11650844_476891822466152_5150413_n.jpg

ÖZEL: "Sahil Zırhı Birliği" komutanıyla röportaj

Son bir kaç ayda, Suriye saha gelişmelerinde devlet adına atılan adımların en önemlisi kuşkusuz, "Sahil Zırhı Birliği”nin kurulması oldu. Peki bu birlik nedir, diğer birliklerden farkı ne, NATO medyasında dillendirildiği gibi "Rejimin son kalesine kaçma hazırlıkları" mı?

25 Haziran 2015 Perşembe

Somer SULTAN/SURİYE

 

İNTİZAR - Suriye ordusuna en fazla katılım sahibi olan iki sahil şehri, Lazkiye ve Tartus'ta bu birlik, gençler düzeyinde büyük bir heyecan yarattı. Öyle ki bu durum, sokaklarda, kafelerde ve sohbetlerde kolayca gözle görülür bir haldir. Nitekim, daha önce "Askeri Emniyet", “Ulusal Savunma", "Hizbullah", "Devlet Emniyeti" gibi yapılara katılma veya orduya çağrılma seçeneklerine bir seçenek daha eklendi. Şüphesiz bu seçeneğin belki de heyecan verici en belirgin tarafı, birliğin değişik bir donanıma ve hareket üslubuna sahip olmasıdır. Ki bu etken, birlikten oynaması beklenen role de bir nebze ışık tutuyor. Bugünlerde söz konusu bu yapı hakkında herkesçe merak edilen soruların cevabını İntizar sitesi olarak sizler için kaynağından öğrenmeye çalıştık.

Sitemize özel açıklamalarda bulunan Sahil Zırhı Birliği'nin komutanlarından birisi, resmi açıdan yeni birliğin Suriye Cumhuriyet Muhafızları Alayı'nda "103. Tümen" olarak faaliyet göstereceğine , sahaya yeni inen diğer yapılar gibi "Halk Ordusu" kapsamına girmediğine dikkat çekiyor. Kaynağa göre, "Halk Ordusu" daha çok yerel güçlere dayanarak koruma amaçlı birlikleri kapsamakta, "Cumhuriyet Muhafızları" ise seçkin komando gücü olmakla birlikte hem koruma hem saldırı operasyonları hem de özel harekâtları yapabilen bir güçtür.

Şu an "Sahil Zırhı Birliği”ne yaklaşık 2500 kişinin katıldığını aktaran kaynak, yeni katılanların eğitimleri tamamlanıncaya kadar, gücü oluşturan ilk ekibin diğer birliklerden seçilip getirildiğini söyledi.

Diğer birliklerden de gelenlerin "özel" diye adlandırdığı bir eğitim gördüklerini vurgulayan kaynak, ilk ekibin artık Kırdaha ve Cebeli ilçelerindeki karargahlardan çıkıp yavaş yavaş ateş hatlarında konuşlanmaya başladıklarını belirtti.

Birliğin yeni silah çeşitleri ve teknolojik araçlarla donandığını söyleyen kaynak, "Dostlar"ın da eğitimde büyük rol oynadığını belirtti. Suriye askerlerince "Dost" kelimesinin genellikle İranlı uzmanlar veya "Hacılar" ismiyle de tanınan Hizbullah eğitimcileri hakkında kullanıldığını sormamız üzerine kimlik vermek istemediğini söyledi.

Kaynağın belirttiğine göre; Suriye ordusuyla Hizbullah güçlerinin ortak savaşı her ikisine de yaradı. Ordu, gerilla savaşlarını daha iyi bir şekilde anlayıp uygulamayı öğrenirken, Hizbullah savaşçıları Güney Lübnan'da pek kullanmadığı ağır harp ekipmanlarını saha şartlarında kullanma fırsatı buldu. Bu anlamda, "Sahil Zırhı Birliği” her iki deneyimin sentezi olarak kurgulandı. Ona göre de görev alacak.

Söz konusu kaynak sözlerine şöyle devam etti: "Direniş ile ağır silahın en başarılı ve belirgin sentezini Kalamun'da gördük. Şu an bu başarıyı kalıcı ve kurumsallaştırmak istiyoruz. Henüz açıklanmasa da aynı şeyin Hizbullah için geçerli olduğunu da söyleyebiliriz. Zira bir süre önce Suriye'nin Hizbe (Hizbullah) nitelikli silah vermesi Seyid Hasan Nasrallah tarafından açık bir şekilde teyit edilmişti."

Birliğin görevi hakkında soru sormamız üzerine kaynağımız, "Lazkiye'de halen işgal altında bulunan Rebia ve Selma beldelerinin 2013'ün baharında kurtarılması gerekiyordu. Fakat diğer bölgelerdeki sert saldırılar ve askeri birliklerin darbe almaları yüzünden sahil bölgesinden devamlı takviye alındı, kurtarma operasyonları ertelendi. İşte yeni birliğin bu boşluğu doldurması düşünülüyor. Ondan sonra giderek genişleyerek diğer illerin sahalarına da girip operasyon yapması söz konusu" dedi.

Kaynağımıza, “diğer illerden kasıt Cisr eş-Şuğur ile İdlip mi?” diye sorduğumuzda buna olumlu veya olumsuz herhangi bir şekilde cevap vermek istemediğini söyledi ve şu ifadeleri kullandı: "Bir subay veya sorumlu birisi gibi konuşmak istemiyorum. Normal bir asker olarak baktığınızda bile, bu birlikten çok şey beklendiğini anlayabilirsiniz. Gördükleri eğitim, iç düzen, eğitimcileri ve burada konuşamayacağımız bir sürü detay var. Hepsi çok değişik şeyler ve sürprizler vadediyor."

Büyük bir çatışma hazırlığı olduğu yönünde basında son dönemde sıkça çıkan haberleri sormamız üzerine kaynak, bu tür haberlerin gerçeği yansıtmadığını düşündüğünü, ordunun zamanlama baskısı olmaksızın hareket etmesi gerektiğini ve bu tür haberlerin ordu önüne kamuoyunun moralinin düşürme pahasına belli bir zaman sınırı koyduğunu, oysa bu tür zamanlamaların saha şartlarında imkânsız olduğunu belirtip şöyle devam etti: "Düşmanımız tek bir ordu ve belli bir ateş hattı olsaydı geniş hatlarıyla bir zamanlama yapabilmemiz söz konusu olabilirdi. Lakin kuzeyden, güneyden, batıdan, doğudan ve hatta bazen denizden dalga dalga terör gruplarına karşı savaşırken planlarımızı üst seviyede esnek tutmamız gerekiyor. Lakin, basın bizim önümüze zaman sınırı koyduğunda iki seçenek arasında kalıyoruz; ya planlarımızı esnetmeden uygulamak ki, bu büyük kayıp vermek anlamına geliyor ya da kamuoyunun, zamanlamanın doğru olmaması yüzünden moral kaybetmesi pahasına saha şartlarına göre planlarımızı esnek bırakmak. Bu iki seçeneğin en az kötüsünü, yani ikincisini seçmek zorundayız."

İdlip'in ve Tedmur'un düşmesi sonucunda yönetimin ağır darbe aldığı yönünde genel bir kanı oluştuğuna dikkat çekmemiz üzerine kaynak; "Silahlı Kuvvetler Genel Komutanı Beşşar Esad'ın iki sözünü yan yana koyalım. Birisi, savaşın uzun ve zor olacağını belirtmesi. İkincisi, FKÖ heyetine Yermuk mülteci kampına veya Suriye'nin her hangi bir noktasına iki günde girebileceğini söylemesi. Burda ince bir mantık var. İdlip veya başka bir bölge, istediğimiz yere girebilme kuvvetimiz mevcut, ama hesaplarımız ondan sonra olacaklara dayalı. Hızlı ve hesapsız bir şekilde girersek, orda konuşlanacak kuvvet, komşu ülkelerdeki operasyon odaları için maharetini göstermek için bir kum torbası haline gelecek. Biz askerlerimizi böyle durumlara sokmak istemeyiz. Ben bir çok cephede yer aldım. Genelde bizim tarafımızdan alınmasının 3,4 ay süreceğini düşündüğüm bölgeleri, Genel Komutanın (Esad) emri  geldiğinde bir gün, bilemedin iki gün içerisinde alıyoruz. Genel Komutanın talimatı olduğunda en küçük askerden en büyük generale kadar herkeste yeni bir ruh oluşuyor gibi. Burda iki taraflı bir denklem var; asker Genel Komutanın zekasına güvenerek onun talimatını büyük bir özveriyle uyguluyor, Genel komutan ise askerini en iyi şekilde korumaya, tehlikeye atmamaya özen gösteriyor. Kısaca yavaş, ama emin adımlar atacağız. Sahil Zırhı olarak başlıca yapacağımız şey bu."

 

 

 

 

 

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler