4120-edoardo.jpg
  • Anasayfa» 
  • Röportaj»
  •  Şehid Eduardo Agnelli: "Zor bir iş yapmadım, siz de Şii’siniz ben de Şii’yim hepsi bu"

Şehid Eduardo Agnelli: "Zor bir iş yapmadım, siz de Şii’siniz ben de Şii’yim hepsi bu"

"Eduardo şehit olduktan sonra onun İmamın yanına gittiğinden ve İmamında onu alnından öptüğünden haberdar oldum! Eduardo İmam Humeyni’yi çok seviyordu ve onu gerçekten Velayet açısından görüyordu. Savaşçıların İmama karşı olan arifane bakışları gibi onun da İmama farklı bir bakışı vardı. Hatta o ‘’İmamın sözlerine aldırış etmeyenlere şaşıyorum’’ diyordu. Eduardo kendini şehadete hazırlamıştı..."

17 Aralık 2015 Perşembe

İNTİZAR - Eduardo Agnelli, İtalya'nın en zengin ailelerinden olan Agnelli'ler ailesinin en nüfuslu üyesi Gianni Agnelli'nin oğlu idi. Agnelli Ailesi ticaretle uğraşan bir aile olup çokça bilenen "FİAT" firması da bu aileye ait bir firmadır. Aynı zamanda çok sayıda fabrikaları da mevcuttur. Helikopter üreten fabrika, çok büyük araziler ve dünyaca ünlü “Juventus” futbol kulübünün sponsorluğu gibi birçok alanda var olan bir aile. Eduardo Agnelli bu ailenin veliahdı iken araştırmaları neticesinde  İslam dini Caferi mezhebini seçmişti. O en yakın dostları arasında kendisine Eduardo değil Mehdi denilmesini istiyordu. İran İslam İnkılabı ve bu inkılabın önderi İmam Humeyni'den etkilenen Eduardo İmam Humeyni ile de görüşmüş ve İmam Humeyni'nin sarılıp kucakladığı tek yabancı olmuştur. Bu noktadan sonra sıkıntılar yaşamış, ailesi tarafından dışlanmış, veliahtlıktan mahrum bırakılmış ve en nihayetinde şehid edilmiştir.

Böylesine hazın bir hayat hikayesi olan Eduardo Agnelli ile tanışıklığı olan İranlı savaş fotoğrafçısı Rıza Burci ile Eduardo hakkında gerçekleştirilmiş bir röportajın tercümesini ilginize sunuyoruz… 

 

Rıza Burci Şehit Eduardo Agnelli'yi Anlatıyor

 

Eduardo Şehit Bakri'ye Aşırı Sevgi Besliyordu/Eduardo Şii'nin Katıksız Bir Elmas Gibi Halis Olduğunu Söylüyordu/''Sizin Savaşınız İçerisinden Yalnızca Mücevher Çıkarabileceğiniz Bir Maden Savaşıdır'' diyordu

 

Eduardo: "Sizin savaşınız içerisinden mücevher çıkarmanız gereken bir madene benzer ve bu da oldukça zordur'' diyordu. Onun bu bakış açısı benim için çok ilginçti. Çünkü bu kadar zeki birisi üzerinden yılların geçtiği ve bitmiş olan böylesine tarihi bir olaya bir sermaye gözüyle bakıyordu ve bizleri de bu madeni çıkarma konusunda tembihliyordu. Bizlere tünelin içerisinde dökülmeler ve zorluklar olacağını, ama buna rağmen yine de bu mücevheri çıkarmamız gerektiğini söylüyordu.

 

Belgesel yapımcısı, şehit Avini'nin yakın dostlarından ve savaş fotoğrafçılığı rekortmeni olan ünlü fotoğrafçı Rıza Burci, 1993 yılında şehit Eduardo Agnelli derneği tarafından yönetilen Tahran Kuran sergisinin hayatta kalanlar bölümünde, Avrupalı Müslümanlar için hazırlanan Gadir isimli belgeseli çekmek için davetliler arasında bulunmaktaydı. Burci bu programdan sonra dernek üyeleriyle Eduardo Agnelli ile İtalya'da nasıl tanıştıklarını ve nelerden konuştuklarından bahsetti.

Şehit Eduardo anısına samimi bir ortamda gerçekleşen ve Rahyaftegan sitesi tarafından yayınlanan bu röportajın devamı şu şekildedir:

 

Sayın Burci sizin Şemsi 70'li yıllarda şehit Eduardo Agnelli ile bir görüşmeniz olduğunu öğrendik. Bu görüşmenin içeriğini bizlerle de paylaşır mısınız?

Tabi, Eduardo'nun şehit olduğu yılın sonbaharında bir iş için İtalya'ya seyahat etmiştim. İtalya'da yaşayan İranlı üniversite öğrencileriyle birlikte İtalya'nın en eski Şiilerinden olan ve daha önce de bir belgesel üzerinde beraber çalıştığımız, Ammar'ın evine konuk olmuştuk. Ammar biraz rahatsızdı ve İtalya'nın aktif Şiilerinden sayılan ve o günlerde 10 yaşında olan Hüseyin Murli'de oradaydı.  Ammar bana Hüseyin Murli'nin onun evlatlık oğlu olduğunu söyledi. Hüseyin onların yanında kalıyordu, ona ayrı bir oda vermişlerdi. O zamanlar henüz hayatta olan Ammar'ın eşi Sümeyye bana Ammar'ı anlatıyordu:''Bu Ammar beni çok yoruyor'' diyordu. Bu Ammar Komünist olduğu zamanlarda Komünist liderlerin fotoğraflarını sağa sola asıyor, Maoist, olduğunda onların liderlerinin fotoğraflarını asıyor. Sonra da Müslüman oldu ve şimdi de Şii oldu şimdi sıra onların fotoğraflarında. Ammar'a bundan sonra bir şey daha olacak mı? diye sordum. O da bana ‘'yemin ederim artık başka bir şey olmayacak bu son, çünkü Şiilikten sonra başka bir şey yok.'' dedi.

Ammar üniversiteli çocuklara bakarak "onu o arkadaşın yanına götürdünüz mü?" diye sordu. Onlar da "hayır", dediler. Ben kimi kastettiklerini anlamadım. Götürürüz dediler ve Ammar ve üniversiteli gençlerle birlikte akşam yemeği yemek için bir restorana gittik. Orada tahmini 40, 37, 38 yaşlarında bir genç vardı. O genç ünlü juventus futbol kulübü, Fiat, Ferrari ve Maserati… gibi daha birçok şirketin sahibi olan Giovanni Agnelli'nin oğlu Eduardo Agnelli'ydi. Şaşkındım, onun bu kadar iyi durumda olmasına rağmen neden bu halde olduğunu sordum!

Sonuçta bir restorana gidildiğinde şık ve resmi kıyafetler giyilir. Benden ve Eduorda'dan başka herkes düzenli ve resmi kıyafetleriyle gelmişlerdi, Eduorda'da çok sade giyinmişti. Eduardo'nun adını daha önce duymuştum. Onu böyle sade ve sıradan elbiselerle değil de resmi ve şık kıyafetleriyle göreceğimi sanıyordum. Çünkü ben Şii olan beyefendilerle daha önceleri de çok karşılaşmıştım. Şık giyimli insanlar yanınıza gelip, ben Şii'yim diyorlar. Bu onlar açısından iftihar ve gurur verici bir durum… Arkadaşlar Eduardo'nun ailesinin onu reddettiğini ve hatta mali açıdan da çok sıkıntılı durumda olduğunu söylemişlerdi. Nedenini sorduğumda daha sonra anlatacaklarını söylediler. Eduardo hastaneden çıkalı 2 hafta olmuş, kaza geçirmiş. Yemekten sonra yaklaşık bir, bir buçuk saat kadar sohbet ettik.

 

Onda gördüğünüz en çarpıcı şey neydi?

İmam Humeyni'ye inanılmaz bir biçimde hayranlık ve ilgi duyuyordu. Ben ilk başlarda inanmıyordum. O toplantıdan sonra arkadaşlar Eduardo'nun İmam Humeyni'yle görüştüğünü söylediler. Akşam yemeğinden sonra Eduoardo'nun kendisi anlatmaya başladı: "Ben dünyayı farklı görüyorum. Benim dünyam halis ve saf bir dünya. Saflığı da ben şöyle tanımlıyorum. Benim dünyamın bir boyutu var zira benim dünyam oksijen ve hidrojenin birleşiminden oluşan su gibi değil benim dünyam hiçbir şeyle karışmayan saf bir maddeden oluşan elmas gibidir, çünkü ben Şia'yım.'' Eduardo Şia'nın benzersiz olduğunu söylüyordu. Çünkü Şia'nın diğer dinlerde olmayan Ehlibeytin Velayetine bağlılığa sahip olduğunu söylüyordu her biri tek ve eşsiz olan Ehlibeyte. Eduardo: ''Bizim yalnız İmam Ali'miz var ve tek bir İmam Hüseyin'imiz var İmam Hüseyin'in yaptığını tarihte hiç kimse yapmamıştır. Ehlibeytin her biri eşsiz ve tektirler. Ve bu da Şia'nın karakteristik özelliklerindendir. Eduardo "ben hiçbir şeye karışmayan elmasım çünkü elmas tek bir maddedir ve eğer bunu kültürel ve sanatsal konularda Müslüman olmayan topluluklara da intikal ettirebilirsek elmas olduğumuzu onlar da kabul ederler zira Şiiler elmastırlar" derdi. "Diğer dinlerde ve mezheplerde birbirlerine benzerlikler vardır örneğin Ehli Sünnette birinci ve ikinci halifeler arasında yakınlık ve benzerlikler mevcuttur. Ancak İmam Ali (a.s), İmam Ali'dir ve insanlık tarihinde hiçbir benzeri yoktur, Şiilikte ise her İmam tektir. Şia bu dünyada var olan ayrı ve canlı bir dünya gibidir. Şia'nın ezanı tektir, namazı tektir ve her şeyden önemlisi, Ehlibeyti ve İmam Ali (a.s) gibi asil önderleri vardır. İmam Ali'nin en belirgin özelliklerini bir kenara bırakıp Onun sadece Peygambere ilk iman edenlerden olması dahi Velayeti ve önderliği için yeterli bir sebeptir. Eduardo Şii olmayı her zaman için korumamız gerekir ve İran İslam Cumhuriyeti'nin yardımıyla onu tüm dünyaya yaymalıyız'' derdi.

 

Başka neler konuştunuz?

Daha çok ben konuşuyordum çünkü Eduardo savaş ve cephedeki anılarımı ona anlatmam için ısrar ediyordu. Arkadaşlarım ona gazi ve savaş fotoğrafçısı olduğumu söylemişlerdi. Anılarımı heyecanla ve merakla dinliyordu.

 

Sadece savaş anılarınızı mı?

Hayır, "Afganistanlı Şiiler nasıllar? Durumları nasıl? Onlara nasıl yardım edebiliriz? Azerbaycan Şiileri nasıllar?'' diye sorardı, onların durumlarından haberdar olmayı çok isterdi. Savaş hakkında çok soru sorardı.

 

Şehitlerden en çok hangisini sevmişti?

Şehitlere çok ilgi duyardı. Örneğin şehit Bakiri'yi çok seviyordu. O şehit şöyle söylemişti: "Ben yok olmak istiyorum hatta cenazemin Allah'ın toprağının bir metresini dahi işgal etmesini istemiyorum." Eduardo kendine has tabiriyle şöyle diyordu: "Şehit Bakiri irfan kırbacını çok yediğinden sanırım bu kadar derin duygulara sahipti."

 

Diğer şehitler hakkındaki görüşü nasıldı?

Örneğin ona ailesi zengin bir şehidi anlattım. Öyle ki biz Besiciler şehidin cenaze merasiminde utanmıştık. Eduardo benim neyi kastettiğimi anlamıştı. Çünkü şehidin ailesi çok değişik bir giyim tarzına sahipti, siyah danteller, siyah ojeli tırnaklar… Ona şehit Davud İbrahimi hakkında da bir şeyler anlatmıştım. Bu şehitte bir zamanlar kabadayı birisiydi. Eduardo benim bu kabadayı tabirimi de anlamıştı çünkü onlarda da insanlardan para alan mafya adamaları çoktu. Boyu benden kısaydı, ama yiğit ve çok cesurdu öyle ki büyük komutanlardan biri olan şehit Mahini, şehit İbrahimi'nin cesareti hakkında çok şeyler anlatırdı. Kısaca Eduardo bizim cephe ve savaş maceralarımızı dinlemeyi çok severdi.

 

Bu atmosfer ve bu insanlarla ilgili özel bir düşüncesi var mıydı?

Eduardo bizim savaşımızı bizlerin dahi hâlihazırda ona daha az ulaştığımız farklı bir perspektiften bakıyordu. O şöyle diyordu: "Sizin savaşınız içerisinden mücevher çıkarmanız gereken bir madene benzer ve bu da oldukça zordur" diyordu. Onun bu bakış açısı benim için çok ilginçti. Çünkü bu kadar zeki birisi üzerinden yılların geçtiği ve bitmiş olan böylesine tarihi bir olaya bir sermaye gözüyle bakıyordu ve bizleri de bu madeni çıkarma konusunda tembihliyordu. Bizlere tünelin içerisinde dökülmeler ve zorluklar olacağını ama buna rağmen yine de bu mücevheri çıkarmamız gerektiğini söylüyordu.  Kendisi de çok zorluklar çekmişti. "Bugün ben Şia'ysam eğer, Şia olarak kalabilmeyi çok zor şartlarda korudum ve hatta buraya gelebilmek için yaygara çıkararak korumaların elinden kaçtım" diyordu. Mali açıdan da sıkıntı çekiyordu, arkadaşlar onun maddi durumunun iyi olmadığını söylüyorlardı.

 

Bir belgeselci olarak onun hayatının filmini yapmak istemediniz mi?

Restorandan çıktıktan sonra vedalaştık. Ona Seni bir daha görebilecek miyim? diye sordum. O da "bana ne yapacaklarını bilmiyorum" dedi. Akıbetinden haberdar gibi görünüyordu. "Bana ne yapacaklarını bilmiyorum" diyordu. Bana İran'ı çok sevdiğini ve İran'a gelmeyi çok istediğini söylemişti. O gece İmam Humeyni'yle görüştüğüne dair bir şey söylememişti. Eduardo şehit olduktan sonra onun İmamın yanına gittiğinden ve İmamında onu alnından öptüğünden haberdar oldum! Eduardo İmam Humeyni'yi çok seviyordu ve onu gerçekten Velayet açısından görüyordu. Savaşçıların İmama karşı olan arifane bakışları gibi onun da İmama farklı bir bakışı vardı. Hatta o "İmamın sözlerine aldırış etmeyenlere şaşıyorum" diyordu. Eduardo kendini şehadete hazırlamıştı, onunla operasyona çıkmadan önce vedalaştığımız gibi vedalaştık. Ben arkadaşlara, "bunun nuru tavan yapmış" diye bir espri yaptım. Arkadaşlar güldü, Eduardo'da anlamadığı için ne demek istediğimi sordu. Biz de ona cephede şehit olmak isteyen arkadaşlara böyle söylerdik diye anlatmaya başladık. O da "o zaman benim nurum her zaman tavan yapıyor, sonra şaka yapıyorum dedi benim ışığım yok ki o nurla yürüyebileyim" dedi. Onun İmama karşı bizim sahip olamadığımız özel bir bağı vardı. İmama âşık ve hayrandı. Hatta İmam karşıtları hakkında konuşulduğu zaman bile rahatsız oluyor ve "bu kişiler hakkında konuşmayın" diyordu. Bizlerde bunun gıybet olmadığını söylüyorduk o ise "ben bu adamlar hakkında hiçbir şey duymak istemiyorum" diyordu. Çok özel bir insandı biraz da İsmail Cobert'e benziyordu.

 

İsmail Cobert kimdir? Onun hakkında biraz bilgi verir misiniz?

İsmail Cobert her şeyini feda eden ve sadece Hristiyan bir arkadaşının çardağında yaşayan Güney Afrikalı büyük Şii şairlerinden birisidir. Edebiyat alanında birçok başarı ödülü almasına rağmen Şii olduğu için Nobel'e aday gösterilmemiştir.

 

Yani Eduardo bir şair miydi?

Hayır, ama bence Eduardo ve İsmail Cobert

هاجروا و جاهدوا باموالهم

‘' Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla Cihat edenlerdir…'' ayetinin mazharıdırlar. Onlar mallarından geçerek yüksek derecelere ulaşan kimselerdir.

 

Siz şehit Avini'nin de en yakın arkadaşlarından biriydiniz Eduardo'da şehit Avini'yi tanıyor muydu ya da size hiç ondan bahsetti mi?

Bilmiyorum.

 

Eduardo'nun dış görünüşü nasıldı?

Eduardo oldukça sade bir dış görünüşe sahipti. Hafif sakallı sıradan zayıf bir gençti.

 

Sizin Eduardo'yla daha önce de bir görüşmeniz olmuş muydu?

Evet, ben daha önce onu İran'ın İtalya Büyükelçiliğinde görmüştüm. Ama çok kısa sürmüştü sanırım onun büyükelçiyle bir görüşmesi vardı o sırada. Hatırlıyorum da onu bana Fiat'ın sahibinin oğlu Eduardo diye tanıtmışlardı. Ben de şakasına ben de meşhedi Asker'in oğlu Rıza Burci'yim demiştim. Bu çok kısa bir görüşmeydi.

 

Hangi yıl olduğunu hatırlıyor musunuz?

Hangi yıl olduğunu hatırlamıyorum, ama bir film çekmek için Afrika'ya gitmem gerekiyordu. Bu yüzden İtalya'da çok kısa bir müddet kalmıştım.

 

Restoranda onunla fotoğraf çektirmediniz mi?

Gece olduğu için çekim yapmaya değer bir şey olmadığını düşünüp fotoğraf makinemi yanıma almamıştım, evde bırakmıştım. Bana "gazeteler, dergiler benim fotoğrafımı çekmek için peşimdeler" diyordu… Oysa o kendisinin fotoğrafını çekilmesini istemiyordu. Ben "zor bir iş yapmadım siz de Şii'siniz ben de Şii'yim hepsi bu, sadece benim babam zengin…" diyordu.

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler