cats1.jpg

Doğu Akdeniz’in Militarizasyonu ve İşgalci İsrail’in Doğalgaz Anlaşmaları

"...Türkiye ve İsrail ana akım medyasında ‘win-win’[8]olarak sunulan anlaşmada İsrail’in, çok uluslu enerji devleriyle Türk şirketlerinin kazançlı çıkacağı muhakkak, ancak anlaşmanın ebedi kaybedeni yine kuşatma altındaki Filistin olacak."

29 Aralık 2015 Salı
16 Aralık 2015 tarihinde İsrail Başbakanı Netanyahu, doğal gaz endüstrisini antitröst (tekelciliğe karşı) yasalardan muaf tutacak anlaşmayı imzaladı. Netanyahu, anlaşmayı imzalamasını takiben Ocak ayında Kıbrıs ve Yunanistan yönetimleriyle görüşmelere başlayacağını duyururken, bu hamleye karşı oluşabilecek iç muhalefeti de ‘İsrail'in enerji bağımsızlığı ve ulusal güvenliği için zorunlu' diyerek bertaraf etmeye çalıştı.[1]Ancak yine de anlaşmanın İsrail cephesinde geçmesi gereken iç muhalefet harici bir engel daha var, o da Yüksek Adalet Mahkemesi. Mahkeme antitröst yasalarının askıya alınmasına karşı olan tarafların- ki buna solcu Meretz partisi de dahil- açtığı davaları Şubat ayında değerlendirmeye alacak. Buna karşın Eurasia Group küresel enerji ve doğal gaz direktörü Michael Barron mahkemenin anlaşmayı iptal etmeyeceğini yine de karar verme sürecinin zaman alacağını savundu. Levant ve Tamar doğalgaz bölgelerindeki önde gelen şirketlerden biri olan Noble Energy ise anlaşmayı övmekte gecikmedi.
 
Doğu Akdeniz havzasındaki doğal gaz rezervlerini ‘tanrının hediyesi' olarak nitelendiren Netanyahu bu hamlenin İsrail'in enerji bağımsızlığının temeli olacağına dair teminat veriyor. Ne ilginçtir ki 15 sene önce BG (British Gas) Gazze Şeridinin 20 deniz mili açığındaki doğal gaz rezervlerinin varlığını açıkladığında Yaser Arafat da, bu rezervlerin bağımsız Filistin devleti, halkı ve ekonomisi için bir lütuf olduğunu söylemişti. Fakat bahsi geçen rezervler işgalci İsrail'in Gazze denizindeki kuşatmasını ağırlaştırmasına sebep oldu. Filistinli insan hakları örgütü Al-Haq yayınladığı raporla işgalci İsrail'in doğal gaz platformlarını ve nakil boru hatlarını korumak için Filistin deniz sahasına girişi engellediğini açıkladı.[2] Al-Haq raporuna göre işgalci İsrail'in yasa dışı bir şekilde Filistin doğal gazına ve doğal kaynaklarına el koyması ve işletmesi Filistin'in kendi kaderini tayin hakkını gasp etmek demek. Rapor ayrıca bu anlaşmaya taraf olan ülkelerin ve uluslararası şirketlerin İsrail'in Filistin deniz sahasındaki yaşadışı ablukasına ortak olacaklarının da altını çiziyor.[3]
 
2000 yılında, Gazze doğal gaz rezervlerinin keşfedildiği zamanda, İsrail de Gazze deniz sahasına komşu başka bir rezerv alanını – Mari-B- keşfetti. O zamandan beridir İsrail Gazze sularındaki askeri varlığını arttırıyor, bir yandan da Filistin'in kendi reverzlerini geliştirmesine mani oluyor.[4] İsrail'in 2000 yılında başlayan Gazze deniz sahasındaki ablukası 2009 Ocak ayında resmiyet kazandı. İsrail 2008 Ağustos ayında Filistinli balıkçılara kısıtlamalar getirirken aynı yılın Aralık ayında 1.400 Filistinli'nin hayatına mal olan Dökme Kurşun Operasyonu (Operation Cast Lead ) isimli harekatı başlattı.
 
2014 senesinde İsrail donanması doğalgaz platformlarına yedi milden fazla yaklaşan Filistin balıkçı teknelerinin engelleneceğini duyurdu. İşgalci İsrail Doğu Akdeniz enerji yarışının kalbindeki Levant gaz sahasına el koymaya hazırlanırken bir yandan da donanmasını silahlandırmaya devam ediyor.
 
Mayıs ayında İsrail, doğal gaz sahalarını korumak amacıyla Almanya ile dört silahlı devriye gemisinin alınmasını kapsayan 470 milyon dolar değerinde bir anlaşma imzaladı. Yine aynı ay Yunanistan hükümeti ile Akdeniz doğal gaz bölgesindeki saha güvenliğini sağlamak amacıyla bir savunma işbirliği anlaşması imzaladı. Ayrıca doğal gaz platformlarını güven altına almak için savaş gemilerine Demir Kubbe (Iron Dome) füze savar sistemleri kurdu. Özetle İsrail deniz altındaki nakil boru hatlarının geçtiği Doğu Akdeniz ve kuşattığı Gazze deniz sahasında militarizasyonu tırmandırmaya devam ediyor.
 
İsrail 2005'te inşa edilen El-Arish nakil hattı ve Mari-B doğal gaz sahası etrafındaki tampon bölgeleri genişleterek Filistinli balıkçıların kendi sularına dahi girmesine engel oluyor. Uluslararası yasalara göre ‘güvenlik bölgesi' deniz sahasından en fazla 500 metre açılabilirken İsrail, tampon bölgeleri Filistin denizini işgal edecek şekilde büyütüyor. Gazze'deki doğal gaz rezervleri bahsi geçen bu kuşatma nedeniyle işletilemezken Filistin'in enerji konusunda İsrail'e olan bağımlılığının devam etmesi de kaçınılmaz hale geliyor. Bu nedenledir ki İsrail ile Türkiye arasında varılmaya çalışılan anlaşmanın Türkiye tarafından sözüm ona öne sürülen koşullarından biri olan ‘Gazze'ye yönelik ablukanın' kaldırılması şartı sahada anlamsız ve bir o kadar da geçersiz. İsrail'in Filistin doğal kaynaklarını gasp etmesinin yanı sıra çalınan gazın Avrupa'ya taşınması hem İsrail'in işgaline destek hem de Gazze deniz sahasındaki doğal kaynakların Filistin tarafından işletilmesini önleyen deniz kuşatmasına ve militarizasyona onay vermek anlamına geliyor.
 
Pek tabi ki doğal gaz nakil hattı anlaşması enerji konusunda Rusya'ya olan bağımlılığından kurtulmaya çalışan Avrupa'yı ve Türkiye'yi cezbediyor. Levant Bölgesindeki doğal gazın taşınmasına talip olan Türk şirketleri arasında Turcas Petrol A.Ş. ile Zorlu Petrogas da yer alıyor.[5] Turcas Petrol CEO'su Batu Aksoy 22 Aralık'ta yaptığı basın açıklamasında Levant bölgesindeki doğal gazın yarısının Türkiye üzerinden taşınması ile Türkiye'nin Avrupa için bir enerji aktarım merkezine dönüşeceğini savundu. Aksoy ayrıca, İsrail ile Türkiye'yi bağlayan bir doğal gaz boru hattının gazı LNG olarak taşımaktan çok daha ucuza geleceğini ifade etti. Ancak Kıbrıs sularından Türkiye'nin güneyine ulaşacak bu hattın inşası için engellerden birisi de Kıbrıs yönetimi ile Türkiye arasındaki politik gerginlik. Yine de Kıbrıs yönetiminin ikna edilmesi uzak bir ihtimal olarak görülmüyor.
 
Öte yandan Türkiye ile İsrail arasındaki ‘Normalleşmenin savunucuları süreci hızlandırmak için bastırıyor.[6] Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti, Yunanistan ve İsrail ‘enerji sahasında iş birliğini ele almak üzere' 28 Ocak'ta üçlü zirve yapacak. Normalleşme sürecinin destekçileri bu üçlü zirveye kadar Türkiye'nin rolünün kesinleşmesi gerektiği konusunda ısrarcı. Kaynakları sömürülen Filistin ise doğal gaz ticareti odaklı bu ‘karlı' denklemin tarafları arasında yer almıyor.
 
Türkiye ile İsrail arasındaki anlaşma için Netanyahu'nun önünde Parlamento engeli yok, Yüksek Adalet Mahkemesi de engel değil sadece süreci uzatacak bir etken. Türkiye'de ise Mavi Marmara olayıyla ilgili olarak İsrail işgal askerlerine açılan davanın düşürülmesi için Meclis onayı gerekli. Bu meclis aritmetiği ve anlaşmanın ana akım medyada kamuoyuna sunuluş şekli işbirliğinin engellenmeyeceği endişesini kuvvetlendiriyor.
 
Bu arada BDS Türkiye, hem Ankara'da hem de İstanbul'da İsrail ile ‘Normalleşme' sürecini ve olası doğal gaz ticaretini eleştiren bir basın açıklaması yaptı.[7] Türkiye ve İsrail ana akım medyasında ‘win-win'[8] olarak sunulan anlaşmada İsrail'in, çok uluslu enerji devleriyle Türk şirketlerinin kazançlı çıkacağı muhakkak, ancak anlaşmanın ebedi kaybedeni yine kuşatma altındaki Filistin olacak.
 
 
isyandan.org
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler