olunca, Muhammed Bin Selman bu savaşın sorumluluğunu üstlenmiş oldu. 

Arabistan toplumunun Şîa ve İran karşıtlığı ve genel Direniş Ekseni'ne karşı yoğun propaganda uyguladığı bu şartlar altında bu olaylar meydana geliyor ve genellikle Arabistan halkı çocukluklarından itibaren bu tür propagandalarla büyüyorlar. Şimdi ise Şiiler ve İran'la mücadele etmek için bu değişikliklerden bir şekilde vazgeçmeleri gerekiyor. Buna önemli bir açıdan bakmak gerekir, aksi takdirde Arabistan'ın Yemen'e saldırmasından Amerikalıların İran'dan daha çok endişe duymaları gerekecektir, çünkü Yemen saldırısı kelimenin tam anlamıyla ateşle oynamaktır hem de Amerika'nın 11 milyon varil petrol tedarikçisi olan Suudi Arabistan için.

Böylelikle saldırının asıl nedeninin, içerideki değişiklikleri kolaylaştırmak olduğu anlaşılıyor. Zira Kral Selman Muhammed bin Nayef ve Muhammed bin Salman'ı bu konuları da ayrıca takip edebilmeleri için Camp David toplantısına gönderdi. Dolayısıyla Arabistan'ın Yemen'e saldırısının asıl nedeni içerideki meşruiyete duyulan gereksinimdir, aksi takdirde Suudi Arabistan'ın Yemen'e saldıracağını hiç kimse tahmin bile edemezdi. Bunu yapmak hiçte akıllıca değildi ve bunun tek nedeni olabilir o da içerideki meşruiyeti için dışarıdaki bir düşmana ihtiyaç duymasıdır.”

Muaviyeci ve Yezidci Arabistan

Raefi Pour sözlerinin devamında içerideki yetkilileri de eleştirerek şunları söyledi: “Benim bir sorum olacak, bizler İsrail'i neden bir devlet olarak tanımıyoruz? Müslüman olmadığı için mi? Hayır, meşru olmadığı için. Peki, o zaman gelin Arabistan'ın neler yaptığını ve Arabistan'ın şimdiye kadar İsrail'in yaptığı neyi yapmadığını ve neden meşru olmadığını da söyleyelim.

Ben biraz sert konuşacağım ve ayrıca bazı yetkililerin Suudi Hanedanlığı'na karşı yatıştırıcı siyasetlerini de sorgulamak istiyorum. Öncelikle bir sorum olacak, İmam Hüseyin (as) Yezid'e neden biat etmedi? Çünkü İslam'daki Yezidî anlayışı önlemek istiyordu ve O Hazret “Ben Yezid'in İslam damgası yediği ve Müslüman kabul edildiği bir İslam'ın Fatiha'sını okudum” diye buyuruyordu. Nitekim İmam Hüseyin (as) Muaviye'yle 10 yıl barış yapmıştı neden, çünkü Muaviye en azından zahirî de olsa kendini biraz koruyordu…”

Yemen Saldırısı Öncesi ve Sonrasında Arabistan

“Ben Arabistan'ı Yemen saldırısı öncesi ve sonrası diye iki aşamaya ayırarak değerlendiriyorum. Arabistan Yemen'e saldırmadan önce Muaviye gibiydi ve Yemen'e saldırdıktan sonra ise Yezid gibi olmuştur. Ben Yemen saldırısından sonra, Arabistan'ın kendisinin Yezid Bin Muaviye olduğuna ve İsrail'den hiçbir farkı olmadığına inanıyorum. Siz Arabistan'ın İslam âleminin menfaati ve hayrı için yaptığı bir şey gösterebilir misiniz? Ya da İran'ın menfaati için yaptığı bir şey! Gösteremezsiniz, peki o zaman neden bu rejim karşısında taviz verelim? Suudiler ekonomik, kültürel ve siyasi tüm güçleriyle İran'a karşı ayaklanmış ve bize karşı her türlü düşmanlığı yaparken, bizlerin neden Arabistan'la uzlaşması gerekmektedir?”

İmam Humeyni'nin Suudi Hanedanlığı'yla İlgili Konuşmaları Neden Televizyonda Yayınlanmıyor?

İmam Humeyni şöyle buyurmuşlardı: “Biz Irak'la savaştığımız zaman da Kudüs'e giden yolun Kerbela'dan geçtiğini söylüyorduk.” İmam sözlerini şöyle sürdürüyor: “Bizler Kudüs'ten vazgeçersek eğer ve Kudüs davasını unutup, Amerika'nın cinayetlerini de bir kenara bırakacak olsak bile, Suudi Hanedanlığı'ndan yine de vazgeçmeyiz (yani Kudüs davasından ve Kerbela'dan vazgeçmek, nasıl ki, imkânsız bir şeyse Suudi Hanedanlığı'nın yaptıklarını unutmak da o şekilde imkansızdır.) Uygun bir zamanda inşallah Amerika ve Suudi Hanedanlığı'ndan intikamımızı alarak üzüntümüzü dindireceğiz. Bu cinayetin acısını kalplerine yerleştireceğiz ve Kâbe'yi bu liyakatsizlerden ve yabancılardan özgürleştirerek küfür ve nifak yuvasına karşı hakkın zaferini kutlayarak Mescid-i Haram'a gireceğiz.”

Raefi Pour itirazlarını şöyle sürdürdü: “İmam neden bu kadar ağır konuşmuştu? Çünkü Suudi İslam algısı, İslam'a en büyük darbedir ve ben bazı beyefendilerin ‘İran ve Suudi Arabistan İslam'ın iki kanadıdır!' sözlerine gerçekten de hayret ediyorum. Yani seslerinin yükselmesi için illa ki çocuklarımızın tacize mi uğraması gerekirdi? Bu durum karşısında umre ve hac organizasyonlarının iptal edilmesine bazıları menfaatleri için direndiler ve nitekim Ayetullah Mekarim Şirazi bu konuya çok güzel değindiler ve bu olayın basına sızmaması gerektiğini ve madem basına sızmış, sonuna kadar bunun arkasında durulmalıdır ifadelerini kullanmıştı.

Benim yetkililerden ve halktan isteğim Arabistan'a karşı söyleminizi değiştirmenizdir, söyleminiz saldırgan bir hale bürünmelidir. Rehber İsrail hakkında hangi dili kullanıyor? Kuduz köpek, haramzade,  peki neden? Çünkü çocuk katili, Arabistan'da çocuk öldürüyor. Benim burada anlatmak istediğim Muaviyeci Arabistan'la Yezidci Arabistan'ı birbirinden ayırmamız gerektiğidir. Hazreti Ebu Abdullah da vacip hac farizasını yarıda kesti, sonuç olarak size hac yolunu kapatacaklar artık, tamam kapatsınlar, bizim Mevlamız İmam Hüseyin (as), bunların Mevlası ise Yezid'dir.  Tarih yeniden tekerrür etmekte, geçmişteki olaylar yeniden yaşanmakta, bu, Suudilerin gerçeğidir ve bizlerin de yaklaşım tarzımızı değiştirmemiz gerekir.”

Arabistan'ın Yemen'e Saldırmasında Dinî Kuruluşların Rolü

Raefi Pour Arabistan'ın dinî kuruluşların siyasî karar alma organları üzerindeki etkisini ve Yemen saldırısındaki rolüne yönelik soruyu şöyle yanıtladı: “Suudi Arabistan Vahhabilik esasına göre ilerliyor. Bakınız laikliğin kurulduğu ve belgelendiği ilk yer Tevrat'tır, İsrailoğullarının Eski Ahit'te bizlerin de Peygamber olarak kabul ettiği iki Peygamberi var, ancak onlar o ikisini Peygamber olarak değil de kral olarak kabul ediyorlar. O ikisi ise Hazret-i Davut ile Hazret-i Süleyman'dır, yani Yahudiler bu ikisini Peygamber olarak değil kral olarak kabul ediyorlar.

Bunlar ya peygamberlerin hükümet kurmasına izin vermediler ya da kurmuş olduklarını sansürlediler.

Bazıları İsrail'in neden laik olduğunu soruyor? Oysaki İsrail Yahudilik dinine göre şekillenmemiş midir? (Cevap olarak şunu söylemek gerekir) Tevrat fakihin (din âliminin) hâkim olmasına izin vermiyor, onlar hükümetlerini kendi fıkıh hükümlerine göre kurmuşlardır. Şîa 400 yıl önce bu dönemi geçirdi. İran İslam Cumhuriyeti ile olan sorunlarının nedenlerinden biri ise budur (fakihlerden oluşan dini bir hükümet kurmasıdır). Onlar kitaplarını tahrif etmişlerdir. Burada ilginç olan Arabistan'ın da bu temel üzerinde olmasıdır, Âl-i Suud iktidardır, Âl-i Şeyh ise dinî kurumun başındadır. Örneğin, Vahhabi müftü, Âl-i Şeyh'in yeni fetvasına göre, el-Islah kanalına (Suudi Hanedanlığı'na muhalif Sünni bir kanal) bakmak haramdır ve bu Suudi hükümeti için tüm yolları açmak manasına gelir.

Vahhabilik Suudi Hanedanlığı'nı yönlendirmekte ve desteklemektedir ve sizler insan hakları hukukunun tümünü bir yerde sorgulamak isterseniz eğer, bunun için Arabistan yeterlidir. Arabistan İran İslam Cumhuriyeti'nin Batı'ya meydan okuması için en iyi fırsattır. Büyükelçiler ve kültür ataşelerinin bu meseleye sürekli değinmeleri gerekmektedir.

Bu düşünce Amerika Birleşik Devletleri'nde de oluştu, Amerika'ya ilk göç edenler Protestonlar (Evangelical) ya da Siyonist Hristiyanlar olmuştur. Harvard Üniversitesi'ni ihlaslı ve takvalılar yani Püritenler kurdu, Amerika'ya gidenler, Amerikalıların Avrupalılardan çok daha dindar olduklarını bilirler. Ancak laikliği Fransızlardan, çok daha erken kurmuşlardır, çünkü Protestan Hristiyanlığı tamamen Tevrat'tan alınmıştır ve kesinlikle dinî bir hükümet kuramazlar. Dinî hükümetleri ise nihayetinde hükümet danışmanlığından öteye geçememiştir.

Vahhabiler hükümetlerin maşası olurlar. Kral Abdullah Amerika'nın eski Başkanı George W. Bush ile içki içtiği zaman, Vahhabi âlimler bir yudumdan bir şey olmaz dediler, yani dinin temeli kraldır ve din de ona göre yorumlanmalıdır. Ali Muhammed Bab'ı hatırladım bir an, o da bir zamanlar Arapça kurallarına uymayan, bir takım yanlış şeyler yazmıştı, ona bunların neden yanlış yazıldığı sorulduğunda ise onların yanlış olmadığını ve aslında Arapça kurallarının yanlış olduğunu savundu ve benim yazdıklarım doğruduri asıl sizin Arapça edebiyatını değiştirmeniz gerekiyor demişti.

Yezid'de kesinlikle yaptığı her işte o da Batı (Romalılarla) dost ve müttefikti. Suudiler Yezid'i kabul ediyorlar ve kendilerine onu örnek alıyorlar, Arabistan halkı Yezid'in yaptıklarını anlayabilselerdi eğer, Suudilere siz de onun gibisiniz deyip itiraz ederlerdi.

Bence Suudilerle saygısızca konuşulmalıdır, açıkça aşağılanmalı ve rezil edilmeleri gerekmektedir. Bu çok daha iyi olacaktır, hükümet yetkililerimizden bir kısmı Suudi Hanedanlığı hakkında böyle konuşuyorlar. Nitekim Yüce Rehberimiz Ayetullah Hamaney'in “Suudilerin burnu yere sürtecektir” sözleri de buna örnektir.”

Savaşın Sürmesi

“Bunlar doğal olarak olayları çabucak örtbas etmek istiyorlar, zira onlar Yemen halkının nihayetinde buna karşılık verilmesi yönünde bir uzlaşıya varacaklarını çok iyi biliyorlar.”

Ensarullah Hareketinin Sabrının Nedeni

Ensarullah Hareketinin sabrının ve beklemesinin ana nedenlerinden biri de içerideki cepheden yana içlerinin rahat etmesini istiyor olmalarıdır, zira iki cephede de savaşacakları bir durum ortaya çıkmamalıdır.

Bir diğer konu ise bugün yarın bir savaş başladığında, Yemen halkının bu savaşın Şii-Sünni savaşı olduğunu söylememesi içindir.

Ensarullah Hareketi sergilediği bu sabırla, halkı ve kabileleri Arabistan'a karşı bilinçlendirip ona karşı tavır almalarını istiyor. Arabistan işte bu yüzden yapmış olduğu propagandalarda sürekli “biz sadece Ensarullah'ı bombalıyoruz” diyorlar.

Ancak Riyad'a atılacak olan ilk füzeyle, birçok şeyin değişeceğinden emin olabilirsiniz. Arabistan'dan kaçış uçuşlarında yoğun trafik oluşacaktır. Asilerin ve güçlülerin zayıfların vasıtasıyla yok edilmesi İlahi bir sünnettir. En zengin Arap ülkesinin en fakir Arap ülkesi tarafından devrilmesi ilahî takdirdir ancak.

İmam Humeyni'nin güzel bir tabiri vardır. İmam şöyle buyuruyor: ‘Bizim Suudi Hanedanlığı'yla olan meselemiz bu konulardan çok daha ötedir, bizler tüm gücümüzle, Müslümanlar ve Allah'a inanan herkes tüm güçleriyle, kendilerinin uygun gördükleri her şekilde, bu sorunlarla savaşmalıdırlar.'

İmam Humeyni mücadele yolunu da halkın kendi sorumluluğuna bırakmış ve şöyle söylemişti ‘Kendilerinin uygun gördüğü her şekilde.' İmam Humeyni kimin hakkında bu şekilde konuşmuştur? Neden? Çünkü İslam'da böyle bir algının oluşmaması gerekiyor.”

Yemen'de Vekâlet Savaşı, Ancak Yemen Teslim Olmayacaktır

Suudiler kara saldırısı yapamazlar, Osmanlı İmparatorluğu bütün Arap ülkelerini aldı, fakat Yemen'i işgal etmeyi başaramadı, zira Yemen'in Kuzeyindeki dağlar büyük bir engel teşkil etmekteydi. Peki, çözüm nedir? Çözüm Suriye'deki gibi bu tekfircilerin yine yardımlarına gelmesi ve “Şii ve Sünni savaşı” çıkarmalarıdır. Ensarullah Hareketi neden sabrediyor dedik? Çünkü Şii ve Sünni savaşı oluşturulmasını önlemek için.

Bu konuyla ilgili çoğunun bilmediği tarihsel bir konuya değinmek istiyorum. Müslümanlar İslam'ın başından itibaren ve de halife Osman'ın öldürülmesinden sonra 5 gruba ayrıldı:

1- Osmanîler: Şeyheyn'i (Ebubekir ve Ömer'i) seviyorlar ve Osman'ı da kabul ediyorlardı. Hazret-i Ali'yi ise Osman'ın katili biliyorlardı. Bunlara Osmanîler deniliyordu.

2- Şeyheyn taraftarları: Ebubekir ve Ömer'i seviyorlardı ve Osman'ı ise akrabalarını ve Beni Ebi Muit'i halkın sırtına bindirdiği gerekçesiyle reddediyorlardı. Bunlara Şeyheyn taraftarları deniliyordu.

3- Cemaat Ehli: Hoşgörülü bir toplum olan ve herkesin iyi olduğunu ve bu tarz şeylere takılmamak gerektiğini savunan azınlık bir gruptu. Bunlara Cemaat Ehli deniliyordu. (Bu grup günümüzde Ehl-i Sünnet'i şekillendiren çoğunluk bir gruba dönüşmüştür).

4- Hariciler: Ebubekir ve Ömer'i kabul ediyorlardı ve Osman ve Ali'ye gelince iş bozuldu diyorlardı.

5- Rafızîler: Hazreti Ali'nin başından itibaren hak üzere olduğunu savunanlara ise Rafızî deniliyordu ve tıpkı günümüzdeki Şiîler gibidirler.

Burada ilginç olan bir diğer noktaysa Hazret-i Ali'nin ordusunun yüzde 95'i Şeyheyn taraftarları idi. Yani Ebubekir ve Ömer'i kabul ediyorlardı. Ve Muaviye de bu durumdan yararlanmak ve Şeyheyn taraftarlarını Hazret-i Ali'ye karşı kışkırtmak istiyordu. İmam Ali'ye bir mektup yazarak şunları söyledi: ‘Şeyheyn'in senden biat almak için seni tıpkı bir deve gibi bağlayıp götürdüklerini hatırlıyor musun?' Burada (İmam'a hakaret edip onu kışkırtarak) İmam Ali (as) ile Şeyheyn arasındaki ihtilafı belirginleştirmek istiyordu (böylelikle ordu İmam'a karşı bir pozisyon alacaktı).

Hazret-i Ali (as) Muaviye'ye cevaben şunları söyledi: ‘Beni yermek isterken istemeden övdün, bir kişinin mazlum olması onun suçu değildir.' İmam, (artık cevabı uzatmıyor ve) sözlerini ‘seni ilgilendirmez' diye bitiriyor. Yani İmam Muaviye'nin kindarlığını (zekice) önledi. Muaviye aslında İmamın ordusuna ‘Şeyheyn'i dahi kabul etmeyen birisinin komutasında savaşıyorsunuz' diyerek onları İmamdan ayırmak istedi, fakat başarılı olamadı.

Arabistan Yemen'deki atmosferi de Şii-Sünni çatışmasına doğru çekmek istiyor, Yemen halkı dikkatli olmalıdırlar. Dolayısıyla Arabistan'ın Muaviye Bin Ebu Süfyan'ın stratejisini uygulamaktan başka çaresi yoktur ve bizlerin de İmam Ali'nin yolundan gitmekten başka bir çaremiz yoktur. Suudilerin fitne ve nifak girişimlerine karşı da dikkatli olmalıyız.

 

Çev. Gülden Koşaca

 

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler