061-1024x928.jpg
  • Anasayfa» 
  • Röportaj»
  •  Danişmend: Kama, düşmanın Şia’nın başını ezmek için kullandığı bir değnektir

Danişmend: Kama, düşmanın Şia’nın başını ezmek için kullandığı bir değnektir

"Mehdi Danişmend şunları söyledi: Bizler gerçekten Şia’yı mı düşünüyoruz yoksa sadece bugünümüzü nasıl geçireceğimizi mi? ... Kama hiçbir şekilde buna cevap vermiyor aksine çoğunu da usandırıyor ve nitekim bu mesele dünyanın her yerinde aynı şekildedir."

5 Nisan 2016 Salı

İNTİZAR - Rasa sitesinin dini konular uzmanı Mehdi Danişmend ile yaptığı röportajın tercümesini sizlerle paylaşıyoruz. 

 

Danişmend: Kama, düşmanın Şia'nın başını ezmek için kullandığı bir değnektir

Mehdi Danişmend şunları söyledi: Bizler gerçekten Şia'yı mı düşünüyoruz yoksa sadece bugünümüzü nasıl geçireceğimizi mi? Şia'yı düşünüyorsak eğer, geçmişteki âlimlerin ve kurumların Şia'nın haysiyetini korumak için 1400 yıldır nasıl savaştığını ve bugün ise bu bayrağın bize ulaştığını bilmemiz gerekir. Kama hiçbir şekilde buna cevap vermiyor aksine çoğunu da usandırıyor ve nitekim bu mesele dünyanın her yerinde aynı şekildedir.

 

Minberin ve hutbenin İslam'daki ve özellikle Şii mezhebindeki konumu nedir?

Peygamber Efendimizin ve masum İmamların hayatına baktığımızda, onların halk için faydalı ve toplumun basireti, düşünce öğretilerinin gelişmesi, halkın kendi vazifelerini yerine getirebilmeleri ve hangi şartlarda bulunduklarını bilmeleri için gerekli olan mesajların masum İmamların konuşmaları ve hutbeleriyle aktarıldığını görüyoruz. Bu hutbelerle insanlar hakkı batıldan ayırabiliyorlardı.

Ehlibeytten günümüze kalan rivayetler, o hutbelerden alınmıştır. Özellikle "en iyi hitabete sahip olma'' ayrıcalığına sahip olan İmam Ali (as) hatta düşmanları arasında dahi en iyi hatip olmakla meşhurdu ve düşmanları da o hazreti en iyi hatip olarak tanıtırlardı. Bu hutbeler halkın çoğunu harekete geçiriyor ve onları aydınlatıyordu ve hatta onları motive ve teşvik ediyordu. Bazen de binlerce kişi bir hutbeyle savaş için hazır oluyorlardı.

İmamlardan sonra gaybet döneminde ise, dini merciler, din âlimleri ve büyükleri minberlerde yaptıkları konuşmalarla halkı zamanın tağutlarına karşı bilgilendiriyorlardı. Çağdaş dönemde ise İmam Humeyni Beheşt-i Zehra da yaptığı o meşhur konuşmasıyla ve ondan önce de 1963 yılında Feyziye medresesinde verdiği ateşli hutbeyle halkı uyandırmıştır. O zamanlarda çoğunluk uykudaydı ve İmam Humeyni o hutbeleri ve konuşmalarıyla inkılabın fikirsel çerçevesini ve istikbarla mücadeleyi halkın zihninde canlandırmıştı. Yapmış olduğu o konuşmalar ve hutbelerle tağuta karşı mücadele düşüncesini halkın akılına sokmuştu.  

Bugün de İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei'nin hutbe ve konuşmalarının İslam toplumlarında oldukça büyük bir etkisi vardır. Nitekim gizli Yahudiler ve dinsiz Vahhabiler tarafından son Mina ve Mescidi haram faciasında öldürülen halkı buna örnek gösterebiliriz.  Yüce rehber konuşmasında şunları söylemişti: "Arabistan bizimle işbirliği yapmadığı takdirde cevabımız çok sert olacaktır." Bu konuşmanın üzerinden 4 saat geçmemişti ki şehitlerin cenazesini dahi bize teslim etmek istemeyen Al-i Suud rejimi tutumunu değiştirdi ve Arabistan kralı bu faciadan ötürü başsağlığı diledi.

Hatta Mina şehitlerinin naaşları hızla İran'a gönderildi ve bunlar Rehberin konuşmasından önce,  bakanlarımıza Arabistan'a giriş izni verilmediği bir zamanda gerçekleşti. Hatta Dışişleri Bakanımızın görüşme talebini dahi reddetmişlerdi. Fakat Yüce Rehberin bir konuşmasıyla geri adım attılar. Dolayısıyla din âlimleri ve büyükleri hutbe ve konuşmalarıyla bir adım öne geçtikleri her vakit, düşmanlar kilometrelerce geri adım atıyorlar. Ve bunların tümü minberin ve hitabenin öneminin bir göstergesidir.

 

İletişim araçlarının, medya ve sosyal ağların genişlemesiyle insanların sanal ortamla olan irtibatlarının artması, sizce bu alternatif teknolojiler minberin, vaazın ve hitabenin yerini mi almıştır?

Kesinlikle böyle bir şey söz konusu olmamıştır. Bu konuyu Ayetullah Hamanei'de buyurmuşlardır. Nitekim İmam Humeyni'nin buyruklarında da minberin, vaazın ve hitabenin önemine dikkat çekilmiştir. Öte yandan halkın kendisi de sanal araçların hiçbir zaman minberin ve hitabenin yerini alamayacağını beyan etmektedirler. Bizler de bu alanda aktif olduğumuz için, halkın bu konuyla ilgili olarak televizyonun, uydunun ve diğer iletişim araçlarının minberin yerini doldurmadığını söylediklerine şahit oluyoruz.

 

Minber neden bu kadar kutsaldır?

Minber Peygamber Efendimizden ve masum İmamlardan bize yadigârdır. Halk Şehitlerin Efendisinin minberine baktığı zaman, çünkü bu Şii ritüellerinden biri olduğu için o yüzden de halk tarafından kutsal sayılmaktadır. Zira Ehlibeyti hatırlatan her şey halk için kutsaldır. Cami binası yapımı diğer binalar gibi kil, çamur, taş ve demirden başka bir şeye ihtiyacı yoktur. Fakat ona cami adı verildiği için, halk tarafından kutsal sayılmaktadır. Ehlibeyt adına kaydedilen herhangi bir şey, Şia'nın ritüellerinden biri olarak, kutsiyet kazanıyor. Nitekim Kuranı Kerim de şöyle geçiyor: İnsanların kalplerindeki takvayı ve imanı hissetmek istediğiniz zaman, dini ritüellere ne kadar önem verdiklerine bakmanız gerekir. Dini ritüellere ve kutsal mekânlara daha çok saygı gösterenler, gerçekten kutsal kimselerdirler. 

 

Sizce mersiye ve minberin birbirleriyle olan bağlantıları nasıldır? Sizce mersiye minberin yerine geçer mi? Mersiye ve minber birbirlerine rakip midirler?

Mersiye minberin sonucudur. Konuşma ve hitabeler meyvesi mersiye olan tıpkı birer ağaç gibidirler. Üstatların minber ve hitabe alanlarını görürseniz eğer, onların mersiye ve minberlerinin birbirleriyle bağlantılı ve uyumlu olduğunu görürsünüz. Kısacası yukarıda minberde konuşulan konuların uygulamalı kriteri de mersiyedir. Örneğin konuşmada ‘'gençlik'' hakkında sohbet ediliyorsa,  Hazret Ali Ekber'in mersiyesi okunur. Ya da konuşma insanın ömrünü İslam yolunda harcaması ve bu yolda saçlarını ağartması ve en nihayetinde ise canını feda etmesi gerektiğiyle ilgili ise o zaman da Habib İbni Mezahir'in mersiyesi okunur. Bu sayede örneğin eğer birisi konuşmanın sonunda ve mersiye okunduğu zaman meclise yetişirse eğer, konuşmanın içeriğini okunan mersiyeden anlayabilecektir.

 

Halkın minbere ve konuşmalara olan ilgisi azaldı mı? Ve Sizce bunun sebebi nedir?

Belki de bu mesele bazılarının başına gelmiştir. Fakat şükürler olsun ben yapmış olduğum konuşmalarımda böyle bir şeye tanık olmadım ve hatta konuşmalarıma olan ilgi artmış durumda. Kendi toplantılarımın şimdiye kadar sönük geçtiğine şahit olmadım. Aslında konuşma meclislerinde daha çok genç nesil hazır bulunuyor. Tecrübelerde şunu gösteriyor ki, insan ne kadar çok sıkıntıya düşer ve dünyadan ve başkalarından da umudunu keserse Allah'a ve Şehitlerin Efendisine de o kadar çok sığınır. Bence halkın ilgisi azalmamıştır. Belki bazıları farklı nedenlerden dolayı halkın onların meclislerine katılmaması gibi bir durumla karşılaşmış olabilirler.

Öte yandan halkın meclislere katılmaması halkın dinsiz olduğu anlamına gelmemektedir. Ben bu konuyu genç talebelere de arz ettim. Halk camiye gelmiyorsa bu kesinlikle dinsiz oldukları anlamına gelmiyor bilakis bazen bizim seçtiğimiz konular halkın ihtiyaç duymadığı konular olamayabiliyor.

Minberin usulünü koruyan kimse eğer, halkın ilgisini çekecek yeni ve cazip konuları seçerse, halkın ilgisine mazhar olur. Hatta yanına gelip ona soru sorar ve teşekkür ederler. İnsanlar her konuşma meclisinde katılmayacakları bir basirete ve bakış açışına ulaşmış bulunmaktadırlar. İnsanların anlayışı artmış ve artık vakitleri onlar için daha kıymetli olmuştur.

Muhtemelen insanlar ilk yıllarda tanıtımları nedeniyle bir meclise katılırlar, fakat eğer oradan faydalanamadıklarını görürlerse, sonraki yıl kesinlikle o meclise katılmazlar. Çünkü günümüz insanları gerçekten de vakitlerinin değerini biliyorlar ve nitekim bizler de onların vakitlerine değer vermeliyiz. Her sınıftan insana kıymet vermeyi uygulamaya koymalıyız. Din adamları da ilmi, usul-i yeni ve faydalı konular üzerinde çalışıp halka sunarak, onların vaktine değer vermelidirler.

Eğer din adamlığının yok olup bir kenara çekilmesini istemiyorlarsa, halkın avam olduğunu düşünmemelidirler. Zira günümüzde meclislerde bulunan dinleyicilerin çoğu tahsil etmiş insanlardır. Geçmişte din adamlarının meclislerinde bulunan tahsilli kişiler bir elin parmağını geçmezdi, fakat günümüzde tam tersi olmuştur. Ben İran'da da artık okuma yazma bilmeyen kimsenin kalmadığını düşünüyorum.

Halk bazen bizim sınıfımızı eleştirdiğinde, halkın eğitim seviyesinin çok arttığını hissediyorum. Bir din adamı minbere çıktığı zaman tüm sınıfların ve kişilerin farklı düzeylerde bu konuşmadan faydalanabilecekleri bir şekilde sohbet gerçekleştirmelidir. Bu ağır kavramları kullanması anlamına gelmiyor, yani içeriği geniş ve güzel bir belagatle konuşmalıdır. Tıpkı İmam Humeyni ve Ayetullah Hamanei'nin sade ve akıcı ve halkın tüm sınıfını ve toplumun tüm kesimini kapsayan konuşmaları gibi olmalıdır. Zira böylelikle herkes kendi idrakı, sınıfı, mesleği ve yaşı derecesinde bu konuşmalardan istifade eder ve aslında dinleyici cezbetmek konuşmacının becerisine bağlıdır.

 

Sizce bütün talebeler konuşmacı olmalı mıdırlar yoksa sadece ilgili olanlar mı bu alana girmelidirler?

Talebeler yazar, eğitimci veyahut mübelliğ olmalıdırlar. Her 3 durumda araştırmacı da olmalıdırlar. Bazıları çok başarılıydılar, tıpkı Şehit Mutahhari gibi hem iyi bir yazar hem iyi bir araştırmacı ve hem de etkili birer mübelliğdiler. Herkesin istidadı aynı boyutta değildir. Nitekim minbere çıkıp hatip olmanın, konuşmacı olmanın da kendine göre bir takım şartları vardır. Öncelikle minbere çıkacak olan kişi hoş görünümlü olmalıdır. Zira dinleyiciler konuşmacıya baktıkları zaman, onun manevi çehresi kalplerini etkilemelidir. Ayrıca konuşmacı hoş sesli ve güzel anlatımlı olmalıdır.

Yüce Rehber Ayetullah Hamanei'ye göre,  konuşmacının iki dile hâkim olması gerekir,  bunlardan biri zamanın dili ve ikincisi ise gençliğin dilidir. Yani hem zamanını ve hem de zamanının meselelerini ve hem de gençleri ve onların temel sorunlarını iyi bilmesi gerekir. Zira ancak böylelikle onların kalplerine nüfuz eder ve düşüncelerini etkileyebilir.

 

Dini kurumları ve yas merasimlerini tehdit eden en önemli zararlar nelerdir? Ve bunun gelecek üzerinde nasıl bir etkisi olacaktır?

Öncelikle meclisler âlimlerden ve din adamlarından boşalır bir halde. Kurumlar meddah eksenli oldular. Bu meddahların kötü olduğu anlamına gelmiyor tabi ki, ancak bilgili ve basiretli meddahlar dahi bu durumdan endişe duyuyorlar. Bazen cevabı olmayan bazı sözler, söz konusu olabiliyor. Örneğin şunu söylüyorlar, bir kurumda yaklaşık 500 genç hazır bulunuyor ve siz ilim havzalarının bu gençlerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek kaç mübelliğ yetiştirdiğine bir bakınız. Yani minber yoluyla bu gençleri kendilerine çekebilmeleri gerekir.

Hacı Mahmut Kerimi programı olduğu zaman minberin aşağısında oturarak konuşmayı dinleyen az sayıdaki meddahlardan biridir. Nitekim o bu davranışıyla diğerlerine de örnek olur. Ben onunla ilgili şöyle bir olay duymuştum. Hacı Mahmut Kerimi konuşma sırasında cemaatin sayısının az olduğunu, fakat sıranın meddahlığa geldiği zaman cemaat sayısının arttığını görüyor bu esnada Hacı Mahmut Kerimi konuşmacıya hazır cemaat çoğalmışken konuşmasını tekrar etmesini istiyor ve kendi sırasını din adamına veriyor.

Kurumun ilkesi bilgeliktir. Nitekim Ayetullah Hamanei "coşku ve bilinç'' adı altında bir konudan bahsetmişlerdi. Coşku kapsamlıdır, bilinç ise derindir. Bizim kurumlarımızın sorunu coşkularının deniz gibi, fakat derinliklerinin ise parmağın kemiği kadar bile olmamasıdır. Tabi bu tüm dini kurumlarımızı kapsamıyor, ancak kurumlarımızın büyük çoğunluğu bu sorunu yaşamaktadırlar. İnsanlar gece gündüz sine vurmak için hazırlar, ama yarım saatlik bir konuşmayı dinlemek için vakit ayırmaya hazır değiller.

Ben kurumlar için zararlı olan 30'dan fazla maddeyi bir broşürde yazdım. Bilgi konularının eksiklinin yanı sıra, okunan şiirler de çok derin, olgun ve okunaklı değiller. Aksine Yüce Rehberin de bu konuyu beyan ettiği söyleşi tarzındaki şiirlerdir. Bu yüzden ‘'Meysem Mutii'' şiirlerinde siyasi konulara da değinme kararı almıştır. Bizim meddahlarımız da bu vadiye girerek İmam Hüseyin (as)'ın ağıt ve ağlamanın yanında ‘'Zillet bizden uzaktır'' sloganını da haykırmalıdırlar. Gençler Şiir kalıbıyla, düşmanın tehditlerinin ve toplumsal sorunların farkında olmaya, velayete bağlılığa, okumaya ve sağlıklı yaşamaya teşvik edilmelidirler. 

İkinci olarak, kurumların zarar görmesinin önemli nedenlerinden biri de onların dumana boğulmalarıdır. Ağıt merasiminden sonra kahvehaneye gitmek oldukça yakışıksızdır. Kurumdaki gençlerden bazıları ne yazık ki eğitimli çocuklar değillerdir ve onlar tahsil ve ilmi açıdan çokta başarılı olamadılar. Ehlibeyt meddahlarından bazıları da yine tahsilli değillerdir. Ehlibeyt meddahlarından yalnızca birkaçı bir kerede Muntha-i  Amal'ı mı okumuşlardır? Bu mesele dikkate alınmalıdır.  

 

Kama vurmak ve bıçaklı zincirler gibi matem metotları sizce beraberinde nasıl bir etki bırakıyor?

Kama vurmak ve bıçaklı zincirler belki bir zamanlar cevap verebiliyordu. Bazıları düşmanın onayını almamızın ve düşmanın fikrinin bizim için önemli olmadığını belirtiyorlar. Bu iyi bir sözdür, fakat benim sorum günümüzdeki meseleleri acaba bizler mi daha iyi anlarız yoksa büyüklerimiz ve âlimlerimiz mi?

Ben kama vuranlara hiçbir şekilde hakaret etmiyorum ve kama vurmayı soru işareti altında bırakmıyorum. Ancak önemli bir sorum olacak o da şudur ki kama vurmanın Şii dünyası için bugün nasıl bir yararı vardır? 21. Yüzyılda internette bir araştırma yaptığımız zaman, düşmanın saldırısına, insafsızlığına ve bahanesine tanıklık ediyoruz. Bu meselelerle düşmanın kama vurma ve buna benzer merasimlerden su istifade ettiği neticesine ulaşıyoruz. Çünkü Şia'nın işine çomak sokmak istiyorlar.

Bizler gerçekten Şia'yı mı düşünüyoruz yoksa sadece bugünümüzü nasıl geçireceğimizi mi? Şia'yı düşünüyorsak eğer, geçmişteki âlimlerin ve kurumların Şia'nın haysiyetini korumak için 1400 yıldır nasıl savaştığını ve bugün ise bu bayrağın bize ulaştığını bilmemiz gerekir. Kama hiçbir şekilde buna karşılık vermiyor aksine çoğunu da usandırıyor ve nitekim bu mesele dünyanın her yerinde aynı şekildedir.

IŞİD'e bir bakın giyimlerine, sakallarına onların dış görünüşleri tıpkı Pakistanlı ve bazı bölge ülkelerindeki Şiiler gibidir. Nitekim onlar bununla IŞİD'in işlediği vahşetleri Şiilerin üzerine atmayı amaçlıyorlar. Oysa IŞİD eğitim almış gerillalar değiller mi? Peki neden askeri üniforma giymiyorlar? Neden siyah giyip, uzun sakal bırakıyorlar? Bunun nedeni onların direniş cephesi savaşçılarına benzemek istemelerinden dolayıdır. İmam Hüseyin (as)'ın hizmetçilerine yani ona matem tutanlara benzemek istiyorlar.

IŞİD hatta vahşiliklerini dahi bizim üzerimize yıkmak için çabalıyor. Bir şekilde bizimle ilişkilendirmek istiyorlar. Kama vurulduğu zaman yukarı kalkan Şia'nın kanlı kılıcı, bıçaklarıyla kafa kesen ve bu videoları sanal ortamda paylaşan IŞİD'le, birçok benzerliğe sahiptir.

Ben İmam Hüseyin (as)'ın tüm hizmetçilerinin ve ona yas tutanların hizmetçisiyim. Ben İmam Hüseyin için kama vuran temiz kalplilerin ayaklarının tozunu gözüme sürerim. Fakat günümüzde bu azizlerin İmam Hüseyin (as) için kama vurması zararlıdır. Kama vuranlara kötü davranılmasına ben de karşıyım. Nasıl ki Sünnilere karşı nasıl doğru ve uygun davranılıyorsa, bunlar da Şii'dirler, fakat cahildirler. Ben kama vuran birçok kişiyle uygun ve dostane bir edebiyatla konuşarak onların güvenini kazandım.

Kama vurmak artık bir miktar da siyasi oldu. Ben İsfahanlı bazı kama vuranlara şunları söyledim. Yetkililer kama vurma emri verselerdi eğer, ne yapardınız? Onlar da o zaman kama vurmazdık dediler. Ben de onlara o zaman sizin maksadınız yas değil, aksine politik bir konudur. Bazıları boşuna slogan atıyorlar, hâlbuki onların bu tür yas metotlarının hedefi siyasi ve nefsanidir ve bu davranış oldukça kötü ve Şia'nın zararınadır.

 

Yüce Rehber Ayetullah Hamanei'nin yas ve yas metotları, minberler ve konuşmalar hakkındaki önerileri ne kadar etkili olmuştur?

İslam İnkılabı Rehberinin tavsiyeleri oldukça etkilidir. Örneğin meddahlık metotları alanında, zayıf ve şarkılardan alınan metotlara itiraz edildiği zaman, şükürler olsun artık bu sorunla bir daha karşılaşmadık. Hatta ben bu uyarıdan sonra bir kez dahi buna tanık olmadım. Bu işlerin bir bölümü cehaletten ve diğer bölümü ise gençlikten kaynaklanıyor. Ehlibeyt meddahları âlimlere karşı bazen ilgisiz olabiliyorlar, oysa âlimlerle daha fazla irtibat halinde olmalıdırlar.

İslam İnkılabı Rehberi yılda 3 kez meddahlarla toplantı düzenler. Bunun nedeni ise kendi konuşmalarının meddahlar üzerindeki etkisinin farkında olmasıdır. Rehber bu toplantıların mevcut ifrat ve tefritleri ortadan kaldıracağını biliyor. Meddahlar âlimlerin büyüklerin ve Rehberin buyruklarını dikkate alıyorlar. Ehlibeyt meddahları İslam'ın koludurlar. Dinin bir gözü din adamları ve âlimlerdir ve diğer gözü ise meddahlardır. Din adamları ve meddahlar arasında ihtilaf olmamalıdır ve minberlerde meddahlar aleyhinde konuşanlar, yanlış yapıyorlar.

 

Londra Şiiliğinin yas ve minber alanlarında tanıklık ettiğimiz hasar ve sorunlardaki rolü nedir?

Bana göre Ayetullah Hamanei'nin Londra Şiiliğine karşı uyarıyor olması, İslamın din adamlığından, dinin siyasetten ayrılması, laiklik, meddahların ve din adamlarının siyasi olmamaları, düşmanın bölücü akımları ve kişileri desteklemesinin ortaya çıkması gibi birkaç noktayı zikretmek bu konuların en önemli sebepleridir.  

Bazıları Avrupa'nın kalbinde ve Londra'da mercilere ve mezhepsel değerlere rahatlıkla hakaret edebiliyorlar. Örneğin "Yasir El-Habib'' bir süre önce Fedek kanalında Peygamberin eşi Ayşe'nin vefatı için kutlama merasimi düzenlemişti. Ben bu kutlamanın bazı görüntülerini gördüm. Ancak onlar şu soruya cevap vermeliler acaba böyle bir toplantının düzenlenerek, Ayşe'ye hakaret ve küfür edilmesinin ne gibi bir etkisi olmuştur? Tefrika ve Şiilerin kanının dökülmesinin dışında başka bir etkisi de olmuş mudur acaba? İmam Zaman (as)'da acaba bu tür toplantıların düzenlenmesinden gerçekten memnun mudur?

Mevcut koşullarda düşman tefrika çıkarmak ve etnik ve mezhepsel savaş çıkarmak için bir bahane arıyor. Düşmanların iftira atıp, insafsızca davrandığı bir dönemde, bu tür eylemler gerçekten tehlikelidir. Ehli Sünnet âlimlerinin çoğu bu kutlamanın öncesine kadar Şia aleyhinde fetva vermemişlerdi, fakat bu kutlama görüntülerinin yayınlanmasının ve Ehli Sünnetin mukaddesatına hakaret edilmesinin ardından, onlarda Şia aleyhinde fetva vermeye başladılar.

Pak Muhammedi İslam yani İslam dünyasında milli birlik ve vahdet korunmalıdır.  Pak Muhammedi İslam Şia'nın Şia'yla, Sünni'nin Sünni'yle vahdetini, İbrahimi dinler arasındaki vahdeti ve insanlığın ilim, mantık, ahlak ve kanunlara dayalı vahdetini kapsayan bu 4 konuyu çok önemsemektedir. Bizim hiç kimseyle bir kavgamız yoktur, ancak birileri bizim toprağımıza, malımıza, namusumuza ve mukaddeslerimize tecavüze yeltenecek olursa eğer, ona tüm gücümüzle karşı geliriz. Başka türlü kimseyle işimiz olmaz.

Nitekim İslam İnkılabı Rehberi atom bombası yapımını haram ilan ediyor, çünkü bizim cinayet ve katliam yapmak gibi bir amacımız yoktur. Yüce İslam dini bizlere hiç kimsenin başkalarının özellikle de Ehli Sünnetin mukaddeslerine hakaret etme hakkına sahip olmadığını öğretiyor. İran'da çeşitli kavimlerden, dinlerden ve mezheplerden insanlar yaşamaktadırlar ve nitekim bu kavimlerin, dinlerin ve mezheplerin çeşitliliğine rağmen, halk ülkede güvenli bir biçimde yaşamını sürdürür. Hiç kimse bir başkasına saldırma hakkına sahip değildir. Biz Şiiliği tebliğ ediyoruz. Bizler İmam Hüseyin (as)'ın ve Ehlibeytin yolunu canlı tutuyoruz ve onun mübelliğleriyiz, fakat hiç kimsenin bu bahaneyle aleni bir şekilde lanet okuma ve tefrika çıkarma hakkına sahip değildir.

 

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey varsa buyurun…

Benim ricam gençleri kendimize çekmek için çaba sarf etmeliyiz.  Hatta eğer herhangi bir sebepten bir tek Şii genci dahi kaybedersek, zarar etmişiz demektir. Gençlerle arkadaşlık etmemiz gerekir, ben gençlerle, kurumlarla, öğrencilerle ve hatta kama vuranlarla yaptığım bu dostluğun neticesini gördüm. Ve inanın kama vuran kişilerle yaptığım mantıklı ve ilmi sohbetler sayesinde onları kendime çekmeyi başardım.

Kama vuran bir kurumdan yaklaşık 200 kadar kişinin bulunduğu bir toplantıda onlara şunları söyledim: Ben de Ehlibeyt düşmanlarından nefret ediyorum ve masum İmamları seviyorum oradaki herkes benim bu sözümü onayladı daha sonra şöyle devam ettim: Ancak bizlerin bugünkü vazifesi velayete, âlimlere ve mercilere tabi olmamızdır. Orada bulunanlardan hiçbiri bu konuyu kabul etmedi. Bunlar Şiiler ve kendi evlatlarımızlar. Onları inatlaşma ve düşmanlık vadisine sokmamalıyız. Aksine burada aziz Rehberin bize verdiği örnekle bu alana giriş yapmalıyız böylece Allah'ın lütfu sayesinde istenilen sonuca ulaşabiliriz.  

 

Çev: Gülden Koşaca

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler