6fd5221b-91b3-44f0-a9f6-6271c8ba2fb6_1489955201.jpeg

Amerika artık belirleyici değil, Batı bölünüyor

Dünya üzerindeki egemenliğini diğer ülkeleri bölüp parçalamak üzerinden inşa eden Batı, bu kez kendi içerisinde bölünme sinyalleri vermeye başladı. Batı'da, Amerika ile İngiltere'nin birlikteliğinden müteşekkil blokla, başını Almanya'nın çektiği Avrupa Birliği arasında iki parçaya bölünme emareleri belirmeye başladı.

1 Haziran 2017 Perşembe
İNTİZAR - Bu güne kadar 'Batı' denince zihinlerde, başını Amerika'nın çektiği, diğer Avrupa ülkelerinden müteşekkil bir tablo oluşurdu. Burada belirleyici unsur Amerika idi. Amerika bu fonksiyonunun icra etmekte zorlanıyor olmalı ki artık söz konusu resim bütünlüğünü koruyamayacak gibi görünüyor. 
 
Aslında İngiltere'nin Avrupa Birliği'nden ayrılması bu ayrışmanın öncülü bir yeni durum olarak ortaya çıkmıştı. Amerika ile birlikte İngiltere'nin politikaları daima bir eş güdüm içerisinde olageldi. İngiltere'nin ayrılması sonrasında Avrupa Birliği ile Amerika ve İngiltere'den müteşekkil blok arasındaki duruş farklılıkları iyice netleşmeye başladı. 
 
Bu duruş farklılıklarının netleşmesi ile birlikte konu ile ilgili çokça yazı da medya'da yer almaya başladı. Bu yazılardan konuyu özütleyen iki tanesinden ilgili kısımları dikkatinize sunuyoruz. Nick Beams imzası ile wsws.org'da yayınlanan ilginize sunduğumuz ilk yazıda bu bölünmenin "bir dönüm noktası" olarak tespit edilmesi oldukça kayda değer...
 
 
Almanya ve Amerika arasındaki çatlak: Bir “dönüm noktası”
 
Hafta sonu İtalya'da düzenlenen G7 zirvesi, ABD ile Avrupalı büyük güçler arasında açık bir anlaşmazlıkla sonuçlandı. Almanya Başbakanı Angela Merkel, savaş sonrası istikrara zemin oluşturan Atlantik ötesi ittifakın neredeyse sona erdiğini ilan etti.
 
Pazar günü Münih'teki bir bira çadırı etkinliğinde konuşan Merkel, şunları söyledi: “Başkalarına tamamen güvenebileceğimiz zamanlar, bir dereceye kadar sona erdi. Bunu son birkaç gün içinde yaşayarak gördüm. Biz Avrupalılar yazgımızı kendi ellerimize almalıyız.”
 
Merkel, ABD ile açık çatışmaların yaşandığı zirvenin sona ermesinden bir gün sonra konuşuyordu. Kırılma, ABD Başkanı Donald Trump'ın Brüksel'deki bir toplantıda, NATO antlaşmasının 5. Maddesine bağlılığı yeniden onaylamayı reddetmesinin ardından meydana geldi. 5. Madde, üye devletleri, saldırıya uğradıklarında diğerlerine yardım etmekle yükümlü kılıyor. Bu, Trump'ın, Avrupalıları, ittifaka “ödemeleri gereken [parayı] ödemedikleri” için fırçaladığı NATO zirvesini izliyordu.
 
G7'deki en açık çatışma, Trump yönetiminin ABD'deki ekonomik büyümeyi kısıtladığı gerekçesiyle adaletsiz gördüğü iklim değişikliği üzerine 2015 Paris Anlaşması'nın onaylanmasına odaklanmıştı.
 
Diğer altı üye (Britanya, Fransa, İtalya, Almanya, Kanada ve Japonya) ise [anlaşmadan] vazgeçmeyi reddetti. Sonuç olarak, zirve bildirisi, özellikle, ABD'nin itirazlarını kayıt altına aldı: “Amerika Birleşik Devletleri iklim değişikliği ve Paris anlaşması üzerine politikalarını gözden geçirme sürecindedir ve dolayısıyla, bu başlıklar üzerine ortak karara katılma durumunda değildir.”
 
Önceki G7 zirvelerinde fikir ayrılıkları ve alınan kararlara ilişkin farklılaşan yorumlar olsa da, katılımcılar, sonuç bildirisinde farklılıklarını örtbas edebiliyordu. Bu kez öyle olmadı.
 
Anlaşmazlıklar başka alanlara yayıldı. ABD, daha zirve başlamadan önce, ev sahibi ülke İtalya'nın, sığınmacıların haklarına en azından kimi sözel değinmelerde bulunma hamlesini engelledi.
 
Bir diğer tartışma konusu ticaretti. ABD, “korumacılığa direnme” ihtiyacına yapılan göndermelerin G20'de, G7 maliye bakanları toplantısında ve IMF'nin bu yılın başındaki toplantısında yapılan açıklamalardan çıkarılmasını sağlamıştı.
 
G7 bildirisi, “hiçbir haksız ticari pratiğe ödün vermemekle birlikte, pazarlarımızı açık tutma ve korumacılıkla mücadele etme” taahhüdünü tekrarladı. Bununla birlikte, Avrupalı politikacıların “korumacılığa direnme”nin eklenmesinin Washington'ın tavrından vazgeçtiği anlamına gelebileceği yönündeki umutlarının kısa ömürlü olduğu görüldü.
 
Trump, toplantının hemen ardından, “haksız ticari pratikler”e yapılan göndermeye sarıldı. “Korumacılıkla mücadele” ihtiyacını anmaksızın, “gerçekten eşit şartların sağlandığı bir faaliyet alanını geliştirmek” için “ticareti bozan tüm faaliyetleri ortadan kaldırma” hakkındaki ifadeleri öne çıkartan Trump, ticaret konusundaki “büyük sonuçlar”ı övdü.
 
Spiegel Online'a göre, Trump, haftanın başında Avrupalı yetkililerle yaptığı bir toplantıda, Almanya'yı “kötü, çok kötü” diye tanımlamış ve “ABD'de sattıkları milyonlarca arabaya bakın. Korkunç. Biz bunu durduracağız” diye eklemişti.
 
Merkel, Pazar günü Britanya'nın Avrupa Birliği'nden çıkmasının (Brexit) ve ABD ile çatışmaların kapsamlı sonuçlarını özetlediği Münih'e gitmeden önce, iklim anlaşması üzerine görüşmeleri, “çok yetersiz” olarak betimlemişti.
 
O, “Biz, elbette, ABD, Britanya ve Rusya dahil olmak üzere diğer komşularımızla dostça ilişkilere sahip olmak istiyoruz.” demesine karşın, sözlerini şöyle sürdürmüştü: “Kendi geleceğimiz için kendimiz mücadele etmek zorundayız.”
 
Bu sözlerin, Hitler'in siyasi kariyerine başlamasını hatırlatacak şekilde Münih'teki bir bira etkinliğinde söylenmiş olması, onların önemini arttırmaktadır.
 
Merkel'in açıklamalarının tarihsel sonuçları, bir dizi yorumda fark edildi.
 
ABD Dış İlişkiler Konseyi Başkanı Richard Haass, bir Twitter mesajında, bunların bir “dönüm noktası” olduğunu söyledi. Söz konusu senaryo, “ABD'nin -İkinci Dünya Savaşı'ndan beri- önlemeye çalıştığı şey” idi.
 
George Washington Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Henry Farrell, Washington Post'ta, Merkel'in yorumlarının “siyasi söylemde devasa bir değişiklik” olduğunu belirtti. [Farrell'e göre,] Her ne kadar Britanya ile ABD arasındaki “özel ilişki” daha fazla ön plana çıkmış olsa da, “Almanya-ABD ilişkisi muhtemelen daha önemlidir.”
 
Farrell, NATO'nun amaçlarından biri, “Almanya'yı, I. Dünya Savaşı'nda ve II. Dünya Savaşı'nda olduğu gibi Avrupa barışı için bir tehdit haline gelmesini engelleyecek bir uluslararası çerçeve içine yerleştirmekti” diye yazdı. O, NATO'nun ilk genel sekreteri Hastings Ismay'in, ittifakın “Rusları dışarıda, Amerikalıları içeride, Almanları aşağıda tutmayı” amaçladığına ilişkin sözlerini hatırlattı. Şimdi ise, Almanya, II. Dünya Savaşı'nın sona ermesinden bu yana herhangi bir zamanda olduğundan daha bağımsız bir rol oynama peşinde koşuyordu.
 
G7'deki çatlağın doğrudan nedeni, neredeyse hep bir ağızdan, Trump'ın “kaba” davranışları olarak anlatıldı. Ancak onun eylemleri, emperyalist güçler arasındaki artan gerilimlerin yalnızca en sonuncu ve şimdiye kadarki en çarpıcı ifadesidir.
 
...
 
Atlantik ötesi ittifak korunmakla birlikte, bu bölünmeler, ABD'nin yıkıcı uluslararası rolü ve Almanya'nın küresel arenada kendisini gösterme ihtiyacı konusunda Alman siyasi çevrelerinden gelen ve giderek artan eleştirilerle birlikte, geçtiğimiz on yılda yoğunlaştı.
 
Farklılıklar, Almanya'nın hatırı sayılır ekonomik çıkara sahip olduğu Ortadoğu'yu, Devlet Başkanı Xi Jinping'in Bir Kuşak Bir Yol projesinden yararlanmayı umduğu Çin'i ve Rusya'yı kapsıyor.
 
...
 
Kırılmalar G7 zirvesinde gözler önüne serilirken, büyük güçler arasındaki anlaşmazlıklar artmış durumda ve bu mücadelenin şiddeti, muhtemelen, yalnızca yoğunlaşacak.
 
 
Batı'da meydana gelen çatlak ile ilgili olarak diğer yazı ise Parstoday'da yayınlandı. Bir haber yorum şeklinde yayınlanan bu yazı; Batı ile kavgası, 1979 yılında gerçekleşen İslam devrimi ile adeta kurumsallaşan İran cephesinde de bu durumun tespitini net bir şekilde ortaya koyuyor. Parstoday'da yayınlanan yazıda "Bu ise İngiltere'nin daha fazla Amerika'ya ve AB'nin ise daha fazla Rusya'ya yakınlaşmasına vesile olacak." cümlesi ile yapılan tespit, aslında olayın ne kadar ciddi boyutlar taşıdığını ortaya koyuyor. Bu tespitle aynı zamanda olayın oturduğu zemine de işaret edilmiş oluyor. 
 
 
Amerika-Avrupa arasında ayrılık sesleri
 
Berlin ve Washington liderleri arasındaki sözlü tartışma ABD başkanı Donald Trump'ın Almanya aleyhindeki yeni tweeti ile yeni bir aşamaya girdi.
 
Brüksel'deki NATO zirvesinde başlayan Almanya ile ABD arasındaki gerilim karşılıklı açıklamalarla tırmanıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel'in G7 zirvesinden sonra ABD'yi ve İngiltere'ye yönelik açıklamalarına sert yanıt veren ABD Başkanı Donald Trump, geri adım atmadı. ABD lideri, Twitter hesabından "Almanya ile devasa ticaret açığımız var, bir de NATO'ya ödemeleri gereken parayı vermiyorlar. ABD için çok kötü, bu değişecek" diye yazdı.
 
Trump'ın Almanya aleyhindeki bu sert açıklaması öyle bir ortamda yayınlanıyor ki bundan kısa süre önce Almanya başbakanı Merkel, "ABD'ye tek başına güvenemeyeceklerini" açıklamıştı.
 
Merkel, ABD ile yaşanan hayal kırıklığını Berlin'de katıldığı bir etkinlikte dile getirmişti. Başka ülkelere güvenebilecek zamanların geride kaldığını belirten Almanya lideri Merkel, Avrupa'nın kaderini eline alması gerektiğini söylemişti.
 
Almanya Başbakanı, "Başkalarına tamamen güvenebileceğimiz dönemler bir parça geride kaldı. Bunu son günlerde yaşadım. Ancak biz Avrupalılar olarak kendi geleceğimiz için kendimiz mücadele etmemiz gerektiğini bilmemiz lazım, kendi kaderimiz için" demişti.
 
Almanya Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel de son iki günde ABD yönetimini sert bir şekilde eleştiren, alışılmışın dışında açıklamaları ile gündeme oturdu.
 
Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, yaşananları "Merkel yaptığı bu analizle ABD ile ilişkileri henüz tamamen kapatmadı. Ama yıkıcı ve acı verici bir hükme varmış oldu: ABD artık güvenilir değil. Bu güçlü bir yargı ve bedelini Almanlar da Avrupalılar da henüz bilmiyor. Merkel, açıklamalarında kader kavramını kullandı. Bu da bilinçli bir seçimdi" satırlarıyla yorumladı.
 
Amerika ile Almanya arasında bu gibi söz düelloları şimdiye kadar alışıldık bir üslup değil ve her zaman Alman liderler Amerika karşısında bir nevi teslimiyetçi bir tavır ortaya koymuşlardı. İkinci dünya savaşı sonrası Amerika ve Almanya arasında çok güçlü ilişki bağları oluşmuş, iki ülke ilişkileri hemen hemen tüm boyutlarda en üst seviyeye çıkarılmıştı. Amerika her zaman batı dünyasının lideri ve Almanya da AB'nin lideri olarak atlantik okyanusu ötesi ilişkilerde anahtar bir rol ifa etmişlerdir.
 
Elbette bu arada iki ülke arasında yer yer ihtilaflar da olmamış değil. Özellikle 2003 yılında Amerika'nın Irak'a saldırısı Almanya'nın itirazına sebep olmuş ve dönemin Alman hükümeti dönemin ABD başkanı Bush'a bu konuda destek vermemişti. Buna tepki olarak da dönemin ABD savunma bakanı Donald Ramsfıld Avrupa'yı eski ve yeni Avrupa olmak üzere ikiye ayırmış ve kendi ilişkilerini yeni Avrupa ile geliştirmek çağrısında bulunmuştu. Ancak Angela Merkel'in Almanya'da iktidara gelmesi ve ABD'nin Irak'a saldırısıyla ilgili tartışmaların bir ölçüye kadar yatışması ardından Berlin-Washington ilişkileri yeniden rayına oturmuştu.
 
Buna rağmen Donald Trump'ın başını çektiği Amerika'da yeni milliyetçilik akımının baş göstermesi ardından Amerika ve Avrupa arasındaki Atlantik okyanusu ötesi bağlar da gevşemeye ve kopacak derecede incelmeye yüz tutmuştur. Dünyanın muhtelif bölgelerinde yürüttüğü militarist siyasetler ve içinde olduğu savaşlar nedeniyle önemli ekonomik krizler yaşayan ve kendi ihtiyaçlarını temin etmede sorunlar yaşayan Amerika NATO çerçevesinde artık Avrupa'nın güvenliğini temin etme konusunda kendi yükünü hafifletmek için NATO'nun harcamalarının Avrupa ülkeleri tarafından temin edilmesini istemiştir. Ki bu da her zaman Amerika'yı Avrupa'nın güvenliğinin garantörü gözüyle gören AB'li liderlerin muhalefetine sebep olmuştur. Ayrıca "ilk önce Amerika" sloganına Trump yönetimi tarafından tam destek verilmesi başta Almanlar olmak üzere Avrupalıların ekonomik çıkarlarını ciddi tehdit altına sokmuştur.
 
Bunun için de Trump'ın iktidarı döneminde İtalya'nın Taormina kasabasında yapılan ilk G7 zirvesinin ardından Almanya ile Amerika arasında sözlü sataşma ve eleştiriler kaçınılmaz olarak kabul ediliyor.
 
Atlantik okyanusunun iki yakasındaki milliyetçilerin ırkçı ruhlarının yatışmaması durumunda Amerika'nın Avrupa'dan kopma süreci başlayacaktır. Bu ise İngiltere'nin daha fazla Amerika'ya ve AB'nin ise daha fazla Rusya'ya yakınlaşmasına vesile olacak.

 

Batı'da ortaya çıkan bu emareler ile tanımlanan bölünmenin sebepleri neler olabilir? Bu soruya cevap olarak birçok şey sıralanabilir ama burada söylenmesı mümkün olan sebeplerden en anlamlı olanı; Batı'nın parçalama peşine düşdüğü Batı Asya'da, başını İslami İran'ın çektiği Direniş Cephesi'nin teslim olmak yerine 'direniş' göstermesinin meydana getirdiği bir netice olmasıdır. Bu ortaya konan direnişin etkilerinin sınırlı olmayacağı, küresel bir etkiye yol açacağı olayın tarafları ile bağlı bir tespittir. Her yenilginin bir takım sonuçları olacaktır. Batı'nın Bası Asya ile ilgili politikalarının başarısızlığa mahkum olduğuna dair veriler güçlendikçe bu durumun direnişi örgütleyen Direniş Cephesi karşısında bir yenilgi olduğu da netleşiyor. Yenilen Batı ama illa da Amerika'dır. Her yenilgi yenilen cephede bölünmelere yol açar.

Bölmek için yola çıkanların, başarısızlıkları neticesinde bölünme ile karşı karşıya kalmalarıdır söz konusu olan. 'Bir olmak' olumlu, 'bölünmek' ise olumsuz bir anlam çağrıştırır. Fakat burada 'şer' için bir araya gelmiş olanların bölünmesi muhakkak olumlu neticelere kapı aralayacaktır. 

 

 

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler