erdoğan-davutoğlu.jpg

"AKP’nin Suriye’ye cihatçı ve silah transfer merkezi Libya"

"...Libya önemli bir silah ve cihatçı transfer merkezi olarak kullanılmaktadır. ...Suriye savaşının başından bu yana ABD çeşitli gerekçelerle Suriye’deki savaşçılara Libya’dan silah gönderdi. Bu transfer Türkiye’deki silah depolarına yapıldı ve Türkiye’den Suriye’ye gönderildi."

20 Haziran 2015 Cumartesi
İNTİZAR - Sendika.org'da yayınlanan “AKP'nin Suriye Savaşı” ve “Libya'da Kanlı Bahar” adlı iki kitabında AKP iktidarının Ortadoğu'ya mezhepçi “iç savaş” yoluyla müdahale etmeye yönelik emperyalist politikalardaki rolünü inceleyen Hamide Yiğit ile yapılan röportajda, Yiğit, NATO'nun askeri saldırısından bu yana Libya'nın Suriye'ye yönelik cihatçı ve silah sevkiyatının merkezi olduğunu, AKP'nin burada başat rol oynadığını ve yer yer ABD ile anlaşmasının sınırlarını da zorladığı bu sevkiyattan büyük rant elde ettiğini belirtiyor
 
 
Cumhuriyet'in yeniden gündeme getirdiği MİT TIR'ları vakasında, Suriye'ye yollanan silahların Libya çıkışlı olduğu görüldü. Libya, AKP'nin Suriye politikasında nasıl bir yer tutuyor? 
 
Hamide Yiğit: Önce AKP'nin Libya politikasına dair bir iki hatırlatma yapmak gerekir. Libya'ya yönelik NATO müdahalesi süreci oldukça hızlı bir şekilde işletildi. Bu süreçte Libya halkının, Fransa'nın Libya'yı vurma konusundaki aceleci tutumuna karşı Türkiye'nin bir set oluşturacağını umut ettiklerini gördük. Çünkü bir yandan Türkiye gerek Ermeni meselesinde, gerekse de Kürt sorununda Fransa ile diplomatik kriz yaşıyor gibi görünüyordu, diğer yandan Erdoğan Libya'nın dostu, Kaddafi'nin “kardeşi” olduğunu ilan etmişti. Dahası, Libya ile inşaat ve turizm sektöründe önemli yatırım anlaşmaları yapılmıştı. Yabancı sermayeye kapılarını sıkı tutan Kaddafi, Türkiye'ye büyük bir esneklik sağlamıştı. Bu yüzden Türkiye'nin böylesi bir işgal projesine engel olacağı ya da en azından buna dahil olmayacağı beklentisi çok büyüktü. Fakat AKP Libya halkında büyük bir hayal kırıklığı yarattı. Hatırlayalım; Kaddafi'nin oğlu tarafından bavullarla Libya dinarı AKP hükümetine teslim edildi. Ama AKP bu dinarları Libya'nın yıkımı için kullandı, Libya Ulusal Konseyi'ni İstanbul'da kurdurdu. Sonuç itibariyle “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” hesabı yaparak Libya'nın parasının üstüne bir de milyonlarca dolar “ödünç” verdi Konsey'e. Ama ne verdiklerini alabildi ne de işgalden sonra beklediği pastayı kapabildi… Libya üzerinde iktidar çatışmaları sürüyor; küresel güçlerin farklı grupları desteklemesi, iki başlı yönetim, üçe bölünmüş bir Libya'da kapışmalar hala devam ediyor.
 
Cihatçı ve silah transfer merkezi
 
Öte yandan Libya önemli bir silah ve cihatçı transfer merkezi olarak kullanılmaktadır.  Cumhuriyet gazetesinin görüntülerini verdiği TIR'lardaki silahlar, dört yıldır devam eden sevkiyatlardan sadece bir tanesine aittir. 2011 yılından bu yana Libya'dan alabildiğine silah sevkiyatının gerçekleştiği raporlara yansıdı. Bu sevkiyatların bir kısmı ABD'nin bilgisi dahilinde Türkiye üzerinden gerçekleştirildi. Arabi Press şunu yazdı örneğin: “Hiçbir şüpheye yer bırakmayan deliller var ki CIA, Eylül 2012'de Bingazi'de dört Amerikalıyı öldüren saldırıdan önce de Libya'dan Suriye'ye yapılan yoğun silah sevkiyatını biliyordu.[1] Keza resmi itiraf niteliğinde bir haber de 2012 yılında New York Times'tan geldi. Gazete Suriye'deki cihatçıları Türkiye'nin “güney illerinde” bulunan CIA ajanlarının silahlandırdığını yazdı.
 
Türkiye'ye gönderilen silahlar Nusra dahil bütün gruplara dağıtıldı
 
Raporlara göre Suriye savaşının başından bu yana ABD çeşitli gerekçelerle Suriye'deki savaşçılara Libya'dan silah gönderdi. Bu transfer Türkiye'deki silah depolarına yapıldı ve Türkiye'den Suriye'ye gönderildi. Örneğin belgelenmiş olan büyük bir silah gemisi İskenderun limanına gönderildi ve bu silahlar İslam Cephesi'nin bütün bileşenlerine dağıtıldı. Özellikle son zamanlarda popülerleşen Hazım Hareketi'ne çok sayıda silah gönderildi. Bu Hazım Hareketi'ni “ılımlı” diye sunuyorlar. On bir küçük muhalif grubun bir araya gelmesiyle 25 Ocak 2014'te Abdullah Avda liderliğinde kurulan bu hareketin ABD tarafından fazlaca desteklendiği biliniyor. 150 militanı Katar'da askeri eğitim aldı. Kuruluşundan hemen sonra kısaca TOW olarak adlandırılan ABD yapımı tanksavar füzelerinin Hazım Hareketi'ne teslim edildiği haberleri çıkmıştı. Burada basın Hazım Hareketi'ni öne çıkararak bir şeyin üstünü örtmeye çalıştı. O da şudur: Libya'dan Türkiye'ye gönderilen silahlar, Suriye'de savaşan bütün gruplara dağıtıldı ve bunların içinde ABD'nin “Terörist” diye sınıflandırdığı Nusra Cephesi de vardı. Ortadoğu'da Arapça yayınlanan El Vakt el-habar sitesi ABD'nin Nusra Cephesi'ni terör listesine aldığı zaman zarfında da Nusra'ya Türkiye üzerinden silah göndermeye devam ettiğini yazmıştı.[2]
 
Libya üzerinden iki yönlü silah transferi söz konusudur. NATO operasyonundan sonra Libya silah ticareti ve transfer merkezi haline geldi. Bir yandan Libya'ya yoğun silah satışı yapıldı, diğer yandan Libya'dan Sahra altı ve Suriye'ye silah transferi gerçekleştirildi.
 
Libya-Türkiye-Suriye hattı
 
Bir yıl önce raporlarla belgelendi ki, Müslüman Kardeşler iktidarında Misrata, Bingazi, Trablus ve Derne limanları Akdeniz üzerinden silah ticaretine açıldı. Bu silah ticaretinin kaynağına dair raporlarda silah tüccarı uluslar arası şirketlerden Türkiye, Katar ve ABD hükümetlerine kadar hepsi yer aldı.  Libya'da yaklaşık olarak bin silah tüccarı şirketin konuşlandığı, şimdi Libya'da dolaşan silah sayısının 22 ile 28 milyon adet arasında olduğu, 3 yıl önce Kaddafi'den kalan silahların 20 milyon arttığı belirtiliyor. Keza Libya el Kaideci transfer merkezidir aynı zamanda. Milis adı altında Libya'ya yoğun el Kaideci transferi yapıldı önce. Aynı yoğunlukla bu kez Libya'dan Suriye'ye el Kaideci hareketliliği başladı ve bunların hepsinin geçiş güzergâhı Türkiye'dir.
 
Soluğu Türkiye'de alan cihatçının anlattıkları
 
O zamanlar NATO'nun milis lideri ve bugünün Libya IŞİD'inin lideri Abdülhakim Belhac isimli el Kaideci için Arap basını; “Kaddafi'yi devirdikten sonra soluğu Türkiye'de alan cihatçı” diye yazdı. Bu cihatçı, Antakya'ya gelen ve el-Kaidecilere burada askeri eğitim verip Suriye'ye gönderen büyük “Libya devrimcisi” idi. (Belhac, Suriye cihadını yönetmek için Antakya'da bulunduğunu ve kendisinin Libya Geçici Konsey tarafından görevlendirildiğini itiraf etmişti.*) Libya El Kaidesi “Ensar el-Şeria” örgütünün lideri ve Kaddafi'ye karşı NATO ile saf tutan “Libya devrimcilerinin komutanı” şu anda Libya'da darbe yapan Halife Haftar'a karşı “İslam Devleti” için savaş halindeki IŞİD'cilerin lideridir. (Belhac'ın CIA ile ilişkileri ve IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi ile bire bir benzeyen liderlik serüveni, Libya'da Kanlı Bahar kitabında ayrıntılı olarak yer almaktadır.) Belhac, Libya'dan Türkiye'ye cihatçı taşıyan yüzlerce uçak seferi yapıldığını, askeri tank ve silah taşıyan yüzlerce geminin Libya'dan İskenderun Limanı'na sefer yaptığını rahatlıkla anlatmıştı. Keza 2012 yılında 400 tonluk silah taşıyan Libya gemisinin İskenderun limanına yanaştığı Rus istihbaratı tarafından bildirildi. BM raporlarında da yer alan bu silahlara İHH'nın aracılık ettiği ve Suriye'de savaşan cihatçı gruplara dağıtıldığı biliniyor.
 
Libya'da Türk gemisinin vurulması neden sineye çekildi?
 
Hal böyleyken Libya AKP'nin Suriye politikasında nasıl bir yer tutuyor? Birincisi öyle görünüyor ki, Libya'ya hem silah satılıyor hem de Libya silahları Suriye'ye aktarılıyor. Yani satış ve nakliyattan ciddi bir rant elde edildiği görülüyor. Mayıs 2015'te Libya açıklarında bir Türk yük gemisi vuruldu. Bir Türk mürettebatın öldüğü bu saldırı için Türkiye, sadece adet yerini bulsun diye kınama yayımladı ve geminin “kuru gıda” taşıdığını söyledi. Oysa Suriye uçaklarının sınırın kilometrelerce ötesindeki uçuşlarını “taciz ve ihlal” olarak görüp kıyameti koparan aynı Türkiye, “yük gemisinin” vurulmasını formalite bir kınamayla sineye çekti. Bu tepki fazlasıyla kuşku yarattı ve Türkiye'nin siciline “silah kaçakçılığı” da eklenmiş oldu.
 
İkincisi, AKP'nin Libya'da elinin altında Müslüman Kardeşlerin ağırlıkta olduğu İslamcı ittifaktan oluşan “Yeni Genel Ulusal Kongre” hükümeti var. Şu anda Libya'da iki başlı yönetim mevcuttur ve darbeden sonra Ulusal Genel Meclisin tek meşru devamı olduğunu söyleyen İhvancı “Yeni Genel Ulusal Kongre” hükümetinin merkezi Trablus'tur. Bu merkez şu anda (daha önce olduğu gibi) AKP'nin olmazsa olmazı haline gelen Şam yönetiminin düşürülmesi için her türlü silah ve militan transfer etme merkezi olarak kullanıyor. Doğu Libya'da ise Tobruk Hükümeti var. Tobruk Hükümeti 10 Mayıs'ta Tuna-1 isimli Türk gemisini Libya'nın Tobruk Limanı'na giderken 13 mil açıkta top ateşiyle vurduktan sonra Türkiye'yi Trablus'taki ayrılıkçı gruplara silah göndermekle suçlamıştı. Artık bütün dünya ve Birleşmiş Milletler biliyor ki, Libya'ya dönük NATO müdahalesinden bu yana Türkiye'nin Suriye'ye yaptığı cihatçı ve silah sevkiyatındaki adres Libya'dır ve Libya aynı zamanda silah ticaretinin de merkezidir.
 
 
Son dönemde İdlib'de cihatçılar önemli bir ilerleme kaydetti var. Bu yeni süreci nasıl değerlendirmek gerekir? Türkiye'nin rolü tam olarak nedir?
 
Beşinci yılına giren Suriye müdahalesinde hiçbir hesap tutmadı. Suriye karşıtlarının tıpkı Libya gibi kısa sürede sonuç elde edeceklerini hesapladıkları Suriye'de karşılaştıkları direniş, bütün emperyalist kurguları bozdu. İdlib, Suriye'ye ilk saldırının adresiydi. İşgal planında önemli bir yer tutan İdlib Türkiye sınırında Hatay iline komşu bir kenttir. İdlib'e bağlı Cisir el Şuğur beldesi Hatay'a 25 km mesafededir ve Suriye savaşını tutuşturmanın ilk denemesi olarak bilinen Haziran (2011) katliamının merkezidir. Bu saldırıda 120 Suriye polisi katledilip Asi nehrine atılmıştı. Cisir kasabasında Suriye ordusu yoktu, fakat bu katliamdan sonra ordu sınıra kadar geldi. Bu denemeden sonra daha çok Halep'e yoğunlaştılar. Eğitilip silahlandırılan toplama cihatçılar Türkiye ile sınır hattı boyunca, Suriye'nin kuzey bölgesinde konuşlandırıldılar. Yani başından itibaren Suriye'ye silahlı gruplar AKP hükümetinin desteğiyle girmiş ve Türkiye sınırları boyunca yoğun çatışmalar yaşanmıştır.
 
Türkiye destekli saldırı ve katliamlar
 
Suriye'nin kuzeyinde planlandığı gibi bir ilerleme kaydedilemedi. Buna birçok sebep sayılabilir ama en belirgin sebeplerden biri Suriye Halk Savunma Birliklerinin, Suriye ordusuyla müşterek öz savunma mevzilerini genişletmesi, diğer önemli sebep de, 2012 yılında PYD güçlerinin bölgesel savunma mevzilerini kurmalarıdır. Dolayısıyla cihatçı çeteleri destekleyen AKP ile Suud-Katar rejimleri 2013'te, dağınık cihatçı gruplardan bir “cephe” oluşturarak güneye, Lazkiye'ye yöneldiler. İslam Cephesi adını verdikleri bu cihatçı koalisyonu, Hatay'dan Suriye'ye girip Lazkiye kırsalına saldırmıştı. Alevi köylerini basıp yüzlerce insanı katleden İslam Cephesi'nden sonra yine aynı bölgede ve yine Türkiye sınırlarının cihatçılara açılması sonucunda yeni oluşturulan “Sahil” ittifakı Keseb'e saldırdı.
 
2011'e geri dönüş mü?
 
AKP'nin “tek çare” olarak üzerinde ısrarla durduğu uçuşa yasaklı bölge girişimleri böylelikle başarısızlığa uğramış oldu. Ama AKP-Suud ittifakı ve “Eğit Donat” projesi, yeni bir hamle ile somutlandı. Bu da, başını Nusra Cephesi'nin çektiği geniş bir cihatçı koalisyon olarak karşımıza çıkan “Fetih Ordusu'nun” İdlib saldırısıdır. İdlib gelişmiş silah desteğiyle, eğitilip donatılan ve Türkiye'den geçen binlerce cihatçıyla çok yoğun bir saldırıya maruz kaldı. İdlib düştü ve 2011'in ilk kanlı saldırısının adresi olan Cisir kasabasına tekrar yönelerek İştebrak katliamı gerçekleştirildi. 2011 noktasına geri mi döndük mü diyeceğiz? Aslında öyle sayılır. İdlib'e saldırı düzenlendiğinde eş zamanlı olarak İsrail ve Ürdün destekli güney cephesi de saldırıya geçti ama bütün yoğunluk Türkiye sınırlarına verildi. Çünkü AKP kendine, Suriye müdahalesinde hevesle üstlendiği rolünü gerçekleştirme fırsatı yaratmış oldu. “Şam yönetimini ben düşüreceğim” hevesidir bu. Bu heves için çok fazla misyon üstlendi; Uluslararası hukuku hiçe sayarak 911 kilometrelik sınırlarını cihatçılara açtı, Hatay'ı adeta cihatçıların, istihbarat örgütlerinin, silah transferinin merkezi haline getirdi.
 
 
Son gelişmelerin Hatay'a bugünkü ve gelecekteki muhtemel yansımaları açısından ne diyebiliriz?
 
İdlib Hatay'ın yanı başında ve Nusra Cephesi ile diğer cihatçı örgütler AKP eliyle bu bölgede emirliklerini inşa etmek üzere konuşlanmış durumdalar. İkincisi, ABD ve müttefiklerinin vurucu gücü anlamına gelen “Eğit-donat'ın merkezi de Hatay'dır. Yani Hatay hem içerden hem de yanıbaşındaki sınırın ötesinden cihatçı katiller tarafından kuşatılmış durumda. Bu durum öncelikle Hatay olmak üzere aslında bütün ülke için ciddi bir tehlike anlamına geliyor. Şöyle ki; evdeki hesap Suriye'ye uymaz dedik ve hiçbir zaman uymadığını da gördük. Ve her gerilemede AKP'nin ilişki kurduğu cihatçı örgütlerle birtakım sorunlar yaşadığında bu, Türkiye'ye bir saldırı olarak geri döndü. Genellikle bu saldırıların adresi hep Hatay'dı şimdiye kadar. Reyhanlı Cilvegözü sınır kapısındaki bombalı intihar saldırılar (2013 Şubat ve), Reyhanlı katliamı gibi. Özellikle Erdoğan'ın ABD ziyaretinden hemen önce gerçekleştirilen Reyhanlı katliamının Beyaz Saray'da terör listesine alınmasının konuşulacağı Nusra Cephesi tarafından gerçekleştirildiği biliniyor. AKP'nin bu cihatçı katillerle kurduğu ilişkide en ufak bir değişiklik söz konusu olduğunda AKP'ye, halkın bombalanması biçiminde bir “ihtar” geliyor. Bu tehdit artık ülkenin her yeri için geçerlidir. Zira seçimdeki hırsından gördük ki, uyuyan-gezen bütün yerli IŞİD'cileri, Nusra'cıları bizzat AKP'nin kendisi uyandırdı. Her yerde tetikçi cihatçılar olduğu aşikârdır. Keza AKP'nin dört yıl boyunca yürüttüğü mezhepçi siyaset ve özellikle seçim sürecinde kullandığı gerici dilin yarattığı nefret atmosferinde ciddi bir çatışma ortamı yaratılmış durumda. Artık cihatçıları dışarıda aramaya gerek yoktur, onlar AKP'nin ayak bastığı her yerdeler. Fakat Hatay ve Kürt illerine daha fazla dikkat çekmek isterim ki, buralardaki biriktirilen tehdit, bütün bölgeyi ateşe verebilecek boyuttadır. O yüzden Der'a'dan Halep'e, Lazkiye, İdlib'den Kobane'ye, Haseke'ye kadar Suriye direnişinin önemi kavranmalı, Suriye'ye yönelik Emperyalist saldırganlığa ve AKP'nin taşeronluğuna karşı toplumsal muhalefetin bütünlüklü olarak ayağa kalkması hayati önemdedir. Sınırların komşu bir ülkenin halklarını katleden çeteler ve silah geçişlerine kapatılması için, savaşa, katliamlara karşı yaşamı savunmak, barbarlara ve katillerle ittifak kuranlara karşı yeniden insanlaşmanın tarihini yazmak için ayağa kalkmalı.
 
 
Dipnotlar:
 
[1] http://arabi-press.com/news/869173
 
[2] http://alwaght.com/AboutUs/News/7165/%D8%AA%D8%AC%D8%A7%D8%B1%D8%A9-%D8%A7%D9%84%D8%A3%D8%B3%D9%84%D8%AD%D8%A9-%D9%81%D9%8A-%D8%B3%D9%88%D8%B1%D9%8A%D8%A7-%D9%88%D9%84%D9%8A%D8%A8%D9%8A%D8%A7%D8%9B%D8%AD%D9%82%D8%A7%D8%A6%D9%82-%D9%88%D9%88%D9%82%D8%A7%D8%A6%D8%B9
 
* http://www.echoroukonline.com/ara/?news=87979&output_type=atom
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler