tekrar-silopi-ve-cizre-deki-teror-operasyonu7976712_x_o.jpg

Silopi: Kontrol noktasının ardındaki öbür dünya

Sokağa çıkma yasağının kısmen kaldırıldığı Silopi bir savaş alanını andırırken halkın bir bölümü aşırı güç kullanıldığı için devlete, bazıları ise PKK’ya tepkili.

23 Ocak 2016 Cumartesi
SİLOPİ -- Türkiye-Irak sınırının hemen yanı başındaki Cudi Dağı eteklerinde bir ev. Aslında artık ev denilemez. İki katlı ev bombardıman sonucu yerle bir olmuş. Evin önünde yaşlı bir kadın “Ben kime ne yaptım? Bunlar niye geldi başıma?” diye yakınıyor. Dışardan bakıldığında ilk akla gelen “Burası Suriye mi acaba?” Muhtemelen top ya da tankla vurulduğu için yıkılan iki katlı evin görüntüsü akla bu soruyu getiriyor. Ama burası Şırnak'ın Silopi ilçesinin Başak Mahallesi…
 
PKK'ya yakın YDG-H adlı örgütün şehir merkezlerindeki bazı yerlerde hendek kazarak barikat kurmasıyla başlayan çatışmalar, bölgedeki gerilimi yükseltti. Çatışmaların yoğun yaşandığı yerlerden biri de Silopi'ydi. Yaklaşık 121 bin nüfuslu ilçe 14 Aralık'ta ilan edilen sokağa çıkma yasağı nedeniyle dış dünyaya kapalı kaldı. Hendeklerin kapatılıp barikatların kaldırılması için başlatılan operasyon bir aydan fazla devam etti. Operasyonun tamamlanmasını ardından sokağa çıkma yasağı 19 Ocak'ta kontrollü olarak kaldırıldı. İlçe yaklaşık 40 gün sonra basına açıldı.
 
Silopi'de yasak nedeniyle, ilçeye 10 kilometre uzaklıktaki Habur sınır kapısı da kapalı tutuldu. Sınır kapısının kapalı olması nedeniyle binlerce kamyon ilçeye giden yol üzerinde beklemeye başladı. Yasağın kalktığı gün sınır kapısı açılıp, kamyonlar da harekete geçince izdiham yaşandı.
 
İlçeye gitmek isteyenler üç arama noktasından geçmek zorunda kaldı. Araçlar ve içindekiler detaylı şekilde arandı. Arama için aracın yanına gelen asker, araçtakilerin gazeteci olduğunu öğreniyor. Ama arama yapmaktan vazgeçmiyor. “Bu örgütün işi belli olmaz, biz yine arayalım” diyor. Araçtakiler “Bizim örgütle ilişkimiz yok” diye yanıt verince asker “Bir yerde dururken getirip aracınıza bir şey koyarlar” diyerek aramasını sürdürüyor.
 
Aramaların ardından girilen ilçedeki ilk göze çarpan, askeri hareketlilik. Onlarca zırhlı askeri araç ilçe merkezinde hareket halinde. İlçeyi ortadan bölen ve Habur sınır kapısına giden yol, çatışma bölgelerine de sınır olmuş. Yolun sağında bulunan Cudi Dağı'nın eteklerindeki mahaller yoğun çatışmaların yaşandığı yerler. Mahallelere girer girmez ilk göze çarpan yollar oluyor. Güvenlik güçleri barikatları patlayıcılarla imha etmiş. Militanların ise hendeklerin içine doldurdukları patlayıcıları güvenlik güçleri geçince patlatmış. Geriye ise harap yollar kalmış. Yollardan bırakın araçla geçmeyi, yürümek bile oldukça güç. Yol üzerinde bulunan binalardaki kurşun izleri artık bu çatışmaların rutini olduğu için çok dikkat çekmiyor.
 
Ancak hemen dikkat çeken bir ev var yol üstünde. Buluttekin ailesi yaşamaya çalışıyor burada. Balkonu yıkılmış, camları kırılmış, alt katında büyük bir gedik açılmış, yarı inşaat halinde bir ev. Daha tamamlanmadığı işin sadece bir odası kullanılıyor. Ancak çatışmalardan sonra evin bir bölümü harabeye dönmüş. Evin hanımı Feyruze Buluttekin, kırılan kapıdan içeri girerek, kurşunlara hedef olan eşyalarını gösteriyor. Kapısının önünde öldürülen kuzeninin cenazesini de evinde saklamak zorunda kalan Bulutekin, yaşadıklarını Al-Monitor'a şöyle anlatıyor: “Biz evimizdeydik. Bazıları gitti, biz gitmedik. 13. günde kuzenim öldürüldü. 7 çocuk annesiydi, evinini kapısında öldürüldü. Cenazesi 5 gün evimizde kaldı. Sahipsiz kimsesiz kaldı. Daha sonra camiye götürdük. 15'nci gün askerler mahalleyi sardılar ve bizi çıkarıp spor salonuna götürdüler. Evimizin halini görüyorsunuz. Kobani, Filistin ve Şengal'da yaşananların fazlası burada yaşandı.”
 
İnsanların çamurlara batarak yürüyebildiği sokağın sonlarına doğru bir grup sohbet ediyor. Yaşlı adam gazetecileri görünce evine davet ediyor. Adı Tajdin Aytiş. Evinin ön yüzünde görünürde hasar yok. Kızı bahçede yaktığı ateşin üzerinde telaşla ekmek pişiriyor. Fırınlar günlerdir kapalı olduğu için ekmeklerini kendileri yapıyorlar. Baba Aytiş gazetecileri evin büyük odasına götürüyor. Duvarın bir kısmı battaniyeyle kapatılmış. Aytiş, battaniyenin kaldırarak oradan sokağa çıkıyor. Evin duvarını yüzü kapalı bir grubun iş makinasıyla yıktığını belirten Aytiş, 14 gün evde kalabildiklerini söyledi. Al-Monitor'a konuşan Aytiş, “Çatışmalar başladığı zaman asker ve polisler evimizi bastılar, arama yaptılar. Bize evden çıkmamızı söylediler. Biz de köye gittik. Duvarımızı yıkanları tanımıyorum. Bütün eşyalarımızı da kırmışlar” diye konuştu. Yıkık duvarı battaniyeyle kapatan aile, evde yaşamaya devam ediyor.
 
Çatışmaların yoğun olduğu Başak Mahallesi'nin sadece meydanı sağlam kalmış. Halk arasında Zap Meydanı deniyor. Meydanın üst taraflarına doğru çıkıyoruz. Bir enkaz göz çarpıyor. İki katlı bir evin enkazı. Önündeki bir kalabalık, kendi arasında konuşuyor: “Neyse ki ölen yok”. Havadan bombalanmış gibi bir izlenim veriyor. Enkazın önünde duran yaşlı bir kadın ağıt yakıyor. Al-Monitor'a adının Sariye Mutlu olduğunu söyleyen kadın “Ben kime ne yaptım da bunlar başıma geldi? Bu evde biz 15 kişi yaşıyorduk. Kocam hasta, özürlü bir kızım var. Biz şimdi ne yapacağız? Nereye gideceğiz?” diyor.
 
Başak Mahallesi'nde yaşayanların bir bölümü devlete tepkili. Aşırı güç kullanıldığını düşünüyorlar. Ancak örgüte kızanlar da var. Birçok kişi tepkisini gizlese de Al-Monitor'a konuşan bir kişi bunu açıkça dile getiriyor. Örgüt elemanlarının boş evlerin kapılarını kırdığını anlatan adam şöyle devam ediyor: “İnsanların kapısını kırıyorlardı, karşı çıktım. ‘İnsanlar dönecek, karışmayın' dedim. Göğsüme silah dayayıp ‘Öldürürüz seni' dediler. ‘Öldürün' dedim ben de. Sonra gittiler. Mahalleye askerler geldi, biz onlara doğru giderken (militanlar) arkamızdan ateş ettiler”.
 
Bu kişi isminin yazılmasında bir sakınca olmadığını söylese de ismini açıklamıyoruz. Zira onun yanından ayrılırken yanımıza yaklaşan bir başka adam az önce tepkisini dile getiren kişiyi kastederek kısık bir sesle “Ona inanmayın. Oğlunu YDG-H ajan olduğu için kaçırdı. Öldüreceklerdi, araya girenler bırakmadı” dedikten sonra uzaklaşıyor.
 
İlçede yaşayanların bir tepkisi de duvar yazılarına. Güvenlik güçlerinin operasyon yaptığı bölgelerde duvarlara yazılan ve PKK lideri Abdullah Öcalan ile HDP lideri Selahattin Demirtaş'a hakaretler içeren, ırkçı ve cinsel içerikli yazılara tepki oldukça yüksek.
 
Sokağa çıkma yasağı kalksa da asker ve polis hareketliliği devam ediyor. Zırhlı araçlar sokak aralarında devriye geziyor. Operasyon hazırlığında olan bir polis aracının peşine takılmak istiyoruz. Polisten önce mahalleli uyarıyor: “Peşlerinden gitmeyin, yollarında mayın olabilir.”
 
Mahallenin neredeyse her evinde bir hikâye var. Kimisi terk ettiği evine bakmaya gelmiş, kimisi hasar gören dükkânını onarmaya. Akşama doğru herkesi telaş alıyor. Nedeni ise saat 18'de başlayacak olan yasak. Telaş içinde olan sadece ilçe sakinleri değil. Güvenlik güçleri de aynı telaşı yaşıyor. Onlarca zırhlı araç ilçeye girerken, bazıları da çıkıyor. Bir Silopili araç hareketliliğini “Hayatımda bu kadar çok askeri araç görmedim. Sanki devlet işini gücünü bırakmış askeri araç üretmiş” diyerek özetliyor.
 
Silopi'ye girmek kadar çıkmak da oldukça zahmetli. Yine kontrol noktaları, uzun süren aramalar... Son kontrol noktasından geçmek 45 dakika sürüyor. Polis noktasındaki her araç didik didik aranıyor. İçindekilerin ise – arabaya yüzüstü yaslandırılarak -- üstleri aranıyor. Arama noktasındaki bir ambulans dikkat çekiyor. İçinde hasta var ama aranmadan bırakılmıyor. Gerekçe, yaralı militanların ambulansla ilçeden çıkabilecekleri. Ambulanstaki hemşirenin bir gözü hastada, diğer gözü cüzdanında, kimliğini bulmaya çalışıyor. Kontrol noktasının bir tarafından ayrı bir dünya, öbür tarafında ayrı bir dünya olduğu hissine kapılıyor insan.
 
 
 
Mahmut Bozarslan 
Al Monitor
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler
İktibaslar