19153.jpg

İpek Yolu yeniden dirilirken... lll. Dünya Savaşı Orta Asya'da oluyor

"...dünyanın eksenini kaydırmakta olan ve uygarlıklar dengesini yeniden şekillendirebilecek daha uzun soluklu bir aksiyon, Şanghay, Şam veya New York’tan uzakta, küresel medyanın radarına henüz yeterince girmemiş bir coğrafyada, Orta Asya’da gerçekleşiyor. Orta Asya, tarihin sahnesine bir kez daha dönüyor. Ve ‘Büyük Oyun’ yeniden kuruluyor."

4 Mayıs 2016 Çarşamba
Bugün, uluslararası sahnede dengelere ve değişime yön veren iki konu var. Birisi Suriye ve Irak özelinde yoğunlaşan, ve daha fazla bölünme, daha fazla nefret vaat eden Ortadoğu eksenli kaos politikaları; diğeri ise Asya steplerinde boy göstermeye başlayan ve entegrasyon ve ekonomik başarı vaat eden ‘umut' politikaları. Biri düne ait, biri geleceğe bakıyor.
 
Suriye'de Üçüncü Dünya Savaşı yaşanmıyor. Birinci Dünya Savaşı devam ediyor. Dünden kalma, düne ait bir sorun. ABD veya Çin'in dış politika stratejilerinde artık Suriye'nin veya Ortadoğu'nun önceliğe sahip olmamasının nedeni bu. Avrupa içinse daha çok bir güvenlik ve mülteci sorunu.
 
Dünya medyası, ABD ve Çin'in küresel rekabetini sansasyonalize etmeyi seviyor. Bu rekabeti, para politikalarında veya Çin denizindeki gerilimler gibi günlük uzlaşmazlıklar üzerinden okumayı tercih ediyor.
 
Türkiye medyası ise, devlet aklının tercihlerine uygun olarak küresel rekabeti Suriye üzerinden okuyor. Oysa, dünyanın eksenini kaydırmakta olan ve uygarlıklar dengesini yeniden şekillendirebilecek daha uzun soluklu bir aksiyon, Şanghay, Şam veya New York'tan uzakta, küresel medyanın radarına henüz yeterince girmemiş bir coğrafyada, Orta Asya'da gerçekleşiyor. Orta Asya, tarihin sahnesine bir kez daha dönüyor. Ve ‘Büyük Oyun' yeniden kuruluyor.
 
‘Büyük Oyun' (The Great Game) veya Rusların deyişi ile ‘Gölgelerin Turnuvası', Britanya İmparatorluğu ile Rus Çarlığının, Orta Asya üzerinde 19'ncu yüzyıl boyunca hakimiyet mücadelesine verilen isim. 1813 Rus – İran antlaşması ile başlayıp, Almanların yükselişi sonucunda yakınlaşan Rus ve İngilizlerin 1907 Konferansı ile sona eren büyük Orta Asya rekabetini anlatıyor bu kavram.
 
Britanya'nın Hindistan'daki istihbarat yetkilisi Arthur Conolly'nin ilk kez kayıtlara geçirdiği ‘Büyük Oyun' tabiri, İngiliz romancı Rudyard Kipling'in 1901 tarihli ‘Kim' romanı ile popüler kullanıma kavuştu.
 
Bu tabiri son yıllarda sıkça duymamız ise, tarihi bir ziyaretle başladı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, dünyanın 20 büyük ekonomisinin liderlerini bir araya getiren St Petersburg G-20 Zirvesinden 6 Eylül 2013 günü ayrıldığında doğrudan ülkesine dönmedi. Orta Asya Cumhuriyetlerinde bir tura çıktı. İlk durağı Kazakistan'ın Astana kentiydi. Burada muhatabı Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev'e, iki ülke arasındaki iyi ilişkilerden duyduğu memnuniyeti iletti, "dudak ve diş kadar birbirine yakınız" dedi. İki ülke arasındaki bölgesel ve küresel anlamda çok büyük bir konuyu konuşmak için sabırsızlandığını söyledi. Peki neydi Xi'yi bu derece sabırsızlandıran ‘dev bölgesel ve uluslararası' konu?
 
Xi Jinping, bunun yanıtını ertesi gün Nazarbayev Üniversitesindeki konuşmasında dünya ile ilk kez paylaştı. "Çin ve Orta Asya Cumhuriyetlerinin ortak ve köklü tarihini yansıtacak, ekonomik işbirliğini yoğunlaştıracak bir planlamanın, sınır engellerini kaldırmanın ve ticareti yaygınlaştırmanın artık zamanı geldi" dedi Çin devlet başkanı ve adını koydu: "İpek Yolunu yeniden inşa etmenin zamanıdır".
 
Kürenin ikinci büyük ekonomisinin liderinin, kısa sürede başlanacak somut yatırımlarla da desteklenecek bu niyet açıklaması, bazı analistlerce, dünyanın omurgasının, bin yıla yakın süre yaslandığı coğrafyaya geri dönmeye başladığının en önemli işaretlerinden biri olarak nitelendirildi.
 
M.Ö. 2'nci yüzyıldan 14'ncü yüzyılın sonlarına kadar Çin'in batısından, Orta Asya'yı geçtikten sonra Bağdat'a ve Anadolu'ya kadar ulaşan, buralar aracılığıyla da Avrupa'ya bağlanan ticari ve kültürel koridora, Alman seyyah Ferdinand von Richthofen, 1870'lerde bu isimle andığından beri ‘İpek Yolu' deniyor. Çünkü bu tarihi yolun ana ticari ürünü ‘ipek'ti. İpek sadece alınıp satılan bir ürün değildi. Bu binlerce kilometrelik hattaki bütün ticarette para yerine de geçiyordu. İpek Yolu, insan soyunun macerasındaki ilk küreselleşme atılımlarından biridir.
 
Aslında Türkçede doğru adlandırması ‘İpek Yolları'. Çünkü İpek Yolu dediğimiz tek bir ana yol değil, çok sayıda yolun oluşturduğu bir ağdı. İpek Yolu üzerinde inci taneleri gibi dizilen Şian, Turfan, Kaşgar, Buhara, Belh, Semerkand, Taşkent, Merv, Herat, Isfahan, Tebriz, Bağdat gibi şehirler, bu yoldaki ticari ve kültürel sirkülasyon nedeniyle birer zenginlik, kültür ve konfor vahasına dönüşmüştü.
 
Öyle ki, 10'ncu yüzyıl coğrafyacıları bugün Türkmenistan sınırları içinde kalan Merv şehrini, ‘Dünyanın Anası', İran sınırları içinde kalan Rey şehrine ‘dünyanın gelini', Isfahan'a ‘dünyanın yarısı' diyordu. İpek yolunda sadece ticari ürünler değil, yeni fikirler, hastalıklar, yeni teknolojiler ve bilim insanları da seyahat ediyordu. Kültürel iletişim büyük bir bilgi üretimine zemin hazırlıyordu. İki din açısından da önemli bir koridor oldu. İslam'ın Asya'daki yayılışı büyük ölçüde İpek Yolu üzerinden oldu. 2000 yıl önce İpek Yolu'nu hareketlendiren asıl güç olan Budizm ise, İpek Yolu üzerinden Hindistan'dan çıkarak Çin'e ve Japonya'ya ulaştı.
 
 
 
Çok değil daha 500 yıl öncesine kadar Çin imparatorluğunu dünyanın en gelişmiş ve en zengin devleti yapan da İpek Yolu'ydu. 1500 yılında Ruslar da dahil Avrupa imparatorlukları, dünyanın ana sahnesinin aktörleri değildi. O dönemde Batılı güçler, dünya topraklarının yüzde 10'u, dünya nüfusunun yüzde 16'sı ve Küresel Gayrisafi Hasılanın yüzde 43'ünü oluşturuyordu.
 
Tarihçi Niall Ferguson, ‘Civilization' kitabında, 1400'lü yılların sonunda dünyayı dolaşma şansı bulan birinin, Pekin'den İstanbul'a bütün Doğu uygarlıklarındaki yaşam kalitesinin üstünlüğünden etkileneceğine dikkat çekiyor. Aynı dönemde Avrupa, kara veba, iç savaşlar, derebeylerin iktidar mücadeleleri ve mezhep çatışmalar girdabında derin bir sefalet yaşamaktaydı.
 
Kuzey ve Güney Amerika ise anarşik ve izole bir yaban yaşama ev sahipliği yapmaktaydı. İşte o günlerde, birkaç asır içinde Batı uygarlığının, dünyanın geri kalanını siyasi, ekonomik ve kültürel olarak etkisi altına alacağını iddia edecek birine ‘aklını kaçırmış' nazarıyla bakılabilirdi.
 
Ama 15'nci yüzyılın sonlarından başlayarak, Avrupa'nın küçük krallıkları dillerini Latince'ye, yelkenlerini okyanuslara, eğitim kurumlarını Oryantal dünyanın ürettiği teknoloji, bilim ve astronomi literatürüne açtılar. Ve birkaç yüzyılda sadece dünyanın büyük bölümüne hükmeden imparatorluklar kurmakla kalmayıp, dünyanın her köşesindeki insanlara kendi yaşam tarzlarını aşılamayı başardılar. 1913 yılına gelindiğinde, Avrupa kökenli devletler, Amerika kıtasını da sömürgeleştirmeleriyle, dünya topraklarının yüzde 58'i, dünya nüfusunun yüzde 57'si ve Küresel GSH'nın yüzde 79'unu oluşturur hale gelmişti.
 
Tarihte hiçbir uygarlık, 20'nci yüzyıl Batı uygarlığı kadar küresel bir güce ve etkiye ulaşamadı. Batı uygarlığı büyük ölçüde bir şehir uygarlığı olageldi. 1500 yılında dünyanın en büyük şehri 600 binden biraz fazla nüfusu ile Pekin'di. O günlerde dünyanın en büyük 10 şehri arasında sadece tek bir Avrupa şehri, 200 binden az nüfusu ile Paris vardı. Londra'da 50 bin civarında insan yaşıyordu.
 
1900 yılına gelindiğinde ise bunun tam tersi bir tablo vardı. Dünyanın en büyük 10 şehri arasında tek bir Asya şehri, Tokyo vardı. 20'nci yüzyıla girildiğinde Londra 6,5 milyon nüfusu ile dev bir küresel megakente dönüşmüştü bile. Bir zamanlar dünyanın ticari ve kültürel açıdan en entegre coğrafyası olan Asya, bütün 20'nci yüzyıl boyunca dünyanın ticari açıdan en az entegre coğrafyasına dönüştü. Asya devletleri arasındaki ticari ve kültürel ilişkiler en alt düzeyde seyrederken, askeri ve politik çatışmalar hiç eksilmedi.
 
 
Sefaletten zenginliğe: Çin Rüyası
 
20'nci yüzyılın ilk çeyreğinde Avrupa imparatorlukları art arda çökmesine rağmen Amerika'nın yükselişi ile Batı uygarlığının hakimiyeti artarak sürdü. 1990 yılında bile ortalama bir ABD vatandaşı, ortalama bir Çin vatandaşından 73 kat daha zengindi.
 
Çin'in Mao'dan sonraki lideri Deng Xiaoping, 1970'li yılların sonunda BM toplantısı için kalabalık bir heyet ile birlikte ABD'ye ilk Çin devlet başkanı ziyaretini yapacağı zaman, Pekin'deki bütün bankalar ve kurumlar seferber olmuş ve bu seyahati finanse edebilmek için sadece 38 bin dolar toplanabilmişti. Bu çaresizlik ve yoksulluk, özelde Çin, genelde bütün Asya için 20'nci yüzyılın bir özeti gibiydi.
 
20'nci yüzyılın bu tablosuna rağmen Çin, küresel lider olma rüyasına sahip olageldi. 2010 yılında yayınlandıktan sonra Çin'de en çok satan kitaplar arasına giren ‘The China Dream' kitabının yazarı Liu Mingfu, Çin'in bütün modernleşme sürecinin temel amacının ‘dünyadaki en güçlü ülke olmak' (tou- hao qiangguo) olduğuna dikkat çekiyor. Mingfu'ya göre Çin'in son yarım yüzyıldaki bütün liderleri de bu stratejik hedefi benimsediler.
 
1911 devriminde Sun Yat-sen, rüyasının Çin'i dünyandaki bir numaralı zengin ve güçlü ülke olması (shijie diyi fuqiang zhiguo) olduğunu söyledi. Mao'nun 'Büyük İleri Atılım'ı, ABD'yi geçme çabasından başka bir şey değildi. Deng Xiaoping'in ‘düşük profilli kalıp dikkat çekmeme' stratejisi (taoguang yang- hui) bu amaca yönelikti. Liu'ya göre Çin'in ABD'nin yerini alarak dünyanın süper gücü olması (guanjun guojia gengti) çok uzak olmayan bir gelecekte gerçekleşecek bir rüya.
 
Çin, 1978'de ekonomik reform programını yaşama geçirdiğinde 214 milyar dolarlık GSH ile dünyanın 9'ncu büyük ekonomisi konumundaydı. 38 yıl sonra bugün 11 trilyon dolar civarındaki GSH ile dünyanın ikinci büyük ekonomisi. Özellikle 2001'de Dünya Ticaret Örgütüne üye olmasından sonra ihracatında adeta patlama meydana geldi. 2013 yılında kürenin en büyük ticaret hacmine sahip ülkesi haline geldi. Halen dünyanın en büyük üretim ekonomisi ve dünyanın en büyük ihracatçısı ve bir ‘Çin Rüyası' görmek için gerekli göstergelere sahip.
 
Çin'in ihracatının yüzde 55'ini elektronik ve makine ürünleri oluşturuyor. Giyim ve tekstil yüzde 13 yer işgal ederken, yüzde 7 de inşaat malzemeleri oluşturuyor. Yoğun şekilde demir cevheri, bakır, petrol, hububat ürünleri ithal ediyor. Çin'in ham madde talebindeki büyük artış 2000'li yıllar boyunca küresel ham madde fiyatlarını da yükseltti ve hammadde üreticisi ülkeler ile gelişmiş ülkelere de oldukça para kazandırdı.
 
‘Çin Rüyası', bugünkü devlet başkanı Xi Jinping'in 2012 yılında Çin Komünist Partisinin genel sekreteri seçilmesinden hemen sonra Çin Ulusal Müzesini ziyaretinde de kullandığı bir deyim. O günden beri bu deyim, devletin ve partinin açıklamalarında sıklıkla yer buluyor. Fakat Jinping'in ‘Çin Rüyası', Liu Mingfu'nun hegemonik ‘Çin Rüyası'ndan çok ‘Amerikan Rüyası'nı andırıyor. ‘İki 100' adı verilen bir politik hedefe dayanıyor. Çin'in 2021'de, yani Çin Komünist Partisinin 100'ncü yılında ‘orta düzeyde gelişmiş bir topluma dönüşmesi' ve Çin Halk Cumhuriyetinin 100'ncü yılı olan 2049'da da ‘tamamen gelişmiş bir ülkeye dönüşmesi' hedefleri...
 
 
Bir trilyon dolarlık yol
 
İşte ‘Yeni İpek Yolu', Çin Rüyası'nın en temel dinamiklerinden birini oluşturuyor. Çin, kendisini Orta Asya'ya, Ortadoğu'ya, Avrupa'ya ve Afrika'ya bağlayacak ‘Yeni İpek Yolu'nu hayata geçirmek için, Orta Asya başta olmak üzere Asya'ya yaklaşık 1 trilyon dolar tutacak altyapı yatırımlarına başladı. Çin Kalkınma Bankası, 2015 Haziran ayında Yeni İpek Yolu çerçevesindeki 900 adet dev alt yapı yatırımının toplam maliyetinin 890 milyar dolar olacağını duyurdu.
 
Bu yatırımları finanse etmek için Asya Altyapı Yatırım Bankası kuruldu. Xi Jinping, İpek Yolunu yeniden canlandırma inisiyatifini ‘Bir Kemer Bir Yol' şeklinde sloganlaştırdı. Uluslararası dünyada ‘One Belt One Road' adlandırmasının kısaltması olarak OBOR dendiği de oluyor.
 
Bu dev proje çerçevesinde, Çin ve Orta Asya başta olmak üzere Asya'nın her yerine harıl harıl otoyollar, köprüler, demir yolları, enerji santralleri, havaalanları, fiber optik iletişim hatları, boru hatları, limanlar, depolar inşa edilip birbirine bağlanıyor. ZTE ve Huawei gibi şirketler, İpek Yolu coğrafyasında Batılı firmaların rekabet edilemez bulduğu fiyatlarla hızlı internet ve 3G teknolojisi kuruyor. İngiltere'den Brunei Sultanlığına, Tanzanya'dan Tacikistan'a çok sayıda ülke Xi'nin bu dev projesinin katarına binmiş durumda.
 
Çin'in projesinde, karasal İpek Yoluna paralel olarak, Hint Okyanusundan Venedik'e uzanacak ‘Deniz İpek Yolu' da kuruluyor. Xi, Deniz İpek Yolunu ise 2013 yılında Endonezya'da düzenlenen Güneydoğu Asya Birliği (ASEAN) zirvesinde açıkladı. Bu kapsamda, Bangladeş, Sri Lanka, Maldivler ve Pakistan'da çok sayıda liman inşa ediliyor. Böylece ticaret yollarında tek bir alternatife bağlı kalma sorunu da aşılıyor.
 
 
Çin bu parayı neden saçıyor?
 
Peki neden Çin bu kadar büyük parayı saçmayı göze alıyor? İki sebebi var: Çin'in ekonomisindeki yavaşlama ve bazı uzun vadeli kırılganlıklarını aşma isteği kısa vadeli sebebi. Altyapı yatırımları ve yeni yollar, Çin'in Orta Asya ve Avrupa'ya ulaşım maliyetini aşağı çekiyor, daralan ticarete yeni pazarlar açıyor. İkincisi ve uzun vadeli olan ise Asya'daki jeopolitik amaçları… Çin bu yollardan sadece mal göndermeyecek. Son yıllarda adeta patlama yaşanan Orta Asya ticareti, yoğun alt yapı yatırımları, iletişim bağlantıları ve diğer araçlarla, etkinliğini Orta Asya'da sağlamlaştırıp Asya'nın ötesine ve Avrupa'ya da ulaştırmayı hedefliyor.
 
Çin'in ne derece başarılı olabileceği tartışmalı. Ancak Yale Üniversitesi'nden Vikram Mansharamani'ye göre çabayı görmezden gelmek çok büyük hata olur. Ona göre ‘Bir Yol Bir Kemer' planı, Marshall Planı'nın 20'nci yüzyılı şekillendirmesi gibi, 21'nci yüzyıla şekil verebilir büyüklükte bir proje.
 
 
İpek Yolunda 6 asır sonra bir ilk 
 
Ve bu dev yatırım seferberliğinde ilk somut sonuçlar sessizce gerçekleşmeye başladı bile. Asya Times'ın Asya analisti Pepe Escobar'a göre, 18 Kasım 2014 günü tarihi bir gün olarak anılacak. Çünkü o gün Çin'in doğu yakasındaki Zhejiang bölgesinin Yiwu şehrinden bir yük treni, 1000 tonluk 82 konteynır ile Madrid'e doğru yola çıktı. 13 bin kilometrelik yolculuk sonunda 9 Kasım günü Madrid'e vardı. Tarihin en uzun menzilli tren yolculuğu oldu bu. Yiwu şehri, küçük ölçekli tüketici ürünlerinde dünyanın en büyük toptan satış merkezi olmasıyla ünlü.
 
Xi Jinping'in 2013'te Astana'da ‘Bir Yol Bir Kemer' stratejisini açıklamasından 3 yıl sonra, 16 Şubat 2016 günü Tahran'a varan bir başka tren Türk medyasında hak ettiği ilgiyi görmese de küresel politikaya kafa yoran tüm merkezlerde kaşların bir kez daha kalkmasına neden oldu. Çin mallarını taşıyan 32 konteynırdan oluşan bu yük treni de, Yiwu şehrinden yola çıkmıştı. Kazakistan ve Türkmenistan'ı da geçen 10 bin 400 kilometrelik yolu sadece 14 günde kat ederek Tahran'a ulaşmıştı. Bu süre, aynı malları, Şanghay'dan İran'ın Bandar Abbas limanına deniz yolu ile ulaştırmaktan 30 gün daha azdı.
 
Demiryolu hattının inşası 42 ay sürdü ve 2 milyar dolara mal oldu. Treni Tahran'da Çin ve Türkmenistan büyükelçileri ile beraber karşılayan İran Ulaştırma Bakanı, şimdilik her ay bir yük treninin bu güzergahı aşacağını söyledi. Trenin, Tahran'dan Berlin'e gidebilmesi çalışmalarının ise sürdüğünü belirtti. Her şey planlandığı gibi ve Çinli liderlerin rüyasına göre giderse, malların Çin'den Avrupa'ya yolculuğu 2 günlük iş olacak. Bu ilk denemelerdeki gibi birkaç haftalık değil. Zira, Yiwu'dan Madrid'e yük treninin hareket ettiği günlerde, Şincan'daki ilk hızlı tren hattı da seferlerine başlıyordu.
 
 
Çin'in ekonomik ekseni Şincan'a kayıyor
 
Yeni İpek Yolunun ana sahnesi hiç şüphesiz Orta Asya. Ve bu coğrafyadaki şovu da şu anda İran ve Rusya'nın da desteğini alarak Çin yürütüyor. Çin'in ağırlık merkezi ise yavaş yavaş doğu ve güney sahillerinden, Batıdaki Şincan'a taşınıyor. Şincan, Çin'in Avrupa'ya ve Asya'ya karadan açılma stratejisinin merkezi konumunda. Çünkü bu son derece stratejik bölge aynı anda Rusya, Moğolistan, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Hindistan ve Pakistan ile sınır komşusu. Apple'ın bir numaralı tedarikçisi Foxconn ve Hewlett Packard'ın Çin'in Pasifik şehirlerinden İpek Yoluna yakın batı şehirlerine taşınmasının nedeni de bu. Çin kendi ülkesindeki etnik Çinli nüfusunu da, Yeni İpek Yolunun başlangıç sahası olacak Batı Çin'e yani Sincan Özerk Bölgesine göçe teşvik ediyor. Tıpkı, 19'ncu yüzyıl sonunda ABD'nin, öncü yerleşimcileri ‘Batıya Gidin' diyerek Mississippi Nehrinin batısına göçe teşvik ettiği gibi...
 
İlk tren seferlerinin gerçekleşmesi Çin'in, ‘İpek Yolu Ekonomik Kemeri' dediği güzergahın, artık kullanıma hazır olduğunun ve çok yakın gelecekte ‘modern kervanlarca' seri şekilde kullanılacağının somut göstergeleri. Xi Jinping, dev proje hedefledikleri gibi 2025'te tamamlandığında Asya ülkeleri arasında uzun süredir devam edegelen ‘birbiriyle irtibat darboğazının' aşılacağını vaat etti.
 
2007 rakamlarına göre Asya'dan Avrupa'ya yönelik gerçekleşen 600 milyar dolarlık ihracatın sadece yüzde 1'i karadan gönderiliyor. Çin, küresel ticarette deniz yoluna bağımlılık dengesini değiştirmek istiyor. Karayolunun ana bağlantı haline gelmesi, maliyet ve zaman açısından çok önemli bir tasarruf sağlayacak.
 
 
Yeni İpek Yolu'nun menzili; Berlin
 
Yeni İpek Yolu da tarihi versiyonu gibi Çin'in Şian kentinden başlayacak ve Kazakistan'a uzanacak. Oradan Orta Asya'da farklı güzergahlara ulaşabilir alternatiflere sahip olacak. Bir tanesi ise, İstanbul üzerinden Avrupa'ya uzanıyor. Tarihi İpek Yolu, Şian'dan o günlerin uygarlık beşiği Bağdat'a uzanıyordu. Yeni İpek Yolunun nihai hedefi ise Berlin.
 
Xi'nin açıklamasına göre Çin 2014 itibarı ile Kazakistan ile 30 milyar dolar, Özbekistan ile 15 milyar dolar, Kırgızistan ile 3 milyar dolarlık alt yapı yatırım anlaşmaları yapmış durumda. Sri Lanka'nın Colombo limanının yenileme çalışmalarına 1,4 milyar dolarlık katkı yapıldı. 2014 Kasım ayında ise 40 milyar dolarlık İpek Yolu Fonu kuruldu. 2015'te ise Çin, Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği zirvesinde yeni bir zafer kazandı ve 100 milyar dolar başlangıç sermayeli ‘Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB)' kuruldu.
 
Bu bankanın Dünya Bankasının etkinliğini azaltacağından endişe eden ABD'nin muhalefeti ve baskısına rağmen, Japonya, Avustralya ve Güney Kore dışındaki bütün APEC ülkeleri bankaya katıldı. Endonezya birkaç gün gecikmeyle katıldı. Avustralya da daha sonra projenin çekiciliğine daha fazla dayanamayarak yer aldı. Bugün aralarında ABD müttefikleri İngiltere ve Almanya'nın da olduğu 57 devlet Asya Banka katılmış durumda.
 
Yeni İpek Yolu, Çin'in parası ‘yuan'ı uluslararası tedavül aracı yapma amacına da hizmet ediyor. Orta Asya'da Çin parasının kullanımı şimdiden yaygınlaşmaya başladı.
 
 
"İran , G8'i G9 yapacak"
 
Tarihi İpek Yolu güzergahını boydan boya geçen ilk trenin rotasının Tahran olması tesadüf değil. İran, Yeni İpek Yolunda en önemli kavşaklardan biri olarak görülüyor. Öyle ki Asya analisti Pepe Escobar, İran'ın, G8'i birkaç yıl içinde G9'a dönüştüreceğini iddia ediyor.
 
Escobar'a göre, İran ile varılan nükleer antlaşmanın görünmeyen asıl saiki de buydu. Nükleer antlaşma, nükleerden çok, Yeni İpek Yolunun taslağı anlaşması. Bu iddianın en temel dayanağı ise İran'ı nükleer antlaşmaya ısrarla ikna eden gücün Çin olması. Nitekim İran ile ABD, AB, Rusya ve Çin arasında nükleer antlaşmaya uygun olarak İran'a yönelik ambargonun kaldırılmasından sonra İran'ı ziyaret eden ilk yabancı konuk Xi Jinping oldu.
 
Ambargonun 16 Ocak 2016'ta kaldırılmasından sadece 6 gün sonra 23 Ocak'ta Tahran'da Xi ve İran Devlet Başkanı Ruhani arasındaki görüşmeden sonra iki ülke arasındaki ticaret hacminin önümüzde 10 yılda 600 milyar dolara çıkarılması imza altına alındı.
 
Ruhani, "iki ülkenin 25 yıl süreli stratejik bağ içeren bir belgeyi de imzaladıklarını" söyledi. Çin halen İran'ın en büyük petrol müşterisi. İki ülke arasındaki ticaret hacmi de 2014 itibarı ile 52 milyar dolar düzeyinde. İran, dünyanın dördüncü büyük petrol rezervine ve ikinci büyük doğal gaz rezervine sahip.
 
Obama yönetiminin, İsrail'in çok keskin itirazına rağmen İran ile nükleer anlaşmaya iten temel sebeplerden biri de İran ekseninde oluşacak pazardan pay kapmak. Obama bu diplomasisi ile ABD şirketlerinin de diğer küresel güçler gibi Yeni İpek Yolunun merkez kavşaklarından biri olan İran'a girişine zemin hazırladı.
 
İran'a yönelik ambargonun kaldırılması ve İran ile Çin arasındaki 600 milyar dolarlık ticaret hedefi, sadece bu iki ülkeyi değil, İpek Yolu güzergahındaki bütün ülkeleri de heyecanlandırdı. Türkmenistan, Pakistan, Kazakistan, Rusya, Özbekistan ve Tacikistan bu ticari akıştan oldukça önemli kazançlar elde edecekler. Nitekim, Pakistan ve Çin arasında da 2015 yılında Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC) antlaşması imzalanmıştı. Çin ayrıca 2015 Nisan ayında Pakistan'ın enerji ve ulaşım altyapısını güçlendirmeye yönelik 46 milyar dolarlık dev bir yatırım planı açıkladı.
 
 
ABD'nin "İpek Yolu inisiyatifi"
 
İpek Yolu'nun yeniden dirildiğini gören sadece Çin değil. Aslında ABD'nin bu konudaki girişimleri Çin'in ‘Tek Kemer Tek Yol' inisiyatifini açıklamasından öncesine gidiyor. 11 Eylül 2001'de Afganistan'a yerleşmesinden sonra gündeme geldi. Tarihi İpek Yolunun merkezinde yer alan Afganistan'ı, bölgesine ticari ve ekonomik olarak entegre etme söylemiyle duyurulan stratejik çalışmaya, ABD Dışişleri Bakanlığınca 2011 yılında ‘Yeni İpek Yolu İnisiyatifi' adı resmen kondu.
 
Amerikan dış politikası, Obama döneminde, öncekilerin aksine Ortadoğu eksenli değil Asya-Pasifik eksenli hale geldi. Eski Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 2013 Haziran ayında Foreign Policy dergisinde ‘ABD'nin Pasifik Yüzyılı' başlıklı çok ünlü makalesinde, dünya nüfusunun yarısından fazlasını barındıran Asya'nın, ABD'nin stratejik ve ekonomik önceliği haline geldiğini resmen duyurdu. Clinton'ın kullandığı ‘The Pivot' (eksen) sözcüğünden dolayı yeni strateji bu şekilde adlandırılıyor.
 
ABD'nin Yeni İpek Yolu İnisiyatifinde sadece doğu-batı koridoru bulunmuyor, güney - kuzey koridoru da önemli bir yer tutuyor. Ayrıca ABD'nin Yeni İpek Yolu vizyonunda, Çin'in önceliklerinden farklı olarak ‘Baharat Yolu' da yani tarihi İpek Yolu'nun Hindistan'dan Ön Asya'ya uzanan güney koridoru da yer alıyor. ABD, Orta ve Güney Asya ülkelerini dört ana grupta birbirleriyle irtibatlandıracak ‘Yeni İpekyolu İnisiyatifi'ni 2012'de açıkladı.
 
Bu dört ana kategori, bölgesel enerji pazarları, ticaret ve ulaşım, sınır ve gümrük işbirlikleri ile insandan insana sosyal ve ekonomik ilişkiler. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı William Burns, 2014 yılında devlet politikasını açıklarken, ABD stratejisinin temelinin Orta Asya merkezli bir enerji piyasası kurmak olduğunu açıkladı.
 
Hindistan, Pakistan ve Güney Asya'nın geri kalanında yaşayan 1,6 milyar insanın, ciddi büyüklükte hidroelektrik ve doğal gaz gibi kaynaklara sahip Türkmenistan, Kazakistan gibi ülkelerin enerji arzına, talebi hızla yükseliyor. Pakistan ve Afganistan bu güney-kuzey enerji koridorunun en kritik iki ülkesi. Bu çerçevede 10 milyar dolarlık maliyete sahip bir Türkmenistan-Afganistan-Pakistan-Hindistan boru hattı gündemde. Yine ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), 2011 yılında, Orta Asya ülkeleri arasında ticari işbirliğini artıracak ‘Bölgesel İşbirliği Çerçevesi' adı altında Almatı Konsensusu'nu kuruluşuna öncülük etti. Ayrıca Yeni İpek Yolu İnisiyatifi çerçevesinde Afganistan-Tacikistan-Kazakistan arasında Sınır Aşırı Ulaşım Anlaşması (CBTA) imzalandı.
 
 
Ejderha ve ayının diplomatik dansı
 
Asyanın diğer üç belirleyici gücü, Rusya, Japonya ve Hindistan da, 20'nci yüzyıl küresel ticaretine hükmedecek bu yükselen entegrasyon dalgasına kendi çıkarlarına göre katılma çabasına girmiş durumda. Rusya, Kazakistan, Belarus, Kırgızistan ve Ermenistan'ın dahil olduğu Avrasya Ekonomik Birliği kuruldu. Rusya'nın Vladivostok gibi Pasifik limanlarını Moskova'ya bağlayacak Trans-Siberya ulaşım ağı 2016'da tamamlanacak. Rusya, Pakistan'a uzanacak bir boru hattının da inşasına da başladı.
 
Rusya, Çin'in inisiyatifine ekonomik gerekçelerle şimdilik ses çıkarmıyor ancak Orta Asya üzerine mücadele, iki dev ülke arasında bazı analistlerin nitelemesiyle ‘ejderha ve ayının diplomatik dansı' denen hassas bir dengede ilerliyor. Çin ve Rusya 2014 yılında 400 milyar dolarlık bir doğalgaz antlaşması imzaladı. Sibirya'dan Çin'e uzanan boru hattının inşasına 2014'te başlandı.
 
Altay dağlarından Çin'e uzanacak 325 milyar dolarlık ikinci bir hattın inşasında da anlaşmaya varıldı. Escobar'a göre bu iki dev anlaşma, Çin'in Rusya'ya bağımlı hale geleceği anlamına gelmiyor. Zira Çin'in 2020'deki toplam doğal gaz ihtiyacının ancak yüzde 17'sine denk gelecek. Kaldı ki doğal gaz, Çin'in enerji ihtiyacında yüzde 10'luk paya sahip. Bu iki dev anlaşma, Çin'in Rusya'ya pastadan sunduğu bir pay olacak daha çok.
 
 
Japonya ve Hindistan yakınlaşması  
 
Orta Asya'ya çıkarma yapan Japonya Başbakanı Şinzo Abe ise, ülkesinin Orta ve Güney Asya'da milyarlarca dolarlık alt yapı yatırımı inisiyatifini başlattı. Abe, 2015 Mayıs ayında yaptığı açıklamada ülkesinin Asya'da ‘kaliteli altyapı' geliştirmeye dönük olarak önümüzdeki 5 yılda toplam 110 milyar dolarlık yatırım yapacağını duyurdu.
 
2050 yılına kadar ‘üçüncü büyük yükselişini' yaşamayı hedefleyen Japonya, Orta Asya başta olmak üzere bütün Asya'da varlığını artırmaya çalışıyor. Çin ve Japonya, Endonezya'dan Bangladeş'e kadar Asya'nın birçok yerinde hızlı tren hattından, otoyol yatırımına kadar değişik alanlardaki ihalelerde rakip durumda. Çin, kendi sınırları dışında alt yapı projesi yapmada görece yeni bir ülke. Japonya, bu alanda on yılların deneyimine sahip. Japonya, Çin'in bölgesel rakibi Hindistan ile de bağlarını da güçlendiriyor.
 
Bir başka bölgesel ve süper güç olma hedefli ülkesi Hindistan da, Japonya'nın bu girişimlerinden memnun. Hindistan, gerçekleştirmek istediği devasa altyapı ve yenileme yatırımlarında, eskiden beri çeşitli sınır ihtilaflarına sahip olduğu Çin'e bağımlı olmak istemiyor. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, göreve geldiği 2014 yılından beri komşuları ile ilişkilerini geliştirmeye çalışıyor. Afganistan, Pakistan, Sri Lanka ve Bangladeş'e yönelik sıradışı açılımlar geliştirdi. Hindistan, Yeni İpek yolunda daha çok ABD ve Japonya eksenli inisiyatiflere yakın duruyor. ABD'nin Yeni İpek Yolu yatırımlarına 2 milyar dolarlık katkı yaptı.
 
 
Orta Asya'nın her köşesinde dev bilek güreşi 
 
Bu noktada şunu belirtmek lazım. İpek Yolu'nun ikinci dirilişi, ABD veya Çin bu projelerini başlattığı için gerçekleşiyor değil. Aksine ABD ve Çin, artık durdurulması oldukça zor görünen bu rönesanstan payını almak ve yükselen entegrasyon dalgasına ve bunun doğuracağı büyük sonuçlara öncülük yapmak istediği için bu planlamalara giriyor. Türkmenistan'ın muazzam doğal gaz kaynakları ile ilgili enerji projelerini hangi gücün şekillendireceği, Pakistan'ın altyapısını hangi gücün inşa edeceği, Orta Asya'nın her köşesinde yerel hükümetlere kimin tesir edeceği üzerinde dev bir bilek güreşi oynanıyor.
 
Yeni İpek Yolunda herkesin peşinde olduğu pastalardan biri de Orta Asya'nın paha biçilmez yer altı kaynakları. Örneğin sadece Türkmenistan doğal gazı, tek başına Rusya'nın Gazprom şirketini ikame edip, Avrupa'yı Rusya'ya olan bağımlılığından kurtarabilecek potansiyele sahip.
 
Ayrıca, Orta Asya ‘uranyum' başta olmak üzere çok değerli nadir kaynaklara sahip. Kazakistan, dünya uranyum kaynaklarının yüzde 12'sine tek başına sahip ve 2009 yılından beri dünyanın bir numaralı uranyum üreticisi. Orta Asya coğrafyası, laptoplardan, akıllı telefonlara, güneş enerjisi panellerinden, hibrit otomobillere, nükleer santrallerden lazere, uydu ve uzay teknolojik ürünlerinden tıp teknolojisi ürünlerine kadar birçok modern yaşam ürününün imalat ve inşasında çok önemli yer kaplayan berilyum, disprozyum gibi çok nadir elementler bakımından da oldukça zengin.
 
 
Herkese kazandıracak bir ticaret 
 
Nüfus açısından dünyanın en kalabalık kıtası olan Asya'nın, 2030 yılında GSH, askeri harcama ve teknolojik yatırımlarda ABD ve Avrupa'yı geçeceği tahmin ediliyor. Bugünlerde ekonomisi yavaşlamasına rağmen Çin, mevcut ekonomik trendler devam ederse 2030 yılında küresel GSH'nın yüzde 19.8'i büyüklüğüne ulaşırken Avrupa yüzde 14.6'ya ve ABD yüzde 14.5'e gerileyecek.
 
Fakat bu bazı analistlerin kolayca iddia ettiği gibi Batı'nın çöküşü anlamına gelmiyor. ABD ve Avrupa halen çok güçlü ve bir şekilde güçlerini koruyacaklar. Bununla beraber artık dünyanın tek söz sahibi olamayacaklar. Singapur Teknoloji Üniversitesi'nden Barry Desker, Asya'nın yükselen iki büyük gücü Çin ve Hindistan'ın, şimdiden uluslararası kurumlarda ve küresel ekonomi yönetiminde varlıklarının daha görünür ve etkili olması için bastırmaya başladığına dikkat çekiyor. Örneğin 1945 yılından beri IMF, Dünya Bankası gibi kurumları bir ABD'li veya bir Avrupalı yönetegeldi.
 
Desker, buna karşın Asya-Pasifik devletlerinin de sosyal ve politik alanda evrensel değerlere daha uyumlu hale gelme trendine gireceğini belirtiyor. Entagrasyon, hukuku ve evrensel değerleri yaygınlaştıracak. İşte Asya'nın yeniden dirilişinin en kritik noktalarından biri de bu: Barış.
 
 
Entegrasyon Asya'nın rönesansını başlatıyor 
 
ABD'nin en büyük postahanesi olan Manhattan merkez postahanesinin duvarlarını Heredot'un şu sözü süslüyor: "Ne kar, ne yağmur, ne sıcak ne gecenin kasveti, bu kuryelerin menziline hızla varmalarına engel olamıyor". Heredot bu sözü, 2500 yıl önce, sürekli yeni teknolojileri ve fikirler arayıp bulup ülkelerine taşıyan Persliler hakkında söylemişti. Bilgiyi, teknolojiyi ve fikri A noktasından B noktasına zamanlı olarak taşıyabilmenin Antik çağ için önemi neyse bugün de aynen devam ediyor.
 
Oxford Üniversitesi Bizans Araştırmaları Merkezi Direktörü tarihçi Peter Frankopan, ‘İpek Yolunun yeniden dirildiğini' en güçlü şekilde haykıran akademisyenlerden biri. ‘Dünyanın Yeni Tarihi' adlı kitabında, ‘tek yön'ün nevzuhur bir icat olduğuna dikkatimizi çekiyor. Oysa trafik, fiziksel ve kültürel olarak iki yönlü bir akıştır. Tarihi İpek Yolunda da böyle oldu.
 
Yaşamı, Buda ile değişen Hindistan İmparatoru Aşoka, fermanlarını Aramice yayınlayıp Yunanca'ya tercüme ettiriyordu. M.S 6'ncı yüzyılda ölen bir Çinli asilin beraber gömüldüğü gümüş ibriğin üzerinde Truva atı motifi vardı. 12'nci yüzyıl başında İslam'ın en kutsal mekanı Kabe'nin üzerine örtülen paha biçilmez örtü Çin malıydı. Antik Yunan, Çin, Hindistan ve İslam bilimlerinin etkileşimi İbni Sina, Harizmi ve daha nice büyük bilimsel dehanın doğmasına zemin hazırladı.
 
İpek Yolundaki kölelerin torunları, Mısır'da Memluk Köle Devletini kurdular. Gazneliler ve Selçuklu uygarlıkları da köle Türk askerlerce kuruldu. İpek Yolu üzerinden batıya yayıldılar. Bir Çinli seyyahın 700'lü yılların Suriyesini tasviri, bugünkü manzaradan dolayı yüreklere dokunacak türden: "Buralarda eşkiyalar ve hırsızlar yok. Bilinmiyorlar. Halk barış ve mutluluğun keyfini yaşıyor. Hukuk hüküm sürüyor."
 
 
"Burada askeri güç kullanmına yer yok!"
 
Yeni İpek Yolunun, herkesi kendine çekecek temel kaidesi de, tarihi İpek Yolunun temel kaidesi ile aynı: Bu güzergahta ticaret, dini, dili, ırkı ne olursa olsun herkese açıktır. İpek Yolunun yeniden dirilişinde en dikkat çeken özelliklerden biri, tarihteki İpek Yolunda olduğu gibi ‘askeri güç kullanımına' yer olmaması. Herşey ticaretin kuralları içinde işliyor. Herkes bu ticarete gücünün yettiğinde katılabilir. Kimsenin kimseyi engellemesi söz konusu değil. Çünkü İpek Yolu özünde bir entegrasyona dayanıyor.
 
Ne kadar fazla entagrasyon o kadar fazla refah demek. Çin, ABD, Rusya, Japonya, Hindistan gibi bütün güçler ‘entegrasyon'a vurgu yapıyor. ‘Karşılıklı kazanmaya' işaret ediyor. Asya'nın küresel merkeze yerleşmesi, barışı ve entegrasyonu yaşama geçirme başarısına bağlı. Bir Star Wars karakterinin de dediği gibi ‘korku nefreti, nefret sefaleti getirir'. Nefret ikliminden uygarlık çıktığı görülmemiştir. Nerde nefret hakim olmuşsa çöküş takip etmiştir.
 
İpek Yolu'nun dirilişi ile ilgili en önemli dinamiklerden biri de gerçek ekonomiye dayanması. Son yarım yüzyıla damgasını vuran finans sektörü de askeri sektör gibi İpek Yolunun ana aktörü değil. Gerçek mallar alınıp satılıyor. İnsanlar, fikirler, kültürlerin sirkülasyonu var. Bu durum, kapitalist finans kültürüne dayalı ekonomik yaklaşımda köklü değişimlere yol açabilir.
 
Asyanın en değerli kaynaklarından biri de ‘insan'. Çin'de 1,3 milyar, Hint alt kıtasında 1,5 milyar ve Güneydoğu Asya'da 600 milyon insan yaşıyor. Orta Asya'da ve bu bölgede, akademik, entelektüel, kültürel zihniyete yön verecek güçler büyük bir avantaj yakalayacak. Birçok üniversite buralara yatırım yapıyor. İngilizler başta olmak üzere birçok ülke art arda eğitim kurumları açıyor. Dünyanın lüks otelleri, restoran zincirleri Orta Asyanın her köşesine şubeler açmakla meşgul. Asya'da oluşacak yeni zihniyete, tatlara, kültüre renklerini vermeye çalışıyorlar.
 
 
Değişime uyum gösteremeyen kaybeder
 
Tarihçi Eric Hobsbawm, ‘şimdinin kalıcılığı' illüzyonunun bir kişi, ülke ve uygarlık için ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekiyor. İmparatorluk ve uygarlıkların çöküşünü inceleyen bütün araştırmalar, çöküşlerin hep başarılı ‘biz' ve işe yaramaz ‘onlar' gururuna kapılmayla başladığını gösteriyor. Arayışını bitiren, kendine hayran olmaya başlayan uygarlık ölüyor. Çünkü, bir şekilde kendisini ve kültürünü, ötekilerden ve ötekilerin kültüründen üstün görmeye başlıyor. Bu ise, değişen dünya dinamiklerini görme yetisini kaybettiriyor. Değişen dünyaya ayak uyduramamanın ise ölümcül sonuçları oluyor.
 
Peter Frankopan'a göre Batılı tarihçilerin ve politikacıların Batının başarısının ‘kendinden' açıklama zaafları, Asyanın, tarih boyunca insanlığı şekillendiren rolünü yeterince görememelerine bir engel oluşturuyor. Bundan dolayı da dünyanın yaşamakta olduğu değişimi henüz tam anlayabilmiş değiller.
 
Asya'nın öneminin farkında olduğunu her zaman hissettiren ABD Başkanı Obama da, 2016 Ocak ayında son kez ‘Birliğin Durumu' konuşmasını yaparken, "Olağanüstü değişimler çağında yaşıyoruz. Yaşam ve çalışma tarzımızı, gezegenimizi, dünyadaki yerimizi yeniden şekillendirecek bir değişim…" uyarısında bulundu. Ancak Obama'ya göre değişim illaki olumsuz bir durum değildi. Abraham Lincon'un, geçmişin doğmalarına takılıp kalmanın tehlikelerine işaret eden ünlü sözüne atıf yapacak ve "bir kez daha yeni fikirlere göre düşünüp, yeni düşüncelere uygun icraatla, değişimi, ABD'nin çıkarına uygun hale getirmek mümkündür" diye konuşacaktı.
 
 
Suriye'de 3. Dünya savaşı yaşanmıyor!
 
Bugün, uluslararası sahnede dengelere ve değişime yön veren iki konu var. Birisi Suriye ve Irak özelinde yoğunlaşan, ve daha fazla bölünme, daha fazla nefret vaat eden Ortadoğu eksenli kaos politikaları; diğeri ise Asya steplerinde boy göstermeye başlayan ve entegrasyon ve ekonomik başarı vaat eden ‘umut' politikaları. Biri düne ait, biri geleceğe bakıyor.
 
Suriye'de Üçüncü Dünya Savaşı yaşanmıyor. Birinci Dünya Savaşı devam ediyor. Dünden kalma, düne ait bir sorun. ABD veya Çin'in dış politika stratejilerinde artık Suriye'nin veya Ortadoğu'nun önceliğe sahip olmamasının nedeni bu. Avrupa içinse daha çok bir güvenlik ve mülteci sorunu.
 
Suriye ve Ortadoğu, aklı hala Birinci Dünya Savaşında kalmışların, kendilerini ve tüm kaynaklarını tükettikleri bir iflas masasına dönüşüyor. 21'nci yüzyıla rengini veren ‘Büyük Oyun' bir kez daha Orta ve Güney Asya'da kuruluyor.
 
Tarihi İpek Yolunun kurulmaya başladığı 2300 yıl önce, Çinli lider Wu-Ling, "dünün dünyasına takılıp kalanların, bugünkü dünyamızın gelişmesinde hiçbir dahilleri olmaz" diye konuşmuş. 700 yıl sonra yeniden dirilmeye başlayan İpek Yolu bu gerçeğin en büyük tanığı…
 
 
 
Cemal TUNÇDEMİR
NOKTA | 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler