CBauFGnUsAAq-cx.jpg
  • Anasayfa» 
  • Alıntılar»
  •  Suudi Arabistan'ın Siyonist İsrail'den hiçbir farkı yok: Yemen halkı, zulüm ve tecavüz kurbanı

Suudi Arabistan'ın Siyonist İsrail'den hiçbir farkı yok: Yemen halkı, zulüm ve tecavüz kurbanı

Dünya camiası tüm ilgisini Ortadoğu bölgesinde başta IŞİD olmak üzere tekfirci terör örgütlerinin cinayetleri ve Irak ve Suriye’de yaşanan krizlerin üzerinde odakladığı bir sırada Suud rejimi 26 Mart 2015’te Yemen topraklarına karşı karadan ve havadan geniş çaplı taarruz başlattı. Bu tecavüz o günden beri aralıksız sürüyor.

11 Haziran 2017 Pazar

Yemen halkı, zulüm ve tecavüz kurbanı

Yemen milletine dayatılan bu savaşta şimdiye kadar binlerce masum insan hayatını kaybetti, on binlercesi yaralandı ve milyonlarca Yemenli mülteci durumuna düştü.

Yemen Güneybatı Asya bölgesinde yer alan ve Arabistan yarımadasının güneyinden bu ülke ile komşu olan bir Arap ülkesidir. Yemen'in nüfusu 23 milyon ve başkenti de Sana'dır. Yemen kuzeyden Arabistan, güneyden Babul Mendeb, batıdan Kızıldeniz ve doğudan Umman ve Fars körfezi ile komşudur.

Yemen'in iki önemli kıyısı bulunuyor. Bu kıyılardan biri, batıda Kızıldeniz sahilleri ve güneyde Arap denizi kıyılarıdır. Yemen'in ayrıca bir kaç adası da bulunuyor ki bu adaların en önemli olanları Arap denizinde Saktara ve kızıldeniz'de Haniş adalarıdır.

Yemen 1990 yılına kadar uzun yıllar Kuzey ve Güney Yemen olmak üzere ikiye bölünmüştü. 1990 yılında varılan bir anlaşma ile iki ülke birlik oldu ve Yemen Cumhuriyeti kuruldu.

Yemen'in yıllık gayri safi milli hâsılası Dünya Bankası'nın 2012 raporuna göre 1070 dolar kadardır ki buna göre de Arap ülkeleri arasında en yoksul ülke ve dünyada en yoksul ülkelerden biri sayılır.

Yemen'in kültürel, coğrafi, güvenlik ve iktisadi yapısı oldukça karmaşık ve çok boyutludur ve bu çeşitli boyutları yan yana getirmek, Yemen'in bölgesel ve bölge dışı denklemlerde önemini daha iyi anlamaya yardımcı olur.

Yemen çok eşsiz ve önemli coğrafi konumu bulunan bir ülkedir, öyle ki bu durum Yemen'i stratejik açıdan önemli bir ülke haline getirmiştir. Aslında haritaya bakarak Yemen'in Babul Mendeb geçidi, Fars körfezi, Kızıldeniz, Hint okyanusu ve ayrıca Hicaz yarımadası, Batı aya, Kuzey Afrika ve Afrika boynuzuna göre nasıl bir konumu bulunduğunu kolaylıkla anlayabiliriz.

Yemen hatta 1990 anlaşmasından sonra da aşiret yapısını korudu. Yemen Hicaz yarımadasının en verimli toprakları sayılır ve 2400 km sahili ile yarımadanın ve FKİK ülkelerinin Güney ve güneybatıya açılan doğal kapısıdır. Öte yandan Yemen'in Aden körfezi ve Babul Mendeb geçidine, yani Hint okyanusunu Kızıldeniz'le birleştiren boğaza hakim olması, bu ülkenin bölgenin siyasi ve iktisadi coğrafyasında fevkalade önemli bir yeri bulunduğunu gösterir.

Bilindiği üzere Hürmüz, Malaga ve Babul Mendeb'den oluşan üç stratejik boğazın oluşturduğu Altın üçgen adlı alanda dünya deniz nakliyatı veya bir aşka ifade ile dünya ekonomisinin üçte ikisi cereyan etmektedir. Özellikle bu boğazlar dünya enerji transitinin önemli bir bölümünün üzerinde yer alıyor.

Babul Mendeb boğazı, Yemen yönetimi Perim adasının üzerinden kolayca kapatabileceği bir boğazdır. Bu boğaz aynı zamanda Altın üçgenin köşelerinden biridir. Öte yandan Suud hanedanının dikta rejimince yönetilen Arabistan ile 1800 kilometrelik ortak sınır ve Yemen'in dini ve etnik özellikleri bu iki ülkenin ilişkilerini her zaman sıkıntıya sokan durumlar olmuştur.

Arabistan ve Yemen'in ortak sınır bölgelerinde petrol bulunması iki ülke arasındaki sürtüşmeleri daha da tırmandırdı ve Suud rejimi bu gelişmenin ardından sürekli Yemen'in petrol zengini bölgelerini kendi topraklarına ilhak etmek için fırsat kollamaya başladı. Aslında Yemen'in iç çatışmalarında hangi taraf zafer kazanırsa pratikte Kızıldeniz'in petrolünü Hint okyanusu üzerinden Asya kıtasına ulaştıran güzergâhın kontrolünü kendi elinde bulunduracaktır.

Suud rejimi ise Yemen'in stratejik konumunun bilincinde olmakla beraber son onyıllarda sürekli Yemen'in siyaset ve iktidar arenasına musallat olmaya çalıştı. Suud rejimi siyasi müdahaleleri ve hatta askeri müdahale yoluyla Yemen'de iktidarın başında olan yönetimi Riyad'ın kul kölesi yapmak istiyor. Ancak Yemen'in Ensarullah hareketi Suud rejiminin bu oyununu bozdu ve Yemen son bir kaç yılda yavaş yavaş Arabistan rejiminin nüfuz alanının dışına çıktı. Gerçekte Arabistan'ın Yemen'e yönelik yanlış politikaları ve Yemen milletinin Suud hanedanına karşı tarihi nefreti bu sürecin hızlanmasına ve halkçı Ensarullah hareketinin güç kazanmasına ve iktidarın başına geçmesine yol açtı.

Yemen'de bu gelişmelerin yaşanmasından sonra Arabistan ve on Arap ülkesinin kurduğu bir ittifak Amerika ve bazı Avrupa ülkelerinin destekleri ile Mart 2015 tarihinde aniden Yemen topraklarına karadan ve havadan saldırıya geçti ve Yemen topraklarını en ağır biçimde bombardıman etti.

Aslında Arabistan'ın Yemen topraklarına askeri tecavüzü ile ilgili anlaşma, Yemen'in istifa eden kaçak Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, Eylül 2014'te tüm Yemenli grupların ve akımların imzaladığı barış ve katılım anlaşmasını kabul etmeyi reddederek istifa etmesi ve Sana'dan Aden'e kaçması ve bu kentte kendince bir hükümet kurmasından sonra gündeme geldi. Mansur Hadi'nin bu hareketi pratikte Yemen'i Sana ve Aden başkentli iki bölgeye böldü, fakat bu hareket Yemen milleti ve Yemenli siyasi grupların muhalefeti ile karşılaştı. Yemen halkı hatta Aden kentinde Mansur Hadi aleyhinde protesto eylemleri düzenledi ve Arabistan'a olan bağımlılığını kınadı.

Bu süreçte ilginçtir ki bazı Arap ve Batılı ülkeler de büyükelçiliklerini Sana'dan Aden'e taşıdı. Bu ülkelerin arasında Yemen'i parçalamaya çalışan Arabistan, Katar ve BAE de vardı.

Ancak bu şom senaryo Yemen'in Ensarullah hareketi ekseninde birlik olan halk direniş güçleri ve Yemen ordusunun uyanıklığı ve Yemen'in başta Aden kenti olmak üzere birçok bölgesine hâkim olmaları sonucunda etkisiz hale getirildi.

Yemen'in Aden kenti halk güçleri tarafından kurtarıldıktan sonra Mansur Hadi Arabistan'a kaçtı. Bu gelişme Mansur Hadi'nin Yemen'de kriz çıkaran unsur olarak gerçek mahiyetini gün ışığına çıkardı.

Ancak daha sonra Yemen milletine karşı yıkıcı girişimler başladı. Bu doğrultuda FKİK üyeleri Mansur Hadi'ye Yemen'in Cumhurbaşkanı olduğu bahanesi ile destek vermeye başladı ve Yemen krizinden sözde çıkış için bir kaç maddelik bir plan sundu. Planın ana konusu Yemenli halk güçleri ve Mansur Hadi ve Arabistan muhaliflerinin tümünün silahsızlanması ve Mansur Hadi'nin yeniden iktidarın başına geçmesinden ibaretti. Gerçekte planın esas amacı, Yemen'i Eylül 2014'te varılan genel mutabakat ve barış ve katılım anlaşmasından önceki döneme geri getirmek ve pratikte Yemen milletinin inkılâbını göz ardı etmek ve Yemen halkının Mansur Hadi ve Arabistan sultasına karşı çıkmasını yok saymaktı.

Bu gelişmelere paralel olarak da ABD ve İngiltere'nin başını çektiği Batılı ülkeler de BM güvenlik konseyinde bir kararname çıkardı ki bir nevi FKİK'in sunduğu önerisinin tekrarından ibaretti ve buna göre Yemen milleti kendi kaderini belirleme hakkından mahrum bırakılıyordu.

Ve sonunda Mart 2015'te Arabistan rejimi Yemen'in istifa eden ve kaçan Cumhurbaşkanı Mansur Hadi'nin sözde talebi üzerine Yemen'e karşı geniş çaplı askeri saldırı başlattı ve bu süreçte bazı Arap ülkelerden oluşan bir ittifak kurdu ve bazı Batılı devletlerin de desteğini arkasına aldı.

Suudi Arabistan'ın çiçeği burnunda hasta kralı Salman bin Abdulaziz, kraliyet tahtına oturduğu günün üzerinden üç ay geçmeden Yemen milleti ve devleti ve özellikle Ensarullah hareketine karşı kararlılık fırtınası adı altında geniş çaplı askeri operasyon talimatını verdi. Gerçi bundan önce Arabistan rejimi tarih boyunca bir kaç kez Yemen'e çıkarma yaptı ve bu ülkeye tecavüz ederek Yemen topraklarının bazı bölümlerini de işgal etti.

Şimdi ise Arabistan'ın Yemen topraklarına tecavüzü, Yemen krizi tamamen bir iç siyasi mesele olduğu halde gerçekleşiyordu, üstelik BM güvenlik konseyi ve uluslararası güçlerin göz yumduğu bu saldırı bağımsız bir devletin milli egemenliği ve toprak bütünlüğünün ihlaliydi.

Arabistan rejimi Yemen topraklarına yönelik amansız hava akınlarında bu yoksul Arap ülkesinin tüm altyapılarını hedef aldı. Barbarca düzenlenen bu saldırılarda binlerce kadın ve çocuk hayatını kaybetti. Yemen sağlık bakanlığı sözcüsü Arabistan'ın Yemen topraklarına saldırılarında şimdiye kadar 28 bin Yemenli vatandaşın hayatını kaybettiğini veya yaralandığını açıkladı. BM insani işler koordinasyon bürosu sorumlusu Yuhanes Van Der Klav iki yıl önce yayımladığı bildiride Yemen'de sivillerin katliamdan geçirildiğine işaretle, Arabistan'ın Yemen'in sivil altyapılarına yönelik saldırıları yıkıcı olduğunu belirtti. Bu yüzden hali hazırda milyonlarca Yemenli vatandaş ülkelerinde sağlık hizmetleri, gıda maddeleri ve diğer temel ihtiyaçlarından mahrum kaldığı gözleniyor.

Bugün Yemen'de savaş amansız bir şekilde devam ediyor ve her gün çok sayıda Yemenli kadın, çocuk, yaşlı insanlar hayatını kaybediyor.

Bu arada üzerinde durulması gereken bir nokta BM Yemen temsilcisinin itiraf ettiği üzere Suudi Arabistan Yemen topraklarına yönelik saldırısını tam da Yemenli gruplar siyasi çözüm yolu üzerine uzlaşma noktasına geldiklerinde başlattı ki bu da Arabistan'ın Yemen'de asla barış ve huzur peşinde olmadığını gösteriyor.

Çocuklar her savaşın savunmasız masum kurbanları sayılır, nitekim günümüzde birçok iç savaşta ve bölgesel münakaşalarda çocukların geniş çapta katliama uğradıklarına şahit oluyoruz.

Bugün Yemen, Filistin ve Suriye adeta çocukların kurban kesildiği arenalara dönüşmüş bulunuyor.

Günümüzde dünyanın çocuk nüfusunun yarısı, yani bir milyarı aşkın masum çocuk şiddet, taciz ve türlü eziyetlere maruz kalıyor. Öte yandan silahlı çatışmaların ortasında kalan veya savaşlarda uygulanan katliamların ve özellikle Ortadoğu bölgesinde yürütülen vekâlet savaşlarının hedefi olan çocukların durumu daha da içler acısı bir durumdur. Gerçekte üçüncü milenyum başladığı günden beri dünyanın dört bir yanında yüz binlerce masum ve mazlum çocuğun acımasızca katlediliyor ve maalesef uluslararası camia ve uluslararası kurum ve kuruluşlar bu cinayetlerin karşısında ölümcül sessizliğini koruyor ve insan hakları ilkeleri ve insani yasaların çöküşüne seyretmekle yetiniyor.

Çocukların katliamlara maruz kalması, silahlı çatışmalarda kullanılması, sahipsizlik, maluliyet, açlık ve kıtlık, bu masum mahlûklara dayatılan cinayetlerin sadece küçük bir bölümüdür.

Evet, biraz önce de belirtildiği üzere çocuklar her savaşın savunmasız masum kurbanları sayılır, nitekim günümüzde birçok iç savaşta ve bölgesel münakaşalarda çocukların geniş çapta katliama uğradıklarına şahit oluyoruz. Bugün Yemen, Filistin ve Suriye adeta çocukların kurban kesildiği arenalara dönüşmüş bulunuyor. Ancak bu süreçte üzerinde durulması gereken nokta, devletlerin ve uluslararası anlaşmaların ve sözde insani işlerle uğraşan uluslararası kurum ve kuruluşların çocuk haklarını savunma alanında yükümlülükleri ve rolleridir. Oysa tüm bu yükümlülükler ve sorumluluklar bir avuç kirli doların karşılığında göz ardı ediliyor. Bugün maalesef bu acı gerçekle karşı karşıyayız ve çocukların haklarına tecavüz eden zalimler bazı malum devletlerin özel siyasi çıkarları yüzünden yargılanarak hak ettikleri cezayı bulmuyor ve devletler savaş sırasında başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivilleri korumaya yönelik yükümlülüklerini çok rahat bir şekilde göz ardı edebiliyor.

İnsan hakları ilkeleri ve uluslararası insani hakların temellerinden biri silahlı savaşların sırasında çocuk haklarına uymak ve bu kesimi savaştan kaynaklanan tehlikelerden ve tehditlerden korumaktır. Bu ilke kamuoyunun da doğruladığı ve uygulanması için bazı güvencelerin gerekliliğini vurguladığı bir ilkedir. Nitekim devletlerin savaşlarda çocukların katledilmesi ve özellikle askeri olarak kullanılmamaları yönündeki yükümlülükleri birçok uluslararası belgede de ifade edilmiştir. Üstelik bir kaç onyıldan beri silahlı çatışmaların sırasında çocuk haklarının ihlali, uluslararası suç sayılmaktadır. Ama maalesef günümüzde çocuklar savaşların ve silahlı çatışmaların en büyük kurban kesimini oluşturuyor. Gerçekte devletlerin çocukları silahlı çatışmalardan koruma yükümlülüğü, tamamen unutulan çok önemli bir konudur. Uluslararası camia çocukların toplumun kırılgan kesimi olduğunu ve türlü cismi ve ruhi zararlardan etkilenebileceğini kabul etmiş ve bu durumla mücadele için özel belgeler hazırlayarak onaylamıştır.

Ancak bölgede Suud rejimi iki yılı aşkın bir süredir en barbarca ve en acımasız biçimde Yemen'de başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere savunmasız sivilleri kırmakta ve bu ülkeye çok yönlü kuşatma dayatarak Yemen halkının gıda maddeleri, ilaç ve tıbbi hizmetlere ulaşmasına engel olmaktadır. BM raporlarına göre bugün Yemen halkının %82'si acil insani yardımlara muhtaçtır ve binlerce çocuk da kötü beslenmeden acı çekmektedir. UNICEF yayımladığı bildiride Yemen'de her on dakikada bir Yemenli çocuk hayatını kaybettiğini açıkladı. Bildiride Yemenli çocukların ölümüne sebep olan etkenlerin kötü beslenme, ishal ve solunum sisteminde hastalıklar olduğu belirtildi. Dünya gıda programı da Yemenli çocukların yarısından fazlasının büyüme süreci tamamen durduğunu ve başka ülkelerde yaşıtlarına kıyasla daha kısa boylu kaldıklarını ki bu da kronik kötü beslenmenin işaret olduğunu, ayrıca 7 milyon Yemenli acilen besin maddelerine muhtaç durumda olduklarını bu sorun savaşla beraber daha da şiddetlendiğini belirtti.

UNICEF geçen mart ayının sonlarına doğru yayımladığı raporunda son iki yılda Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına düzenlediği hava akınlarında en az 1546 çocuk hayatını kaybettiğini, 2450 çocuk da sakat kaldığını duyurdu.

Uluslararası af örgütü Beyrut masası araştırma Başkanı Lin Maluf da bu yılın başlarında yayımladığı açıklamasında Yemen'de savaş üç milyon insanı evini barkını bırakarak kaçmak zorunda bıraktığını, binlerce sivilin hayatı tehlikede olduğunu ve yine 18 milyon Yemenli acilen insani yardıma muhtaç olduğunu belirtti.

BM'nin Yemen temsilcisi Julian Harens de bir bildiri yayımlayarak Yemen'de ölen çocuk sayısı açıklanan rakamların çok çok üstünde olabileceğini açıkladı. BM temsilcisi genel kurulda yaptığı konuşmada Yemenli çocukların bombardımanlar yüzünden ağır bedel ödediğini vurguladı.

Arabistan'ın Mart 2015'te başlattığı savaş sonucunda Yemen'de binlerce sivil hayatını kaybetti, milyonlarca Yemenli mülteci durumuna düştü. Bu saldırılar ayrıca Yemen'in başta sağlık merkezleri olmak üzere temel altyapılarına ağır zarar verdi. Veriler şimdiye kadar binlerce Yemenli çocuğun Suud rejiminin dayattığı kuşatma ve hava akınları yüzünden hayatını kaybettiğini gösterirken, uluslararası camia Suudi canilerin cinayetleri karşısında pasif tutumunu sürdürüyor.

Arabistan 26 Mart 2015'te ABD'nin yeşil ışık yakmasının ardından Yemen topraklarına karadan ve havadan saldırı başlattı. Bu saldırılarda Yemen'in hayati altyapıları çökerken, aralarında çok sayıda kadın ve çocuğun da bulunduğu on bini aşkın sivil hayatını kaybetti.

Aslında Suud rejiminin Yemen'de başta mazlum çocuklar olmak üzere Yemenli sivilleri katletmeyi sürdürmesinde etkili olan konu, BM yetkililerinin Suud elebaşılarına karşı müsamahakâr tutumudur. Son iki yılda Yemen'de binlerce çocuk Suud rejiminin bombaları ile kana bulandı, ancak esas facia, bir avuç kirli doların Yemen milletinin mazlumiyet sesinin duyulmasını engellemesiydi. Bu bağlamda BM eski genel sekreteri Ban Ki Moon'un Arabistan'ın adını çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesinden çıkarması Suud elebaşlarını Yemen'de cinayetlerini sürdürme konusunda daha da küstahlaştırdı.

Öte yandan geçen yılın sonbahar aylarında Suudi Arabistan BM insan hakları konseyinin 14 üyesinden biri olarak üç yıllık bir dönem için seçildi. Oysa BM insan hakları gözetleme örgütü ve 80 kadar STK bir mektup yayımlayarak üye ülkelerden Suudi Arabistan'ın fahiş insan hakları ihlalleri yüzünden bu ülkenin BM insan hakları konseyine üyeliğine destek vermemelerini istemişti. Fakat sonuçta genel kurul üyeleri Arabistan'ın bu konseye üyeliğini onayladı. Bu karar dünyanın en önemli insan hakları kurumunda kirli siyaset oyunları oynandığını ve hukuk kavramları ve kriterleri hiçe sayıldığını ortaya koydu.

Arabistan 2013 yılından beri BM insan hakları konseyinde bulunuyor ve ilginçtir ki BM'nin diğer kurumlarının Yemen'de çocukların katledilmesi ile ilgili raporlarına karşın Riyad temsilcisi BM insan hakları konseyi bağımsız uzmanlar komisyonu Başkanı seçildi. Oysa BM insan hakları konseyi tüzüğünün 8. Maddesine göre konseyin herhangi bir üyesi insan hakları ihlallerini işlediğinde üyelikleri askıya alınması gerekir. Fakat bu madde de Suud rejimine destek veren Batılı devletlerin himayeleri yüzünden Arabistan hakkında uygulanmadı.

Suudi Arabistan'ın BM insan hakları konseyi üyesi seçilmesi aynı zamanda BM'nin Arabistan'ın cinayetlerini rahatça sürdürebilmesi için zemin hazırladığı anlamına geliyordu. Nitekim Suudi Arabistan bu tür desteklerin sayesinde uluslararası camiaya hesap verme korkusu yaşamaksızın cinayetlerini daha korkunç boyutlara taşıdı.

Gerçekte BM'nin dünyada çocuk hakları ihlallerinin başını çeken korsan İsrail ve Suud rejimine karşı pasif tutumu, Arabistan'ın hatta BM'nin yeni genel sekreteri döneminde de çocuk haklarını ihlal eden rejimlerin listesine alınması konusunda hiç bir güvence olmadığını, nitekim bu listeye alınsa bile petrol dolarları ve Batılı devletlerin destekleri sayesinde yeniden bu listeden çıkarılacağını ortaya koydu.

Evet, Arabistan yıllardır BM insan hakları konseyine üye olduğu halde Yemen'de cinayetlerini tüm hızıyla sürdürüyor. Nitekim bu rejimin yeniden BM insan hakları konseyinin üyesi olarak seçilmesi de BM'de kirli siyaset oyunları oynandığını ve hukuk kavramları ve kriterleri hiçe sayıldığını ortaya koydu. Gerçekte BM'nin pasif tutumu da uluslararası camianın daha uzun bir süre Suud rejiminin Yemen'de çocukları katletmesine şahit olacağını gösterdi.

Gerçi Suud rejimi Yemen topraklarına taarruzunu başlattığı ilk günlerde bir ittifak kurarak başka ülkeleri de bu cinayetine ortak etmek istedi, ancak Yemen sahasında son iki yılda yaşanan gelişmeler ve gerçekler, Suud hanedanının bu ittifakı kurmakta başarısız olduğunu gösteriyor. Nitekim Suud rejiminin de Yemen'de işlediği savaş suçları ve masum kadınları, çocukları ve sivilleri katlietmek ve milyonlarca insanı avare etmek gibi cinayetleri içeren kara karneyi tek başına taşımak zorunda kaldığı anlaşılıyor.

Evet, Yemen'de son iki yılda yaşanan şey, Suud rejiminin Batı Asya bölgesinde en yoksul Arap ülkesinin insanlarına karşı işlediği cinayettir ve bu cinayet soykırım ve beşeriyete karşı suç ve savaş suçunun en aşikar ve en bariz mısdakı sayılır. Bu arada Yemen'de ölü ve yaralı ve mülteci sayısı ile rakamlar ve ayrıca bu ülkenin tüm altyapılarının çökmesi, Suud hanedanı soykırım ve beşeriyete karşı işlediği cinayetlerden ötürü uluslararası mahkemelerde yargılanması gerektiğini ortaya koyuyor.

Beşeriyeti karşı suç, uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğünün 7. Maddesinde bu mahkemelerin ilgilendiği suçların arasında yer alıyor. Bu maddeye göre beşeriyete karşı suç, bir devletin amaçları doğrultusunda sivil nüfusa karşı işlenen organize amellerden ibarettir. Başta kadınlar ve çocuklar olmak üzere sivillerin katliamı, Yemen'de beşeriyete karşı suçun en somut mısdakıdır ve Suud rejimi tarafından işlenmektedir. Kuşkusuz soykırım veya beşeriyete karşı suçun en önemli delili, ölü ve yaralı sayısı ile ilgilidir. BM Yemen'de insani yardımlar koordinatörü Jimmy MC Goldick, Ağustos 2016 tarihinde yaptığı açıklamada Yemen'de ölü sayısı hakkında kesin verileri olmadığını itiraf etti, gerçi Yemen'de Mart 2015'ten bu yana en az 6 bin Yemenlinin öldürüldüğü tahmin ediliyor. Bazı veriler ise Yemen'de ölenlerin sayısını 10 bin olarak ifade ediyor.

Yemen'in başkenti Sana'da bulunan hukuk ve kalkınma yasal merkezi de Şubat 2017'de 700 gün savaşın sonuçları başlıklı raporunda Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına 700 gün boyunca düzenlediği saldırılarda 12 bin 41 kişi hayatını kaybettiğini, bunlardan 7063'ü erkek, 1870'i kadın ve 2568'i de çocuklardan ibaret olduğunu belirtti. Raporda ayrıca 700 gün savaşta ve Arabistan ve müttefiklerinin saldırılarında 20 bin Yemenli yaralandığını, bunlardan 15687'si erkek, 1960' kadın ve 2354'ü de çocuklardan ibaret olduğu belirtildi. Bu veriler açıkça Arabistan'ın Yemen'de soykırım suçu ve beşeriyete karşı suç işlediğini ortaya koyuyor.

Uluslararası kurum ve kuruluşların Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaş hakkında yayımladıkları raporlar, Yemen milleti insani şartlar bakımından en kötü vaziyette bulunduklarını gösteriyor ki bu da Arabistan'ın Yemen'de soykırım ve beşeriyete karşı suç işlediğinin bir başka somut delilidir. UNICEF'in Ocak 2017'de yayımladığı rapora göre Ağustos 2016'da Kuveyt'te düzenlenen Yemen müzakereleri başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik saldırıları şiddet kazandı. Bu rapora göre Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaşın sonucunda bu ülke nüfusunun %70'ine denk gelen 18,8 milyonu acil insani yardımlara muhtaç durumdadır. Bu rakamın 9,6 kadarını ise Yemenli çocuklar oluşturuyor. UNICEF raporuna göre Yemen'de 3,3 milyon çocuk ve hamile kadın en kötü beslenme şartları altında bulunuyor ki bu arada 5 yaşın altında bulunan 460 bin Yemenli çocuğun durumu daha da vahim olduğu anlaşılıyor.

Mart 2015'ten önce, yani Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaştan önce 8.44 milyon Yemenli uygun sağlık hizmetlerinden yararlanamıyordu, ancak bu rakam Suudi Arabistan'ın saldırısından sonra %67 artarak 14,1 milyona yükseldi ki bu nüfusun 8,3 milyonunu da çocuklar oluşturuyor.

Mart 2015'ten önce, yani Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaştan önce 13.4 milyon Yemenli sağlıklı içme suyundan mahrumdu, fakat bu rakam da saldırıdan sonra %44 artış kaydederek 19.3 milyona ulaştı, ki bu sayının yaklaşık 10.2 milyonunu yine çocuklar oluşturuyor. BM gıda ve tarım örgütü FAO Eylül 2016'da bir rapor yayımlayarak Yemen nüfusunun yarısına denk gelen 14,1 milyon Yemenlinin gıda maddesi güvensizliği ile karşı karşıya bulunduğunu, bu oran Arabistan'ın Yemen'e savaş dayatmasından sonra %355 artış kaydettiğini belirtti. Tüm bu şartlar uluslararası ceza mahkemesi tüzüğünün 7. Maddesinde beşeriyete karşı suç tanımlamasında belirtilen bir toplumun nüfusunun bir bölümünü yok etmek amacıyla kasıtlı olarak gıda maddeleri ve ilaçtan mahrum bırakmak tanımına uygundur.

İç savaşlarda ve yine ülkelerin arasında yaşanan savaşlarda uyulması gereken en insani kural ve kanunlardan biri, saldırıların ancak askeri hedeflere yönelik olmasıdır. 1977 birinci ek protokolü madde 52'de askeri meşru hedeflere yönelik saldırılar hakkında şu ifadeler yer alıyor:

“Saldırılar mutlaka askeri hedeflerle sınırlı olmalıdır. Askeri hedefler konumunun mahiyeti, amacı veya işlevleri itibarı ile askeri operasyonlarda etkili payı olan ve tamamen veya kısmen tahrip edilmesi, ele geçirilmesi veya işlemez hale getirilmesi yürürlükte olan zamanın şartlarına göre belli bir askeri üstünlük sayılan hedeflerdir.”

Hal böyleyken Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaşın en bariz noktası, Yemen'de sağlık ve eğitim kurumları gibi birçok sivil merkezin ve bölgenin Suud savaş uçaklarınca defalarca hedef alınmış olmasıdır. Öyle ki, Yemen'in çeşitli bölgelerinde kentsel altyapıların yaklaşık %80 kadarı tamamen yok olmuştur. Örneğin Suud savaş uçakları şimdiye kadar birçok kez Yemen'in çeşitli bölgelerinde okulları hedef aldı ki son örneği 10 Ocak 2017'de Sana'nın 9. Bölgesinde bir okulun vurulmasıydı. Bu saldırıda 8 öğrenci şehit düştü, 15 öğrenci de yaralandı.

Yine bağımsız medeni örgütlerin raporlarına göre Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına karşı başlattığı saldırıların üzerinden 600 gün geçtiği bir sırada Yemen'de 720 oku ve 120 akademik eğitim kurumu tahrip edildi ki, bu da Suudi Arabistan'ın Yemen'de sivil hedefleri vurmaya devam ettiğini gösteriyor.

İngiliz The Guardian gazetesi 16 Eylül 2016 tarihli sayısında araştırma ekibinin bulgularına dayanarak yayımladığı raporunda Suudi Arabistan'ın her üç hava akınından biri Yemen'de okul, hastane, çarşı, cami ve iktisadi mekânlar gibi sivil hedeflere yönelik olduğunu belirtti.

Suudi Arabistan Mart 2015'ten Ağustos 2016'ya kadar Yemen'e karşı tam 8600 hava akını düzenledi. Bunlardan 3577 kadarı askeri hedefleri ve 3185'i sivil hedeflere ve 1882'si de askeri veya sivil olduğu belli olmayan hedeflere yönelikti.

Dünya sağlık örgütü da Şubat 2017'de yayımladığı raporunda Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaş sonucunda bu ülkenin 274 sağlık merkezi çalışmaz hale geldiğini ve tıbbi imkânların da ancak %45 kadarı kullanılabilir durumda olduğunu belirtti.

Dünya sağlık örgütü raporda ilaç ve gıda maddeleri sıkıntısı yüzünden hastane çalışanları tüm hastalara hizmet sunamadığını vurguladı.

Dünya Bankası'nın açıkladığı verilere göre ise Yemen sadece 2015 yılında gayri safi milli hasılasının %28 kadarını kaybetti. Öyle ki 2014 yılında 43.2 milyar dolardan 2015 yılında 37.7 milyar dolara geriledi.

IMF de yayımladığı raporunda Suudi Arabistan'ın dayattığı savaş Yemen'in altyapılarına 20 milyar dolar zarar verdiğini belirtti. Tüm bu veriler Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaşın sonuçlarıdır, üstelik Yemen Batı Asya bölgesinde en yoksul Arap ülkesi sayılır.

Öte yandan beşeriyete karşı suçun en bariz mısdaklarından biri olan insanların avareliği ve mülteci durumuna düşürülmeleri ve zorla yaşadıkları yörelerden göç ettirilmeleri de Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaşta işlenen suçlardan biridir. Gerçekte her savaşın bir sonucu insanların evsiz barksız kalmaları ve evini yurdunu terk etmek zorunda kalmaları ve kendi ülkelerinde veya başka ülkelerde mülteci durumuna düşmeleridir ve bu da Arabistan'ın Yemen milletine dayattığı savaşın sonuçlarından biri sayılır.

UNICEF'in Ağustos 2015'te yayımladığı verilere göre Suudi Arabistan'ın dayattığı savaşın ilk üç ayında 1.3 milyon Yemenli evini barkını bırakarak kaçmak zorunda kaldı.

UNICEF Ocak 2017'de ise Yemen'de yaklaşık 2.22 milyon insan ülke içinde mülteci durumuna düştüğünü, bu sayının yarısını ise çocuklar oluşturduğunu açıkladı. Gerçekte Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı savaş Yemenli mülteci sayısını 77 kat arttırdı.

Kasıtlı işlenen cinayetler, insanlara cismi ve ruhi işkence uygulamak, insanların hürmetini çiğnemek ve onlara hakaret etmek ve aşağılama, sivil hedefleri kasıtlı biçimde vurmak ve tahrip etmek, hastane, altyapı tesisleri, araçlar, dini mekânlar, eğitim amaçlı binalar vesaire sivil hedefleri yok etmek, Suud rejiminin savaş suçlarının somut mısdaklarıdır.

Mazlum Yemen halkı insan haklarının en temel haklarından biri olan sağlık hakkı ve sağlık hizmetlerinden mahrum kaldığı için ölümle pençeleşiyor.

Suud rejiminin başını çektiği ittifakın Yemen topraklarına tecavüzü bu ülkede binlerce kadın ve çocuğun da aralarında bulunduğu on bine yakın masum insanın acımasızca katledilmesi ve on binlerce insanın yaralanması ve yüz binlerce ve hatta milyonlarca insanın mülteci durumuna düşmesinden başka getirisi olmamıştır. Bu saldırıların sonucunda Yemen'de sağlık merkezleri, hastaneler, ilaç ve gıda maddeleri depoları, okullar, evler ve altyapı tesislerinin %80'i tamamen yerle bir oldu ve Yemen halkı karadan, havadan ve denizden kuşatma altına alındığı için çok vahim şartlara sürüklendi.

BM Suud rejimini Yemen'de hayatını kaybeden çocukların %60 kadarının ölümünden ve sivil merkezleri bombardıman ederek yıkmaktan sorumlu tutuyor. Suud rejimi 2015 yılından beri Yemen'e karadan, havadan ve denizden kuşatma uygulayarak bu ülkeye ilaç ve gıda maddeleri ulaştırılmasına mani oluyor. Öte yandan Suud rejiminin sürekli saldırıları Yemen'de aşırı açlık ve kıtlığa yol açtığı ve milyonlarca kadın, çocuk ve yaşlı insanın açlık sınırında ölüm kalım mücadelesi vermelerine yol açtığı gözleniyor.

BM raporlarına göre hali hazırda Yemen'de en az 462 bin çocuk çok şiddetli kötü beslenme durumundan acı çekiyor. Bu rakamın 2014 yılından beri yüzde 200'lük bir artış kaydettiği ifade ediliyor. Yemen'de çocukların kötü beslenme şartlarından en çok acı çektiği eyaletler ise Hadide, Saada, Taiz ve Lahec eyaletleridir. Bu eyaletlerde çok şiddetli kötü beslenme şartlarından acı çeken çocuk sayısı vahim boyutlara ulaşmıştır. Bu arada Saada eyaletinde çocukların diğer eyaletlere nazaran daha da kötü olduğu belirtiliyor. Öyle ki bazı bölgelerinde her 10 çocuktan 8'i kronik kötü beslenmeden acı çekiyor.

Aslında Yemen Mart 2015'te Suud rejimi bu ülkeye saldırmadan önce de geniş çapta yoksulluk ve gıda maddeleri güvensizliği ve yetersiz sağlık koşulları gibi durumlarla karşı karşıyaydı. Ancak Suud rejiminin bu ülkeye saldırmasından sonra bu durum daha da vahim ve kronik boyutlara ulaştı. Şimdi Yemen halkının ancak üçte biri ilaç ve sağlık hizmetlerine ulaşabiliyor ve sağlık imkânlarının ancak yarısı kullanılabiliyor. Sağlık sektöründe çalışanlar aylardır maaş almıyor. BM Yemen işlerinde insani yardım koordinatörü Yemen'de yaşanan gelişmelere ve Suud rejiminin sürekli mazlum Yemen halkını bombardıman etmesine işaretle, bugün Yemen'de 400 bin çocuk aşırı kötü beslenme şartları ile mücadele ettiğini ve 10 milyon Yemenli vatandaş acil yardım beklediğini ifade ediyor.

Yemen halkı arasında çocukların durumu daha vahim olduğu gözleniyor. UNICEF Suud rejiminin Yemen topraklarına saldırıları sırasında yaptığı açıklamada, Yemenli çocukların musibetlerine değinerek bu kesimin bu savaşın en büyük mağdur kesimi olduğunu açıkladı. UNICEF Yemen'de iki milyon çocuk kötü beslenme şartlarından acı çektiklerini ve acil bakıma ve ilgiye muhtaç olduklarını vurguladı.

Konu ile ilgili bir açıklama yayımlayan UNICEF, Yemen'de her on dakikada bir çocuk önlenebilir hastalıkların yüzünden hayatını kaybettiğini bu hastalık kötü beslenme, ishal ve solunum sistemi iltihaplanması gibi hastalıklar olduğunu belirtti.

Yemen halkı karnını doyurmak için birçok sorunla karşılaşıyor. BM'ye bağlı gıda ve tarım örgütü FAO Yemen'de gıda maddeleri durumu hızla vahim boyutlara ulaşmakta olduğunu ve Yemen halkı kötü beslenme sorunu ile karşı karşıya geldiğini açıkladı.

UNICEF de Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik ölümcül saldırılarının ikinci yıldönümünde yayımladığı raporda Yemenli çocukların musibetlerine vurgu yaptı. Raporda, savaşın ikinci yıldönümü sonunda Yemenli çocukların bu savaş uğruna en ağır bedeli ödeyen kesim olduğu vurgulandı. Raporda ayrıca 10 milyon Yemenli vatandaşın acil insani yardıma muhtaç olduğu ve yaklaşık 2,2 milyon kişi aşırı kötü beslenmeden acı çektiği belirtildi.

UNICEF Suudi Arabistan'ın Yemen'e yönelik ölümcül saldırılarının ikinci yıldönümünde yayımladığı raporda, Yemen mezarları adsız mezarlarla dolup taştığını, çocukların ölümü raporlara yansımadığını, dünya Yemenli çocukların acılarına göz yumduğunu belirtti.

Raporda ayrıca 17 milyon Yemenli vatandaş, yani ailelerin %65 kadarı gıda maddeleri güvensizliği ile karşı karşıya bulunduğu, bu ailelerin çocuklarının ihtiyaç duyduğu besin maddelerini karşılayamadıkları vurgulandı. Raporda Yemenli ailelerin %80 kadarı çocuklarının besin maddelerini karşılamak için borçlandığı ve en az 7,3 milyon Yemenli hayatta kalabilmek için acilen gıda maddeleri yardımına muhtaç olduğu ifade edildi.

UNICEF'in raporuna göre Yemen'de eğitim süreci de şiddetin ve savaşın etkisi altında kaldı ve binlerce okul Suud rejiminin hava akınlarında yerle bir edildi. Rapora göre Yemen'de iki milyon çocuk eğitimine devam edemiyor. BM'nin Yemen'deki UNICEF temsilcisi ise bu ülkede sağlık sisteminin savaş ve iktisadi kriz yüzünden çökmesi bu ülkeyi on yıl geriye götürdüğünü, UNICEF'in son on yılda Yemen'de sağlık durumunu iyileştirmek için harcadığı emeğin boşa gittiğini belirtti.

UNICEF raporunda Yemen'de yaklaşık 3,3 milyon Yemenli vatandaşın aşırı derecede kötü beslenme şartlarından acı çektiğini, bunlardan 2,2 milyonu çocuklar olduğunu belirtti. BM Yemen temsilcisi de Yemen'de her bin çocuktan 63'ü beş yaşına gelmeden hayatını kaybettiğini, Yemen'de kötü beslenmeden acı çekenlerin sayısı 17,1 milyona ulaştığını açıkladı.

Yemen nüfusu 27,4 milyondan oluşuyor ve kötü beslenmeden acı çeken 17,1 milyonluk nüfustan yaklaşık 7,3 milyonu acilen yardım bekliyor.

UNICEF'in Yemen temsilcisi ise şöyle diyor: Dünya ülkeleri Yemen'de acı çeken milyonlarca çocuğa göz yumuyor. Bu savaş yüzünden 6,8 milyon insan açlık tehdidi ile karşı karşıya bulunuyor, çocukların psikolojik durumu korkunç boyutlara ulaştığı gözleniyor. Açlık ve kötü beslenmeden başka Yemen'de 1500 çocuk doğrudan savaş yüzünden hayatını kaybetti, 1600 çocuk da zorla askere alındı. Yemen savaşı binlerce Yemenli çocuğun ölümü ve gıda maddeleri krizinden başka sonucu olmadı. Yemen hakkında bizi kaygılandıran durum ise çocukların kronik kötü beslenmesi ve bu yüzden ölmesidir. Yemen'de 2016 yılında yaklaşık 63 bin çocuk kötü beslenme yüzünden hayatını kaybetti. Hali hazırda Yemen'de her 1000 doğumdan 63'ü ölümle sonuçlanıyor ve bu çocukların çoğu beş yaşına gelmeden hayatını kaybediyor. Bu rakamlar 2014 yılında her 1000 doğumdan 53 doğumla sınırlıydı.

Öte yanan tüm bu musibetlerin yanında havaların ısınması ile birlikte Yemen'de kolera salgını Yemen halkının sağlığını tehdit etmeye başladı. Uluslararası Kızılhaç örgütü geçen hafta Yemen'de en az 115 kişi kolera yüzünden hayatını kaybettiğini ve hastanelere kaldırılan binlerce Yemenli de bu hastalık yüzünden ölüm tehlikesi ile karşı karşıya bulunduğunu açıkladı. Uluslararası kızılhaç örgütü yetkililerinden Dominic Steellhard geçen Pazar günü başkent Sana'da düzenlediği basın toplantısında kolera hastalığı Yemen'de çok yayıldığını ve 13 ila 17 Mayıs tarihleri arasında 115 ölüm vakası rapor edildiğini belirtti. Söz konusu yetkili Yemen'de kolera salgını hakkında uyarıda bulundu.

Uluslararası Kızılhaç örgütü yetkililerinden Dominic Steellhard açıklamasının devamında, aynı dönemde Yemen'in 14 eyaletinde 8500 kolera şüphesi bulunan hasta rapor edildiğini belirtti.

Steelhard Yemen hastaneleri kolera hastalığına yakalanan hastalarla dolup taştığını, öyle ki her bir yatak için dört hasta başvuruda bulunduğunu bazı hastalar açık alanlarda ve hatta arabaları içinde yatarak tedavi gördüğünü ifade etti.

UNICEF Başkan yardımcısı da hatta Sana'nın Sab'eyn hastanesinin koridorları hastalarla dolup taştığını belirttiği açıklamasında Yemen'de kolera salgını çok ciddi boyutlara ulaştığını, hastaların durumu ise korkunç olduğunu vurguladı. Söz konusu yetkili de Yemenli vatandaşların ve özellikle her türlü sağlık hizmetinden mahrum kalan çocukların hayatının kurtarılması için acil yardım çağrısı yaptı.

Yemen'in başkenti Sana'daki Sab'eyh hastanesi Başkanı Hüseyin Haddad da yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: Durum çok kötü, sayısız çocuk kolera hastalığına yakalanmış, üstelik yeteri kadar yatağımız da yok. Bu hastalıkla mücadele için hastanede yeterli sağlık personeli de yok.

Öte yandan BM Yemen'de sadece bir kaç sağlık merkezi ayakta kaldığını ve Yemen nüfusunun üçte ikisi sağlıklı içme suyundan mahrum kaldığını açıkladı.

Dünya sağlık örgütü de Yemen'in içinde bulunduğu durumu dünyada en acil insani şartların en kötüsü ilan etti. Dünya sağlık örgütü Yemen'de 7,6 milyon Yemenli kolera hastalığına bulaştığını, şimdiye kadar 1300 kolera vakası Yemen'de rapor edildiğini açıkladı. Yemen sağlık bakanlığı sözcüsü ise bu vakaların üçte ikisi başkent Sana ile ilgili olduğunu belirtti.

Evet, kolera salgını, Yemen'e dayatılan iktisadi kuşatmanın en yeni vahim sonuçlarından biridir. Yemen milleti son günlerde savaş, katliam ve avareliğin acılarından başka şimdi de epidemik hastalıkların saldırısına uğradığı ve sağlık hizmetlerinin yokluğu yüzünden ölümle yeni bir alanda da mücadele etmek zorunda kaldıkları gözleniyor. Mazlum Yemen halkı insan haklarının en temel haklarından biri olan sağlık hakkı ve sağlık hizmetlerinden mahrum kaldığı için ölümle pençeleşiyor.

 

Suudi Arabistan'ın başını çektiği ittifakın mazlum Yemen milletine karşı acımasız saldırıları binlerce masum kadın, çocuk ve erkeğin katliam edilmesi veya avareliği ve açlık ve hastalıkların yüzünden acı çekmesi ve hayatını kaybetmesinden başka hiç bir getirisi olmamıştır. Ancak bu süreçte savunmasız Yemen halkının çektiği acılardan daha da acı veren durum, insan hakları iddiasında bulunan Batılı sahtekar devletlerin iki yüzlülüğüdür ve sırf daha fazla gelir ve kazanç elde etmek ve iktisadi ve ticari rant uğruna cani Suud hanedanının cinayet ateşine odun atmaları ve bu savaşın ateşini sürekli yanık tutmalarıdır. Kuşkusuz Ortadoğu bölgesinde sonu gelmeyen savaş motorları yakıta ihtiyacı vardır ve bu yakıt da silahtan başka bir şey değildir. Bu yüzden bugün Ortadoğu bölgesi Batılı silah satıcıları için en sıcak ve canlı piyasalardan biri olmuştur. Nitekim küresel zorba güçler de bu piyasadan daha fazla pay koparmak için birbiriyle yarışıyor ve Irak, Suriye ve Yemen gibi ülkeleri parçalama hedefini izliyor. Gerçekte son yıllarda gerginliklerin yaşandığı Ortadoğu bölgesinde daha fazla silah satma çabası bu bölgeyi iyice ısındırdığı ve bölgesel savaşların ateşini daha da alevlendirdiği anlaşılıyor.

 
Bu arada Yemen savaşı da bölgede yeni bir gerginlik alanını açtığı ve bölgenin malum Arap rejimleri batıdan satın aldıkları silahları bu alanda sergilemeye başladıkları belirtiliyor.
 
Newyork Times gazetesi Suud rejimi Yemen topraklarını bombardıman etmek için Amerika'nın F 15 savaş uçaklarını kullandığını belirtirken, BAE'nin de Yemen'i vurmak için Amerikan yapımı F16 savaş uçaklarını havalandırıyor. Ortadoğu bölgesi vekalet savaşları ve etnik çatışmalar ve ayrıca terör örgütleri ile mücadele sürecine doğru sürüklenirken, düne kadar silah depolarını ABD ve Batılı ülkelerin ürettiği silahlarla dolduran bazı ülkeler şimdi bu silahları kullanmaya başladı ve hatta Batı'ya daha fazla silah taleplerini iletmeye başladı. Kuşkusuz bu durum bir yandan Amerikan askeri sanayii için büyük bir müjde niteliği taşıyor ve öbür yandan Pentagon'un bütçe açığına ilaç gibi geliyor ve sonuçta Ortadoğu bölgesinde silah yarışını da tetikleyerek yine ABD ve Batı'nın çıkarlarına hizmet ediyor.
 
Suud rejiminin başını çektiği Arap ittifakı Yemen topraklarına saldırmaya başladığı günlerden itibaren silah denetleme örgütü Amerika ve İngiltere ve Fransa gibi ülkelerden, Suud rejiminin Yemen'de sivillere karşı işlediği cinayetlerin engellenmesi için Arabistan'a silah satmamalarını istedi. Silah ticareti konvansiyonu, üye ülkelere, satılan silahlar sivillere karşı kullanıldığı takdirde satış anlaşmasını feshetme elzemi getiriyor. Silah denetleme örgütü ayrıca bu üç ülke, yani Amerika, Fransa ve İngiltere, en kötü sahtekarlıkla suçlandıklarını açıkladı, çünkü her üç ülke silah ticaret konvansiyonunu imzaladı. Silah denetleme örgütü Başkanı Anna MC Donald geçen sene yaptığı açıklamada, söz konusu üç Batılı ülkenin şimdi 17. Ayına girdiğimiz Arabistan'a silah satışını sürdürmekle silah ticareti konvansiyonunu çiğnediklerini ve bu yüzden her gün Yemen'de sivillere karşı ölümcül silahların yarattığı yıkıma ve ölümlere şahit olduklarını belirtti.
 
İngiltere yönetimi Mart 2015'ten beri şimdiye kadar 3.3 milyar dolar değerinde savaş uçağı, bomba ve füze gibi askeri teçhizatı Suud rejimine sattı. İngiltere'nin yeni Başbakanı Teresa May'in ülkesi AB'den çekilmesinin ardından silah ihracatı üzerinde durduğu gözleniyor. Nitekim May geçenlerde de Türkiye ordusuna 100 milyon dolar değerinde savaş uçağı satışını onayladı.
 
Bu arada İngiltere'de yapılan bir anketin sonuçları, İngiltere halkının büyük bir bölümü Londra yönetiminin başka ülkelere silah satmasını onaylamadığını ortaya koydu. Ankette katılan halkın %62'si Suud rejimine silah satışını doğru bulmadığını ifade ederken, daha geniş bir manada İngiliz halkının %71'i Londra yönetiminin Suud rejimi gibi insan haklarını ihlal etmekle suçlanan Arabistan gibi rejimlere silah satmaması gerektiğini vurguladı. Yine aynı ankete katılanların %60'ı londra yönetiminin anti demokratik rejimlere silah satmaması gerektiğini ve ancak %26 kadarı Londra yönetiminin başka ülkelere silah satabileceğini düşündüğünü belirtti.
 
Öte yandan İngiltere'nin silah ihracatı ile mücadele kampanyası İngiliz Dışişleri Bakanlığından silah ihracatı ile ilgili tüm izinleri askıya almasını ve artık masum Yemen milletini bombardıman eden Suud rejimine silah satmamasını istedi.
 
Kampanya üyelerin Andore Smith bu konuda yaptığı açıklamada, Yemen'de asıl yıkımlara neden olan İngiliz savaş uçakları ve bombaları olduğunu belirtti. Smith Başbakan May ve kabinesi halkın sesine kulak vermesi ve Suud rejimi ile zehirli askeri ilişkiyi durdurması gerektiğini vurguladı.
 
Uluslararası af örgütü de bir rapor yayımladı ve Britanya yönetimini Arabistan rejimine silah sattığı ve bu rejimin de bu silahları Yemen halkını katliam etmekte kullandığını eleştirerek Britanya'nın Arabistan'a silah satışını durdurmasını istedi. Uluslararası af örgütü Londra'yı Riyad'ın işlediği savaş suçu mısdakı olan cinayetlerine ortak olma konusunda uyardı.
 
Fransa da Ortadoğu'nun sıcak silah piyasasında rakiplerinden geri kalmamaya çalışıyor.                                                                                       
 
Fransa Cumhurbaşkanı Fransuva Hollande bu çerçevede bizzat Ortadoğu bölgesine ziyaret düzenledi ve 24 adet Rafael savaş uçağının Katar'a satış anlaşmasını imza törenine katılmak üzere Doha'ya geldi. Bu anlaşmanın bedeli 7 milyar dolar olarak açıklandı ve anlaşmaya göre Fransız Daso firmasının Katar'a 24 adet Rafael savaş uçağı teslim etmesi kararlaştırıldı.
 
Almanya yönetimi de Suudi Arabistan'a silah satışına karşı çıkmasına rağmen bu cazip ticaretten vaz geçemedi. Almanya'nın Ortadoğu ülkelerine 2015 yılında yaptığı silah ihracatı yaklaşık 8.9 milyar doları buldu ki bu rakam 2014 yılına oranla tam iki kat olmuştu.
 
Gerçi Berlin yönetimi Ocak 2016 tarihinde Suudi Arabistan'a silah satışını bu rejimin aşırı insan hakları ihlalleri yüzünden askıya almıştı, fakat daha sonra dayanamadı ve Alman firmalara Arabistan'a silah satışını yeniden başlatma izni verdi.
 
Bu arada uluslararası af örgütü, tekfirci IŞİD terör örgütünün elinde olan silahların önemli bir bölümü Almanya yapımı silahlar olduğunu ifşa etti. Almanya medyası uluslararası af örgütünün yayımladığı rapora yer vererek, Almanya'nın Heckler & Koch firmasının ürettiği silahların özel olarak IŞİD terör örgütünün elinde bulunduğunu belirtti.
 
Ancak Suudi Arabistan'ın Yemen milletine karşı işlediği cinayet ve katliamın en büyük ortağı ve hamisi Amerika devletidir. Washington yönetimi 2015 yılında Suud rejimine 20 milyar dolar silah satış anlaşmasını onayladı. Britanya da aynı yılda Suud rejimine 4 milyar dolar değerinde silah satışını onayladı. Ancak Amerika'nın Arabistan'a silah satışı yeni savaş çığırtanlığı yapan Başkanı Donald Trump işbaşına gelmesinin ardından tavana ulaştı. Donald Trump ilk yurtdışı ziyaretini Suudi Arabistan'a yaptı ve Riyad ile 110 milyar dolar değerinde kesin silah anlaşması imzaladı ve ayrıca bu rakamın on yıllık bir süre içerisinde  350 milyar dolar seviyesine çıkabileceği öngörülen bir madde de ekleyerek pratikte Yemen'in masum milletine karşı savaş suçu ve beşeriyete karşı suç işleyen Suud rejimini ve bu rejimin beslediği IŞİD ve El-kaide gibi terör örgütlerinin silahlandırılmalarını güvence altına almış oldu.
 
Uluslararası af örgütünün raporlarına göre bu silahlar Suud rejimi ve müttefikleri hali hazırda Yemen topraklarına karadan ve havadan düzenlediği saldırılarda kullandığı silahlardır ve bu silahlarla asıl savaş suçu ve beşeriyete karşı suç gibi cinayetler ve insan hakları ihlalleri işlenmektedir.
 
Yemenli araştırmacı Val Magafi şöyle diyor: Bu ülkeler Yemen'de sivilleri bombardıman eden ve açlık çektirten ittifakı silahlandırıyor. Ben bizzat Yemen halkının katlanmak zorunda kaldığı sahnelere şahit oldu. Ben başkent Sana'da enkazların altından çıkarılan cenazeleri gördüm, Hecce'de hava akınında su rafinerii çevresinde bir düğünün hedef alınması sonucunda dağılan insan vücudunun parçalarını gördüm.
 
Yemenli araştırmacı Val Magafi şöyle devam ediyor:
 
Yemen halkı insani yardımlara ihtiyaç duyuyor, daha fazla bombalara değil, ancak bunun yerine Batılı ülkeler bu savaşı körüklüyor. Batılı ülkeler sivilleri bombardıman ettiğini bildikleri acımasız bir rejime yardım ediyor. Bu kelimenin tam anlamıyla bir cinayettir ve bu devletler bu cinayetin sorumluluğunu üstlenmeleri gerekir.
 
Oxfam silah denetleme bölümü Başkanı Anna Mc. Donald da bu konuda şöyle diyor: Britanya ve Fransa gibi devletler ITT'yi korumanın başında yer alan devletlerdi, ama şimdi Suudi Arabistan gibi bir rejimi dünyanın en ölümcül silahları ile donatarak insanların acılarını hafifletmek için verdikleri sözleri çiğnemekteler. Bu gerçekten mide bulandırıcı. Çünkü bu silahların Yemen'de sivil hedefleri ve yerlemiş merkezlerini vurduğunu ispat eden kesin kanıtlar vardı.
 
Silah ticareti oldukça kârlı bir ticarettir. Bu ticaret özellikle içinde huzursuzluk ve itirazların yaşandığı ülkelerde despot rejimlerin kendi halkını bastırmak için silaha ihtiyaç duyduğu için çok önemli gelir sağlayan bir ticarettir. Ve maalesef bu kazanç yüzünden Batılı devletler bu ticareti barış ve insan hakları gibi meselelere tercih etmelerine yol açmaktadır.
 
Aslında dünyada en çok silah satan ülkelerin listesine bakarak aynı devletlerin dünyada en çok insan hakları için yırtındıkları anlaşılabilir. Bu ülkelere Amerika, İngiltere, Kanada, Almanya ve Fransa'yı örnek vermek mümkün. Bu ülkeler dünya en çok insan hakları havariliği yapan ve aynı zamanda son iki yılda Arabistan'a milyarlarca dolar silah satan ülkelerdir. Arabistan da bu ülkelerden satın aldığı silahlarla Yemenli kadınları ve çocukları kırıyor ve okullarını ve hastanelerini ve altyapılarını yerle bir ediyor.

 

Suud rejiminin Yemen topraklarına karşı kararlılık fırtınası adı altında başlattığı hava akınlarını Arabistan'ın bölgeye yönelik dış politikasındaki yeni eğiliminde bir dönüm noktası olarak telakki etmek mümkün. Suudi Arabistan rejimi bölgede anti demokratik kraliyet düzeni ile yönetilen bir ülke olarak demokratik değişimlere karşı izlemeye başladığı tutum hatta Yemen krizinden önce ve Bahreyn olaylarında kendini en iyi şekilde ortaya çıkmıştı.
 
Arap inkılapları 2010 yılının sonlarına doğru Arabistan'ın siyasi rejimini iki temel tehditle karşı karşıya getirdi. İlk tehdit, Riyad'ın bölgesel müttefiklerinin devrilmesiydi ki bu da bölgedeki güç dengeleri üzerinde önemli oranda etki yaptı. Öte yandan bu gelişmeler Amerika'nın gafil avlandığı veya Suud rejiminin tabiri ile duyarsızlığına denk gelen bir dönemde yaşanıyordu. Bu parametreler yan yana gelince de yavaş yavaş Suud rejiminin dış politikasında yeni bir eğilim izlemeye doğru sevketti. Ancak yeni dış politika eğilimi önceki eğilime göre asla muhafazakarca değil, tam aksine maceracı bir eğilimdi.
 
Suud rejimi Yemen'e saldırdı ve bu ülkenin altyapı tesislerini ve sivil yerleşim merkezlerini ve ayrıca hastanelerini ve okullarını hedef alarak Yemenli mazlum kadınları, çocukları ve sivilleri katletmeye başladı. Öte yandan avarelik, yıkımlar ve bunun sonucu olarak sağlık sisteminin çökmesi ve sağlık imkanlarının yokluğu Yemen halkını ciddi krizlerle karşı karşıya getirmeye başladı ve en son kolera gibi ölümcül hastalığın salgını tankların ve topların mermilerinden kurtulan Yemenlileri sağlık imkanları yokluğu yüzünden ölüme doğru sürüklemeye başladı. Gerçekte Suud rejimi korsan İsrail rejiminin bir nevi taklidini yaparak petrol gelirini yüklü askeri alımlara yatırıyor ve aldığı silahlarla da çocukları katlediyor. Öte yandan Suud rejimi korsan İsrail'in Gazze halkına dayattığı kuşatma ile bölge halkını tedrici ölüme sürüklediği gibi Yemen'de benzer bir kuşatmayı uyguluyor. Peki ama bu savaş suçu ve soykırım cinayeti Suudi Arabistan için Ortadoğu bölgesinde ne getirmiştir, dersiniz?
 
Yemen'de Suud hanedanı ve müttefiklerinin Yemen'in siyasi gelişmelerine karşı askeri seçeneğe başvurması, Yemen'in altyapılarını çökertmesi, Yemen'in iktisadi istikrarsızlığının şiddetlendirilmesi ve bu ülkede merkezi güçlü bir yönetiminin şekillenmesinin engellenmesi, her şeyden ziyade Yemen'de terör örgütlerine büyüme ve gelişme imkanı sağlamıştır. Oysa askeri seçeneğin hiç bir zaman bölgede radikalizme karşı özellikle Amerika'nın başını çektiği ittifakın Afganistan ve Irak topraklarına saldırmasından sonra asla işe yaramadığının en somut örneğidir. Nitekim bugün bu iki ülkede terör örgütleri 11 eylül 2001 terör saldırılarından önceki döneme kıyasla çok daha güçlü hale gelmiştir. Bu yüzden Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına saldırmasının bir sonucu Yemen'de terör örgütleri ve radikalizmin yayılmasının daha da ivme kazanacağı şeklinde açıklanabilir. Nitekim hali hazırda Yemen'in güneyinde önemli bir alan El-Kaide terör örgütünün kontrolüne geçti.
 
Öte yandan bugün dünyada artık Afganistan'da El-Kaide ve Taliban gibi terör örgütlerinin türemesinde Suudi Arabistan'ın destekleri baş etken olduğunu bilmeyen yoktur. Nitekim Arabistan'ın Irak topraklarında taraftarlarını desteklemesi de sözde Irak İslamî devleti ve Suriye'de de Şam İslamî devletinin türemesine ve sonra da birleşerek IŞİD terör örgütünün ortaya çıkmasına yol açtı. Bu yüzden Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına tecavüzünün en önemli sonuçlarından biri El-Kaide ve IŞİD gibi tekfirci terör örgütlerinin Yemen'de güçlenmeleridir.
 
Gerçekte Yemen'de El-Kaide terör örgütünün ortaya çıkması ve takviye olması, Suudi Arabistan'ın Yemen'e dayattığı iki küsur yıllık saldırının en önemli sonuçlarından biridir.
 
Reuters haber ajansı Arabistan'ın başını çektiği ittifakın Yemen'e saldırması Yemen'de El-Kaide terör örgütünün türemesi ve gelişmesine yol açtığını yazdı. Haberde, Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına saldırması El-Kaide'nin iktisadi imparatorluğunun gelişmesine zemin oluşturduğu, öyle ki El-Kaide şimdiden Yemen topraklarının bir bölümü üzerinde Yemen'den bağımsız bir devlet ilan ettiği kaydedildi.
 
Ortadoğu meseleleri uzmanlarından Patrick Cockburn 17 nisan 2017 günü İngiliz Independent gazetesinde yayımladığı makalesinde şöyle yazdı: "Suudi Arabistan elebaşılığında Yemen'e karşı yürütülen savaş El-Kaide örgütüne daha çok şey kazandıracaktır. Eğer Bin Ladin hayatta olsaydı, El-Kaide'nin Yemen'in en büyük eyaletlerinden biri olan Hızrımot'a musallat olmak üzere olduğunu görmekten büyük gurur duyardı."
 
Hatta ABD savunma Bakanı Ashton Carter Suudi Arabistan'ın Yemen saldırısını El-Kaide için Yemen'de nüfuzunu arttırmak üzere bir fırsat olduğunu belirtti ve bu örgütün Yemen'de yaşanan çatışmaları fırsat bilerek kendine bazı çıkarlar sağladığını kaydetti.
 
Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusu Federica Mogherini de 6 mayıs 2016 tarihinde Çin'in başkenti Pekin'de öğrencilere hitaben yaptığı konuşmada, Yemen'de çatışmalar bu ülkede El-Kaide'nin yeniden güçlenmesine kapıları açtığını, bu süreç çok tehlikeli olduğunu, zira El-Kaide, Yemen'de iktidar boşluğunu doldurmaya çalıştığını belirtti.
 
Suudi Arabistan'ın Yemen topraklarına tecavüz etmesi hem Arabistan ve hem müttefikleri için bir takım iktisadi olumsuzluklara neden olmuştur. Yemen savaşının Arabistan ekonomisi üzerinde etkisini irdeleyen Yemen Alan internet sitesi Suud rejiminin Yemen topraklarına saldırdıktan sonra uğradığı mali hasarı şöyle değerlendirdi: "Şu ana kadar hiç kimse Suudi Arabistan'ın Yemen saldırısının bedelinden kesin rakam açıklamıyor. Bunun sebebi ise ilgili yetkililerin bu konuda kesin rakamların açıklanmasına karşı çıkmasıdır. Ancak ilk belirlemelere göre ve benzer savaşların giderleri gözetilerek Yemen savaşının bedeli Nisan 2015'in ortalarında 30 milyar dolara ulaştı ki bunun içinde 175 savaş uçağının masrafları ve yakıt bedeli ve teçhizat bedeli ve yedek parça bedeli ve 150 bin Suudi Arabistanlı askerin savaşın kapsam alanı genişleme korkusundan alarm durumunda bekletilmelerinin bedeli yer alıyor."
 
Gerçi Yemen topraklarına saldırı bir kaç ülkenin katılımı ile ve Arap ittifakı adı altında başladı, fakat Suudi Arabistan bu savaşın bedelini üstlenen esas ülkedir. Zira Arabistan kararlı fırtına operasyonunun liderlerini yürütüyor ve tek başına Yemen tecavüzünde 100 savaş uçağını devreye sokuyor. Öte yandan Arabistan'ın Yemen sınırları da askeri çatışmalara sahne oluyor ve Arabistan'ın bazı köyleri ve kentleri ve askeri üsleri hasar görüyor. Uzmanların tahminlerine göre bu sayıda savaş uçağını kullanmanın aylık bedeli en az 175 milyon dolardır. Bu arada Arabistan'ın merkez bankası konumunda olan para müessesesi Riyad yönetimi cari yılın ilk çeyreğinde  en az 25 milyar dolar döviz stoklarını çektiğini duyurdu, kuşkusuz bu ağır bedel, Suudi Arabistan ekonomisini yakında ciddi sıkıntıya sokacaktır.
 
Ancak kamuoyunda nefret duygusunu uyandırmak, belki de adil olmayan bu savaşın en önemli getirilerinden biridir. Gerçi Suudi Arabistan sözde terörle mücadele jesti ile Yemen saldırısını başlattı, fakat sahtekarlığı çok çabuk su yüzüne çıktı ve dünya camiası Suud rejiminin savaş çığırtkanlığı ve şiddet uygulamasına yönelik öfkesi tırmandı.
 
Öte yandan Suud hanedanının haremeyni şerifeyn hademeleri olarak imajının bozulması  ve İsrail gibi cani bir rejimle aynı kefeye koyulması hiç kuşkusuz Yemen savaşının bir başka sonucuydu. Suud hanedanı şimdiye kadar kendisini haremeyni şerifeyn hademesi gibi göstermek ve bu durumdan İslam dünyasında yumuşak bir güç olarak yararlanmak için çok uğraştı. Fakat şimdi Yemen savaşı gibi  yanlış bir strateji izlemesi ve masum Yemenli kadınları ve çocukları katletmesi ve bu cinayetlerin görüntülerinin tüm İslam dünyasında yayınlanması Müslümanların arasında  gerçekten 'bunlar nasıl bir hademedir ki Müslümanları savaş uçakları ile bombardıman ediyor?' Sorusunu akıllara getirdi.  Bunlar nasıl bir hademedir ki İsrail'in Gazze halkına karşı işlediği cinayetlerin aynısını Yemen halkına karşı işliyor, üstelik Yemen halkının yarısı Arabistan'ın liderliğini iddia ettiği ehli sünnet Müslümanlarından oluşuyor.
 
Gerçek şu ki Arabistan'ı bir avuç tecrübesiz genç stratejist Yemen savaşına soktu ve şimdi de Suud rejimi karşısında çok zorlu ve acı seçenekler koymuş bulunuyor. Öyle ki, şimdi önceden belirtilen hedeflere ulaşmadan bu savaştan kolay kolay da çıkamıyor. Kuşkusuz Arabistan önceden belirttiği hedeflere ulaşmadan bu savaştan çekilmesi bu ülkenin itibarına ağır darbe indirecek ve bölgesel konumunu sarsacaktır. Fakat savaşa devam etmek de aynı zamanda Suud rejimine iç arenada ve bölgesel ve küresel bazda yönetilen eleştirilere  ve özellikle savaşın bedeline bakıldığında pek akıllı gibi gelmiyor.
 
Her halükarda Suudi Arabistan rejimi Yemen topraklarına saldırmakla öyle bir bataklığa saplandı ki şimdi bu bataklıktan askeri ve stratejik açılardan onurlu bir şekilde çıkması ve aynı zamanda bölgesel ve küresel arenalarda muhtemel olumsuz yankılarını kaldırabilmesi pek zor görünüyor.

Parstoday

Kategorideki Diğer Haberler
Öne Çıkan Haberler