kuran-ve-yuzuk-726x340-711x340.jpg

Kur'an ve evlilik

İslam'ın toplumsal düzeni ve sistemi birey değil aile temeline dayanmaktadır. Belki de Batı medeniyeti ile İslam ve Doğu medeniyetlerinin belirgin ve bariz farkı aile kurma uğraşısı içinde olmak veya olmamaktır. Gençlerimizin evlilik yaşını ertelemeleri, bunu var oluşsal bir ihtiyaç olarak görmemeleri Batı medeniyetinin İslam medeniyeti karşısındaki tesirinin veya galibiyetinin bir sonucudur.

6 Temmuz 2019 Cumartesi

Aziz Dost Hizbullâhî Nefer, Vahdet Aşığı Kahraman Abbas Kadıoğlu Anısına...

 

 

Cevher CADUK (İlahiyatçı-öğretmen)

 

Gündemde Lgbt ile tartışmalar var. Birileri buna özgürlük adına destek vermekte. Biz de buradan hareketle Kur'an eksenli kadın, koca, evlilik gibi hususları irdelemeye çalışacağız. Öncelikle insanların temel hak ve hürriyetlerinden hareketle "kişilerin kendi seçenekleri ve tercihleridir" şeklinde bir itirazla karşı karşıya kalabiliriz. "Buna saygı göstermeniz gerekmez miydi" şeklindeki itiraza cevaben bunun bir hastalık, bir rahatsızlık, insan doğasıyla çatışma ve toplumun dinamiklerini tahrip etme olarak görmekteyiz. Bu yazının bir bölümünü de buna da tahsis etmişiz.

 

Kadın-erkek ilişkisi 

Öncelikle kadın ile erkek arasındaki ilişki için şu dört olasılık söz konusudur.

 

a- Kadın ve erkek bağımsız birer ferttir.

b- Kadın erkeğe veya erkek kadına tabidir.

c- Kadın ve erkek birbiriyle çatışma halindedir.

d- Kadın ve erkek birbirini tamamlayan yek diğerinden bağımsız düşünülemeyen birer eştir.

 

Bu konuyla ilgili olasılıklara Kur'an perspektifinden bakmaya çalışacağız. Bu konu var oluşla bağlantılı olduğundan Kur'an'daki ayetleri bu çerçevede değerlendirmeye çalışacağız.  

 

Bu konu çerçevesinde dikkatimizi çeken ilk sözcük ‘الزوجية /zevciyet' sözcüğüdür.

 

Zevc ve Zevciyet

Birinci aslî ilke: Allah-u Teala varlık alemindeki her şeyi ‘zevciyet' üzere yaratmıştır.

 

Kitab-ı Kerim "ومن كل شيء خلقنا زوجين /ibret alırsınız diye her şeyi çift yarattık". (51/ez-Zariyât/49) Bu alemdeki yatışmaz düzen ‘zevciyet' diğer bir ifadeyle çift oluşluk düzenidir. Tek ve fert olma isteği ve bu şekilde yaşama arzusu evrenin doğasıyla çatışmaktadır. İradî olmayan varlıklar arasında böyle bir durumla karşılaşılamamaktadır. İradî olan varlığa gelince ise erkek veya kadın olsun kimi insanlar özgür iradeleriyle böyle bir yaşam tarzını benimsese de bu evrendeki düzenle çatışmak ve savaşmak demektir. Evrendeki düzen ve sistemle çatışan ise zorunlu olarak kayb edecek, yani insanî benliğinin saflığını hissedemeyecektir.

 

İslam'ın toplumsal düzeni ve sistemi birey değil aile temeline dayanmaktadır. Belki de Batı medeniyeti ile İslam ve Doğu medeniyetlerinin belirgin ve bariz farkı aile kurma uğraşısı içinde olmak veya olmamaktır. Gençlerimizin evlilik yaşını ertelemeleri, bunu var oluşsal bir ihtiyaç olarak görmemeleri Batı medeniyetinin İslam medeniyeti karşısındaki tesirinin veya galibiyetinin bir sonucudur.

 

İmam Bakır'ın "İslam'da evlilik kurumundan Allah'a daha sevimli gelen bir kurum bulunmamaktadır"(1) Rasulullah'ın (s.a.a.) "Evlenen dinin yarısını elde etmiştir. Diğer yarısı için de Allah'tan korksun."(2) Buyrukları hep bu var oluşsal hususu teyid eder niteliktedir. Bu hususta yığınlarca rivayet bulunmaktadır. Biz sadece örnek olsun diye iki tanesini aldık.

 

İkinci asli ilke: İnsan bu genel düzenin ve işleyişin istisnası değildir.

 

Burada sorulması gereken temel soru şu: İnsan evrende hakim olan bu düzenin istisnası mıdır yoksa o da bu çarkın bir parçasını mı teşkil etmektedir?!

 

Kur'an-ı Kerim bu soruya da net bir şekilde cevap vererek şöyle buyurmaktadır: "Ve Allah, sizi topraktan yaratmıştır, sonra bir katre sudan, sonra da size eşler halketmiştir./ والله خلقكم من تراب ثم من نطفة ثم جعلكم ازواجا' (35"/el-Fâtır/11) Görüldüğü gibi ayet var oluşsal boyuta işaret eden ‘halk' fiili ile başlamakta ve ‘ezvac/zevcler' sözcüğünü de bir diğer var oluşu ifade eden ‘ceele' fiili ile kullanmaktadır. Öyleyse insan da bu işleyişin içindedir.

 

Üçüncü asli ilke; Zevciyet insanlarda hem cins olarak değil karşıt cins olarak gerçekleşir.

 

Soru bu zevciyet ‘erkek-erkek' ‘kadın-kadın' gibi hem cinsi de içine alacak bir şekilde genel midir yoksa ‘erkek-kadın' gibi sadece karşıt cinsleri mi ifade etmektedir?

 

Kur'an bu soruya da şöyle cevap vermektedir: "وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَىٰ /Ve şüphe yok ki o halk etmiştir erkeği ve dişiyi." (53/en-Necm/45)

Dolayısıyla Kur'an insan türü için ‘zevceyn veya zevcan' deyince erkek-erkek veya kadın-kadını değil de erkek-kadın cinsini kasd etmektedir. Yani insanın yaratılışında kadın olsun erkek olsun diğer cinsle birlikte olma ve aile müessesesini kurma gerçekliği yatmaktadır. Bu ayetler özelinde meseleye bakıldığında hem bekar kalma uğraşısı hem de Lûtîlik ve lezbiyenlik İslamî perspektifle çatışmaktadır.

 

Dördüncü asli ilke: Üçüncü aslî ilkeden sapmaktan sakınmak.

 

Kur'an bunu açıkça dile getirmektedir. Allah-u Teala "ولوطاً إذ قال لقومه أنكم لتأتون الفاحشة ما سبقكم بها من أحد من العالمين أنكم لتأتون الرجال / Lût'u da (gönderdik). O, kavmine demişti ki: Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayâsızlığı yapıyorsunuz! (Bu ilâhî ikazdan sonra hâla) siz, ille de erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve toplantılarınızda edepsizlikler yapacak mısınız! Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: (Yaptıklarımızın kötülüğü ve azaba uğrayacağımız konusunda) doğru söyleyenlerden isen, Allah'ın azabını getir bize" (29/el-Ankebut/28-9)

 

Ayet ana hatlarıyla iki tane olumsuz tutumdan bahs ediyor.

 

a- Çirkin söz ve eylemin zirvesi olan ‘f-h-ş' sözcüğünden türetilmiş olan ‘fahişe' fiili. Bu ayette bu sözcük ile kasd edilen livata.

b- ‘ve tekteune's-sebile' nesil yolunun kesilmesi(3) yani evliliğe giden yolun önünün tıkanması.

 

Öyle anlaşılıyor ki Hz. Lût'un (a.s.) kavmi sadece livatayı değil evlilik müessesesi veya kadınlarla münasebetin de önüne geçmeye çalışıyorlar. Nesil yolunun kesilmesinin önüne geçmeye çalışan Lûtîler bu eylemlerinin doğal sonucu olarak mı böyle bir bakış açısına sahipler yoksa iki tane bağımsız ve çirkin eylemi mi gerçekleştiriyorlar? Ayrı bir konu ve ilgi alanı.

 

Kur'an-ı Kerim'de lezbiyenliğe değini bulunmasa da Ehl-i Beyt kaynaklı hadislerde Hz. Lut'un (a.s.) kavminin kadınlarının lezbiyenliğine müptela olduğu geçmektedir.(4)

 

İnsan türünün tekvînî yolu erkek-erkek veya kadın-kadın arasındaki ilişkiden değil de erkek-kadın arasındaki evlilik müessesesinden geçmektedir.

 

Genelde doğu toplumlarının özelde de İslam coğrafyasının evlilik müessesesine kasd eden Batı, birinci aşamayı geçmiş ki şimdi bir diğer aşamayı lezbiyen ve lutîliği aramızda yerleştirmeye çalışıyorlar. Birtakım mülahazaları göz önüne alarak buna destek verenler ve buna payanda olanlar en büyük kötülüğü insanlık ailesine yapmaktadırlar. Çünkü evlilik ve karşıt cinsle aile kurma ilerleyen bölümlerde de değineceğimiz gibi insanın sükunetini sağlayan temel unsurlardan birisidir.

 

Beşinci aslî ilke: Kadın-erkek ilişkisi ve dostluğu sadece bu dünya alemine özgü bir durum değildir.

 

Kur'an-ı Kerim'in zarif nüktelerindendir ki bu ilişki cennet ve ahiret yaşamının da vaz geçilmez bir parçasıdır. Kur'an'ın bu hususta açık ifadesi bulunmaktadır. "ولهم فيها أزواج مطهرة وهم فيها خالدون / Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır" (2/el-Bakara/25)

 

Evrenin zevciyete dayanmasındaki hikmet

Evrenin zevciyet üzerine kuruluşundaki hikmete Kur'an'ın işaret edip etmediği konusu da cevaplandırılması gereken bir konudur. Gerçi bu konunun felsefî, kelâmî ve irfânî olduğu söylenebilir. Ancak Kitab-ı Kerim bu konuya değinmişse ilk önce bu konu Kur'anî bir konu olmuş olur. Bu makalemizin önceliği insan özelindeki zevciyet ilişkisi olduğundan hayvan, bitki ve cansız varlıklardaki zevciyet ilişkisine değinmeyeceğiz. İnsan özelinde ele aldığımız zaman temel soru şudur: Allah insanlar arasındaki ilişkiyi neden erkek ve kadın temeli üzerine kurmuştur? Neden erkek-erkek ve kadın-kadın çiftinden zevciyet ilişkisi meydana gelmemektedir? Bu sorunun cevabı şu üç kelimenin mefhumunda saklıdır. Bu üç kelimeyi açıklayınca konu da vuzuha kavuşmuş olacaktır.  

 

A) Zevc

İslam kültüründe bir yanılgı eseri olarak 'zevc' sözcüğü sadece erkek için kullanılır ve kasd edilen de daima erkek olmuştur. Ancak Kur'anî terminolojiye dikkatli bakıldığında bu sözcüğün genel olduğu hem erkek hem de kadın için kullanıldığı görülür. Dilbilimciler de sözcüğü bu şekilde açıklamışlardır. Bu hususta Kur'an sözcükleri hakkında telifleri bulunan üç bilginin açıklamalarını sunacağız.

 

İlki Rağıb el-İsfahânî şöyle der: Canlı varlıklardan eşleşen erkek ve dişi çiftlerin her birisine dendiği gi­bi, bunlardan ve diğer varlıklardan olan çiftlerin her birisine de ‘zevc' denir; mest ve ayakkabı gibi. İster benzer, ister zıd olsun başka biriyle beraber olan her şeye ‘zevc' denir. Allah-u Teala "فَجَعَلَ مِنْهُ الزَّوْجَينِ الذَّكَرَ والأُنْثَى /Ondan iki çifti, erkeği ve dişiyi vücuda getirdi." (75/el-Kıyamet/39)  ve "اسكن أنت وزوجك الجنة / sen ve eşin cennete yerleşin" (2/el-Bakara/35)(5) Kur'an'ın kendisi kadın için ‘zevc' sözcüğünü kullanmaktadır. Rağıb el-İsfahânî şu kaydı da düşer: ‘zevce sözcüğü kötü bir kullanımdır'…‘أزواج /Ezvac' sözcüğü ‘زوج /zevc' sözcüğünün çoğuludur.(6) Zihin galiba hep zevc ve zevce şeklindeki örfî kullanıma gitmektedir. Halbuki Kur'an-ı Kerim terminolojisinde kadın ve erkekten her birisine zevc denilmektedir. Zevcler ister birbirine zıt olsun ister aynı olsun fark etmemektedir. Gerçi fıkhî terminolojide de zevce şeklindeki kullanım söz konusudur. Bu terminolojiye erkek egemen toplumun bakış açısını yansıtmaktadır şeklinde bir yargı ağır olabilir ama örfî ve fıkhî kullanım ile Kur'anî kullanım bu hususta birbiriyle uyuşmamaktadır.

Rağıb ‘احْشُرُوا الَّذِينَ ظَلَـمُوا وأزْوَاجَهُمْ /''Zalimleri, onların zevclerini ve tapmış olduklarını toplayın'' (37/es-Saffât/22) ayetinde geçen ezvac sözcüğünü eylemlerinde zalimlere uyan akranları olarak tefsir etmiştir.(7) Hicre Suresinin 88. Ayetinde geçen ezvac sözcüğüne ise benzerler ve akran anlamı vermektedir.(8) 

Allame Mustafavî ‘et-Tahkîk fi Kelimâti'l-Kurani'l-Kerîm' adlı eserinde şöyle der: Zevc sözcüğü bu asla göre sadece tek bir tane olabilir. Erkek ve kadından, gece ile gündüzden bir tanesi gibi. Birbirine denk olan sayılardan her birisi için de zevç sözcüğü kullanılır. Denk olandan bir tanesi mülahaza edildiğinde diğerinin de ona denk olması göz önüne alınır(9) Erkek için kullanılabildiği gibi kadın için de kullanılabilir.

 

Denkliğin bu türü karı koca örneğinde olduğu gibi manevi bir birlikteliği gerektirmektedir. İster mekânsal yakınlık mevcut olsun ister olmasın fark etmemektedir.(10)

 

İbn Fârıs ez-Zekeriyyâ ise Mucemü Mekâyısı'l-Luğa adlı eserinde Z-v-c maddesinde şöyle der: Bir şeyin bir şeyle birlikteliğine delalet eden bir asıldır. Kadının kocası için ve kocanın kadının için ‘zevc' sözcüğünün kullanılmasında da –ki fasih olan budur- bu boyut söz konusudur.(11)

 

Dikkat çeken husus şudur ki İbn Fârıs, Râğıb'tan daha önce yaşamıştır. İbn Fârıs'ın vefat tarihi 395 iken Rağıb'ın vefat tarihi 410 küsurlu yıllardır. Henüz erken dönem sayılabilecek bu eserlerde zevce sözcüğünün çirkin bir kullanım olduğu görülmektedir. Kurânî perspektife göre kadın ile erkek biri diğeri olmaksızın düşünülemeyen birbirini tamamlayan iki varlıktır. Zevci ayakkabının iki teki şeklinde mümasil olarak anlayacak olursak kadın ve koca manevî olarak birbirinin dengi aynısı olur. Yok eğer gece gündüz örneğinde olduğu gibi birbirinin zıddı olarak düşünecek olursak her birisi diğerindeki bir eksikliği ve bir nakısalığı gideren iki varlık olur ki yine de ikisi birbirinden bağımsız düşünülemez.

 

B) S-K-N maddesi

Allâme Mustafavî 'Seken' maddesinde ise şu hususları dile getirir: Izdırap ve hareketin zıddına delalet eden bir sözcüktür. Bir evde oturan aile için ‘sekn', hareketli bir canlının hayatına son verdiğinden dolayı bıçağa ‘Sikkîn', manevî kuşkudan uzak oluşu ifade etmek için sekinet sözcüğü kullanılır.(12)

 

Allame daha sonra kendi değerlendirmesini şöyle sunar: Bu kökün asıl anlamı hareket karşısında istikrar bulmaktır. Sözcük maddî ve ruhî istikrarı da içine kapsayacak bir şekilde ammdır.(13)

 

Bu sözcük maddî bir durum hakkında kullanıldığı zaman hareketin zıddını ifade eder. Manevi bir durum için kullanıldığında ise kuşku, sıkıntı, tereddüt, sarsıntı ve ızdırap gibi haletin tam zıddı olarak kullanılır. Yani güncel bir sözcükle ifade edecek olursak stressizlik haletini ifade etmektedir.

 

'S-k-n' fiili çeşitli harf-cerrler ile müteaddi/geçişli olur. İla harf-cerri ile müteaddi/geçişli olduğunda sözcük dayanmak, yaslanmak ve itminana erişmek anlamına gelir.(14)

"وَمِنْ آيَاتِهِ أَنْ خَلَقَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَاجًا لِّتَسْكُنُوا إِلَيْهَا وَجَعَلَ بَيْنَكُم مَّوَدَّةً وَرَحْمَةً ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِّقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ /sukunete erişmeniz için size kendi nefislerinizden eşler/zevcler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir." Ayette dikkat çeken kelimeler;

 

Halaka/yarattı

Ezvacen/eşler

‘li teskunu ileyha/sükûnete erişesiniz diye'

 

Yani bütünüyle tekvînî bir hakikati dile getirmektedir. Sizin stresten uzak, çalkantı ve sarsıntıdan ırak bir yaşamı elde edebilmeniz karşıt cinsten birisiyle evlenmenize bağlıdır.

 

C) L-B-S

'L-b-s' maddesi koruma unvanıyla setrdir. Bedenin libası, Kabe'nin libası 'l-b-s' sözcüğünün uyarlandığı kavramlardandır.(15) Allame bu cümlelerde maddî setre birkaç örnek vermektedir.  Maddi setr kişi soğukluk, sıcaklık, hastalık ve mikrop gibi hususlardan korur.

 

Peki, manevî libas ve setre gelince; o insanı ya insaniyet yolundan ve düzeninden ya da sırat-ı müstakimin bir boyutundan sapmaktan korur.

İlginç olan şudur ki Allame hemen maddî örneklerden sonra manevî örneklere başlarken karı koca örneğini verir ve şöyle der: "Eşlerden her birisi diğeri için satır ve hafız (koruyucu)dur".(16)

 

Bir sayfa sonrasında libas sözcüğünün maddî ve manevî olanını içerecek tarzda âmm olduğunu söyler. Maddi libas ile ilgili açıklama yaptıktan sonra şöyle der: "manevî libas –yani takva libası- nefsi temayüllerden ve şehvetlerden koruyan olgudur".(17)

 

Yukarıda Rum Suresinin 221. Ayetinde "li teskunu ileyha/sükûnete erişesiniz diye" bir ifade geçti. Ayetin bu bölümü erkeğin kadınsız kadının da erkeksiz sükûnete erişmesinin var oluşsal olarak mümkün olmadığını ortaya koymaktadır.  Kur'anî perspektiften bakıldığında gönül dinginliği ve huzur erkek olsun kadın olsun ancak ayrılmaz parçası ile mümkün olabilmektedir. Makalenin girişinde kadın ile erkek arasındaki ilişki için dört madde sıralamıştık. Öyle görülüyor ki Kuranî bakış açısına göre ikisi arasındaki ilişki bir bütünün iki parçası arasındaki ilişki türündendir. Ne bağımsız ne birbirine zıt ne de biri diğerine bağlıdır. Bu Allah'ın fıtratıdır ve Kitab-ı Kerim'in ifadesiyle bunda herhangi bir değişiklik meydana gelmez.

 

Şeytanın çıkarmayı arzuladığı libas

Kur'an şeytanın Adem (a.s.) ve Havva'dan libaslarını çıkarttığını belirtir.  "يَا بَنِي آدَمَ لَا يَفْتِنَنَّكُمُ الشَّيْطَانُ كَمَا أَخْرَجَ أَبَوَيْكُم مِّنَ الْجَنَّةِ يَنزِعُ عَنْهُمَا لِبَاسَهُمَا لِيُرِيَهُمَا سَوْآتِهِمَا /Ey Âdem oğulları! Şeytan, ana-babanızı, ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın". (7/el-Araf/27) Şeytan hangi elbiseyi çıkarttı? Galiba zihin bu ayette direkt dış giysiye gitmektedir. Libasın satır/koruyan ve muhafaza eden anlamına geldiğini göz önüne alacak olursak bir önceki ayetteki takva elbisesi ifadesini de ekleyecek olursak şeytanın çıkarmak istediği elbisenin kadın erkek birlikteliği elbisesi ve kalkanı olması uzak bir olasılık olmasa gerek.

 

Buna göre kadın erkeğin libası ve erkek de kadının libasıdır ki Kur'an bu hususu açıkça başka bir ayette dile getirmektedir.  "هُنَّ لِبَاسٌ لَّكُمْ وَأَنتُمْ لِبَاسٌ لَّهُنَّ / Onlar (kadınlar), sizin için örtüdür; siz de onlar için örtüsünüz". (2/el-Bakara/187) Bu ayette kadının erkeğe öncelenmesi kadının daha şerefli ve daha üstün olduğuna delalet edebilir mi?! İnsanın kemali yolunda kadın erkekten daha mı çok korunmaya ve muhafazaya muhtaçtır. Evliliğin felsefesindeki mevvedet/sevgi ve merhameti göz önüne alacak olursak konu daha da bir vuzuha kavuşuyor.  

 

Sonuç olarak insanın fıtratı için karşıt cinsle evlilik kaçınılmaz bir olgudur. Bu yolda sapmaya uğramadan ve ödün vermeden hikmete dayalı bir şekilde mücadele etmek ve toplumu doğal mecrasına döndürmek gerekmektedir.

 

Devam edecek...

 

-----------------------------------------------------------------------

1) El-Amıli, Vesâilü'ş-Şia, c. 20, s. 14, hds no: 24901,      Müessesetü Ali'l-Beyt

2) Age, c. 20, s. 17, hds no: 24909

3) Şirazi, Nâsır Mekârim, el-Emsel, c. 10, s. 40

4) Şeyh Sadûk, Sevâbü'l-Amâl ve İkâbü'l-Amâl,  s. 315, Tashih: Ali Ekber el-Ğıffari, Tahran 1391

İbare şu şekildedir: Fakat yavaş yavaş bu işe bulaştılar. Öyle ki, aralarında artık erkek erkeğe ilişkilerle yetinmeye başladılar. Arkasından yolcuları gözetleyerek onlarla bu işi yapmaya yöneldiler. Sonunda insanlar şehirlerine uğramaz oldular. Sonra kadınlarını bırakarak delikanlılara döndüler.

Şeytan erkekler arasında bu işi iyice yerleştirdiğini görünce, kadınlara geldi. Kendini kadın kılığına sokarak, ‘Erkekleriniz birbirlerini yapıyorlar, haberiniz var mı?' dedi. Kadınlar, ‘Evet, bunu gözlerimizle gördük' dediler. Bütün bunlar olurken Lut Peygamber onlara öğüt veriyor, vaazlar ediyor, fakat şeytan onları ayartıyordu. Sonunda kadınlar da birbirleriyle yetindiler.

5) El-İsfahânî, Rağıb, el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'an, Z-v-c maddesi, s. 384-5, Muhakkık: Safvan Adnân Dâvûdî, Darü'l-Kalem,

 1430

6) Age, agy

7) Age, agy.

8) Age, agy.

9) Allame Mustafavî, et-Tahkîk fi Kelimâti'l-Kur'ani'l-Kerîm, c. 4, s. 381  

10) Age, agy.

11) İbn Fârıs ez-Zekeriyyâ, Mucemü Mekâyısı'l-Luğa, c. 3, s. 35 Tahkik Abdüsselâm Muhammed Hârun, Dârü'l-Fikir, 1399

12) Et-Tahhkik, c. 5, s. 196-7, S-k-n maddesi

13) Age, c. 5, s. 197-8

14) Age, agy. 

15) Et-tahkîk, c. 10, s. 178

16) Age, agy.

17) Age, c. 10, s. 179-180

Öne Çıkan Haberler